blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2017 Cumartesi

Şekilleri dünyanın

Eskiden bloglar da evler gibiydi. Bir eve tasindin mi ilk misafirleri davet etmeden önce eve bir iyice yerlesip ceki düzen vermen gerekirdi. Bir bloga ilk misafirleri davet etmeden önce iyice tasarlamak, layout'u bir iyice oturtmak, afilli bir giris yazisi yazmak, üc bes post yapmak gerekirdi. Simdi öyle degil. En azindan benim icin :)

Orda bir yeni blog var uzakta :) Acmamak icin direndim, baska mecralar denedim, eldeki bloglarda bu konuyu halletmek istedim ama olmayacagini farkettim. BDNG'de bununla ilgili bir etiket vardi ama etiketlere sigmayacagini farkettim. Henüz bu eve tam yerlesmedim, kutular orada burada, daha duvarlar boyanmadi...Henüz sekli semali tam oturmadi. Henüz ben konuyu kafamda tam calismadim. Zaten calisamazdim da, bu blog calisma deffterim olacak benim. Bir kitap okudum, bir kitap, bir kitap daha...Sekillere taktim. Dünyanin sekillerine... Beklemedigimiz yerlerde, beklemedigimiz zamanlarda ortaya cikan; doganin elinde de, insanin elinde de kendini tekrarlayan ve bir amaci ve  bir türküsü varmis gibi görünen sekillere... Anlatacak fazla bir sey yok, gösterecek bir kac sey var; ilgilenen olursa... Surada...

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Ay, evet, yine sosyal medya analizi

Yine tekrara düsüyor olabilirim. Idare et beni.
Kendi kendime gelistirdigim sosyal medya  semboligimden bahsedecektim.
(Ay, evet, yine sosyal medya analizi)

Asagidaki sözcükleri burada, surada, özelde ve genelde yanlarinda belirtilen anlamlarda kullaniyorum:

Magara: Genellikle blog anlamina geliyor. Cünkü issizdir. Dag basidir. Anca yolunu bilen cikip gelir arada. Ama kapisi, kilidi yoktur. Kimin ziyaretine gelecegi belli olmaz. Yine de bir huzuru, bir sakinligi, bir güzelligi vardir. Kendi kendineymis gibi yüksek sesle konusabilme lüksü vardir. Kralin seni duydugundan habersiz "kral kizi benim olmali" diyebilirsin. Bazi bloglarin kapisinda kilit olur. O artik magara degil evdir. Oturma odasi sohbeti edilir orada.

Meydan: Facebook. Kalabalik. Herkes orada. Gezintide. Piyasada. Hal tavir ona göre. Ettigin lafi kimin duyacagindan emin degilsin. Kardesin duymaz, eloglu duyar. Haliyle cümlelerine yansiyor. Haliyle daha üstü kapa(k)li  konusuyorsun bir yandan. Öte yandan sesin bi yükseliyor, bi kendi kendine degil, bi sohbetdasina degil, bi meydana, bi kalabaliga hitabetme hali bulasiyor üstüne gitgide. Iste en gec o zaman bi magaraya cekilme zamani gelmis demektir.

Pazar: Bu da Facebook. Herkes aklini Facebook'a cikarmis, sonunda herkes yine kendininkini begenmis. Ben dahil. Bazilarimizin bi de üstüne pazara cikaracak kendi akli fikri, kendi cümleleri yok galiba. Habire begendigi bi baska akli, fikri, linki cikariyor pazara. Altina yorum olarak ne yazsan bos. FB bir tartisma alani degil, bi forum degil. Meydan orasi , pazar.  Mümkünse "begen"e bas, mümkün degilse sus. Ama sustugun gözden kacmaz, bunnu bil.

