- Dine Karsi Din - Ali Serati
- Arife Din Yoktur - Muhyiddin Ibni Arabi - Kevser Yesiltas
- Bir Anadolu Hümanisti - Radiy Fiş
din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Kasım 2017 Cumartesi
28 Ekim 2017 Cumartesi
Dünyayi Tani / Felsefe Tarihi - I
Erkenne die Welt - Eine Geschichte Der Philosophie / I
Richard David Precht
Epey sürdü bitirmem ama bitti



7 Eylül 2017 Perşembe
'Gerçek' kaç tane sahi?
Himm, evet...
Iste o gerçek İslam degilse, bu da gerçek Budizm degil.
Zaten gerçek Hristiyanlık'la, gerçek Musevilik'i de kol kola girmiş, tası tarağı toplamış, bi uzak diyara giderken görenler olmus.
Asıl konu şu ki, 'gerçek' dilimlere bölüp mü ağlar? Dilimlere bölüp mü sevinir?
Gerçek dilim dilim mi sever? Nefreti dilim dilim midir?
'Gerçek' kaç tane sahi?
(Bağlamı yazmaya herhalde gerek yok.
Nasıl ki bugün hep beraber biliyorsak,
yarın da hep beraber unutmus olacagiz.
Gerçek baki...)
Iste o gerçek İslam degilse, bu da gerçek Budizm degil.
Zaten gerçek Hristiyanlık'la, gerçek Musevilik'i de kol kola girmiş, tası tarağı toplamış, bi uzak diyara giderken görenler olmus.
Asıl konu şu ki, 'gerçek' dilimlere bölüp mü ağlar? Dilimlere bölüp mü sevinir?
Gerçek dilim dilim mi sever? Nefreti dilim dilim midir?
'Gerçek' kaç tane sahi?
(Bağlamı yazmaya herhalde gerek yok.
Nasıl ki bugün hep beraber biliyorsak,
yarın da hep beraber unutmus olacagiz.
Gerçek baki...)
13 Ağustos 2017 Pazar
Kur'an'da Tanrı ve İnsan
God and Man in the Qur'an - Semantics of the Qur'anic Weltanschauung
Toshihiko Izutsu
1964
Okudugum cogu kitap gibi bunun da bir ön hikayesi var. Bir arkadasimi Kur'an'da gecen kimi sözcüklerin kaynagi, kökeni, Kuran öncesi veya onun indigi dönemdeki anlamlari, kullanim sekilleri vb. üzerine taciz etmekteydim ki, careyi bana Izutsu'yu tavsiye etmekte buldu. "Izutsu da kimdir?" diye sorulacak olursa, 1914-1993 yillari arasinda yasamis Japon Islam bilimcisi, felsefeci ve dilbilimci. Erisemeyenler icin su bilgiler de Wikipedia'dan: Eski Ahit'i okuyabilmek icin Ibranice ögrenerek baslamis ise. Sonra Almanca bir ders kitabindan (demek ki bu arada Almanca da biliyor) Arapca ögrenerek devam etmis. Yaklasik ayni siralarda Rusca, eski Yunanca ve Latince ögrenmekteymis. 10 dili otodidaktik yöntemle kendisi ögrenmis. Toplamda 30 dil biliyormus. Aralarinda Türkce'nin de olmasi da olasi. Cünkü kitapta Türkce üzerinden örnekleyerek yorum yaptigi bir kac satir var. Bu paragrafi "Vay be" diyerek bitiriyoruz.
Hikaye Izutsu kitaplarinin eyalet kütüphaneler aginda bulundugunu farketmemle devam etti. Iclerinden birinin kapagina dokunabilmemin bir siparise baktigini bilmek güzel bir duyguydu :) Fakat cesitli sebeplerle bir türlü siparis edemedim. Aklimin bir kösesinde ve okunacaklar listemin üst siralarinda beklemeye devam etti Toshihiko Bey.
Sonunda Oz Büyücüsü'nü ararken listemde gözüme carpmasiyla bu kitabini da Internette .pdf formatinda buldum. Ne yazik ki .pdf formatli e-kitaplarla bir sorunum var. Ekranda beliren minicik harflerle epeyce savasarak 50. sayfasina dek eristim (ki okurken nadiren sayfa sayarim), daha sonra buldugum ara cözümle de biraz rahatlayarak bitirmeyi basardim.
Türkce'ye (eger internet arastirmam beni yaniltmiyorsa) "Kur'an'da Allah ve Insan" ve "Kur'an'da Tanri ve Insan" adlariyla iki ayri yayimevi tarafindan iki kez cevrilmis olan kitap, önsözünde de belirtildigi gibi "Kur'an'in Semantigi" gibi bir isimle ve bu bakis acisiyla da okunabilir. Fakat Kur'an'da kullanilan kimi temel kavram ve terimler (örn. Allah, takva, küfr, kafir, vahiy, nebi, hak, batil...) üzerine yogunlasirken, bir yandan da Tanri ve insan arasindaki iliskinin bu dinin kutsal kitabinda (ve dolayisiyla dinin kendisinde) hangi cercevede tanimlandigini kelimelerin kullanilmalarini analiz ederek yorumluyor. Ayrica pek cok cizim ve aciklamayla dilbilim ve özel olarak da semantik biliminin herhangi bir metni analiz ederken nasil calistigina dair de fikir veriyor.
