politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Haziran 2017 Pazar
Sessiz Adimlarla Beyine
Auf leisen Sohlen ins Gehirn - Politische Sprache und ihre heimliche Macht
George Lakoff, Elisabeth Wehling
Carl-Auer, 2009
George Lakoff Kaliforniya Üniversitesi'nde görevli bir bilim adami. Uzmanlik alanini Türkce nasil tarif etsem diye düsünürken Wikipedia'da "Amerikali bilişsel dilbilimci" diye tarif edildigini gördüm. Peki, aynen aliyorum (Wikipedia hala yasakli mi bu arada?). George Lakoff''un bir baska kitabini Sanem tavsiye etmisti. Ben onu bulamayinca yine kütüphanedekiyle idare edeyim demistim. Bbu arada kendime not, baskalarina tavsiye : "Metaphors We Live By", Almanca "Leben in Metaphern" de okunacak...
Dönelim bu kitaba... Ingilizcesini bulamadigim ve Almancasinin orijinali oldugunu tahmin ettigim bu kitap, Lakoff ile Alman meslektasi Wehling arasindaki bir röportaj ama biraz da bir sohbet, bir diyalog seklinde... Lakoff uzun zamandir ABD'nde politik dili bilissel acidan analiz ediyor. Bu kitap Körfez Savasi'ndan hemen sonra yazildigi icin en canli örnekler 11 Eylül ve ardindan Körfez savasi döneminden geliyor. George Bush incilerinin derinliklerine daliyoruz. Ama genel olarak da oldukca bilgilendirici ve hatta sasirtici bir kitap.
Neden bazen benim söyledigim senin anladigin kadardir? Ben sana bir paket lokum paketleyip göndersem, sen evde actiginda icinden cikolata cikar mi? Cumhuriyetciler ve Demokratlar arasindaki temel fark nedir? Düsünmenin ne kadari bilinclidir? Dünyayi algilama ve anlama seklimizi ne belirler? Kitapta acikca yazmasa bile Obama'nin secim slogani neden "Yes, we can" ve Trump'inki neden "Amerika first" idi? Trump ABD'nin Paris Iklim Anlasmasi'ndan çıkışını ilan ederken neden kendini bu kadar hakli hissediyor? Politik dile her gün maruz kalan bizler nelere dikkat etmeliyiz? Eger yanlis animsamiyorsam dönemin Istanbul valisiydi; neden "... kizimiz teröristtir" demisti? Neden madenlerde ölen isciler birden "isci kardesimiz" olur? Neden çoban retorigi bazi ülkelerde kabul görüp, bazilarinda görmüyor? Anavatan? Devlet baba? Vaterland? Annecik Rusya? Mother India?
Ilginc...
Bundan sonra güclükle dinledigim politik konusmalari bile ilgiyle dinleyecegim.
Tavsiye...
Sanem'e tesekkürler.
5 Mart 2017 Pazar
Latin Amerika'nin Kesik Damarlari
Latin Amerika'nin Kesik Damarlari
Eduardo Galeano
Galeano'nun 1971 yilinda yayinlanan ve kimi intenet yorumcularina göre "kült olmus", kendi ifadesine göre ise "ben olsam tekrar okumazdim" dedigi kitabi. Kesfinden bu yila kadar Latin Amerika'yi sahne alarak, döne döne sömüren ve sömürülen hikayesinin anlatildigi kitap. Okuyanin sonunda basi dönüyor. Üstelik kitabin bittigi yerde hikayenin henüz bitmedigini de biliyorsun. Okurken aklima ard arda son 15 yil boyunca tanistigim Latin Amerikalilar geldi. Onlar kitabi, kitap da onlari daha iyi anlamama yardimci oldu. Neden Latin Amerika'da sabah erken kalkan darbe yapar, onu da anlar gibi oldum.
Kitabin Türkce ismi, Almanca ve Ingilizce isimlerine göre daha sert olsa da, baska nasil cevrilebilirdi, onu da bilemedim.
Bir vakit önce okudugum tek bir sözüyle kalbimde taht kuran Galeano ile bu ilk ve gecikmis tanismamdi.
