ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Temmuz 2017 Pazar
Ivan Ilyic'in Ölümü
Der Tod des Iwan Iljitsch, Lew Tolstoj
insel taschenbuch
Tolstoy'un nispeten gec bir dönemde yazdigi bu kitabina ilk kez kütüphanenin katalogunda Ivan Illich'in kitaplarini ararken rastlamis, bu isim benzerlerligine gülümseyerek okuma listeme eklemistim. Her zamanki gibi "ancak okuyabildim". Oldukca kisa bir kitap, bir iki günde bitiyor. Yargic Ivan Ilyic'in ölüm haberinin meslektaslarina ulasmasiyla basliyor. Arkadaslarindan birinin cenaze evine yaptigi ziyarete kisaca degindikten sonra, Ilyic'in yasamini anlatmaya basliyor Tolstoy. Baslarda ritmi biraz düsük giden ve aksiyonsever okuyucu icin elden birakilmaya aday bir kitap. Sonra hizlanmiyor, hayir, ama derinlesiyor. Ölüm üzerine okumalar diye bir listesi olan varsa, bu kitabi eklemeli, yasam üzerine okumalar diye bir listesi olan da... Ivan Illich'in Sagligin Gaspi'na paralel olarak da okunabilir, onu tamamlayan bir okuma olur, ne ilginc bir tesadüf. Hikaye Ivan Ilyich'in ölümüyle son buluyor son bulmasina ama okuyani o nispeten ritmi düsük baslangica geri dönmeye, kitabin ilk sayfalarini tekrar okumaya da zorluyor bir yandan. Simdi tabutun icindeki ölü Ilyic'in suratindaki ifadenin anlamini ve yazarin neden o cümleyi kurdugunu biliyoruz. Böylece halka tamamlaniyor. Sayisiz defa tekrarlanmak üzere.
2 Nisan 2016 Cumartesi
Atlıkarıncada Bir Tur Daha
Noch eine Runde auf dem Karussell
Tiziano Terzani
Kitabın alt başlığı 'Yaşamak ve Ölmek Hakkında' .
Ama sadece bu degil. Bu kitap:
Hasta olmak ve sifa bulmak hakkinda.
Beden ve ruh hakkinda.
Modern tip ve alternatif tip hakkinda.
Akil ve yürek hakkinda.
Dogu ve Bati hakkinda.
Inanmak ve süphe duymak hakkinda.
New York hakkinda, Floransa hakkinda, Delhi hakkinda, Himalaya hakkinda.
Kitaba baslarken, -konusunu daha önce bir yerlerden bildigimden- aglatabilecegini düsünmüstüm. Sadece tek bir yerde agladim ve sandigim yer degildi: New York'ta Noel günü kendisini her yerde takip eden "Jingle Bells"in yapayligindan dolayi sonunda bir kitapcidan kactiginda, sokakta Rus göcmeni oldugunu tipinden anladigi bir saticiya yol soruyor. Ve sonra Orta Asya'da calistigi yillarda ögrendigi sekilde Rusca tesekkür ediyor: "Spasibo" . Satici adam bir an saskinlikla kahramanimiza bakiyor. Sonra cekingen bir tavirla, duraklayarak "Paschalujsta" diyor. Paschalujsta ne demek bilmiyordum. Ama anladim. Iste orasiydi. Tam orada.
Terzani 2004'te malum sebepten ölmüs. Bunun son kitabi oldugunu sanmistim. Son kitabi "The End is My Beginning" imis. Kitap boyunca cok gülümsetmisti, bunu okuyunca bi kez daha gülümsetti :) Sanirim bi kac kitabini daha okuyacagim.
"Atlikarincada Bir Tur Daha" Türkce'ye de cevrilmis.
25 Mart 2016 Cuma
Vasiyet
Umberto Eco'dan bir tek Gülün Adi'ni okudum. En son Siyah Kugu'da kütüphanesini gören insanlari yorumlari üzerinden kategorize edisiyle tekrar ilgimin merkezine gelip oturmustu ki, tam bir seyleri kacirdigim duygusuna kapilmistim ki, kaybettik.
Hakkinda dün okudugum su haber tüm gündemin icinde piril piril parliyor. Vasiyetini bildirmis. Benim böyle haberlere ihtiyacim var. Böyle kiyida kösede, böyle sosyal medyaya yolunu bulamadan kaybolup giden, böyle okudugun anda linkini bir kenara atmazsan bir daha bulamayacagin, böyle özü üc satirlik, ama böyle bütün gündemi devirip yere calan haberlere...
Yazarin arkadasi vasiyeti duyunca "“Bu da profesörün (Umberto Eco) son şakası” demis. Ne sakasi? Bence Eco cok ciddi! Bazi insanlar öldükten sonra bile yasayanlardan daha diri.