Kitabin güzel yani, bize Kur'an'da özenle belli sekillerde ve anlamlarda kullanilmis ve artik din dilinde birer kavrama dönüsmüs sözcüklerin Kur'an öncesi hikayesini de anlatmasi. Cünkü biliyorduk ve o yüzden kimi arkadaslari taciz ediyorduk ki, bu sözcükler bu kitapla beraber ve zembille gökten Arap yarimadasina inmediler; belki baska anlamlarla, belki ince nüans farklariyla o dönemde o cografyada zaten kullanilmaktaydilar. Iste Izutsu bunlara dair -bir teknik terim olarak- "Cahiliye" (yani Islam öncesi) dönemindeki sözlü edebiyat ve siirlerden örneklerle bize hangi sözcüklerin politeistik bir kültürde baska anlamlarda kullanilirken, Kur'anla birden tartisilmaz bir monoteistik cercevede kullanilmaya baslandigini (örn. "Allah"), hangi sözcüklerin dini dünyanin disinda, nispeten dünyevi, nispeten somut anlamlarla kullanilirken Kur'an'da soyut, ruhani ve dini anlamda kullanilmaya baslandigini (örnegin "takva") gösteriyor. Bizi cesitli örneklerle 6. yy. Arap Yarimadasi'na götürüyor, sehirlerinin sokaklarinda veya cölde Bedevi cadirlarinin arasinda dolastiriyor. O toplumun o dönemdeki ruh halini sözcükler üzerinden iz sürerek anlatiyor bize. Iste böylece bir kitabin ne yazik ki -belki de böyle olmasi bilincle tercih edilerek- adeta vakumda asili kalmis cümlelerini bir cercevenin icine, bir geri planin önüne yerlestiriyor. Bizi bir tiyatro sahnesinin önüne oturtuyor adeta Izutsu; "iste bak bu "kafir", bu da "takva sahibi" diyor. Cümleleri sahiplerinin agzindan duyuyoruz. Kur'an'da yer almayan, daha önce siirlerde söylenmis cümleleri, replikleri duyuyoruz . Kur'an'in neye cevap oldugunu daha iyi anliyoruz böylece. Yüzümüzü dekora ceviriyor, "bak bu sırâtel müstakîm (dogru yol)" diyor örnegin. Bize cölde "yol"un anlamini anlatiyor. O zaman anliyoruz "yoldan sapmak" bir Arap'in dünyasinda ne demektir. Bize "ayat"in bildigimizi sandigimiz ikinci anlamina (isaretler) baska bir gözle bakmayi öneriyor. Bizi sessiz ve tepkisiz bir Tanri'nin evreninden alip; her an, her saniye bizimle konusmakta olan bir Tanri'nin evrenine savuruyor. Sevincle doluyoruz. Bize Karl Jaspers usulüyle varolusculuk örneginde oldugu gibi yeni kitaplar, üzerine düsünecek yeni fikirler veriyor Izutsu. Sükranla doluyoruz. Disarida böyle insanlar ve böyle insanlardan haberdar eden insanlar oldugu icin mutlulukla doluyoruz...
10 Temmuz 2017 Pazartesi
Vedalar, Upanişadlar, Bhagavadgita
Veden, Upanishaden, Bhagavadgita
Die drei Äste am Lebensbaum Indiens
Sri Chinmoy
Heinrich Hugendubel Verlag, 1994, 2007
Hikayesini burada uzun uzadiya anlatmayacagim bir sebepten kendi kendime bictigim bir görev var: Ölmeden önce mümkün olursa bütün dünya dinlerinin kutsal metinlerini okumus olmak. Ibrani dinlerde isimiz kolay; Kuran, Eski Ahit, Yeni Ahit. Asya'nin dogusuna uzandikca isler biraz zorlasiyor. Evet Taoizm denince akla Tao te Ching geliyor, ama bir de Güney Cicek Ülkesinin Gercek Kitabi var. Budizm'in kutsal kitabi ne? Buda'nin ögretisi en direk kaynagini arasak, nereden okunmali? Ayni güclük Hinduizm'de de var. Hinduist metinlere göz atacak olundugunda karsimiza üc kitap cikiyor: Tarihsel siralamayla Vedalar, Upanisadlar ve Bhagavadgita. Ben tarihsel siralamayi izleyemedim tabii. Bulabilme sirasiyla önce gayet iyi bir Türkce ceviriden Upanisadlar'i, sonra oldukca iyi bir Alman yorumcunun elinden Bhagavadgita'yi okudum. Thoreau'nun da Walden'da bahsettigi Veda'lari ise hicbir yerde bulamadigim icin bugüne dek okuyamadim. Kütüphanedeki bu kitabi ise belki bu eksikligi bir nebze giderir diyerek almistim. Kimilerine göre 20.yy'in en büyük spritüel ögretmenlerinden biri sayilan Sri Chinmoy'un agzindan alt baslikta da ifade edildigi gibi "Hint yasam agacinin üc dali" sayilan Vedalar, Upanisadlar ve Bhagavadgita yorumu. Son ikisi icin bir hatirlatma, ilki icin bir giris okumasi oldu diyelim. Epeyce not aldim. Yalniz yazarin bize Hindistan'daki kast sisteminin Bati'da nasil yanlis anlasildigi ve aslinda ne demek oldugunu anlattigi, bizi neredeyse kast sisteminin yanlis olmadigina ikna etmeye calistigi paragrafta kitaptan biraz sogudum. Okudugum bazi kitaplarda temel bir ikilemim, ciddi bir sorum var. Bu cok düsündürüyor beni. Ya da baska türlü ifade etmek gerekirse: Insan en temel dogruyu/gercegi tekrarlarken, araya yanlislarin sizmamis oldugundan daima emin olabilir mi? Eminim Sri Chinmoy'un buna mutlaka bir yaniti olurdu. Ama ben ikna olmazdim sanirim. Ve Sanirim Vedalar'i orijinal metinlerini bulup, direk öyle okusam daha iyi olacak... Elektronik filan bile olsa...
