komşu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
komşu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2017 Cumartesi


Komsuma bir sey sormaya gitmistim, iceri cagirdi. Ekmek yapiyormus, bir yandan hamurlu ellerle kahve yapti bana. Sonra laf lafi acti, bir baktik ki biz kahve ve lafla demlenirken hamur da demlenip iki katina cikmis. Hamur coktu, "yarin cocuklar gelecek de..." dedi. "Iki kilo un, bir kilo patatesle" yaptim dedi. Sonra telefon caldi, ben de onu bahane edip eve firladim. Belli, daha isi var cünkü. 5 dk. gecmeden telefonla aradi. "Eee, Frau Hindiba, ben bu hamuru cok yapmisim, firina sigmiyor, artti, kalani size versem, hemen pisirseniz?" Ay, tatli yalana da bak sen! Firina ne kadar sigacagini bilmez mi? Ya iki partide pisirmeyi? Iste göz hakki diye bir mevzumuz oldugunu biliyor belki, veya onlarda da var. Bozuntuya vermedim, peki dedim, gidip aldim. Kalibina kadar hazirlamis, bana bi pisirmesi kaldi. Aklim yine o konu takildi. Armagan Ekonomisi Türkiye'de popüler oldugundan bu yana pek cok uygulamasi gayet iyi niyetli girisilmesine ragmen zor yürüdü veya basarisizliga ugradi. Cünkü bana kalirsa en basarili organizasyon bile vermenin ve almanin inceliklerini bilmiyorsak yürümüyor. Eskiler bu sanati iyi bilirdi. Emine Teyze ile Maria Teyze hala biliyor. Biz unuttuk. Anımsama ve uygulama zamanı... Ha, bi de, ekmek nefisti :)

26 Eylül 2017 Salı


Komsum dünyanin en büyük yaprakli adaçaylarını yetistiriyor olabilir mi?

21 Eylül 2017 Perşembe

Boş günlerimin dolu işleri



Bos günlerimin dolu isleri :)
Her sabah baştan hazırlamaktan sıkıldım, kendime a la Hindiba müsli karisimi yaptim.
A la Hindiba demek  "duyan gelmis"  veya "evde ne varsa o" demek. Müsli temeli olarak yulaf ezmesini gidip aldim, onun disindakiler evde vardi ve tüketilmeleri gerekiyordu.

Asagidan yukariya sirayla:
Yulaf ezmesi
Chia tohumu (azicik kahverengi)
Hashas tohumu (daha cok mavimsi)
Hindistan cevizi
Ögütülmüs üzüm cekirdegi (kakao gibi görünen ince tabaka, demir deposu)
Keten tohumu
Kabak cekirdegi

Üstüne günlük olarak keyfe bagli olarak badem ceviz vb, tatlandirmalik kuru üzüm gelebilir ama böyle bile lezzetli.

Chia gibi egzotikler, üzüm cekirdegi unu gibi yeni trendler icin olmazsa olmaz demiyorum. Evde vardi :) Evde niye vardi? Chiayi benim bey alip gelmis ona sormali; üzüm cekirdegi unu oglana gizliden gizliye demir takviyesi yapmak gibi talihsiz bir procenin bileseniydi, ondan.  Keten tohumuna bayiliyorum. Hamsi bilmez memleketin gurbetcisiyim. Arada canim cok hamsi cekerse bu keten tohumunu yagsiz tavada hafifce kavurup salatalara serperek yiyorum, hamsi tava yaninda marul salatasi gibi oluyor. Iste bunlar hep Omega 3.

Haa, evet kavanozu nerden aldigimi soracaksiniz tabii, biliyorum :) Koska pekmez kavanozu ya da tahin, emin degilim simdi :) Her markette var :) Tahin-pekmez yaninda bonus veriyorlar ;)

Yaaa, evet, yine supliminal eleştirel mesaj veriyorum. Böyle sevin beni :)

20 Ağustos 2017 Pazar

Yeni keşfim: kefir ayrani..

