orman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
orman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2017 Pazar

Orman


Der Wald, eine Entdeckungsreise
Peter Wohlleben
Heyne, 2016

Peter Wohlleben'in "Das geheime Leben de Bäume" (Agaçların Gizli Yaşamı) adli kitabini varligindan haberdar oldugumdan beri ele gecirmeye calisiyorum. Kitap burada o kadar popüler olmus olmali ki, kütüphanedeki üc kopyasi bir türlü raflara geri dönmüyor. Ben de sabirla her gittigimde kontrol ediyorum. Ayni yazarin Türkce'ye adi "Orman - Bir Kesif Gezisi" diye cevrilebilecek olan bu kitabini ise iste o kitabi araraken gördüm ve benzer bir kitap olabilecegi düsüncesiyle hemen ödünc aldim.

Peter Wohlleben bu kitaba nasil ormanci oldugunu anlatarak basliyor. 80lerde yükselen cevre bilincine paralel olarak "doga korumaci" olmak istiyormus aslinda. Bu amacla Biyoloji okumaya baslamis. Bir gün annesinin  gazetede okudugu bir duyuru ile ormancilik egitimine geciyor oradan; cünkü böylece hayalini kisa yoldan hayata gecirebilecegini saniyor. Ormanciligin Almanya'daki uygulamasinin (ki tahminen dünyanin her yerinde ayni olmali) doga korumaciligin yanindan bile gecmedigini; ormanin bir isletme, ormanicinin da onun kara odaklanan isletmecisi oldugunu anlamasi biraz zaman aliyor. Anladiginda ise en azindan kendi sorumlu oldugu ormanda bu gidisata dur demek icin yapmadigi sey kalmiyor. Kitap biraz bu maceranin hikayesi aslinda. Buna paralel olarak benim de en sevdigim agaclardan biri olan kayin üzerinden ormanda bir agac olma deneyimine dair pek cok sey anlatiyor.

Kitabin icimi biraz kararttigini itiraf etmeliyim. Ormanin ne kadar ince bir dengenin üzerine oturdugunu ve yapilan en kücük müdahalede bile nasil uzun vadeli zararlarin verildigini okuyunca, ormanciligin akillara zarar bir meslek oldugu hissi olustu icimde. Verdigi örneklerden de anlasildigi üzere bugünün pazara yönelik, asiri kara ve büyümeye odakli, yogun tarim ve hayvancilik uygulamalarindan hicbir farki yok ormanciligin. Wohlleben, tahminen ikibin yil öncesine ait Roma atli arabalarinin izlerinin ormanin zemininde hala görülebilir oldugunu ve bu alanlarda orman zemininin neredeyse geri dönülemez sekilde bozuldugunu anlatiyor bir sayfada. Diger sayfada ise bugünkü yaygin ormancilik uygulamalarinda ormana agaclari dakikalar icinde kesip, bicip, transfer edilmeye hazirlayan "harvester" denilen tonlarca agirlikta makinalarla girildigini anlatiyor. Kendi ormanina bu hatayi farkettigi andan itibaren transfer icin at arabalarindan baska bir sey sokmamis.

Ormandan kesilen 160 yillik bir kayin agacinin boslugunda bile aninda büyük bir negatif ekolojik etki olustugunu kayin agacinin döngüsünden okuyoruz ayrica kitapta. Bir büyükanne kesildiginde ve ahsap olmak üzere alinip götürüldügünde on yillardir gölgesindeki büyüyen yavrulara ne oluyor, toprakta neler neler oluyor, komsularina neler oluyor, faunada ne türden etkiler yasaniyor? Monokültür neden yanlis? Ormani parsel parsel yetistirip, parsel parsel harmanlayan bugünkü ormancilik anlayisi neden cikmaz sokak, ahsap kalitesi sebebiyle tercih edilen egzotik türlerle calismak neden büyük hayalkirikligi tek tek anlatiyor Wohlleben. Sürdürülebilirlik neden masala dönüsüyor, ormanlik alanlarda rüzgar gülleri neden büyük bir fiyasko, Almanya ormanlarindaki av hayvanlari ve avcilik gelenegi ormanlara nasil zarar verdi, bu konulara da giriyor. Bize Vietnam savasinin bir benzerinin sessiz sedasiz 70li yillarda Alman ormanlarinda vuku buldugunu, Borneo ormanlarindaki palmiye plantajlarinin bir benzerinin igne yaprakli türler ile Alman ormanlarinda coktan kurulmus oldugunu gösteriyor.  Igne yapraklilarda özel bir sorun yok; sorun Orta Avrupa iklimi icin egzotik kalmalari, aslinda Kuzey Avrupa'nin taygalarina özgü türler olduklari ve sirf ticari, ekonomik avantajlari icin 20. yy.da Orta Avrupa'da da tercih edildikleri icin... Yani yine insan müdahalesi...

