itiraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
itiraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2017 Pazar

Hindibanin ebeveynlik halleri - no. 127453



Temmuz sonu itibariyle ilkokulu bitirmis bir cocuga sahibim :) Ve gecen dört seneye, üc yillik anaokulu deneyimini de eklersek, kendimi Almanya'da (en azindan belli bir eyaletinde) (ilk)okul sistemi üzerine üc bes laf etmeye yeterli gördügümü söyleyebilirim :) Türkiye'nin seksenlerinde ilkokul okumus biri olarak da birazcik karsilastirma yapabiliyorum.

Bazi seyler cok farkli. Örnegin elisi derslerinde cinsiyet ayrimi yok. Erkekler ve kizlar bir arada kille calismakla kalmadilar, kizlar ve erkekler bir arada cekic kullanip marangozluk yaptilar ve bir arada tığ kullanmayı öğrenip sıkı iğne teknigiyle fotografta görülen eseri calistilar. Yani? Simdi hem cekic, hem de tığ kullanmayı biliyorlar, yetişkin yaşamlarında hangisini kullanmaya devam edecekleri kişisel tercihlerine bırakılmış.

Bazi seyler ise ayni :) Örnegin eli isi ögretmeni sinifta üc bes sıra örmelerinden sonra eseri eve gönderdi, bir hafta sonra 8 cm. örülmüs olarak geri getirmelerini istedi ve acikca söylemese de 8 cm.yi kimin ördügünü önemsemedigini, ebeveynin de yardim edebilecegini ima etti. Ev Ekonomisi dersinde ördügü dantel isini bitirmesi icin annesine götürmüs bir cocuk olarak hic garipsemedim, hic yabancilamadim... Yalniz bu ögretmen "ebeveyn"in yardimini ima etti dikkat, "anneniz örsün" demedi :) Anneniz önümüzdeki hafta parçacık teorisiyle ilgili çok önemli bir uluslararasi kongreye katilacagindan azicik mesgul olabilir, degil mi? Babaniz ilkokuldayken sinifin en iyi tığ kullanılanı seçilmiş olabilir, değil mi? Neyse ki yillardir kullanmaya kullanmaya unuttugum tığı son bir kac yildir tekrar kullanmaya baslamistim da, ögretmen eve elisi ödevi gönderince alnimin akiyla ciktim bu 8 cm. meselesinin icinden :)

Fotograf ayni zamanda bir itiraftir :)

Aslinda Almanya'da ilkokul sistemi üzerine edilecek daha bir araba dolusu lafim var, ama onlar da baska fotograflarin altina kalsin bakalim :)


31 Mayıs 2016 Salı

Itiraflar



Bekenntnisse, Die Weisheit des großen Kirchenvaters
Augustinus
anaconda, 2009

Augustinus baska kitaplarda kendisinden okudugum alintilar sebebiyle bir süre önce okuma listeme girmisti. Bir kac ay önce yasamini anlatan bir film izledim tesadüfen, merakim daha da artti. Aurelius Augustinus veya Hippo'lu Augustinus. 354 - 430 yillari arasinda yasamis. Ünlü "kilise babalari"ndan, Hristiyan düsünür, teolog, aziz. Roma Imparatorlugu'nda, pagan inanislardan Hiristiyanlik'a gecis döneminde Kuzey Afrika'da yasamis. Kendi ailesi de bu gecisi yansitir gibi. Babasi eski usul Roma pagan inancina sahipmis, annesi inancli bir Hristiyanmis. Bizim Augustinus epey zaman bu taraklarda bezi olmayan inancsiz ve pek dünyevi islerin pesinde bir adammis. Filme bakilirsa gercegin pesinde, bu yüzden retorik egitimi filan aliyor. O zamanki Roma sisteminde basarili ve ünlü bir avukat , bir "sözle fikir savunucu" oluyor. Ama galiba bazen sözle gercegin bulunamayacagi, hatta basbayagi carpitilabilecegi deneyimini yasiyor. Bir süre o siralarda Roma'da yine pek cok taraftar bulan  Mani dinine katilsa da, 386 yilinda Hristiyan oluyor.  

