Bi sey okuyordum...
da birden aklima geldi.
Satürn evlatlarini hep kahramanlik sosuna bulayarak yiyor.
Çünkü bir taraftan uyuşturup ağzına götürürken debelenmelerini önlüyor bu sos evlatlarin, diğer taraftan da lezzete lezzet katiyor.
Yep, dolambaçlı bir cümle oldu. Üstelik de dam üstünde saksağan.
Kendime not: Bir ara "saksağan"ın etimolojisini de çalışmalı...
çağrışım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çağrışım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Ağustos 2017 Pazar
12 Haziran 2017 Pazartesi
Çağrışım
Kova'nın slogani icin "evim kalemdir" derler....
Ve ev için de "kapıyı çaldığında seni içeri buyur etmek zorunda oldukları yerdir" diye bir tarif vardir.
Peki "sen" kimsin?
Oscar Wilde'a bakilirsa, mümkünse "Be yourself; everybody else is already taken."
Taken?
Steven Spielberg'in üc bölümden olusan bu isimde bir filmi vardi. Cok heyecanliydi. Üc Carsamba üst üste yayinlamisti Alman televizyonu. Üst üste üc carsamba bir kocaman kase patlamis misir esliginde izlemistim. Oglan o sirada yoldaydi. "Bu cocuk kesin patlamis misir ve gizemli filmleri sevecek" demistim.
Cağrışıma bak simdi...
Hosuna gitti mi?
Sen devam et öyleyse...Ben dinliyorum...
Ben aslinda sadece <bu anı ve bu yeri seviyorum> diyecektim.
Çağrışım lafı ağzımdan aldı.
Böyle anlarim coktur benim. Genellikle "ev"dedir.
20 Ağustos 2015 Perşembe
Bütün eksigim buydu...
"Evet, tek eksigim buydu..."
Kitapta görünce aynen bunu düsündüm :)
Adini "igne defteri" koymuslar :)
Asil fikirde tamamen kece kullanilmis. Dis kapak önlü arkali ve "sayfalar", yani hepsi keceden. Ön kapagi biraz aplikeyle süslemisler. Benim elimde uygun renklerde kece yoktu, ayrica aklimi sık iğneyle bozmuşum :) O yüzden ön kapagi ördüm, ic kisim ve sayfalar icin kece kullandim. Mükemmel olmadi, görüldügü gibi hatalar var, ayrica örerken "komsuyla" lafa da daldim, kahveyi de fazla kaynattim, hem eksildi, hem köpügü kacti. Zaten ben dalgin insanim, dedigim gibi, tek eksigim buydu. Igneleri unuturum sagda solda, evde cocuk var, neme lazim, kahveyi tasiririm, kabul ediyorum, I am not perfect. Ignelere defter yaptim, kahveye de bi cözüm bulurum. Is beser ve sasar oldugunu kabul edebilmekte. Gerisi kolay... Hem de nasil.
Cagrisim yapti, sen simdi nereden diyeceksin uzun hikaye... Hic Patricia Highsmith okudun mu? Evet Becerikli Bay Ripley :) Ama sadece o degil. Pek cok baska romani daha var. Bütün romanlarinda tekrarlayan bi motif vardir. Roman kahramani kitabin basinda kücük bi hata yapar. Kücücük bi hatadir. Misal ben kirmizi parcayi örerken birinci siradan ikinciye dönüsümde ilmek sayisini sasirdim, galiba bir arttirdim orada. Misal kahveyi yaparken laflayacagimi hesaba katip altini o kadar acmasaydim iyiydi bastan. O tür bi sey... Masal kahramani...sey pardon roman kahramani o hatayi yapinca üstünü örtmeye calisir hemen. Sen okurken "hiii, ay yapma, git özür dile komsudan, polise söyle ne gördügünü, aslinda hic bir kötü niyetin olmadigini söyle patrona" dersin. Yok, kahraman dinlemez seni. Kahraman yola devam eder. Ben de mesela kendi ic sesimi dinlemedim. "Yok, ondan bi sey olmaz devam et örmeye" dedim kendime... Sonra isler sarpa sarar ama. Isler büyür. Islerin huyudur bu. Sen her adimda kahramana dersin ki, "Gel, yol yakinken itiraf et hatani, gel vazgec, gel dön su sevdadan, yoksa cok kötü seyler olacak". Patricia Highmith'in kahramanlari seni dinlemez, senin icin icini yer. Bi noktadan sonra sen de birakirsin kahramani uyarip durmayi. Anlarsin, sen ve kahraman baska gercekliklerde, baska boyutlardasiniz. Senin Hilde'nin babasi gibi kahramana mektuplar yazma sansin bile yok. Sen okuyacaksin sadece, sen seyredeceksin, sen okursun, gözlersin, işin ne? Sen romanin sonunda "ben biliyordum, ben demistim" dersin. Ama gülümseyemezsin, agzinda bozuk bi tad birakir o cümle. Kahve tasmistir, kirmizi parcayi belki sökersin, ama cogunlukla sökmezsin. Bazen de sökemezsin. Eğer yazarı sen degilsen bir romani kahramani söz dinlemiyor diye cöpe atip bastan yazamazsin. Patricia Highsmith kitaplari cok pis tat bırakır insanın ağzında. Istersen yine de okuyabilirsin, sen bilirsin.
Ne diyordum ben? Ha evet, sag tarafta kecenin markasi da cikmis. Ama fotografla ugrastirma beni simdi. Reklam olsun diye degil inan. Mahalle tuhafiyecisinde ne bulduysam onu aliyorum.
Bi igne defterin bile olmayabilir. Her seyin tam, bi tek eksigin o olabilir hayatta. Bilirim o duyguyu. Selam ederim.
Dipnot: Ama Sophie'nin babasi degildi ki o, Hilde'nin babasiydi! Sonradan aklima geldi. Neyse...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)