Sergi duvari: I ih, resim galerisi degil, sergi duvari. Gelen giden yapistiriyo. Spontan. Öyle kendi halinde bi havasi var. Böyle kalirsa... Instagram diyorum. Bi sey var böyle havasinda, dünya ahvali konusamiyorsun. Ille böyle renkli, civil civil, hos bi seyler dökülüyor ortaya. Gercekci mi? Degil. Olsun, iyi böyle. Böyle kalsin. Dünya-memleket ahvali konusma, pazarlama yapma, ortaligi bloga cevirme, uzun cümle kurma, didaktiklesme. Görsele odaklan. Yalniz öz görseline (=selfie) degil; o cok göze batiyor.
Bazen bana zor. Görselinden cok cümleleri olan  biri icin... zor aslinda Instagram.

Kapsül: Twitter. Bana göre degil. Cümlelerimi kapsülleyemiyorum.

Cangil: Pinterest. Medeniyet, meydan, pazar üstüne cok geldiginde söyle biraz oksijenlenmek icin. Civil civil, çılgın, sınır tanımaz, yaratıcı, neseli, ilham verici, kişisel. En güzeli yalniz degilsin ama kendi basinasin. Bi kol boyu mesafe var herkesle aranda. Isine bak. Cok konusma. Üret. Yarat. Ilham al. Ilham ver. O kadar.









28 Haziran 2015 Pazar

Bazi notlari FB'dan buraya farkina varmadan iki kez tasidigimi farkettim. Bir dikkatlice arsive dalip fazla olanlari silmek gerekse de, ne enerjim, ne istegim var. Böyle de tembel blogger'im , idare ediverin artik. Veya siz rastlarsaniz haber ediverin, sileyim.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Baba blog

Bir de sunu merak ediyorum bazen: Neden hic baba blogu yok?
Vardir belki bir iki tane, laf arasinda babalik hallerinden bahseden blogcu baba. Ama ben tamamen baba olusa dair deneyim ve duygularin anlatildigi, baba-cocuk bloglarindan bahsediyorum. Örnegin söyle seyler yazan bloglardan:

"Cok severek okudugum En Baba Blog'un yazari sevgili Selim gecenlerde Edison Küreleri'nden* bahsetmisti. Hem koordinasyon, hem ince motorik becerilerini arttiran harika bir oyuncakmis. Gecenlerde bilmemne AVM'de gezerken gördüm, hemen aldim ben de. Selim iyi dediyse, ayrica arastirmak gerekmez. Iyi ki su blog babalari var. Neyse, Nazli Can baslarda pek ilgilenmemisti, dünden beri bir merak, bir merak. Hic araliksiz onu oynuyoruz. Annesi cagirdiginda yemege bile gitmek istemiyor."

ya da...

"Bizim kizin uyku sorunu icinden cikilmaz bir hal aldi. Annesi gündüzleri hayalet gibi geziyor, yikildi yikilacak. Ben de isyerindeki arkadaslarla konusurken ögrendigim bir kitabi aldim hemen. 2-3 yas cocuklarinda uyku egitimi hakkinda. Cok ilginc seyler var kitapta. Yazarinin da 3 cocugu varmis. Iskembeden atmiyor yani. Esime anlattim, hemen uygulamaya basladik. Biraz düzelme var simdiden. Bütün babalara tavsiye ederim. Okuyun, okumaya vakti olmayan esinize özet gecin."

ya da...

"Bakin bu Alp Naz'in uykudan yeni uyandigindaki suratinin fotografi. Ne komik, degil mi?
Bu da haftasonu yaptigi lego gökdelenin fotografi. Nasil da gururla poz verdi yaninda aslan oglum (kizim) benim.
Bu da, bu da, arabada ben sürecegim diye direksiyona atildigi an. Annesi cekmis yumurcagi..."

Sahi, var mi böyle baba bloglari? 
Oldugunu duysam bir yasima daha girecegim sanirim...

Dipnot:
*Edison Küreleri: Yok öyle bir oyuncak, hemen arastirmaya girismeyin. Ben uydurdum... 