Bunlarin koleksiyonunu yapmak istiyorum. Dünya batarken icinde biriktirdigim cikolata kutusundan cikarip hepsini tek tek yüksek sesle okumak istiyorum. Dünya niye batti anlayabilelim diye. Dünya batarken olsun, azicik neselenebilelim diye.
Hakkinda dün okudugum su haber tüm gündemin icinde piril piril parliyor. Vasiyetini bildirmis. Benim böyle haberlere ihtiyacim var. Böyle kiyida kösede, böyle sosyal medyaya yolunu bulamadan kaybolup giden, böyle okudugun anda linkini bir kenara atmazsan bir daha bulamayacagin, böyle özü üc satirlik, ama böyle bütün gündemi devirip yere calan haberlere...
Yazarin arkadasi vasiyeti duyunca "“Bu da profesörün (Umberto Eco) son şakası” demis. Ne sakasi? Bence Eco cok ciddi! Bazi insanlar öldükten sonra bile yasayanlardan daha diri.
Bunlarin koleksiyonunu yapmak istiyorum. Dünya batarken icinde biriktirdigim cikolata kutusundan cikarip hepsini tek tek yüksek sesle okumak istiyorum. Dünya niye batti anlayabilelim diye. Dünya batarken olsun, azicik neselenebilelim diye.
19 Mart 2016 Cumartesi
Gılgamış Destanı
2014 yazında Sedlacek'in Economics of Good and Evil'ini okudugumdan beri Gilgamis Destani'ni bastan sona okumamis olmak bir eksiklik gibi geliyordu. Bu hafta ancak sira geldi de okudum. Denk geldigini düsünüyorum. Ama öyle zamanlar ki bunlar, hangi hafta okusam denk gelirdi aslinda. Icinde yasadigimiz dünyayi daha iyi anlamak icin bin yillar öncesinin ortadogu/mezopotamya'sini anlamamiz gerektigine inananlardanim. Gilgamis Destani iste onun icin.
Hikaye de üzerine yazildigi tabletler gibi kirik dökük, bölük pörcük. "Giris-gelisme-sonuc"a alismis zihinlerimizi zorlayabilir. Oldugu gibi alinca ise güzel, etkileyici, sasirtici, bilgilendirici.
Bizi ekmek, bira ve kadinla bastan cikarilip "medenilestirilen" ve eskilerden tanidigi ormanin ruhunu medeniyetin eline teslim eden "Hos bir yerin efendisi"nin; uzak diyarlarda yasayan, nedense kendisi de uzak "Yasami buldum"un; tüm gücüne, iktidarina ve tanrisalligina ragmen endiseli Gilgamis'in dünyasina götürüyor. Ölümü, yasami, geciciligi, kaliciligi, insan olmayi anlatiyor.
Kimi endiseler, kimi yanilgilar, kimi bilge laflar ne kadar da evrensel, ne kadar da caglardan bagimsiz geliyor. Kimi yerlerde kelime oyunlari üzerinden kurulan ironik vurgular var. Bilince bugünün okuyucusunu bile gülümsetiyor veya sarsiyor. Kimi yerlerdeki benzetmeler Mezopotamya'nin iklim, cografya ve dogasina dayaniyor. Bu kisimlarda cevirmenin veya yayina hazirlayanin yorumlari, dipnotlari iyi geliyor. Bir kez kendi basima, bir kez dipnotlari ve aciklamalari da takip ederek okudum. Ayrica bu baskida ayni hikayenin bulunmus baska tabletlerdeki degisik versiyonlari da vardi. Eksikleri tamamliyordu. Asil metin 12 Tablet adiyla bilinen eski Ninova versiyonuydu. Ama Lübnan'dan Anadolu'ya genis bir cografyada Gilgamis destanini veya onun parcalarini anlatan tabletler bulunmus. Tahminen eski dünyanin yazicilik ögrenen ögrencilerine alistirma olsun diye verilirmis destandan parcalar yazmak görevi. Yani destanin tek ve bütünsel bir metni yok. Ortadogu'nun orasina burasina dagilmis, "12 Tablet"i tamamlayan pek cok baska metin var. Degisik yayinevleri degisik derlemeler yapabiliyor. Bu yüzden baska basimlardan da okumayi düsünüyorum.
Haber bültenlerinden uzaklasmak ama haber bültenlerini daha iyi anlamak isteyenlere tavsiye ediyorum.
13 Mart 2016 Pazar
Uyku
Haruki Murakami'ye giris...
Uyku
Trende sabah herkes uyu(kla)rken basladim, aksamüstü gözlerimden baslamak üzere olan gribin uykusu akarken bitirdim. Acaba kacirdigim bi sey mi vardi diye, iki gün sonra evde hasta yatagimda uyuklarken bastan bi daha okudum.