14 Nisan 2017 Cuma
Dinler Tarihi
Ali Seriati
Dinler Tarihi
Dinlerin tarihini bir de Ali Seriati'den okuyayim dedim :)
Henüz giris kisminda söyledikleri...
yaklasimi hakkinda umut vadediciydi. Sanki yine de azicik tarafli miydi tarzi? Sanirim dönemine göre yine de tarafsiz sayabiliriz. Bir de tüm hikayeye sosyolog gözüyle bakisi ilginc tabii ki...
Dili, ifade tarzi biraz alismayi gerektiriyor ama bunu normal görüyorum. Bir kere cok asina olmadigim bir kültürden (Iran - Sii) , ikincisi bize artik uzak sayilacak bir dönemden (yetmisli yillar) sesleniyor. Tartistigi bazi konular bu yüzden bizim derdimiz, bizim konumuz degil. Her söyledigine de katilamiyorum. Yine de sabirla okuyunca önemli bir seyler anlatiyor. Icerikten biraz bahsedecek olursak tarihsel diyebilecegimiz bir sirayla ilkel kabile dinlerinden basliyor, Cin dinleri, Hint dinleri, Iran'in Islam öncesi dinleri... diye gidiyor. Semavi dinleri ayrica incelemiyor, bunlara paralel tartisiyor. Arada Avrupa felsefesi ve Avrupa'da aydinlanma dönemine dair de dogulu bakisla üc bes söylüyor. Konuyla ilgilenenlerin herhalde ilgisini cekecektir...
Dinler Tarihi
Dinlerin tarihini bir de Ali Seriati'den okuyayim dedim :)
Henüz giris kisminda söyledikleri...
yaklasimi hakkinda umut vadediciydi. Sanki yine de azicik tarafli miydi tarzi? Sanirim dönemine göre yine de tarafsiz sayabiliriz. Bir de tüm hikayeye sosyolog gözüyle bakisi ilginc tabii ki...
Dili, ifade tarzi biraz alismayi gerektiriyor ama bunu normal görüyorum. Bir kere cok asina olmadigim bir kültürden (Iran - Sii) , ikincisi bize artik uzak sayilacak bir dönemden (yetmisli yillar) sesleniyor. Tartistigi bazi konular bu yüzden bizim derdimiz, bizim konumuz degil. Her söyledigine de katilamiyorum. Yine de sabirla okuyunca önemli bir seyler anlatiyor. Icerikten biraz bahsedecek olursak tarihsel diyebilecegimiz bir sirayla ilkel kabile dinlerinden basliyor, Cin dinleri, Hint dinleri, Iran'in Islam öncesi dinleri... diye gidiyor. Semavi dinleri ayrica incelemiyor, bunlara paralel tartisiyor. Arada Avrupa felsefesi ve Avrupa'da aydinlanma dönemine dair de dogulu bakisla üc bes söylüyor. Konuyla ilgilenenlerin herhalde ilgisini cekecektir...
17 Eylül 2016 Cumartesi
Kur'an, Incil ve Tevrat'in Sümer'deki Kökeni
Kur'an, Incil ve Tevrat'in Sümer'deki Kökeni
Muazzez Ilmiye Çığ
Ilginc bir konuda büyük bir hayalkirikligi. Oysa ki ne cok sey yazilabilirdi, ne cok sey ögrenebilirdik. Son tahlilde insanin Sümerliler'e "En uzaga sen gittin, en cabuk da sen döndün. Sen neymissin be abi" diyesi geliyor. Peki örnegin kadim Hint eserlerinde kaydedilmis Pisagor teoremini ne yapacagiz? Benim yarim aklim ve yarim bilgimle bile kolay cürütülebilir olmasin isterim okudugum kitabin fikirleri... Bi de mümkünse referans olarak Stern veya Spiegel dergisini vermesin isterim. Himpf.... Bi daha mi yazsa acaba Muazzez Ilmiye Çığ bu kitabi?