Cözüm? Benim okuduklarimdan cikardigim sonuc birincisi ormana insan müdahalesini minimuma indirgemek. Özellikle ormancilik faaliyetlerini... Ormanicinin en büyük aktivitesi gözlemek, gözlemek, gözlemek olmali yazara göre. Günlük rutininin önemli bir kismi agaclari tek tek gözden gecirmekmis. Agaci kökünden tacina dek gözden gecirip degerli isaretleri okuyormus. Bu is cok yorucu oldugundan bir kerede araliksiz iki saatten fazla yap(a)miyormus.

Ama ikinci ve daha önemlisi toplumun enerji ve hammadde kaynagi olarak ormandan elini cekmesi. Sadece yerel ormanlardan degil, küresel olarak tüm ormanlardan. Yoksa yük yerel ormanlardan cekilip dünyanin baska yerlerindeki baska ormanlarin sirtina yükleniyor; fark yok. Yani tüketimin azaltilmasi temel sart. Bu konuda ayni fikirdeyiz Wohlleben ile... En temiz enerji kullanilmamis enerji cünkü. Bu konuda biz ikimiz sanirim M.Ö. 4. yy'da yasamiz bir "cagdas"imizla ayni fikirdeyiz.
  


Peki umutsuz mu yazar? Cizdigi karanlik tabloya ragmen, hayir  umutsuz degil. Amazonlarda büyük alanlarin ormansizlastirilmasi ile cangilin ortasinda ortaya cikmis büyük yasam alanlarinin sasirtici örnegini veriyor. Bu alanlar eskiden insanlarin yogun yasadigi, topragin büyük ölcüde zarar gördügü, ekolojik dengenin "balta girmemis orman" olmanin cok ötesinde bozuldugu yerler iken, doga isi ele aldiginda insan izleri silinebilmis, dünyanin akcigerleri denen ormanlar ortaya cikmis. Simdi insanin hakimiyeti tekrar ele gecirmesi ile yeniden ortaya cikiyor bu gercek. Dolayisiyla insan bilincli olarak ormandan elini cektiginde ve her seyin "yönetilmesi" gerektigi fikrinden uzaklastiginda her seyin yoluna girecegini düsünüyor.

Haa, son bir ilginc detay: Wohlleben'e göre yaygin görüsün aksine orman insanin yuvasi degil aslinda. Insanin asil yuvasi savan. Bütün duyu organlarimiz ve algi becerimiz savana ayarlanmis sekilde. Ormanin bizi öteden beri hem biraz ürkütmesi, hem biraz büyülemesi; mit ve masallarin kaynagi olmasi bu yüzdendir diyor :)



28 Eylül 2016 Çarşamba

bu kadar kalabalıkken bu kadar sessiz


Burasi ormanin susup kendisini dinlememizi tavsiye eden kösesi. Nasil yapilacagina dair bir alistirma tarifi bile vermis. Kagit mendil paketinin konuyla bir ilgisi yok, biri birakmis...


Bu, alistirma tarifine uyarak ormani dinleyen cocuk...


Bu, o sirada saga sola bakan annenin gördügü sevdiceklerden biri... Sarmas dolas, sohbet muhabbet...Gizli gizli, sessiz sedasiz...


Bu, ayni sirada iki adim ötedeki yaban elmalarina gözünü diken babanin bakis acisi. Nyam...nyam...


