proce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
proce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Mayıs 2017 Salı
Mutluluk kaç Euro?
Bugünlerde beni en mutlu eden sey dünyaya "o" gözle bakmak, "o" gözle fotograflar cekmek ve "o" gözle gördüklerimi proce bloguna not düsmek :)
Bu kadar cok 1 Euro benim cüzdanimda yoktu, ev halkinin cüzdanlarini da gizlice elden gecirmem gerekti. Ama fotograf cekiminden sonra iade ettim herkese Euro'cuklarini :)))
Bugünlerde mutluluk bana örnegin 7 Euro. Ya da 7 dügme. Ya da 7 gazoz kapagi :))
26 Mayıs 2016 Perşembe
C-3PO
Fotograf makinesinin özenle yedekleyip, temizleyip bosalttigim ve tez zamanda tekrar börtü böcek fotosuyla doldurmayi düsündügüm kartini biri benden önce davranip Star Wars karakterlerinin fotograflariyla doldurmus! Sitripiyo en sevdigim Star Wars kahramani bu arada, Ingiliz usak tavirli protokol droidim benim :)) Efenim? Cocugu popüler kültür nesne ve karakterlerinden uzak mi tutacaktim? Hi hi , evet :) O benim kisisel procemdi. Oglanin kisisel procesi baskaymis fakat.
8 Kasım 2015 Pazar
Plan proce
Bunca isin arasinda ve böylesi yogun bir dönemde, kafam(ız)da bir takim plan-procelerin ucuşmakta oldugu
ve o planlarin Aralik 1 itibariyle bitirilip uygulamaya baslamis olmasi gerektigi
ve kendim edip kendim bulduğum...
... son derece dogrudur.
8 Ekim 2015 Perşembe
Yaşama, insana, gezegene dair
Bunlar bir ara sıkı bir sosyal medya diyeti uyguladigim sira topluca seyrettigim filmler. Hepsinin benim icin ortak bi tarafi var ama adini koyamiyorum. Bu gezegen üzerindeki yasama ve insana dair az/hic konusmali belgeseller/filmler diyelim. Arada sistem elestirisi yapanlar da var. Degisik bir seyler izlemek istediginde ve az konusmadan rahatsiz olmayacagini hissediyorsan tavsiye ederim.

Taniyanlarin bildigi üzere, bazen yazinin girişinde yerinde olmayan aklım, yazinin sonunda gelir başıma. Simdi bendeki ortak yanlarini biliyorum bu filmlerin. Hepsi de yasami kutlamak, yasami daha da yasam dolu kilmak (Dürr) ve yasam dolu olmayan herseyi bozguna ugratmak (Thoreau) cabasini ayakta tutan filmler. Bu kontenjandan proce kapsamina alalim bi zahmet.
- Qatsi üclemesi. (Godfrey Reggio) Qatsi sözcügü Hopi Kizilderilileri'nin dilinde "yasam demekmis. Üclemeye ilham verenlerin arasinda Ivan Illich ve Leopold Kohr'un da oldugunu ise yeni ögrendim.
- Koyaanisqatsi (1982): Bir magara duvarindaki resimle baslayip yine onunla biten medeniyet elestirisi. Philip Glass'a ait müzik cildirtici ama yine de kötü diyemiyor insan. Tuhaf bir etkisi var. Internette bulunabilir. En azindan finali kacirilmamali. "Koyaanisqatsi" cilgin, dengesinden cikmis, cözülmekte olan yasam demek.
- Powaqqatsi (1988): Müzikler yine Philip Glass'a ait. "Powaqqatsi" kimi cevirilere göre dönüsüm icindeki yasam, kimilerine göre ise baska yasamlari kendisi icin sömüren parazit yasam veya canli türü anlamina geliyormus. Bu filmin ana temasi dünya üzerinde yasamin gelenekselden endüstriyele dönüsmesi, endüstri ülkelerinin dünyanin kalan kismini sömürmesi oluyor haliyle. Filmin giris sahneleri Brezilya'daki altin madeni Serra Pelada'dan. Mutlaka, en azindan bu sahneler izlenmeli. Ben kendime ceki düzen vermek icin arada bir dönüp yeniden izlerim. Giristeki düdük sesi, madenci amcalarin bakislari, sonlara dogru cuval yerine sirtta tasinan madenci cok sey anlatiyor.
- Naqoyqatsi (2002). Üclemenin sonuncusu. Naqoyqatsi bir savas olarak yasam demekmis. Filmin stüdyolari World Trade Center'a cok yakinmis ve 11 Eylül saldirilari filmin icerigini etkilemis. Müzik yine Philip Glass'tan. Fakat yillar gectikce ve sinema/müzik teknigi ilerledikce daha harika seyler yapilmasi beklenirken bu ücüncü film sanki ilk ikisinin siirselligini ve etkisini yakalayamamis. Bende bir iz birakmamis örnegin, hic bir sahnesini animsamiyorum.