20 Aralık 2015 Pazar
Upanişadlar
Kitap kendi kendini anlatsin :)
Adi bu...
Konusu bu :)
"Upanishad" köken olarak "dizinin dibine oturmak" gibi bir anlama geliyormus. Ustanin dizinin dibine oturup onu dinlemek, anlamak anlaminda... Kavram olarak "gizli ögreti" demek. Upanisadlar pek cokmus. Bu kitapta en temel 13 tanesi var. Ayni anda kimi kisimlari "Manda yuva yapmis sögüt dalina, yavrusunu sinek kapmis gördün mü?" tadi veren, kimi bölümleri en güzelinden tek Tanri tasvirlerini havai fisek tadinda, böyle "bam....bam...bam" diye ardarda patlatan, kimi bölümleri inanilmaz derinlikli ve güzel, kimi kisimlarini anlayacak derinlikte kisiler olmadigimizi böyle acik net anladigimiz, diger dinlerin kimi kitaplariyla sasirtici (veya artik hic de sasirtmayan) cakismalar iceren güzel kitap.
Hinduizme, Hint kültürüne, Uzak Dogu'ya, genel olarak dinsel metinlere ilgisi meraki olanlara tavsiye olunur. Üstelik ceviri gayet iyi görünüyor, aciklamalar yerli yerinde, ne az ne cok.
29 Ekim 2015 Perşembe
Ada
Eiland (Island)
Aldoux Huxley, 1962
Aldoux Huxley "Ada"yi ömrünün son yillarinda yazmis. Piper Yayinlarindan cikmis Almanca baskisinin arka kapaginda da belirtildigi üzere "Cesur Yeni Dünya"nin pozitif yöndeki zitti. Cesur Yeni Dünya bir distopi ise, Ada ütopik bir roman.
Hikaye Ingiliz gazeteci Will Farnaby'nin bir deniz kazasindan sonra Pala adli adaya yarali olarak cikmasiyla basliyor. Pala Endonezya civarlarinda, bir milyon kadar insan yasayan tropik bir ada. Bagimsiz bir devlet. Kendine göre kanunu, hukuku, egitim sistemi, bilimi var. Adaya girisler kontrol altinda ve yabancilar ancak özel izinle girebiliyor olsa da, cikislar serbest. Isteyen gidip Ingiltere'de veya kita Avrupa'sinda okuyabiliyor. Bunu özellikle not ediyorum, cünkü bir robinsonad veya issiz ada hikayesi okuyacagimi sanmistim. Öyle degil. Palalilar 19. yüzyilin sonlarinda Ingiliz bir doktorla adanin Raca'sinin ilginc sartlar altindaki karsilasmasinin ardindan bildigimiz dünyanin sartlarini büyük ölcüde reddeden, kendine özgü bir yeryüzü cenneti, bir "ütopik uzak ülke" kuruyorlar kendilerine. Ingiliz doktor bilimden islerine yarayacak ne varsa onu alip getiriyor, Raca ruhsal acidan derin ve zengin bir adam. O taraftan alip getirilecek, ise yarar ne varsa getiriyor. Yeni Pala bu ikisinin bir bilesiminden kuruluyor. Dünyadan kopuk degiller, "disarida" olan her seyden haberdarlar ama disaridakiler gibi yasamaya istekli degiller. Bütün hikaye boyunca Huxley bize kafasindaki bu ütopik cennetin detaylarini anlatiyor aslinda. Hareket az, uzun konusmalar var. Bir fikir kitabi da olabilirdi ama Huxley kendini roman formatinda daha rahat hissediyor belki de.
Huxley'in Budizm hakkinda epey bilgi sahibi oldugu anlasiliyor. Cennet adasinda din ve genel olarak onun afyon tarafi reddedilse de, basbayagi Budizm üzerine kurulmus bir sistem var. Her noktada bütünsellik, birlik, empati, olmak vb. prensipler tekrar tekrar karsimiza cikiyor. Daha adaya ilk ciktigimiz anda bizi "Dikkat!" , "Simdi ve burada!" diye seslenen papaganlar karsiliyor.
Peki bu ütopya nereye varir? Kitaba dair her yazida bangir bangir bagirarak belirtildigi icin spoiler'e girmez. Hikayenin sonunda dis dünya gelip yok ediyor o cenneti. Ya da yok edisinin ilk adimlarina sahit oluyoruz ve sonucunu bildigimiz eski hikayelerden tahmin ediyoruz o yikiciligi. Yine de sarsici, yine de beklenmedik. Huxley sanki umutlu bir hayal kuruyor; sonra hayale kapilmaktan, o umudu duymaktan yana korkup geri cekiliyor. Yine de okunasi, üzerine düsünülesi ve umut duyulasi bir hayal :)
Ilginc bulup not aldigim kisimlar (Kitabin sonlarinda sözü gecen bir sebepten Bach'in Brandenburgisches Konzert Nr 4' ü esliginde okunabilir) :
- "Dikkat et" diye bagiriyordu dile gelmis obua. "Dikkat et!"