Murakami ile bu ilk tanismamiz bir "entellektüelin bunaltisi" kitabiyla olmadigi icin cok memnunum. Daha önce de demistim, "entellektüelin bunaltisi" kitaplarindan hoslanmam, okurken cok bunalirim. Uyku'yu bir ev kadinin bunaltisi gibi okumak mümkün; ondan da cok hazzetmem ama kiyisindan kösesinden bilindik mevzudur, anlayabilirim, cok zorlarsam sevebilirim. Ayrica Uyku'yu sadece ev kadinin bunaltisi niyetine okumak haksizlik olur. Uyku üzerine, uyaniklik üzerine, ölüm üzerine ve egilim üzerine söylediklerini ne yapacagiz yoksa.
Bi de baska bir yerde okudum; olaganüstü ve beklenmedik olani son derece olagan olan bir geri planin ortasinda patlatmak Murakami'nin romanlarinda ortak catiymis. Yatagin ayak ucunda biten adami ve sebep olduklarini öyle alalim peki. Arabayi sallayan iki karalti gercek miydi, yoksa baska türlü mü alalim bilemedim. Okuyanlara sordum, onlar da bi yanit vermedi. Ben roman okumayi unutmusum, yanitlari hep disarida ariyorum. Yanitin yazarda bile degil, bende ve romanin kendisinde oldugunu animsamam gerektigini söyledi bana Uyku.
Bi de Kat Menschik'in cizimleri cok güzel, cok etkileyici.
13 Şubat 2016 Cumartesi
Gercekten miyim?
Alinti: Oruc Aruoba
Iki satir da ben eklemek isterim.
Bazi günler o bosluk hic olusmamis, giden hic gitmemis, hep burdaymis, hala burdaymis gibi geliyor insana.
Bazi günlerse tam tersi, o bosluk zaten hep varmis, hep boslukmus, giden zaten hic burada olmamis, zaten hep yokmus gibi geliyor. Cok eskiden, baska bi dünyadan, baska bi hayattan tanidigimiz biri...
Tuhaf duygu, tarifi zor.
Ikinci türden günlerde insan bazen kendi varligindan bile süpheye düsüyor.
Burada miyim? Var miyim? Gercekten miyim?
1 Kasım 2015 Pazar
Geç-miş zaman
Ahmet Altan babasinin ardindan upuzun bir yazi yazmis. Upuzun yazinin bir yerinde, tek bir cümlede gidenin ardindan bakanin acisini ve insanin geçicilikle bitmek bilmeyen imtihanini ne güzel özetleyivermis:
'Bütün bu hikâyeleri geçmiş zamanda anlatmak öldürecek beni.'
'Bütün bu hikâyeleri geçmiş zamanda anlatmak öldürecek beni.'
23 Ekim 2015 Cuma
Baki
Bu yil ne cok giden oldu.
Bu yil giden gidene...
Öncesini sonrasini karistirdim.
Zaten gidilen yerde önce sonra kalmiyor.
Babam gitti, Kayahan gitti, Zeki Alasya gitti, Levent Kirca gitti, Cetin Altan gitti,
Yapip etmeleriyle coculugumu (ve belki biraz da bugünkü beni) iyi-kötü yönde sekillendirmis devlet-i alinin kimi büyükleri gitti.
Sanki bütün 70-80'ler kalkip gidiyor.
Sanki cocuklugum kalkmis gidiyor.
Yasla mi ilgili bu? Her kirk yasina eren "aaa, herkes kalkti gidiyor" dedigi bir mevsimine mi erisir yasaminin?
Neyse, "enseyi karartmayalim", gidenlerin de son sözlerinde belirttikleri gibi umut bakidir, yikilan agaclarin gürültüsü gecici, büyüyen orman bakidir, yasamda son sözü geri plandaki kücük detaylar söyler. Kerime Teyze'nin elmali keki örnegin, iste onun anlattığı bakidir.
Bu yil giden gidene...
Öncesini sonrasini karistirdim.
Zaten gidilen yerde önce sonra kalmiyor.
Babam gitti, Kayahan gitti, Zeki Alasya gitti, Levent Kirca gitti, Cetin Altan gitti,
Yapip etmeleriyle coculugumu (ve belki biraz da bugünkü beni) iyi-kötü yönde sekillendirmis devlet-i alinin kimi büyükleri gitti.
Sanki bütün 70-80'ler kalkip gidiyor.
Sanki cocuklugum kalkmis gidiyor.
Yasla mi ilgili bu? Her kirk yasina eren "aaa, herkes kalkti gidiyor" dedigi bir mevsimine mi erisir yasaminin?
Neyse, "enseyi karartmayalim", gidenlerin de son sözlerinde belirttikleri gibi umut bakidir, yikilan agaclarin gürültüsü gecici, büyüyen orman bakidir, yasamda son sözü geri plandaki kücük detaylar söyler. Kerime Teyze'nin elmali keki örnegin, iste onun anlattığı bakidir.