Uzun zamandir kefir tanesiyle kefir mayalamaya ara vermistim. Eskiden Türkiye'den getirirdim sonra bir noktada cok yorucu ve zahmetli oldugunu farkedip vazgecmistim. Arada bir alternatif dükkandan "kefir fermenti" aliyordum ama onlar da en fazla 20 tekrardan sonra kefir üretmiyorlar.

Derken gecen gün "ünlü" komsum bana sohbet sirasinda durup dururken "Frau Hindiba, siz kefir iciyor musunuz?" diye sordu. Aaa, icmez miyiz, bulunca iceriz tabii, hem de seve seve... Bir tanidigi cok bilinen bir Alman tibbi teknik firmasinda calisiyormus. Bu firma kefir tanesi de üretiyormus. Tanidiginin zarfla gönderdigi bu firmadan cikma taneler kısa zamanda cok büyümüs ve cogalmis, dagitacak birilerini ariyormus benim komşu. Ister misiniz? diye sordu, istemez miyiz? :)) Yine bir "birbirimize tesekkür ede ede bir hal olduk" anı yaşandı :)

Neyse, asıl anlatmak istedigim şu. Biz kefiri seviyoruz ama, taneler canli kalsin diye sürekli üretince tüketmekte bazen güclük cekiyoruz. Bu kez yaz sicaginin verdigi ilhamla yeni bir tüketim sekli kesfettim. Kefire biraz su (ve hatta bazen maden suyu), biraz da tuz ekliyorum, bir tür "kefir ayrani" yapiyorum. Ben tuzlu ayrani cok severim, bu sekil en sevdigim kefir tüketme sekli oldu son zamanlarda... E kis gelince de ekmek yapariz, kek yapariz, çaya çorbaya katarız? Tüketiriz bu kefiri biz!

Bakalım bu kez ne kadar canlı tuttabileceğiz taneleri... Kendime komsu secerken  poğaça pişirip veren, değişik mücver tarifleri ile bahçe kabağını aynı torbanın içine yerleştirip gönderen ve hatta kefir tanesi tedarik edebilenini dilememiştim. Çok şey istemek olurdu. Fakat komşum sürekli çıtayı yükseltiyor. Kendisine su kefiri aradığımı da çıtlattım ;) Kim bilir ;)

9 Nisan 2017 Pazar

tirinim


Tirinim tirinim. Komsum yeni yapraklar icin bahceye cagirmadan önce eskileri bitirme aksiyonu baslasin. Koca bir torba veya sepeti doldurup "bu kadar yeter" dedigim her seferinde amcanin "kalanlar benim isime yaramaz, ben nasilsa komposta atacagim, biz bunlari yemiyoruz " deyisine ve bunu otuz kez tekrarlamasina ve teyzenin "Michaaa! Frau Hindiba'yi rahat birak, o bilir" diyerek gözlerini devirmesine cok gülüyorum. Allahim komsularimi da ilginc yaptigin icin sükür.. .

(Instagram'dan arsive)

18 Aralık 2016 Pazar

Ah erenler...

"Komsunu kendin gibi sev"i "Cünkü komsun sensin" diye yankiladi biri bin yillar sonra.
"Düsmanini sev"i de "Cünkü düsmanin sensin" diye yankilamak mümkün mü?
Iki ayri sekilde mümkün gibi geliyor bana.

Bazen insanlar görüyorum; bir aynadaki yansimalari kadar "düsman"larina benziyorlar, öylesine aynilar. Zaten belki de o yüzden düsmanlar...

Bir aynaya bakar gibi birbirlerine bakiyorlar. Biri kendini süt gibi ak, digerini kömür karasi sayarken, öteki de kendini ak, berikini kara sayiyor.

Disaridan bakarken, kendini gri, ötekini gri, berikini gri görürken kahkahalarla aglamak istiyorsun, veya hickira hickira gülmek...

Ah erenler, ah erenler...
Kuytuda söylediniz duymadik, meydanda söylediniz dinlemedik.
Örtülü söylediniz anlamadik, asikar söylediniz baldiran icirip derinizi soyduk.
Ah erenler...

2 Ekim 2016 Pazar

Endiseye mahal yok.