"Neye dikkat?" diye sordu Will, Mary Sarojini'nin verdiginden daha doyurucu bir yanit almayi umarak "Dikkat etmeye" dedi Dr. MacPhail.
"Dikkat etmeye mi dikkat?"
"Elbette"
Büyük Raca'nin Notlarindan:
- Hiçbirimizin bir baska yere varmak icin çabalaması gerekmiyor. Çünkü, aslında -keske bilseydik- hepimiz zaten oradayiz.
-Dinde tüm sözcükler kirlidir. Buda, Tanrı veya İsa’yı dillerinden düşürmeyenlerin ağızlarını
karbonatli sabunla yıkamasi gerekir.
-Olduğumu sandığım kişi ve özvarlığım – diğer bir deyişle, acı ye acının bitimi. Olduğumu sandığım kişinin çektiği acıların aşağı yukarı üçte biri kaçınılmazdır. Bu acı insan olmanın doğası gereğidir; özgürleşme peşinde koşarken doğa yasalarına bağımlı, geri döndürülmez zaman içinde, esenliğimize, tümüyle kayıtsız bir evrende yaşlılığa ye ölümün kaçınılmazlığına doğru ilerlemeye mahkum, sezgili ve bilinçli, varlıklar olmamızın bedelidir. Acıların üçte ikisiniyse kendimiz yaratırız ve evrensel açıdan bakıldığında, bunlar kesinlikle gereksizdir.
-Bize günlük güvenimizi ver ve bizi imandan kurtar Tanrim! (Güven ve iman karsilastirmasi!)
Will'in Susili, Vijaja , Dr. MacPhail ve digerleriyle ile yaptigi sohbetlerden:
- "Insan unutmayi ögrenebilir mi?"
"Mesele unutmak degil. Insanin ögrenmesi gereken animsamak ama gecmisin yükünü buna ragmen tasimamaktir."
-Iki ayri bakis acisi : Tanri , "Tamamen öteki" olarak <> Tanri, "immanent" (içkin) olarak.
"Bir toplumun Tanrıbilim kuramları o toplumda çocukların popolarının durumunu yansıtır" ( Bir toplumda cocuklarin fiziksel siddet görmesiyle teolojik bakis acisinin paralelligi üzerine baglanti kuruyor. Augustinus ve Luther'den yola cikip , Ikinci Dünya Savasi'na kadar dayak yiyen cocuk popolari üzerinden toplumbilim, tarih ve felsefe. Daha öz bir deyisle, Tanri içkinse cocugunu dövmezsin. Okunmali!)
-"Insan oraya nasil erisir?"
"Insan oraya erismez. Orasi insana gelir. Ya da daha ötesi, "orasi" gercekte buradadir."
-Deli (aptal) deliliginde (aptalliginda) israr ederse bilgelige ulasir. (Blake'den oldugunu sandigim bir alinti)
-Acaba hangisi daha iyi; akıllılar arasında bir aptal olmak mı, yoksa çılgınlar arasında
akıllı olmak mı?
-Buddha: "Size acı ve ızdırabı gösterecegim ve aci ile izdirabin sonunu..."
-Buddha'nin konusmadan cicek gösterme vaazi.
- Dr.MacPhail: "Biz burada daima ulusal ekonomimizi ve teknolojiyi insanlara uydurma yönünde karar verdik. Halki ekonomi ve teknolojiye uydurmak yönünde degil...
...
28 Ağustos 2015 Cuma
Teolojik Politik Inceleme
Theologisch-politischer Traktat
(Teolojik Politik Inceleme)
Spinoza, 1670
Her kitabin bir hikayesi var.
Yani, evet her kitap bir hikaye anlatiyor ama onu demiyorum. Her kitabin okuyanda ve onun yasaminda bir hikayesi var. En az bir hikaye diyelim... Bazen daha cok da olabilir...
Bu kitap bende cok hikayesi olanlardan. Tam olarak nerede kim önermisti animsamiyorum. Erich Fromm olabilir, emin degilim. Ama "mutlaka okunmali" dipnotuyla aklima yazdigimi iyi biliyorum. Bazi kitaplar böyledir. Bir baska kitapta lafi gecer. Yanitini aradigim önemli bir soruya yanit verdigine dair kuvvetli bir his duyarim. O zaman "mutlaka okunmali"dir. Bi hesabim daha vardi tabii. Eger bu kitabini okuyabilirsem, Spinoza'nin mantigina ve diline alisir, sonra belki "Ethica"yi da anlayabilirim diyordum :)
Bu kitaba erismem epey güc oldu. Sehir kütüphanesinde yoktu. Internette kütüphaneler agi üzerinden siparis etmeye calistim. Her seferinde organizasyonel bir soruna takildim. Sonunda sorunu kütüphaneci kadin şıp diye çözdü. Bu ülkeye geldigimden beri kütüphanecilerle baristim :) Beni Traktat'la bulusturan kütüphaneciye tesekkürü bir borc bilirim. Üstelik beni sokakta görünce de taniyor, üstelik beni adimla da taniyor. Bu sehirde iz biraktigim bir yer varsa galiba kütüphaneleri :)
Bu kitap, kabul, biraz eskiydi. Zaten 50'lerde basilmis. Galiba bir kac kütüphane gezmis. Üst kismina sanirim rafta tozlanmasin diye özel bir boya sürülmüs. Yesil, eski usul ciltli. Fontu, sayfalari, baskisi... sanki baska bir dünyadan. Dili bile eski, "Hilfe"yerine "Hülfe"... Sikayet edecek degilim. Bu toz kokusunu, bu beklemislik kokusunu, bu gizli bir cennetten cikip gelmislik halini seviyorum.