4 Ekim 2015 Pazar
Sokrates'in Savunması - Kriton - Phaidon
Apologie - Kriton - Phaidon
Oldenburg, 2011
Artık ayrılmak zamanı geldi, yolumuza gidelim:
ben ölmeye, siz yaşamaya.
Hangisi daha iyi?
Bunu Tanrı’dan başka kimse bilemez.
Bir süre önce baskalarinin klasikler üzerine yazdigi yorumlari okumaktansa neden gidip orijinallerini okumadigimi daha cok sorgular oldum. Adam Smith öcü müydü, yoksa sadece yanlis mi anlasildi? Darwin aslinda tam olarak ne demisti? Böylece "orijinallerini okuma", en cok önemsedigim okuma hedeflerinden biri oldu.
"Sokrates'in Savunmasi"ni o yüzden okudum. Sokrates kimdi? "Bildigim tek sey hicbir sey bilmedigimdir" diye ööyle durup dururken mi demisti? Niye demisti? Nasil demisti?
Felsefe tarihcilerinin üzerinde birlestigi üzere, Sokrates hakkinda bildigimiz her seyi Platon söyledigi icin biliyoruz. Sokrates'ten kalma, bilinen hicbir yazili metin yok. Platon Sokrates'e öyle dedirttigi icin de Sokrates'in bilgeliginin hic bir sey bilmedigini bilmesinden kaynaklandigini kabul ediyoruz.
Sokrates'in Savunmasi, yani orijinal adiyla "Apologia Sokratus", Sokrates'in "inancsizlik ve Atinali masum gencleri zararli fikirlerle zehirlemek" suclarindan dava edilmesi üzerine, mahkemede yaptigi savunma konusmasini iceriyor. Bati dillerinde Apologie/Apology sözcügünün yasadigi anlam kaymasi kafa karistirmasin. Özür dilemiyor, hayir, kendini savunuyor. Kisa ve kolay anlasilir bir metin. Lise ögrencileri bile anlayabilir. Neden liselerde böyle metinler okutmazlar ki? Karlofca Antlasmasi'ni kaldirabilmis her liseli bünye, bence Sokrates'in Savunmasi'ni da kaldirabilir. Hayir, biz lisedeyken bi kuplecik olsun okutsaydiniz da, felsefe metinlerinin sanildigi kadar uzak ve ulasilmaz seyler olmadigini anlamak icin kirk yasimizi beklemeseydik diyorum :(
Benim kütüphanede buldugum Apologia basimi, konu bütünselligi acisindan Platon'un diyaloglarindan ikisini daha iceriyordu.
Biri Kriton. Sokrates'in mahkum edilisinden hemen sonra, arkadasi Kriton hücresinde ziyarete gelir ve Sokrates'e hemen o gün kacabilmesi icin yardim teklif eder ve neden ölüm cezasini kabul etmeyip kacmasi gerektigini aciklar. Kriton ile Sokrates'in arasindaki diyalog, Sokrates'in neden kacmayacagi ve cezayi neden kabul ettigine dair aciklamalarindan olusur.
Ücüncü metin, yani Phadion ise, önceki ikisinden daha uzun ve daha detayli, daha incelikli bir felsefi tartisma. Bu konusma metninde Sokrates baldiran zehiri icerek ölecegi gün, hücresinde, yakin cevresinden ögrencileri ve dostlariyla ölüm, ölüm korkusu (veya korkusuzlugu), ölüm sonrasi, ruhun ölümsüzlügü vb. üzerine felsefi bir tartismaya girisiyor. Digerlerinden daha dikkatle, Sokrates'i adim adim izleyerek, her cümlesini tam anlayarak okumak gerek. Bu diyalogda Sokrates'ten cok Platon'a atfedilen "Idealar Kurami"ni Sokrates'in agzindan tartisan, vurgulayan bölümler var. Liselileri -eger özel istek göstermezlerse- Phaidon'dan muaf tutabiliriz. Ben de grip kafasiyla her seyi tam anlamadim. Belki grip olmasam bile ilk okumada tam anlamayabilirdim. Tekrar okuyacagim. Phaidon Sokrates'in baldiran zehrini icerek ölmesiyle son buluyor.