Fakat yine de... yine de... bazen yürüyüs sirasinda sohbeti kesip, durdugumuzda ve susup ormana baktigimizda hep ayni sey geliyor aklima. Nasil oluyor da orman bu kadar kalabalikken bu kadar sessiz olmayi basariyor? Ve biz üc insan nasil basariyoruz bu kadar gürültü yapmayi?

15 Kasım 2015 Pazar

Ders



Kendime sık sık anımsatmayınca olmuyor:
Dikkatini yikilan agaclara degil, büyümekte olan ormana ver. *
Agaclar gürültüyle yikilir, orman sessizce büyür.
Bu yüzden dikkatini sessizlige vermeyi ve kulagini sessizlige kabartmayi ögrenmelisin.
Peki nasil? 
Kendi icinde sessiz sedasiz ve sakin olmadikca, disindaki sessizligi ve sükuneti dinleyemezsin. **
Öyleyse icini sessiz tut.
Evini evrenin her zaman yeni ve temiz kalmis bir bölgesinde kur ***
ve onu temiz
ve derli toplu tut. 



Sen simdi git de, bu dersi calis azicik, hadi canim.

* Dürr
** Tolle
*** Thoreau

3 Ağustos 2015 Pazartesi

Lost

Inziva günlerinden... 
LOST
Stand still. The trees ahead and bushes beside you
Are not lost. Wherever you are is called Here,
And you must treat it as a powerful stranger,
Must ask permission to know it and be known.
The forest breathes. Listen. It answers,
I have made this place around you.
If you leave it, you may come back again, saying Here.
No two trees are the same to Raven.
No two branches are the same to Wren.
If what a tree or a bush does is lost on you,
You are surely lost. Stand still. The forest knows
Where you are. You must let it find you.
David Wagoner

28 Temmuz 2015 Salı

Sorun nerede?

Haftasonu ormana gittik. Hangi orman dersen, ne yanit verecegimi bilemiyorum. Her gidisimde biraz daha emin oluyorum ki, Heraklitos hakliydi: Ayni ormana iki kez gidemezsin.


Alerji sezonu bi gecsin, su sicak dalgasini bi atlatalim derken bu yilki ilk gidisimdi diyebilirim. Hava 
acik ama serindi.


Neredeyse hic bulut yoktu. 


Hindibalar karsiladi yolumu :)



Bi keci gecen sefer bizi kovalamisti :) Bu kez koyunlarla kecilerle samimi bakismalara girisebildik :) 


Gökyüzünde bir agacin altindan bakmak her zaman güzel. Ne agaci oldugunun ne önemi var.



Dallar türlü meyvedeydi.




Toplayip torbamiza doldurdugumuz yabani elmalardan, eriklerden kimse hesap sormadi, ücret istemedi. Yol boyunca topladiklarimizdan yedik, evden getirdiklerimiz icin yine  "ne gerek vardi" dedik.
Orman, insanligin ilk ve kadim cenneti, hesap sormadan, ücret istemeden doyuruyor, hep unutuyoruz.




Floradan bi kuple :)


Bu incecik dali cözemedim :) Gövdeye ve görebildigim kadariyla üstteki dallara bakarak agacin kayin oldugundan emin gibiyim, bu incecik dalsa bir akcaagac dalina benziyor. Güzel ördek yavrusu :) Gitmis baska agaca yerlesmis :) Sanki...



Bazi yerlerde durup ormanin sesini dinledim...



Kayin....


Bir kac yil önce siddetli bir firtinada cok hirpalandi bu orman. Simdilerde toparlaniyor. Üst kismi kesilmis kayin agacinda bir gözeden hayat fiskiriyor. 


Lale agaci. Buranin egzotiklerinden. Cok seviyorum.


Ormanda böcekler, sinekler, arilar cok aktifti bu sefer, sürekli etrafimizdaydilar. isirganlar dersen, her yerde kollarini uzatiyorlar. Ama korkuya gerek yok. Cünkü bütün patikalar böyle :) Ilk yardim kutumuz ormanin kendisi :) Sinir otlari hemen egilip elimizi uzatma mesafesinde... 