Bu kitabi yaz tatilindeki oglani sehrin o parki senin, bu parki benim gezdirirken, daha cok cimenlerde ve banklarda okudum. Agustos ayi, okul tatili , ögle sicagi, park kumu, kızgın kayak, ıssız salıncak, "anne bana bak bana, nasil tirmandim bak"... Bundan böyle ne zaman "Spinoza-Traktat" dense aklima otomatik olarak bunlar da gelecek.
Bu kitapla ben bir kez daha farkettim ki, kitap okumak bir tek basinalik, bir inziva degildir. Yazarla sürekli bir konusma halindesindir. O "gak" der, sen "Bak, bunu ben de düsünmüstüm" dersin; o "guk" der, sen "sana tesekkür ederim, buna benzer bi sey vardi zihnimde ama nasil söze dökecegimi bilemiyordum" dersin. Bazen "yok, bak o konuda katilmiyorum, bi mantik hatan var" dersin, bazen "bi dakka, bi dakka, o sonuca nasil da kolayca vardin öyle, ben anlayamadim" dersin. Hatta bir noktada Spinoza " Insan sadece görmek istediklerini gören insanlarla ne yapmali bilmem ki?" diye sorunca, benim Spinoza'nin omuzuna böyle pat pat vurup "Evet ya, ben seni cok iyi anliyorum" diyesim geldi. Fakat iste Spinoza, 1670, Hollanda... Olamazdi. Bu kitapta baska bir sey daha oldu. Aslinda her kütüphane kitabi gibi sayfa kenarina not düsmek, satir alti cizmek yasakti. Ama biri (kimbilir kim, kimbilir ne zaman) oldukca zarif bir sekilde dogru ya da önemli buldugu paragraflari yandan yandan isaretlemis, bazi satirlarin da altini cizmis. Bir süre sonra farkettim ki, hep ayni paragraflari önemsiyoruz, hep ayni satirlari begeniyoruz. Bir süre sonra yazarla diyalogdan cikti is, yazar-hic tanimadigim bi okur-ben okur arasi tri-olog'a dönüstü.
Peki niye yazmis bu kitabi Spinoza? Kendi ifadesiyle üc amaci varmis: 1) Teologlarin önyargilarini önlemek. 2) Durmadan kendisini ateistlikle suclayan halka karsi kendini savunmak 3) Felsefe yapma hakkini savunmak
Kitap 1670 basinda basilmis. Spinoza'nin kendi bastirdigi tek kitabi. Yazarin adi kitapta yer almiyor. Basan kisi aslinda Amsterdamli bir arkadasi olmasina ragmen, hayali bir yayinci adiyla Hamburg'da basilmis gibi cikiyor piyasaya. Suya ve sabuna pek dokundugu daha buradan belli.
Traktat'ta yazdiklari yeni fikirler degil: "Burada uzun zamandir ve uzun uzadiya düsünmedigim hic bir sey yazmadim" demis.
1656'da Amsterdam'daki Musevi cemaati Spinoza'yi dinden/cemaatten cikariyor. Bunun üzerine Ispanyolca kendini savunan "Apologia"yi yaziyor. Bu metin Traktat'in temeliymis. Traktat'ta sadece dinsel dogmayi elestirmiyor, Musevilik'te dinsel rasyonelizmin temsilcilerinden Maimonides'i de elestiriyor. Maimonides inancla akli, teoloji ile felsefeyi , Eski Ahit ile Aristo'yu bir araya getirme amaci gütmekteyken, Spinoza felsefenin yolunu dinden ayirmak istiyor. Ne din felsefeye hizmet etsin, ne felsefe dine diyor. Tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna... Ama sonunda ikisi de ayni noktaya ulasirsa bunda da büyük yanlislik görmüyor gibi geldi bana. Mesele o degil yani.