Sonuc olarak Sokrates'i nakillerle degil, biraz daha direk taniyoruz bu metinlerden. Bilerek veya bilmeyerek gözlerimden yaslar getirecek seyler söyledi. "... veya bilmeyerek " diyorum, cünkü hicbir sey bilmedigini söyleyen oydu. Sokrates'in gerisinde duran ve onu konusturan kisi olarak Platon'la da el sıkışıyoruz elbette. Hangi noktada Sokrates'le, hangi noktada Platon'la diyalogdayiz; tam emin degilim/degiliz. Platon'u biraz daha tanimak gerek. Daha bi Devlet'i okumak gerek, daha magara benzetmesini baglaminda anlamak gerek, daha cocuklari niye ailelerinden alip devletin yetistirdigi bir sistem öngörüyor bakiim, sormak gerek. Daha Sokrates'in son gününde hücresindeki sohbette Platon niye yoktu ve yoklugunu diyalogda Phaidon'a neden özellikle söyletme ihiyaci hissetti, onu cözmek gerek.
Daha cook okumak gerek anne, coook!
Dipnot: Daha önce Seneca okurken de demistim, felsefe kitaplarini yayina hazirlayanlar, okurla filozofun arasinda durmamali. Diyecek sözü, ekleyecek yorumu, yapacak aciklamasi varsa, bunlar metnin sonunda yapmali. Bu kitabi yayina hazirlayanlar öyle yapmis, cok da iyi etmisler.
23 Eylül 2015 Çarşamba
Döne döne okuma
Üzümünü ye, bagini sorma demisler arkadas.
Kütüphanede rafta her yeni Erich Fromm kitabi bulusumda "aa, böyle bir kitabi da mi varmis, katalogda da vardi da ben mi görmedim?" diye sormuyorum hic.
Bu kitap bagini sormadigim üzümlerden.
Bu mevsime, bu "proce"ye, bu ruh haline, bu gündeme, dis dünyanin bu günlerine nasil da uydu.
Fromm kitabi 1964'de yazmis. Ingilizce orijinali "The Heart of Man. Its Genius for Good and Evil" adiyla basilmis. Almancasi "Die Seele des Menschen: Ihre Fahigkeit zum Guten und zum Bösen" adiyla 1979'da yayimlanmis. Türkce'sinin adi ise "Sevgi ve Şiddetin Kaynagi". Böylece kitabi bulamama olasiligini elinden aliyorum sevgili okuyan :)
1960'larin ortasi. Ikinci Dünya Savasi sonrasi. Soguk savas yillari. Atom savasi korkusu. Fromm diger kitaplarinda oldugu gibi böyle bir dönemden, böyle bir cercevenin icinden sesleniyor bize. Buna ragmen tespitlerini kendi cagimiza uygun buluyor olmamiz, kitabin hala güncel olmasi ne kadar da ilginc ve ne kadar da yazik sevgili okuyan.
Fromm'un birinci bölümdeki temel sorusu insan kurt mudur, kuzu mudur? Insan özünde iyi midir, kötü müdür? Evet, bu soru caglardan bagimsiz sanirim. Her daim soruyor olacagiz. Seni bilmem ama bugünlerde ben tekrar tekrar soruyorum sevgili okuyan. Kitap iste bu temel soruyla basliyor.
Ikinci bölümde siddet eyleminin cesitli sekillerini tartisiyor yazar. "Nefsi müdafaa"dan "kana susamak"a , "oyun gibi siddet"ten "intikamci siddet"e kadar insanoglunu siddete yönelten ve bir psikanalizcinin yakindan bilip tanigi siddet sebeplerini önümüze seriyor. Ve sonunda tüm bu siddet eylemlerinin az ya da cok dogal, dogamiza uygun ve "selim" (iyi huylu) siddetler oldugunu belirtiyor. Iyi de öyleyse kötü ne sevgili okuyan?
Kitabin izleyen üc bölümü Fromm'a göre "gercek" kötünün genis bir tarifinden olusuyor. Bunlar, bu üc sey gercekten kötü, cünkü dogamiza aykiri, insan olusun disinda ve patolojik seyler sevgili okuyan. Dinle:
3. Bölüm:Yasama sevgisine karsilik ölüm sevgisi . Yasam sevgisi dogamiza uygun. Ölüm sevgisi dogamizin disinda. Fromm burada "nekrofili" terimini psikolojide bilinen "ölüsevicilik" anlaminin ötesinde ölüme, ölüye, ölümcül süreclere, savasa, yikiciliga ve bunun gibi seylere merak, ilgi, karsi durulamaz bir egilim ve son noktasinda sevgi duymak anlaminda kullaniyor. En bilinen örneginin Hitler ve Stalin oldugunu söylüyor. Bu egilimin mottosu ise Ispanyol ic Savasi'ndan geliyor: "Viva la muerte!" (Yasasin ölüm!) Burada bahsedilen yasam sevgisi, ölümü yadsimak, gözardi etmek, "hep yasayalim , hep tat alalim dünyadan, ölümü düsünmeyelim, lay lay lay" degil. Fromm Estes'in KKK'da bahsettigi türden bir Yasam/Ölüm/Yasam döngüsünün tabii ki farkinda. Daha cok Dürr'ün bahsettigi sekilde "yasamakta olani daha da yasam dolu kilmak" türünden bir yasam sevgisinden bahsediyor. (Kitaplar bazen birbirine ne güzel, nasil da dügüm dügüm, ilmek ilmek baglaniyor, degil mi sevgili okuyan?) Hatta bir baska kitabinda "Gercekte yasam ne, ölüm ne, aktif olmak ne? pasif olmak ne? Aktif görünen pasiflerden, pasif görünen aktiflerden ne haber? Diri görünen ölülerden, ölü görünen dirilerden ne haber?" diye soran da Fromm degil miydi?