397-398'de yazdigi en ünlü kitabi "Confessiones" sanirim Türkce'ye de Itiraflar adiyla cevrilmis. Oldukca capli bir kitap aslinda. 13 ciltten olusuyor. 1-9. ciltler arasinda cocuklugundan annesinin ölümüne dek olan dönemde yasamini anlatiyor, 10. cilt kitabin kaleme alindigi sirasindaki duygu-düsünce durumunu yansitiyor, 11-13. ciltlerde Eski Ahit'teki Yaratilis hikayesini yorumluyor. Ben hepsini okumadim tabii :) Kütüphanede buldugum 96 sayfalik kücük bir derlemeydi benimki. Söze gayet hakim biri tarafindan yazilmis olmasi, bir tür otobiyografi olmasi ve kiliseyi sekillendiren önemli bir kisinin fikirlerini yansitmasi gibi sebeplerden önemli bir kaynak sayiliyor Itiraflar. Benim okudugum kadariyla akici, okurken çok sıkmıyor. Bir felsefe kitabi degil, onu belirtmek gerek. Bir inanc adaminin aklindan gecenler daha cok. Kitapta yazari Tanri'yla sürekli bir mono-diya-logda buluyoruz. Vaaz verir gibi degil, basbayagi asik bi adamin ic dökmeleri, siir okur gibi, sarki söyler gibi bazen. Örnegin, buyrun:

Ama ruhumun evi dardir. Oraya nasil tasinacaksin? Onu genislet! Yikilacak gibidir, onu yeniden insa et! Evet, gözlerine asagilayici gelecek olan oradadir. Onu senin icin hazir olsun diye kim temizleyebilir? Senden baska kime seslenebilirim?...Sen ki her seyi gören gercegin ta kendisisin.

Yasamlarin yasamisin sen ve ruhlarin ruhu; sen kendini yasarsin, sen degistirilmez olan, ki benim ruhumun yasami da sensin... Sen ki en icimde olandan daha icimdeydin ve bendeki en yüksek seyden daha yüksektin...ve senin kanunun gercektir, gercek ama bizzat sensin.

 Kitabin (en azindan benim okudugum derlemenin) yüzde doksanini Türkce'ye cevirip biraz da Arapca sözcüklerle soslarsan sokaktaki orta okuma-yazma-düsünme düzeyinden inanana kendi inanc ve kültür dünyasindan bir metin olarak "yutturmak" mümkün geldi bana. Öyle bi amacim oldugundan degil :) Ama ilginc geldi bu bana. "Dört kitabin manasi bellidir bir Elif'te" penceresinden bakarsan iyiye yorumlanabilir bu durum. Öte yandan bakarsan azicik kötüye de yorumlanabilir gibi geldi bana :) Neyse, öyle iste...

Augustinus 430 yilinda Hippo piskoposuyken sehrin kuzeyli Vandallar tarafindan kusatilip yagmalanmasi sirasinda öldürülmüs. Seyrettigim filme bakilirsa Roma'dan gönderilen yardim gemilerine önce kitaplari yüklenmis kurtulsunlar diye. Sonra bakmis ki sehrin yöneticileri Vandallara karsi ilimli davranmiyor ve sehir isgal edilecek; kitaplarini indirtmis gemiden, kurtarabildigi kadar Hippo'lu binmis gemiye. O ise sehirde kalip öldürülenlerden olmus. Kitaplar yagma ve yangindan bir sekilde kurtulmus. Gayet azizce ölmüs yani. Her kültür kendi azizlerini yaratip süsleyip püslüyor, sonra da onlardan besleniyor tabii. Bu hikayeyi ve bütün kültürlerin aziz, üst ve üstün insan hikayelerini öyle okumak gerek ;)  Gibi geliyor bana. Itiraflar'a gelince... Baska derlemelerine rastlarsam onlari da okumak niyetindeyim.


13 Ağustos 2015 Perşembe

okuyucuya not

Bi de aklima gelmisken:
ben böyle bazen tek bir harfin veya isaretin veya noktanin ya da fotograflarin arkasina sarkilar, videolar veya uzun yazilar sakliyorum sevgili okuyucu. simdiye dek farketmediysen, bundan sonrasinda gözüne  kacmasin :)
Ted Nelson hypertext'i ilk icat ettiginde herhalde tam böyle düsünmemisti uygulamasini ama bu da benim seklim iste :)

30 Kasım 2014 Pazar



Itiraf ediyorum,
Her aksam Schili adinda süzük gözlü bir kaplumbagaya iyi geceler öpücügü veriyorum.