Traktat'i okursam Ethica'yi belki daha iyi anlarim diye umdugumu söylemistim ya, Traktat'ta Ethica'nin pantheistik söylemleri yok. Isin ilginc tarafi Traktat basildiginda Ethica aslinda ana hatlariyla ve düsünce cizgisiyle coktan hazirmis. Iki kitap arasindaki bu söylem ayriligini yüzyillar icinde Spinoza'nin ikiyüzlülügüne yoranlar da olmus, "Spinoza amacsiz kahramanliklara girecek bir kisilik degildi ki, teolojik elestiri yazarken teolojik dille konusmasi, teoloji kavramlarini kullanmasi normaldir" diye savunanlar da... Aynisini Erich Fromm da yapar. Üstelik "Semavi dinlerin tanimladigi sekliyle bir Tanri'ya inanmiyorum, bu kitapta Tanri derken de onlarin kastettiklerinden baska bir seyi anliyorum" diye acik acik da söyler Ihr werdet sein wie Gott adli kitabinda. O yüzden ne ikiyüzlülüge yormali, ne de sasirmali bence. Spinoza'nin pozisyonunu Fromm kadar acik belirtmemesi icin aralarindaki 300 yilda Avrupa köprülerinin altindan akan sular belki de yeter sebeptir.
Traktat kendi döneminde beklendigi üzere kati dindar anlayissizlikla ve fanatik tepkilerle karsilasiyor. Kiliseden de tepki aliyor, kilise yasaklanmasi icin caba harciyor hatta. Fakat Spinoza Hollanda'nin o dönemki dünyevi iktidarina yakin oldugu icin bu yasaklama cabasi iktidardan destek görmüyor. Ancak Spinoza'ya destek gösterenler ölünce bir kac baska "sapkın" kitapla beraber Traktat da yasaklaniyor. 1700'lerin basinda kitaba olan ilgi tamamen sönüp, kitap unutuluyor. Tekrar animsanmasi ancak bir kac yüzyil sonra...
Bu kitabi ben sana tavsiye edebilir miyim bilmiyorum. Teoloji, felsefe veya politikadan biriyle özel olarak ilgilenmiyorsan okumak zorunda degilsin. Zaten Spinoza da önermemis herkese. "Halki bu kitabi okumaya davet etmem, hatta bu kitabi hic ciddiye almasalar daha cok isime gelir" demis önsözünde. Bu kitabi okuman gerekip gerekmedigine sen kendin karar vermelisin. Türkce'de bir kac cevirisi var. Kolayliklar dilerim.
13 Ağustos 2015 Perşembe
31 Temmuz 2015 Cuma
Nokta vurusu
Adamcegiz zaten iki cami arasi beynamaz. Yasarken omuzlarda tasinmadigi malum. Simdi bunlari alintilamakla benim basim da göge erecek degil, orasi kesin. Öyleyse niye? Sasirtici bir nokta vurusu diye... Üstelik 345 yil öncesinden yapilan bir atisla. Dogru mu okuyorum diye dönüp bir de Türkce'sinden baktim. Evet, aynen de öyle söylüyor. Aklimizin bir kösesinde dursun da dedim, her "bre zindik, bre saygisiz, bre ..." dediklerinde "ne ilgisi var? niye böyle oluyor?" diye hop oturup hop kalkmayalim, iste bunca senelik huyumuzmus, bilenler biliyor, biz de bilelim de serin duralim istedim. Iste böyle...
Almanca alinti "Um solchem Übel..." den paragraf sonuna kadar, Türkce alinti "Bu nedenle dinin..." den paragraf sonuna kadar...
27 Temmuz 2015 Pazartesi
Kalbin Sirlari
Abgründe des Herzens, Halil Cibran'in Kalbin Sirlari ( Secrets of the Hearth) adli kitabindan secme hikayelerden olusuyor. 1983, Walter Verlag basimi. 7 hikaye var icinde.
Kölelik'i büyük ölcüde paylastim. Seytan, yolda ölmek üzere olan seytanla karsilasan peder Samaan'in trajikomik öyküsü. Deli Johannes, Seytan'in devami gibi okunabilir, cok evrensel bir hikaye, gerci Johannes'i delirtemiyorlar, deli yaftasi yapistirdiklariyla kaliyorlar ama esliginde "Beni Siz Delirttiniz" de dinlenebilir. Hirsli Menekse, insanin öyküsü sanirim. Örtünün Altinda icin de bir baska acidan ayni seyi diyebiliriz. Zehirli Bal bir Agatha Christie romani da olabilirdi. Bayram Aksami anlayana bogazda bi yumruk.
Kalbin Sirlari Türkce'ye de cevrilmis. Ingilizce tam metni artik telif haklari korumasindan ciktigi icin internetten erisilebilir. Okumak icin bir engel yok, okuyun hanimlar beyler...
4 Haziran 2015 Perşembe
Moral Minds
Moral Minds
How Nature Designed Our Universal Sense of Right and Wrong
Marc D. Hauser, 2006
Eski Harvard'li Marc Hauser'in savundugu argüman basit. Noam Chomsky'nin generative grammer teorisinden destek aliyor ve diyor ki: Nasil ki insan belli dil araclarindan olusan evrensel bir dilsel "alet kutusu" ile doguyor ve bütün konustugumuz diller bu evrensel dil kurallarina dayanarak olusuyorsa, nasil ki Chomsky'nin benzetmesiyle "kollarimizin nasil büyüdügünü ögrenerek degil de kollarimiz büyüyecek sekilde tasarlanmis olarak" doguyorsak, moral (ahlak) acidan da dogru ve yanlisi takdir edebilecek beceri, arac ve icgüdülerle doguyor olabiliriz. Bu görüs gecen yüzyilin baslarina hakim olan, ahlaki becerilerin dogustan gelmeyip, sosyal cevre icinde deneyimlerle ögrenildigini, sonradan edinildigini savunan görüsün tersi.