24 Ocak 2016 Pazar
Siyah Kuğu
Der Schwarze Schwan. Die Macht höchst unwahrscheinlicher Ereignisse
Nassim Nicholas Taleb
Ingilizce ilk basim: The Black Swan. The Impact of Higly Improbable (2007)
Türkce basim: Siyah Kugu. Olasiliksiz Görünenin Etkisi (2008)
Dün itibariyle bu kitabi bitirdim. Daha önce ayni yazarin aforizmalarindan olusan bi kitabini okumustum. Bu ondan farkli, daha yogun, kismen teknik ve uzun bir kitap. Taleb son derece ukala, ayriksi, saldirgan, sert ve dalgaci bir yazar. Genel gecer kabul görmüs bir cok seye ve kisiye saldiriyor. Normal dagilim ve çan eğrisine, ortalamaya, regresyona, Harvard akademisyenlerine, takim elbiseli danismanlara (özellikle finans ve risk danismanlarina), politikacilara, Nobel ödülünü dagitanlara ve alanlara acimasizca saldiriyor. Fransizlarla inceden dalgasini geciyor. Acayip ama düsününce hak verilesi seyler söylüyor:
smile ifade simgesi Fransizlarla inceden dalgasini geciyor. Acayip ama düsününce cok hak verilesi seyler söylüyor: "Can egrisini cöpe atin","Beni radikal Islam teröründen cok, diyabet ve kanser endiselendiriyor", "Ortalama derinligi 1.20 m. olan ırmakta yüzmeyin", "Bin gündür sevgi ve itinayla bakilip beslenmis bir hindiyseniz rahatlamayin, tam tersine endise duyun. Belki yarin Sükran günüdür", "Platoniklik tehlikelidir","Dogrudur, kendisinde cok olana verilecek, kendisinde olmayandan alinacak" gibi ...
Siyah Kugu'nun Türkce cevirisi de var. Fakat benim okudugum Almanca'sinda olasi bir ceviri hatasina denk geldim ve kimbilir daha neler vardi dedim. Mümkünse ya Ingilizce orijinalinden okuyun ya da iyi bir cevirmenden.
Dipnot: Hayir, olayin o balerin filmiyle ilgisi yok. Evet, olayin Cygnus atratus ile ilgisi var.
28 Ağustos 2015 Cuma
Teolojik Politik Inceleme
Theologisch-politischer Traktat
(Teolojik Politik Inceleme)
Spinoza, 1670
Her kitabin bir hikayesi var.
Yani, evet her kitap bir hikaye anlatiyor ama onu demiyorum. Her kitabin okuyanda ve onun yasaminda bir hikayesi var. En az bir hikaye diyelim... Bazen daha cok da olabilir...
Bu kitap bende cok hikayesi olanlardan. Tam olarak nerede kim önermisti animsamiyorum. Erich Fromm olabilir, emin degilim. Ama "mutlaka okunmali" dipnotuyla aklima yazdigimi iyi biliyorum. Bazi kitaplar böyledir. Bir baska kitapta lafi gecer. Yanitini aradigim önemli bir soruya yanit verdigine dair kuvvetli bir his duyarim. O zaman "mutlaka okunmali"dir. Bi hesabim daha vardi tabii. Eger bu kitabini okuyabilirsem, Spinoza'nin mantigina ve diline alisir, sonra belki "Ethica"yi da anlayabilirim diyordum :)
Bu kitaba erismem epey güc oldu. Sehir kütüphanesinde yoktu. Internette kütüphaneler agi üzerinden siparis etmeye calistim. Her seferinde organizasyonel bir soruna takildim. Sonunda sorunu kütüphaneci kadin şıp diye çözdü. Bu ülkeye geldigimden beri kütüphanecilerle baristim :) Beni Traktat'la bulusturan kütüphaneciye tesekkürü bir borc bilirim. Üstelik beni sokakta görünce de taniyor, üstelik beni adimla da taniyor. Bu sehirde iz biraktigim bir yer varsa galiba kütüphaneleri :)
Bu kitap, kabul, biraz eskiydi. Zaten 50'lerde basilmis. Galiba bir kac kütüphane gezmis. Üst kismina sanirim rafta tozlanmasin diye özel bir boya sürülmüs. Yesil, eski usul ciltli. Fontu, sayfalari, baskisi... sanki baska bir dünyadan. Dili bile eski, "Hilfe"yerine "Hülfe"... Sikayet edecek degilim. Bu toz kokusunu, bu beklemislik kokusunu, bu gizli bir cennetten cikip gelmislik halini seviyorum.