Sinir otu...


Agacta yosunlar...


Dag tas bögürtlen dolu, ama daha olmadilar...



Orman hep baska olsa da, mola yerimiz hep ayni gölün kiyisi :)



Emektar sirt cantasi, konu mankeni olarak...



Dönüs yolunda bugday tarlalari....

Bitirirken ormanda degil ama bugün sehirde okudugum bir cümleyi paylasayim: 

Ama nefes aldığımız gibi yaşarsak, alıp vererek, gelmesine ve gitmesine izin vererek, sorun nerede?* 

Yine ormana gittim, yine bir baska ormana...
Orman yine ayni ormandi bir yandan.
Yine doyuran ana, 
yine yaralara sifa,
yine sorulara cevap olsun diye sorular soran orman:
Sahi sorun nerede? 


*Kurtlarla Kosan Kadinlar, Clarissa P. Estes



20 Mayıs 2015 Çarşamba

Bir Ağaç Biyografisi



Itiraf ediyorum, bir ara okuma listemde yazari D. Suzuki olan üc adet kitap oldugunu farkedince, bu kitabi yazan D.Suzuki'nin de diger ikisini yazan D.Suzuki oldugunu sanmistim :) Birinin Daisetz, digerinin David oldugunu farkettigim an, bir aydinlanma aniydi :D

Her neyse, Der Baum, eine Biografie yine de gayet spiritüel bir kitap.  500 yil kadar yasayan bir Douglasie'nin yasam öyküsünü anlatiyor. Sadece bu tek bir Douglasie'yi anlatmiyor yalniz.  Onun üzerinden igne yaprakli agaclari, agac anatomisini, ormanlari, mantarlari, Douglasie üzerine uzmanlasmis böcekleri, kuslari, sincaplari anlatiyor. Biraz big bang , biraz evrime dokunuyor. Biraz insandan, biraz yasamdan, biraz felsefeden bahsediyor. Kisaca bir agacin etrafinda dönerek , bize bizden , bu gezegenden ve buradaki yasamdan, gecmisten, simdiden ve gelecekten bahsediyor.

Cok hos kitap. Bana biraz Alic Agaci ile Sohbetler'i , biraz Das Rätsel der grünen Rose'yi, biraz What a Plant Knows'u cagristirdi. Bitkiler ve özellikle agaclar üzerine tavsiye edilesi bir okuma. Hikaye daha cok Kuzey Amerika ormanlari üzerinde döndügü icin, Kuzey Amerika'da yasayan okuyucuyu diger kitalarda yasayanlardan daha cok cekecektir. Orijinali Ingilizce: Tree: A Life Story. Türkcesi: Keske, belki bir gün.. :)



  

26 Nisan 2015 Pazar



 'Yikilmakta olan bir agac, büyümekte olan bir ormandan daha büyük gürültü cikarir' der bir Tibet bilgelik deyisi. Algimiz "yikilan agaclar"in hükmü altinda; siddet dolu olan, hizla gelisen ve bizi tehdit eden seylerin...
Fakat yine de saskinlikla farkediyoruz ki, bütün bu yikima ragmen yeryüzünde hala yasam ve cesitlilik var. Anliyoruz ki sonunda (hedefe) ulasan "büyüyen orman"dir. Yasami ileri götüren odur; yavasca ve cesitlilikle, hic dikkat cekmeden ama direncle.

11 Mart 2015 Çarşamba

Eichendorff'tan yüz şiir





Hundert Gedichte
Joseph von Eichendorff
Aufbau Verlag, 2003

Eichendorff ile tanismamizin ilginc bir öyküsü var. Kendisiyle hic beklemedigim bir anda bir ormanin ortasinda karsilastik. Iki yil önce ormanda yaptigimiz bir yürüyüste... Esim her zamanki gibi büyük resimle, hangi rotayi izledigimizle, hangi köye yaklasik kac km. uzakta oldugumuzla mesguldü. Oglum kendi kendine binbir orman oyunundan birini icat etmekle... Ben de yürüdügümüz orman yolunun iki kiyisinda yeni, tanimadigim bir seye (bir bitki, bir tohum, bir böcek, ...) rastlar miyim diye bakiniyordum. Hic beklemedigim bir seyle karsilastim. Yosunla kapli kayaya ilistirilmis, üzerine dogru türlü orman bitkisinin egildigi bir plaket! Merakla yaklasip, üzerinde ne yazdigini okudum.