Öte yandan insanin "öldürmeyeceksin...calmayacaksin......yalan söylemeyeceksin" gibi belli, kati ahlaksal kurallarla kodlanmis olarak dogdugunu da savunmuyor Hauser. Sadece, icimizde dogustan gelen bir yerin, bir seyin oldugunu ve o bir yer/bir seyin icine dogdugu toplumun kültürel parametreleriyle soslanarak ahlaki becerilerimizi olusturma potansiyeline sahip oldugunu ileri sürüyor.
Biraz karisik ve muglak, evet. Hauser'in kitap boyunca verdigi yüzlerce deney, arastirma vb. sonucuna ragmen hala biraz karisik. Ama böyle olmasi daha mantikli geliyor, o da bir gercek.
Hauser'in calisma sekli "yapay ahlaki ikilemler" adini tasiyor ( artificial moral dilemmas). Örnegin ünlü kontrolden cikmis tren hikayeleri: Trolley Problem . Internet üzerinden, dünyanin dört bir yanindan, her türlü milliyet, kültür, din ve cografyadan insan bu türden ikilem hikayelerine yanit vermis. (Ilgilenenler icin test burada: Moral Sense Test) . Sorulara verilen yanitlarin büyük ölcüde cografya, kültür ve dinden bagimsiz oldugu görülmüs. Hauser bunu hepimizin dogustan gelen ortak bir ahlaksal baz üstünde hareket ettiginin kaniti olarak görüyor.
Kitabin epilogunda söylediklerinin her seyden önemli oldugunu düsünüyorum, kitabin gerisi uzun bir arastirma sürecinin ilk adimlari olarak okunabilir belki: " Ahlaki din ile esitlemek yaygin olsa da, bu en az iki acidan yanlistir: Birincisi, dini inanci olmayanlarin ahlaki dogru ve yanlislari anlayabilmekten uzak oldugu ve ikincisi dini inanca sahip olanlarin ateist ve agnostiklerden daha erdemli oldugu yanlis varsayimini gerektirir. Ahlak yargilari hakkinda pek cok kültürde yapilan calismalara göre, ateist ve agnostikler ahlaki acidan izin verilen ve yasaklanmis eylemleri ayirt etme becerisine tamamen sahiptir. Daha da önemlisi, Museviler, Katolikler, Protestanlar, Sihler, Müslümanlar, ateistler ve agnostikler deney ortaminda ayni yargilara varmakta ve ayni tutarsizlik veya yetersizlik derecelerini göstermektedirler."
Bu da kitabin son cümlesi: "Evrensel bir ahlaki grammeri paylastigimiz ve dogumdan itibaren dünyanin tüm moral sistemlerini kazanabilecegimiz gercegini göz önüne almak bize bir rahatlama hissi, bir birbirimizi belki de anlayabilecegimiz hissi saglamalidir."
Evet özellikle moral psikolojisi ve felsefesini bilmeyen biri olarak kitabi biraz okumasi zor buldum ama sonunda icime bir rahatlik ve huzur hissi yaydigi dogrudur :)
14 Nisan 2015 Salı
Tanri bütün dilleri bilir.
Dücane Cündioglu'nun Kuran Cevirilerinin Dünyasi ve Cengiz Özakinci'nin Dil ve Din adli kitaplarini tesadüfen ardarda okudum. Ayni konuya farkli bakis acilari var, birlikte okunasi kitaplar. Cündioglu'nun dili agir, sözlükle okunmasini tavsiye ederim. Özakinci kitabin son baskisinin ardina pek cok ilgili önsöz, makale, röportaj metni eklemis. Eski baskilarindan okunmasini tavsiye ederim.
Özetle diyorlar ki, gercege ulasmak ve inanmak icin önce anlamak gerek. Anlamak ise okudugunuz metnin iyi cevirisiyle mümkündür. Her iki kitapta da piyasadaki Kuran cevirilerinin sıkı ve bol örnekli elestirileri var. Kuran Cevirilerinin Dünyasi'ni tek bir cümleyle özetlemek gerekseydi, o cümle hangisi olurdu diye bakindim, cok emin olamadim ama sanirim su cümle yerinde bir secim olurdu: "...metin (Kuran) önce konusma dilinden yazi diline cevrilmeli, ancak daha sonra Arapca'dan baska bir dile cevirmeye tesebbüs etmelidir." . Su da fena degil : "Hicbir dil digerinden üstün degildir; sadece daha farklidir. Bu bakimdan bir dilden bir dile yapilan cevirilerde karsilasilan güclükler, dillerin birbirinden üstün olmasindan degil farkli olmasindan kaynaklanmaktadir. "
Dil ve Din'i özetleyecek cümle ise cok acik: "Tanri bütün dilleri bilir."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)