Su güzel tabaklara, su güzel mevsim meyveleriyle su güzel natürmortlari cizen su güzel komsu teyzelere keske anlatabilsek. Endiseye mahal yok; daldan da düsseler, kuslar da yeseler, esek arilari da didikleseler, insan kursagina da girmese bu güzeller, endiseye mahal yok. Insanlarla kurtlar ve kuslar arasinda biz ve onlar yok, yarisma yok, catisma yok. Onlar yediginde de biz yemis gibi, biz yedigimizde de onlar yemis gibi. Iste öyle teyzeler... Hepsi nefisti, tesekkürler...


Ve bi de... Instagram'da söylemedigim bir sey daha söyleyecegim. Ayva sari, nar kirmizi, evet hepimiz biliyorduk. Ama bundan o harika siir ortasi hauki'sini cikarmak icin birinin gelip arkalarina tek bi sözcük,  "sonbahar"  eklemesi gerekti. Sanat öyle bi sey iste, sair öyle biri iste. Herkes bilir, belki herkes hisseder ama bilmez hissettigini. Sonra biri gelir hissettigini bilmekle kalmaz, söze de döker. 

Ve asil... Bazen sairler de unutabilir, veya ne bileyim belki de dizede şık durmaz. Ama sonbahar biraz da mordur, mavidir, iste su tabaktir. Onu da bazi teyzeler bilir. Alzheimer'in kiyisinda dolasan kimi teyzeler, tabagi ne zaman nerede kime verdigini unutacagini bilir, o yüzden verirken bize tembih eder, geri istedigini :) Hepimiz herseyi bilemeyiz, hepimiz herseyi animsamayabiliriz. Endiseye mahal yok.  


16 Kasım 2015 Pazartesi

Dilek Nr.2

Yetmis küsur yasindaki komsumun bazi kalp sorunlari var. Bir kac yil önce iyice ciddilestiginde kalp pili taktilar. Arada bir, bir torunun dogumgünü, mevsimlik temizlik veya buna benzer bir sebeple kendini fazla yordugunda, kalp ve pili kendilerini belli ederler. O zaman mümkün oldugunca sessiz sedasiz ve tiyatrosuz hastaneye gider. Tetkikler, kontroller yapilir, kendini iyi hisseder, geri döner. Gecenlerde yine böyle bir sebeple hastaneye gitti, tahminimizden fazla sürdü dönmesi, merak ettik. Esi "sorun yokmus, rutin kontrolleri yapiyorlar yine" dese de merak ettik. Hastaneden döndügünü tahmin ettigim, ögleye dogru kapisini calmayi düsündügüm bir sabah, camdan oglani yolcu ederken bahce kapisinin önünde dikilirken gördüm. Pembe, hos bir bluz, yakin tonlarda hos bir ceket giymis , sirtinda sirt cantasi, bir an durup gülümseyerek sokaga bakti kisaca. Sanki bütün sokagi selamlar gibi. Sonra yürüyüp gitti. Hastaneden geldiginin ertesi günü nereye gidiyor olabilir? Doktor veya eczaneden baska hicbir yer gelmedi aklima. Yine de ucuk pembe, yine de gülümseme, yine de sirt cantasi ve enerjik durus.

Bir iki gün sonra ögle saatlerinde kapisini caldim bir sebeple. "Tam ögle yemegi saati... rahatsiz ediyorsam kusura bakmayin ama..." dedim. "Ah, bosversene" dercesine elini salladi gülümseyerek ve her bir sözcügün üzerine basarak su anlama gelecek bir sey söyledi: "Kendimi rahatsiz ettirmiyorum"

Kendimi rahatsiz ettirmiyorum.
Rahatsiz olmama izin vermiyorum.
Secim hakkim var, rahatsiz olup olmamam dis bir etkene degil, bana bagli ve ben rahatsiz olmamayi seciyorum.