4.Bölüm: Narsizm (Bireysel ve Toplumsal düzeyde). Freud'a ve onu izleyen psikanalistlere göre bebek narsisttir ve bu dogaldir. Anne karnindan itibaren yasamin ilk döneminde bebek (insan) dis dünyanin ve onun kendisinden ayri/bagimsiz bir varolus icinde oldugunun farkinda degildir. Buna primer narsizm deniyormus. Yasamin daha ileri dönemlerinde kisi hala "ben" ve "ben olmayan" arasindaki siniri cizemiyor, bu ikisinin ayriligini kabul edemiyorsa, dis dünyayi kendisinin bir parcasi olarak algilamaya devam ediyorsa, daha ötesi dis dünya kisi icin reel olarak varolmayi sürdürmüyorsa bu da sekunder ve patolojik bir narsizm imis. Fromm'a göre Misir firavunlarindan, Roma imparatorlarina , Hitler'den Stalin'e pek cok lider bu dertten muzdaripmis. Narsizmin kisinin sahip oldugu seylere ve özelliklere dogru yayilmasi cok görülen bir özellik. Kendi vücuduna, kendi fikirlerine, kendi cocuklarina, kendi ürettiklerine, kendi mülkiyetinde olan seylere ölcüyü asan ve rasyonelligin ötesine gecen düzeyde hayranlik ve sevgi duymak patolojik narsistik kisilikten kaynaklaniyor. Kendini, fikirlerini, cocuklarini, ürettiklerini bir dereceye kadar sever tabii insan. Bu varligini devam ettirme, hayatta kalma dinamikleri acisindan gereklidir de hatta. Burada bahsedilen örnegin cocugunun hatalarini göremeyen, ürettiginin bozuk, düzeltilmesi gereken taraflarini, fikirlerindeki aksayan yanlari göremeyen bir narsizm.
Eger narsizm bir toplu cilginlik halini alirsa, bir grup insan kendi grupsal özelliklerini (millet, renk, irk, din, sosyal renk, ekonomik düzey vb) ölcü disinda begenmeye baslarsa ve kendini bu gruba aidiyetle bir üst noktaya tasirsa alarm canlari calmaya baslamali. Arkasindan radikallikten yikiciliga ne gelecegi belli olmaz cünkü. Grup narsizminde grup eger narsizminden (sembol, simge, özellik, lider) yana yara alirsa, asiri bir öfke, intikam ve yikicilik duygusu aciga cikabilir. Fromm'a göre bütün hümanist dinlerin (semavi dinler ile budizm ve taoizmi bu kategoriye sokuyor) temel amaci insanin yapisindaki narsizmi asabilmesidir. 18.-19. yy.'in pek cok filozofu da (Spinoza, Leibniz, Rousseau, Herder, Kant, Goethe, Marx) "tek bir insanlik" ve "her insanda tüm insanlik" türünden hümanist fikirlerin etrafinda dolasmis, ayricalikli grup fikrine karsi durmustur.