Bir siirdi! :


Anadildeki güzelligiyle cevirmek imkansiz, hele benim icin. Ama yaklasik olarak  dogru eylem, sevgi ve insana siginak olan seyden bahseden, ormanda yazili sessiz ve ciddi bir sözden bahsettigini söyleyebilirim :) 

Bursa'dan Gemlik'e dogru giderken karayolu belli bir yerde keskin bir dönüs yapar ve birden deniz serilir insanin ayaklarina. Sasirtici bir andir. Ve tam orada, karayolunun tam o noktasinda, yol kenarinda  (eger hala duruyorsa) bir tabela üzerinde sunlar yazilidir: "Gemlik'e dogru, denizi göreceksin, sakin şaşırma!" 

Bir siirin dünya üzerinde her yerden cok yakistigi iki yer biliyorum. Biri bir Orhan Veli siiri icin Gemlik girisi, digeri bir Eichendorff siiri icin bir ormanin kuytu kalbidir :)

Eichendorff'la ilk böyle tanistim.

Ikinci tanismam da iste planli ve daha uzun bir sekilde bu kitapla oldu. Kendisi Goethe'den sonra en cok okunan ikinci Alman sairiymis. Romantik akima dahil ediyorlarsa da, bundan kendisi pek hosnut degilmis. Ben de ayni fikirdeyim; ormandan, agaclardan, dogadan bahsediyor diye insan neden romantik olsun ki?

Sadece bunlardan degil... Sabah sessizligine gömülmüs sisli vadilerden, tarla kuslarindan, bülbüllerden, yaz geceleri yapilan orman yürüyüslerinden, mehtapli gecelerden, ihlamurdan, bahardan, yasama sevincinden, günesin altinda parlayan tarlalardan, yildizli gökten, kar altindaki düzlüklerden, sicak yaz öglelerinde saclarini suya uzatmis sögütlerden, ormandaki geyiklerden ve avci borazanlarindan, gül ile isirgan otundan, tepede sessizce hisirdayan agaclardan ve  bunun gibi bir milyon seyden bahsediyor Eichendorff. Insana nerde gecmis olursa olsun, nasil gecmis olursa olsun, sanki cocuklugundan animsadigi korunakli, masalsi, büyülü bir dünyayi yeniden sunuyor. Insan aynı anda Thoreau'un Walden'ı ile Grimm Kardesler'in masallari karisimi bir sey okuyormus gibi oluyor.

Ilginc olan, biyografisine bakilirsa aldigi hukuk egitiminden sonra hep büyük sehirlerde yasamis ve devlet memuriyetinde calismis kendisi. Bütün bu Wanderer (gezgin) siirlerine karsilik, pek fazla doga gezintileri yapan biri de degilmis. Ancak cocuklugu alt seviyeden bir soylu olan babasinin daha sonralari kaybettigi satosunda gecmis ve bütün ömrü boyunca da cevresi cayirlar, tarlalar ve ormanlarla cevrili bu satoda gecen cocuklugun özlemini cekmis. Kardesine hitap eden bir kac siirinde acikca da hissediliyor bu.

Aslinda zor siir okuyan ve bunu da tercihen anadilinde yapmak isteyen biri olarak Eichendorff'un siirlerini cok sevdim. Düz yazi eserleri de varmis ; örnegin "Bir Haylazin Hayati". Sanirim Türkce'ye de cevrilmis.

Eichendorff mu? Memnun oldum. Yine okuyacak ben!