Bu kitabi yaz tatilindeki oglani sehrin o parki senin, bu parki benim gezdirirken, daha cok cimenlerde ve banklarda okudum. Agustos ayi, okul tatili , ögle sicagi, park kumu, kızgın kayak, ıssız salıncak, "anne bana bak bana, nasil tirmandim bak"... Bundan böyle ne zaman "Spinoza-Traktat" dense aklima otomatik olarak bunlar da gelecek.
Bu kitapla ben bir kez daha farkettim ki, kitap okumak bir tek basinalik, bir inziva degildir. Yazarla sürekli bir konusma halindesindir. O "gak" der, sen "Bak, bunu ben de düsünmüstüm" dersin; o "guk" der, sen "sana tesekkür ederim, buna benzer bi sey vardi zihnimde ama nasil söze dökecegimi bilemiyordum" dersin. Bazen "yok, bak o konuda katilmiyorum, bi mantik hatan var" dersin, bazen "bi dakka, bi dakka, o sonuca nasil da kolayca vardin öyle, ben anlayamadim" dersin. Hatta bir noktada Spinoza " Insan sadece görmek istediklerini gören insanlarla ne yapmali bilmem ki?" diye sorunca, benim Spinoza'nin omuzuna böyle pat pat vurup "Evet ya, ben seni cok iyi anliyorum" diyesim geldi. Fakat iste Spinoza, 1670, Hollanda... Olamazdi. Bu kitapta baska bir sey daha oldu. Aslinda her kütüphane kitabi gibi sayfa kenarina not düsmek, satir alti cizmek yasakti. Ama biri (kimbilir kim, kimbilir ne zaman) oldukca zarif bir sekilde dogru ya da önemli buldugu paragraflari yandan yandan isaretlemis, bazi satirlarin da altini cizmis. Bir süre sonra farkettim ki, hep ayni paragraflari önemsiyoruz, hep ayni satirlari begeniyoruz. Bir süre sonra yazarla diyalogdan cikti is, yazar-hic tanimadigim bi okur-ben okur arasi tri-olog'a dönüstü.
Peki niye yazmis bu kitabi Spinoza? Kendi ifadesiyle üc amaci varmis: 1) Teologlarin önyargilarini önlemek. 2) Durmadan kendisini ateistlikle suclayan halka karsi kendini savunmak 3) Felsefe yapma hakkini savunmak
Kitap 1670 basinda basilmis. Spinoza'nin kendi bastirdigi tek kitabi. Yazarin adi kitapta yer almiyor. Basan kisi aslinda Amsterdamli bir arkadasi olmasina ragmen, hayali bir yayinci adiyla Hamburg'da basilmis gibi cikiyor piyasaya. Suya ve sabuna pek dokundugu daha buradan belli.
Traktat'ta yazdiklari yeni fikirler degil: "Burada uzun zamandir ve uzun uzadiya düsünmedigim hic bir sey yazmadim" demis.
1656'da Amsterdam'daki Musevi cemaati Spinoza'yi dinden/cemaatten cikariyor. Bunun üzerine Ispanyolca kendini savunan "Apologia"yi yaziyor. Bu metin Traktat'in temeliymis. Traktat'ta sadece dinsel dogmayi elestirmiyor, Musevilik'te dinsel rasyonelizmin temsilcilerinden Maimonides'i de elestiriyor. Maimonides inancla akli, teoloji ile felsefeyi , Eski Ahit ile Aristo'yu bir araya getirme amaci gütmekteyken, Spinoza felsefenin yolunu dinden ayirmak istiyor. Ne din felsefeye hizmet etsin, ne felsefe dine diyor. Tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna... Ama sonunda ikisi de ayni noktaya ulasirsa bunda da büyük yanlislik görmüyor gibi geldi bana. Mesele o degil yani.