5.Bölüm: Inzestuöse (Aile ici) bag(ım)lılık: Fromm burada bir kez daha günlük hayatta dar anlamiyla kullanilan bir psikolojik terimi daha genis bir anlamla kullaniyor. Kastettigi Freud'un Oidipus kompleksini de kapsayan ama cocukta bu kompleksin gelismesinden bile önce var olan; anneye, ana kucagina yönelik bag(im)lilik. Burada anne cocugun fiziksel annesi olmak zorunda degil. Normalde annenin karsiladigi fiziksel ve duygusal ihtiyaclari (besin, sicaklik, koruma, sevgi, güvenlik) karsilayan, cocugun yasaminda anne rolünü oynayan bir baska kadin ve hatta kimi özel durumlarda bizzat baba olabilir. Cocukluk döneminin bu dogal egilimi de ayni narsizm gibi yetiskinlige gecis döneminde asilmalidir. Her kus birgün yuvadan ucmasi gerektigini bilir. Ucmak istemeyenleri de anne kus yuvadan asagi birakiverir. Insan annelerinde bu icgüdüsel bilgi bazen kaybolabilir. Fromm'un özellikle anneye yönelik "inzestuöse bag"i bana okurken KKK'daki "fazla iyi annenin öldürülmesi"ni animsatti. Her insan evladi, eger fazla iyi annesi onu yuvanin kenarindan asagi birakmiyorsa, bir noktada o fazla iyi anneyi tirnak icinde öldürmelidir. Fromm'a göre insan isikla anne kucagi (ve hatta anne karni), macerayla güvenlik, riskle koruma, bagimsizlikla bagimlilik arasinda bir secim yapmak zorundadir. Normal sartlarda her insan ergenlik döneminde bu sürecten gecer. Bazi toplumlarda özellikle erkek cocugun anaya ve aileye bagliliktan saglikli kopusuna özel ritüeller eslik eder ( Bkz. Under Saturn's Shadow) . Ancak bazen bu saglikli kopus gerceklesmez veya baska (patolojik) sekillere bürünür. Anneye bagliligin devami veya genis aileye, kabileye, belli bir irka, halka, belli bir dine, belli bir politik partiye annelik rolünün yüklenmesi gibi. Toplumsal düzeyde, büyük kalabaliklar koruma, sicaklik, aidiyet, sevgi gibi ihtiyaclarini bunlardan karsilama egilimine girer. Burada sürec kisisel narsizmin toplumsal narsizme dönüsmesine benzer dinamikler esliginde olur. Bu bag(im)liligin ilginc bir yönü "anne"ye duyulan derin sevginin öteki yüzünün ondan duyulan büyük korku olmasidir. Anne besler ,doyurur ama ona karsi tamamen savunmasiz oldugumuz da bir gercektir. (Fromm belki bilmez ama biz biliriz, anne dövünce "anneee!!!" diye aglanir) Normal bir dinamik olarak "doga anne" yasatir, "doga anne" öldürür. Bagliligin son noktasinda, yani simbiyozda insan/cocuk kendini "anne"de kaybeder. Simbiyozda "sen" ve "ben" arasindaki cizgi kayboldugundan baglilik veya bagimliliktan bile bahsedilmez. Bilincaltindaki bu tür egilimler okyanusta bogulma veya toprak tarafindan yutulma seklinde rüyalarla kendini gösterir. Bu tür rüyalarda korku, dehset duygularina ayni anda derin nese duygusunun eslik etmesi ilginctir. Narsizmde oldugu gibi bu egilimde de kisi rasyonel düsünme ve hem kendini hem de "öteki"ni (anneyi, idolü) ayri, bagimsiz bir varlik olarak görebilme becerisini yitirir.
Eger bu üc patolojik egilim (nekrofili, narsizm ve inzestuöse bag(im)lilik) bir insanda veya bir grupta bir arada görülürse Fromm buna "Çürüme sendromu" adini veriyor. Iste asil kötü bu. Eger bireyler ve toplumlar dogal olan yasama sevgisi, narsizmin asilmasi ve anneye, (aileye, topraga...) duyulan bag(im)liligi asip bagimsizliga erismeyi saglikli bir sekilde deneyimliyorsa buna da "Büyüme sendromu" adini veriyor. Dogamiza uygun olan bu oldugundan asil iyi de bu. Normal sartlar altinda insan bu ikisinin tam ortasinda duruyor. Büyüme sendromuna götüren her asama progresyona/ilerlemeye dahil, cürümeye götüren her egilim ve asama da regresyona/gerilemeye dahil.
Bitti mi? Bitmedi. Daha Özgürlük, Determinizm, kader ve insanin kaderini eline alisi üzerine harika bir 6. bölüm var. Özellikle özgür irade, zorunluluk, kaderin ördügü ve insanin ördügü aglar, karma, determinizm, indeterminizm, alternativizm, vb. konulara ilgi duyanlar okumali. Ama ben birazcik yoruldum, burada birakiyorum, şuracığa bi parmak bal çalıp kaçıyorum, oldu mu sevgili okuyan? :)
Dipnot: Neden proceye dahil? Cünkü yasama ve diri olana duyulan sevgi üzerine. Cünkü dünyayla hesabimi temize cekecegim demistim. Iyilik ve kötülük hesaba dahil. Cünkü oraya buraya bana iyi gelen seyler birakacagim demistim. Fromm bana hep iyi gelir.
(Bkz #bizimkizfrommokurdönerdöneryineokur :)
28 Haziran 2015 Pazar
Amaaaan!
Mart ayinda GermanWings ucagi düstügünde "ucakta Türk de var miydi? vardi ... yoktu... kac taneydi? ... Disisleri dedi ki..." minvalinde dönen Türk medyasina cok kizmistim. Dün Bild'in ana sayfasinda iki kez (cünkü gazetecinin önünden iki kez gectik, yoksa ne isim olur Bild'le) "Tunus'taki saldirida ölenler arasinda Almanlar da var " diye okuyunca tepem ayni atisla atti. Amaaaan, birinizi alip ötekinize vursak care olur mu? Sahiller ve ucaklar, camiler, kiliseler ve sinagoglar, alisveris merkezleri ve meydanlar "insan" dolu, "insan", bi anlatabilsek :(
6 Mayıs 2015 Çarşamba
'İyiyi ve kötüyü tanıdım; günahı ve erdemi, doğruyu ve yanlışı.
