tığ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tığ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Eylül 2017 Perşembe
Yaşamım ve Dünya Görüşüm
Mein Leben, meine Weltansicht
Erwin Schrödinger
dtv, 2006
Schrödinger'in 1960'ta yazdigi kisa bir otobiyografi ile 1925 ile 1960'da yazdigi birbirine benzer konulu; dünya görüsünü aktaran iki makalesinden olusan kisa kitaptir.
Biyografi hakkinda diyebilecegim tek sey beni sasirttigidir. Yazarken yazarken birden adeta yarim kesiyor Schrödinger ve "bundan fazlasini da anlatmaya gerek yok zaten" diyor. Suralarda hayatinin hikayesini otuz-iki-kisim-arkasi-yarin kivaminda anlatan biz blogger'lar icin sasilasi durum hakketen. Ayrica da kronolojik degil, bir ordan bir burdan anlatiyor. Benim gibi kronoloji tutkunu olanlar icin akillara zarar bir biyografi :)
Yasam görüsünü anlatan iki makaleye gelince onlar hakkinda diyebilecegim tek sey ise hic bir sey anlamadigimdir! Gercekten; uzun zamandir düsünsel olarak takip etmekte bu kadar güclük cektigim bir eser olmamisti. Hic----bir---sey---anlamadim. En azindan bunu yazayim, ola ki bir gün sen de okuyup bir sey anlamazsan kendini kötü hissetme ya da okur da anlarsan kendini oldukca iyi hisset ( ve bana da bi anlasilir özetini geciver bi zahmet). Haa! Dur, dur! Son bölümde Upanisadlar neden Schopenhauer'in yasaminin tesellisiydi ve ölümünün de tesellisi olacak; onu aciklamis ; bak iste onu anlamami sagladi, sag olsun, var olsun Schrödinger.
Demek ki neymis, bir kitabi anlamasak bile sonuna dek okumak gerekirmis; cünkü en son sayfalarinda bile isimize yarayacak bir sey cikabilirmis ;)
Anahtar sözcükler olarak Richard Semon ve Mneme'ye ek olarak; Hume, Leibniz, Berkeley'i de not etmeleyim ama gidip bunlari bi okusam anlar miyim; okusam bu kitabi da anlamama yardimci olurlar mi süpheliyim. Ben en iyisi gidip Sophie'nin Dünyasi notlarimi bir yeniden okuyayim... Sanki...
O tığa gelince... o fotografta kitabin yan tarafinda duran... O da bu günlerde anlamadigim bir baska konu. Anlamadim, anlamadim, anlamadim. Biraz daha calismam gerek Schrödinger'i ve Knooking'i.
Yalniz Schrödinger'e Knooking'i kitabiyla ayni post'un mevzusu yaptigimi söylemeyin; mezarinda döner korkarim... Ve neyse ki bu dünyadan bir Sokrates gecti de, bu anlamamalari cok kafama takmiyorum.
20 Ağustos 2015 Perşembe
Bütün eksigim buydu...
"Evet, tek eksigim buydu..."
Kitapta görünce aynen bunu düsündüm :)
Adini "igne defteri" koymuslar :)
Asil fikirde tamamen kece kullanilmis. Dis kapak önlü arkali ve "sayfalar", yani hepsi keceden. Ön kapagi biraz aplikeyle süslemisler. Benim elimde uygun renklerde kece yoktu, ayrica aklimi sık iğneyle bozmuşum :) O yüzden ön kapagi ördüm, ic kisim ve sayfalar icin kece kullandim. Mükemmel olmadi, görüldügü gibi hatalar var, ayrica örerken "komsuyla" lafa da daldim, kahveyi de fazla kaynattim, hem eksildi, hem köpügü kacti. Zaten ben dalgin insanim, dedigim gibi, tek eksigim buydu. Igneleri unuturum sagda solda, evde cocuk var, neme lazim, kahveyi tasiririm, kabul ediyorum, I am not perfect. Ignelere defter yaptim, kahveye de bi cözüm bulurum. Is beser ve sasar oldugunu kabul edebilmekte. Gerisi kolay... Hem de nasil.
Cagrisim yapti, sen simdi nereden diyeceksin uzun hikaye... Hic Patricia Highsmith okudun mu? Evet Becerikli Bay Ripley :) Ama sadece o degil. Pek cok baska romani daha var. Bütün romanlarinda tekrarlayan bi motif vardir. Roman kahramani kitabin basinda kücük bi hata yapar. Kücücük bi hatadir. Misal ben kirmizi parcayi örerken birinci siradan ikinciye dönüsümde ilmek sayisini sasirdim, galiba bir arttirdim orada. Misal kahveyi yaparken laflayacagimi hesaba katip altini o kadar acmasaydim iyiydi bastan. O tür bi sey... Masal kahramani...sey pardon roman kahramani o hatayi yapinca üstünü örtmeye calisir hemen. Sen okurken "hiii, ay yapma, git özür dile komsudan, polise söyle ne gördügünü, aslinda hic bir kötü niyetin olmadigini söyle patrona" dersin. Yok, kahraman dinlemez seni. Kahraman yola devam eder. Ben de mesela kendi ic sesimi dinlemedim. "Yok, ondan bi sey olmaz devam et örmeye" dedim kendime... Sonra isler sarpa sarar ama. Isler büyür. Islerin huyudur bu. Sen her adimda kahramana dersin ki, "Gel, yol yakinken itiraf et hatani, gel vazgec, gel dön su sevdadan, yoksa cok kötü seyler olacak". Patricia Highmith'in kahramanlari seni dinlemez, senin icin icini yer. Bi noktadan sonra sen de birakirsin kahramani uyarip durmayi. Anlarsin, sen ve kahraman baska gercekliklerde, baska boyutlardasiniz. Senin Hilde'nin babasi gibi kahramana mektuplar yazma sansin bile yok. Sen okuyacaksin sadece, sen seyredeceksin, sen okursun, gözlersin, işin ne? Sen romanin sonunda "ben biliyordum, ben demistim" dersin. Ama gülümseyemezsin, agzinda bozuk bi tad birakir o cümle. Kahve tasmistir, kirmizi parcayi belki sökersin, ama cogunlukla sökmezsin. Bazen de sökemezsin. Eğer yazarı sen degilsen bir romani kahramani söz dinlemiyor diye cöpe atip bastan yazamazsin. Patricia Highsmith kitaplari cok pis tat bırakır insanın ağzında. Istersen yine de okuyabilirsin, sen bilirsin.
Ne diyordum ben? Ha evet, sag tarafta kecenin markasi da cikmis. Ama fotografla ugrastirma beni simdi. Reklam olsun diye degil inan. Mahalle tuhafiyecisinde ne bulduysam onu aliyorum.
Bi igne defterin bile olmayabilir. Her seyin tam, bi tek eksigin o olabilir hayatta. Bilirim o duyguyu. Selam ederim.
Dipnot: Ama Sophie'nin babasi degildi ki o, Hilde'nin babasiydi! Sonradan aklima geldi. Neyse...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)