11 Aralık 2010 Cumartesi

Cok bencilce hareket ediyorum , biliyorum

Kimi zaman her ugradigim blogda ayni kisilerin yorum birakmis oldugunu görmekten sıkılıyorum. Hani komsularinizdan biri gezmeyi cok sever de, kime, nereye ugrasaniz ordadir, acilan her kapida ev sahibiyle beraber iceriden gelen şen sesi karsilar sizi. Hani seversiniz aslinda komsularınızı da, her Allah'in günü burun buruna gelmekten hazzetmezsiniz. Öyle bir sey yaklasik.

Böyle durumlara karsilik gizli blog vahalarim var benim.  Popüler olmadiklari ve popülerlik kaygisi gütmeden yazildiklari icin az bilinen; az ziyaretci, az yorum alan bloglar. Yazdiklarinda ince espri anlayisina bulanmis derinlik ve genislik buldugum; üstelik bu hacmin icini de doldurmayi bilen, zeka piriltilari beni neseye bogan blog yazarlari. Pek yorum da yapmadan, sessizce okuyorum onlari. Blogroll'üme eklemiyorum kasitli olarak. Cok hosuma giden yazilari oluyor; alintilamamak, link vermemek icin kendimi güc tutuyorum. Daha bir önceki yazida öyle bir tanesine link verdim dayanamayip; cok kafam bozuldu.

Cok bencilce hareket ediyorum , biliyorum.

Ama aslinda söyle de bir his var icimde. Benim blog vahalarim cok az bilinen ve az okunan bloglar da degiller tam olarak. Sadece öylesine iyi yaziyorlar ki, insan(lar) üstüne yorum bile yapmak istemiyor, bozmamak icin. Ya da yazamiyorlar o yaziyi karsilayacak bir yorum. "Eline saglik canimcim, harikasin!", "Ay, ben de, evet, aynen öyle" yorumlarinin yüzeyselligi, yazinin derinligi karsisinda patavatsiz, arkasindan sessizlik getiren bir saka gibi duruyor cünkü.

Sizin de vardir belki öyle vahalariniz. Hangileri diye sorsam söylemezsiniz de simdi. Ben de benimkileri söylemem zaten. E, peki, anlastik o zaman.

10 Aralık 2010 Cuma

Internet arkeolojisi üzerine öngörüler

Bazen de 25-30 yila kadar dogacak yeni, multi disipliner bilim dallarini düsünüyorum. Internet sosyolojisi, internet psikolojisi... Internet arkeolojisi hatta! Evet, evet kesin böyle bir bilim dali olacak. Sagda solda, bir server ciftliginde ya da cöplügünde unutulmus ama calisir vaziyette bir antika server bulacaklar örnegin. Mal bulmus magribi gibi sevinecekler.Truva'yi buldugunda o Alman ya da Avusturyali arkeolog ne hissettiyse, onu hissedecekler belki. Serverin üzerindeki dijital tozlari, bugünün arkeologlarinin inceligiyle, özenle tek tek süpürecekler.

Merakla, saskinlikla okumaya baslayacaklar sonra. Devlet ve medya arsivlerinde yazmayacak türden gayet günlük detaylara ulasacak, büyük olaylari sokaktaki insanlarin gözünden ögrenecekler. Gecenlerde Vatikani sarsan adam Savonarola hakkinda bir belgesel izledim. Floransa'li bir eczacinin tuttugu günlüklerde o karmasik dönemde olup bitenlere dair ilginc detaylar bulunuyormus örnegin. Savonarola'ya degil, aksamlari eve gidince günlük tutma aliskanligindaki 15. yüzyil eczacisina hayran oldum daha cok. Bir bakima o türden kayitlar tutuyoruz biz de gelecek icin. Peki günlük dertlerimiz internet arkeologlarina tuhaf gelecek mi? Yoksa biz nasil Shakespeare okurken kahramanlarini giysilerinden ve ortamlarindan soydugumuzda bizim gibi insanlar görüyorsak, onlar da kendilerini mi görecekler? Sonuclari onlara uzanan hatalarimiza kizacaklar mi peki? Bence kizacaklar.