Yargıladım ve yargılandım.
Doğumdan ve ölümden geçtim,
neşe ve kederden, cennet ve cehennemden.
Ve en sonunda anladım ki,
Ben her şeydeyim
ve her şey benim içimde.'
25 Mart 2015 Çarşamba
12 Ocak 2015 Pazartesi
Yaşama Sevgisi Üzerine
Über die Liebe zum Leben
Erich Fromm'un 1971 - 1979 yillari arasinda Süddeutscher Rundfunk'ta (Güney Almanya Radyosu) Hans Jürgen Schultz ile yaptigi sohbetlerin basili hali. Elimdeki kitap 1983 baskisi , daha yeni baskilari da var. Kitabin özelliklerinden biri uzun yillar kitaplarini Ingilizce'de yazmis olan Fromm'un bu metinlerde ana dili Almanca ile karsimiza cikmasi. Üstelik yazili Almanca ile degil, canli bir konusma diliyle. Bir diger özelligi de konusmalarin ölümünden önceki son 9 yila ait olmasi ve bize diger kitaplarindan da tanidigimiz Erich Fromm dünyasinin bir özetini sunmasi.
Erich Fromm'un bende yarattigi izlenim net bir düsünce dünyasi olmasi. Düsünce zincirini ipin ucunu kacirmadan takipe edebiliyorum. Öte yandan sadece düsünce ile hareket etmiyor. Düsüncelerin beslendigi sevgi dolu bir kaynak var gibi. O yüzden soguk degiller.
Bu kitaptan neler ögrendim?
- Modern dünyanin aktifmis gibi görünen reaktif insanlarinin pasifligini ( (ki aci aci sosyal medya insanlarinin klavye basi aktifligini animsatti bana) ve klasik felsefenin tanimladigi pasifmis gibi görünen gercek aktif insani, (burada "Sahip olmak ya da Olmak"tan ve "Sahip Olmaktan Olmaya"dan izler var)
- Psikoloji ile felsefenin (özel olarak etigin) birbirine yakinligini,
- Neden herkesin bir psikolog oldugunu ve olmasi gerektigini,
- Insan davranislarinin olasi sebeplerini ve bu arada insanda siddet ve saldirganligin sebeplerini (ki burada da "Insandaki Yikiciligin Kökenleri"ndeki düsüncelerini tekrar görebiliyoruz)
- Fromm'un Freud'un psikanaliz teorisine nasil baktigini, hangi noktalarda hatali görüp Freud'dan ayrildigini,
- Yasamimiza yön veren temel bir Biophilie (diri/m sevgisi) ve Nekrophilie (ölü/m sevgisi) ayirimi olabilecegini,
- ...
Böylece kitabin adi da kendi kendine aciklaniyor. Türkce'ye cevrilmis olsaydi "Yasama Sevgisi Üzerine" olurdu adi.
Erich Fromm okumayi seviyorum. Schultz ile sohbetlerin birinde beslendigi kaynaklari, etkilendigi yazarlari konusuyorlar. Eski Ahit'ten Mezmurlari, Marx'i, Meister Eckhart'i, Freud'u ve Zen Budizmi'ni ard arda sayisindan anliyorum neden sevdigimi. Kendini belli bir görüsün, belli bir cercevenin, belli bir cekmecenin icine tıkıştırmaktan itina ile kaçınmış oldugunu farkediyorum. Okumadigim Erich Fromm kitaplari hic tükenmesin istiyorum.
17 Aralık 2014 Çarşamba
Çocukken çok ciddiydim.
Kac defa anne - babama "Kiziniz ne kadar ciddi, ne kadar olgun" dendigini bilirim.
Yillar icinde bir palyacoluk hali gelip yerlesmeye basladi üstüme.
Bazen sirf kendi kendimi güldürmek icin.
Egilim bu yönde giderse,
ölüm döseginde gördügüm son sey gülen hemsire suratlari olacak.
Belki de böylesi daha iyi olacak.
Kac defa anne - babama "Kiziniz ne kadar ciddi, ne kadar olgun" dendigini bilirim.
Yillar icinde bir palyacoluk hali gelip yerlesmeye basladi üstüme.
Bazen sirf kendi kendimi güldürmek icin.
Egilim bu yönde giderse,
ölüm döseginde gördügüm son sey gülen hemsire suratlari olacak.
Belki de böylesi daha iyi olacak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)