Traktat'i okursam Ethica'yi belki daha iyi anlarim diye umdugumu söylemistim ya, Traktat'ta Ethica'nin pantheistik söylemleri yok. Isin ilginc tarafi Traktat basildiginda Ethica aslinda ana hatlariyla ve düsünce cizgisiyle coktan hazirmis. Iki kitap arasindaki bu söylem ayriligini yüzyillar icinde Spinoza'nin ikiyüzlülügüne yoranlar da olmus, "Spinoza amacsiz kahramanliklara girecek bir kisilik degildi ki, teolojik elestiri yazarken teolojik dille konusmasi, teoloji kavramlarini kullanmasi normaldir" diye savunanlar da... Aynisini Erich Fromm da yapar. Üstelik "Semavi dinlerin tanimladigi sekliyle bir Tanri'ya inanmiyorum, bu kitapta Tanri derken de onlarin kastettiklerinden baska bir seyi anliyorum" diye acik acik da söyler Ihr werdet sein wie Gott adli kitabinda. O yüzden ne ikiyüzlülüge yormali, ne de sasirmali bence. Spinoza'nin pozisyonunu Fromm kadar acik belirtmemesi icin aralarindaki 300 yilda Avrupa köprülerinin altindan akan sular belki de yeter sebeptir.
Traktat kendi döneminde beklendigi üzere kati dindar anlayissizlikla ve fanatik tepkilerle karsilasiyor. Kiliseden de tepki aliyor, kilise yasaklanmasi icin caba harciyor hatta. Fakat Spinoza Hollanda'nin o dönemki dünyevi iktidarina yakin oldugu icin bu yasaklama cabasi iktidardan destek görmüyor. Ancak Spinoza'ya destek gösterenler ölünce bir kac baska "sapkın" kitapla beraber Traktat da yasaklaniyor. 1700'lerin basinda kitaba olan ilgi tamamen sönüp, kitap unutuluyor. Tekrar animsanmasi ancak bir kac yüzyil sonra...
Bu kitabi ben sana tavsiye edebilir miyim bilmiyorum. Teoloji, felsefe veya politikadan biriyle özel olarak ilgilenmiyorsan okumak zorunda degilsin. Zaten Spinoza da önermemis herkese. "Halki bu kitabi okumaya davet etmem, hatta bu kitabi hic ciddiye almasalar daha cok isime gelir" demis önsözünde. Bu kitabi okuman gerekip gerekmedigine sen kendin karar vermelisin. Türkce'de bir kac cevirisi var. Kolayliklar dilerim.
13 Ağustos 2015 Perşembe
5 Kasım 2008 Çarşamba
Obama kazandı. Yeni başkanımız Obama. Biz seçmedik ama öyle. Antik Yunan demokrasisi gibi. Oy kullanabilen özgür ve seçkin vatandaşlar(Amerikalılar) kendilerini ve köleleri (bizi) yönetecek yeni dünya başkanını seçtiler. Dur bakalim n'olacak?
*
Anarcho-primivistler McCain'i desteklemiş. Onun, bekledikleri nükleer savaş ve yokoluşu daha çabuk getireceğine; böylece hayatta kalanların ve dünyanın bir an önce başının çaresine bakabileceğine inançları tammış. Anarcho-primivistler ne yer, ne içer? Süt içer mi? İçerse nerden alır? Çalışır mı? Sabah işe neyle gider? Kafasını toplamak için kahve içer mi? Merak ediyorum bunları. İnsan yaşayamayacağı şeyin savunucusu olmamalı...
*
Anarcho-primivistler McCain'i desteklemiş. Onun, bekledikleri nükleer savaş ve yokoluşu daha çabuk getireceğine; böylece hayatta kalanların ve dünyanın bir an önce başının çaresine bakabileceğine inançları tammış. Anarcho-primivistler ne yer, ne içer? Süt içer mi? İçerse nerden alır? Çalışır mı? Sabah işe neyle gider? Kafasını toplamak için kahve içer mi? Merak ediyorum bunları. İnsan yaşayamayacağı şeyin savunucusu olmamalı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)