Yazdiklari tezlerde ve arastirma raporlarinda söyle laflar olacak sanirim:

"Gelisen fastfood akimina ragmen tüm dünya mutfaklarinda 21. yüzyil baslarinda yasanan canliligin bir sebebi de o dönemdeki uluslararasi yemek blogu hareketidir."

"Yeni gelisen iletisim ve haberlesme teknolojileri kendilerine özgü sosyal dinamikleri, yeni iletisim yöntemlerini ve sorunlarini da beraberinde getirmekteydi. Bkz. Xdf125s34 kodlu antik server üzerinde belgelenen  Türk Bloggerlari Büyük Meydan Savasi"

"2000'li yillarin baslarinda hala Ferber yöntemi ile cocuk uyutmanin erdemine inananlar vardi."

"Kagit ve plastik toplayip dönüstürerek dünyayi kurtarabileceklerine de inaniyorlardi ayrica. Peh!"

 vb. vb. vb.

Su var ki, okuduklarina dayanarak vardiklari yargilarin en az yarisinda yaniliyor olacaklar. Sebebini hepimiz az cok biliyoruz. Haydi egri oturup dogru konusalim, senden ötürü benden ötürü...

4 Aralık 2010 Cumartesi

Ayva cicek acmis, yaz mi gelecek?

Bazen kabus gibi bir fikir gelip yerlesiyor aklima. Sincap oglum büyümüs, 14-15 yasina gelmis, armut dibine düstügünden blog falan tutar olmus, bir gün bana sitem ediyor: "Bloglarda annenin sana blogundan gönderdigi ilk mektup diye bir mim dolasiyor ve ben senin yüzünden katilamiyorum! Senin yüzünden ultrason fotografi mimini de kacirmistim zaten."

Hakli, cünkü tüm blog annelerini, cocuklarinin en gec birinci dogumgününde avucunun icine alan ruh halini bir türlü yakalayamadim ben. Tuttugum hicbir blogda "Canim yavrum..." diye baslayan , "...yasamim seninle anlam kazandi, bir daha hicbir sey ayni olmayacak" diye devam eden bir mektup yok. Ben o siralarda kefir nasil mayalanir, pittosporum tobira nedir, onlari yaziyordum. Utanc duyulacak sey!

Neyse ki , sonra cocuklugumuzda sesimizin kaydedildigi, ablamin hakkimda 5 yas kiskancliklarini ifsa ettigi, birilerinin "Ayva cicek acmis, yaz mi gelecek"i söyledigi, bugün sadece hatirasi kalmis, adini bile bilmedigim teyp bantlarinin ve ayrica 5,25'lik disketlerin basina gelenleri animsiyorum. 10 yil sonra birakin tuttugumuz bloglari, blog kavraminin kendisi bile olmayacak belki. Google hala varsa, blog diye arattiginizda "antika...ilkel...giris seviyesinde dijital günlük..." falan diye bir seyler anlatacak. Ya da küresel felaket gercekten vuku bulacak ve internet medeniyetin diger lüksleriyle beraber mazi olacak. Cocuguna hatira kalsin diye blog tutanlar mi?  Ha ha ha! Komik olmayin...

Vakit varken bir de yedegini alin blogunuzun , akliniz varsa...

29 Kasım 2010 Pazartesi

Anneme blogger oldugumu söylemeyin, o beni diplomali ev kadini saniyor

Böyle bi laf var aklimda, kac zamandir dilimin ucuna gelip duruyor. Iyi baslik olur bundan diyorum. Fakat arkasindan gelecek yaziyi pek kurgulayamiyorum. Hayir, var aklimda bloglara ve blogger olma haline dair bir takim fikirler ama onlar da baslikla uyusmuyor. Diyorum ki bu öyle bir giris lafi mi olsa da, ben söyle ufaktan ufaktan o fikirlerimi mi yazsam suraciga...

okuyan olur mu? ve de dokuz köyden kovulur muyum?