Komsumu rahatsiz eden, üzen seyler hic mi yok? Var. Biliyorum.
Ama bu durusu, bu tercihi hosuma gidiyor :)

Aynisindan kendime diliyorum.
Mümkünse simdi.
Onun yasina geldigimde de.
Ucuk pembe bluz ve ceket de bonusu olsun lütfen :)

27 Eylül 2015 Pazar

Kolkola dokuma

Persembe - Cuma günlerini  -büyük balkon aksiyonunu saymazsak, ki bes yilin balkon temizligiydi, sayalim bence- bu isle gecirdim. Dokuma teknikleri dersine calisiyorum :) Introduction to Weaving - 101 :) Cocugu okuldayken, felsefeden dokumaya, botanikten quantum fizigine  kendi ögreneceklerini kendi kendine ögrenen "okulsuz egitim annesi"yim :) 

Malzeme konusunda destek yine oglanin ögretmenlerinden. Bu dokuma cercevesi setini anaokulunda dokuma islerine el attiklari sira, ögretmen tavsiyesiyle almistik. Oglanin ögretmenleri olmasa benim elisi proceleri arac gerec acisindan öksüz kalirdi, halim nice olurdu :)


Cercevenin iki kenarina takilan metal cubuklar bi harika. Dokuma isinin kenarlardan ortaya dogru büzülmesini önlüyorlar. Iste bu islere iptidai kosullarda baslamanin iyi yani bu. Sonra her teknik gelisme asamasinda "aa, bu bi  harika!" deyip seviniyorsun :) Esere, eser denirse tabii, "Hindiba'nin dokuma ying-yang'i" adini verdim. Her rengin arasina baska renkli parca, desen katmaca teknigini denemek istemistim cünkü.


Yalniz bu boslugu sevmedim. Bu bosluk beni cok düsündürdü, bana cok ders oldu. Sunu düsündüm: Herkes sirtini ötekine dönüp kendi yoluna gidince olmuyor. O zaman iste böyle arada bir bosluk doguyor. Fizik kanunlari geregi her bosluk dolmak egilimindedir. Sonra o boslugu neyin veya kimin dolduracagini Allah bilir. Sonuc hic hosuna gitmeyebilir. O yüzden dönüp kendi yoluna gidecek bile olsan, önce "öteki"nin koluna bir kolunu atmadan, kolkola girmeden gitmemeli. Sonucta "öteki" kardesindir, komsundur, "your next"tir. Daima. Bu hatayi ikinci ücgende tekrarlamadim. Sonucta pembeyle, onun  icindeki beyaz ücgen arasinda böyle bir bosluk olusmadi bu yüzden.  



Fakat yine de dokumacilik zor ismis. Özellikle bitirip cerceveden cikardiktan sonraki kismi beni asti. Yok, yapamadim. Asagidaki fotograftan sonra isler sarpa sardi. O temel ipleri (cözgü iplikleri) püskül yapmayi sevmedigimi söylemistim. Onlar  arkaya edeplice nasil gizlenecek, biten dikdörtgenle ne yapilacak diye debelenirken bütün isi bozdum. Bu asamada tüm dokumacilara saygi, selam gönderdim. Hepsi büyük isler kotaran ustalar. Cin mali tisörte bile saygim artti. Benim daha kirk bilmem kac firin ekmek yemem gerek. Bu acidan cok verimli bir denemeydi :)


9 Ağustos 2015 Pazar

Komşu

Hani bi laf vardir ya Türkce'de, "selam verdim, borclu ciktim" diye.
Benim bi komsum var, kapısını çalıp selam verince, -özellikle de bu mevsim- mutlaka alacakli cikiyorum :)

26 Kasım 2014 Çarşamba

Komşunun külü

Yüzbin kere tekrar edebilirim, "Komsu komsunun külüne muhtacmis"
Dün biriken ve artik dolaplarin almadigi kavanozlara bakip, "sunlardan nasil kurtulsam" diyordum, simdi kapiya gelen komsu ayva jölesi yapacagim, kavanozun var mi diye sordu. Mutfaga davet ettim, sec begen al dedim. Ikimiz de birbirimize tesekkür ede ede bi hal olduk smile ifade simgesi Armagan ekonomisi reloaded wink ifade simgesi