4 Kasım 2014 Salı

Nehir kenari, orman ve kütüphaneden ibaret bir okul hayal ediyorum. Kütüphane mümkünse eyalet kütüphaneleri agina bagli olsun, daha da mümkünse dünyanin bütün kütüphanelerine...
FB . 29.07.2014

5 Aralık 2011 Pazartesi

Suddenly in the Depths of the Forest



Haftasonu Amos Oz'un "Plötzlich tief im Wald" adli kitabini okudum. Asli Ibranice olan kitap Ingilizce'ye de "Suddenly in the Depths of the Forest" adiyla cevrilmis.

Bir masal tadindaki kitap, uzaklarda, daglar ve karanlik ormanlarla cevrili , adeta terkedilmis bir köyden bahsediyor. "Adeta" demeye gerek yok, köy gercekten de terkedilmis. Sadece atlar, inekler, kediler, köpekler degil, kuslar ve baliklar, hatta ahsap mobilyalarin icinde tikirdayan tahta kurtlari bile terketmisler köyü bir gece. Köyün cocuklari hayvanlari sadece ögretmenleri Emanulela'nin anlattiklarindan ve cizdigi resimlerden, bir de artik ciftcilik yapan balikci Almon'un yaptigi tahta oyuncaklardan taniyorlar. Iki kücük cocuk, Mati ve Maya,  bir gün olup bitenleri ögrenmek, büyüklerin yanitlamadigi sorularina bir yanit bulmak icin, gündüzleri dahi gitmeleri kesinlikle yasak olan ormana dalmaya karar veriyorlar.

Kitabin akici ve sade dilini, basit ama derin hikayesini cok sevdim. Doga tasvirlerini cok sevdim. Bence ilkokul cagindaki cocuklar bile okuyabilir. Nitekim kitabi ilk elime aldigimda bir cocuk kitabi oldugunu sanan sincap "anne hadi okusana" dedi. Ben de tepkisini ölcmek icin yüksek sesle okumaya basladim. Bir süre sessizce ve ilgiyle dinledi. Bazi seyler hakkinda sorular sordu: "Neden hüzünlüymüs köy?"  Bir gün birlikte daha da uzun okuyabilmeyi, daha da ötesi okumayi ögrendiginde kendi basina okumasini diliyorum.

Kitapla ilgili sevdigim bir baska sey de giris-gelisme-sonuc keskinliginde akan bir kurgusunun olmamasi. Bazi dügümlerin kitabin sonunda cözülmemesi... Kimilerine göre kitaptan Yahudi soykirimina dair bir alegori cikarmak mümkünmüs. Evet, mümkün. Ama kitabi okurken farkedilebilecek direk, net bir iliski yok. Daha cok diger insanlarla ve dogayla iliskilerimizin gayet gündelik detaylarindan bahsediyor kitap...Ve bunlarin ne kadar derin ve acitici sonuclari olabileceginden...  Bir alinti yapayim:


Kücük bir balikti, yarim parmak uzunlugunda bir balikcik; gümüsi pullari ve yüzgecleri vardi...Yuvarlak ve iyice acilmis bir balik gözü bir an icin Maya ve Mati'ye bakti, "bu dünya üzerinde yasayan biz bütün canlilar" demek ister gibiydi, ", insanlar ve sigirlar, kuslar ve sürüngenler ve baliklar, biz hepimiz, bütün farkliligimiza ragmen birbirimize akrabayiz"
...
"Böylece" dedi Maya bir süre düsündükten sonra, "böylece diyebiliriz ki hepimiz, istisnasiz hepimiz, ayni gemideyiz: sadece cocuklar degil, sadece köydeki insanlar degil, sadece bütün dünyadaki insanlar degil, bütün canlilar. Hepimiz. Acaba bitkiler de yakinimiz olamaz mi diye düsünüyorum, uzak bir akrabamiz?" 


"Ve diger yolcularla alay eden ve onlara aci cektiren" dedi Mati "aslinda bütün gemiye zarar veren bir aptaldir. Cünkü baska bir gemi yok."

Bana kalirsa, ne mutlu, ne de mutsuz bir sonu var "Suddenly in the Depths of the Forest"in. Sadece gercek yasamda oldugu gibi, insanin iradeyi ele almasini gerektiren bir sonu var.

Guardian ve Independent de bahsetmis kitaptan.
Amos Oz'la tanistigima memnunum.