- Ron Fricke'in yorumsuz konusmasiz üc belgeseli. Ücleme denmiyor acikca ama öyle denebilecegini saniyorum. Bu gezegen üzerinde yasam, kültür, gelenek, endüstri, modernite, ..Ne arasan var.
- Chronos (1985) - Filmin adi Antik Yunanca'da "zaman" demek. Senkronize, kronolojik gibi modern sözcüklerden de taniyoruz kendisini. Film boyunca zamanin degisik ölceklerdeki akisini izliyouz. Tarihsel veya mevsimsel ölceklerde.
- Baraka (1992) - 6 kitada , 24 ülkede 14 ay boyunca cekilen materyalin bir araya getirilmesiyle olusmus. teknik acidan bir ilke imza atiyormus ama ben anlamiyorum tabii neyin nesi oldugunu. Filmin adi, "Baraka", Ibranice ve Arapca'daki tanrisal kutsayici güce isaret eden ortak sözcükten geliyor. Yanlis bilmiyorsam, Türkce'deki "bereket".
- Samsara (2011) - 5 yilda 25 ülkede cekilmis. Samsara Sanskritce'de yasam/ölüm/yasam döngüsüne isaret eden sözcükmüs. Film belirgin bir mesaj vermiyor olusu sebebiyle elestirilmis. Pardon? Su sahneler bir mesaj vermiyor mu yani?


- Home (2209) neredeyse tamamen yukaridan, havadan cekilmis yeryüzü görüntüleri. Evimize dair 120 dakikalik bir belgesel :) Yann Arthus Bertrand tarafindan 50'den fazla ülkede cekilmis. TED'de yaptigi bir konusmada filmin copyright korumasi altinda olmadigini söylemis. Ben Wikipedia'nin yalancisiyim :) Öyleyse buyurun :)
- Life in a day: 192 ülkeden 80.000 kisi yapilan cagriya uyarak youtube'da yasamlarindan belli bir günün (24 Temmuz 2010) cekimlerini paylasmis. Film bu paylasimlarin birlesiminden olusuyor. Gezegenimizde normal bir gün :) Insan olmak üzerine bir film diyebiliriz ya da... Ilginc deneme, hos film. Tamami burada...
- The Tree of Life. Bilenler diyecek ki "ama The Tree of Life belgesel degil ki?" Biliyorum ama hem yaklasik ayni dönemde ve ayni ruh haliyle izledigimden, hem de sessiz derinliginin verdigi mesaj yüzünden yukaridaki diger filmlerle bir arada düsünürüm ben bu filmi hep. Ve ne zaman haberlerde cocugunun cenazesine gitmek zorunda birakilan bir anneye rastlasam, filmden su kisim gelir aklima ve anne rolündeki Jessica Chastain'in "Neredeydin? Neden?" diye sormasi.
Dipnot: Bana seyredilecek kiymetli ama az bilinen filmler bilip bilmedigimi sorarak bu listeyi üc yil sonra aklima düsürene tesekkürler.
Dipnot 2: Basligin yaziyla kesinlikle bir ilgisi var. Bi sey deniyorum da...
30 Eylül 2015 Çarşamba
Eylül biterken...
Yenilen pehlivan gürese doymazmis. Haftasonundan beri ben de yine dokumakla mesguldüm. Bu seferkinin adi "deli kizin dokumasi". Yok, cok delice bir sey yaptigimdan degil, internette bu tür denemelerden yüz milyon tane var. Yine de kare ve ücgen yerine dogal sekiller diye belki. Yine de öyle iste...
Bu sefer daha cok renk ve daha fazla "o rengin arasina sundan, bu rengin arasina ondan" var. Ikinci deneme icin fena degil herhalde. Ama yok, hala olmuyor. Kismen cercevenin centiklerinin cok aralikli olmasindan kaynaklandigini farkettim. Daha kalin iplerle veya baska malzemelerle (rafya? bast?) daha iyi sonuclar alinabilecek belki. Bi de o renk gecislerindeki bosluk konusunu hala tam anlamamisim.
Arka tarafi da böyle oldu.
Sonra ben bütün o ipleri dügümledim, temizledim. Cerceveden de sagsalim cikarmayi basardim. Simdi geriye bu dokunmus parca ile ne yapilabilecegi sorusu kaldi. Duvara asmaktan baska? Yaptigim seylerin bir islevi olmazsa hosuma gitmiyor. Hatta normalde en basindan bir kullanim alani bulamazsam hic baslamiyorum. Zanaat zanaat icin olamiyor bende :) Bu dokuma islerinde sirf tekniğiğ biraz cözebilmek adina islev bulmadan dokumus oldum. E, n'olucak bu simdi?
Neyse, dokuma isleri simdilik böyle. Biraz ara verip baska islere dönmeye karar verdim. Bu arada üc bes firin ekmek daha yiyeyim, sonra yine dönerim dokumaya.
Bu güzeli ilk pazartesi günü gördüm:
Fotograf makinesi yanimda degildi. Bitki fotograflamanin güzel yani, ertesi gün tekrar makineyle yanindan gectiginde genelde hala orada duruyor olmasi.
Akcaagaclar kizardi. Akdikenler, kusburunlari kizardi. Kayinlar ve atkestaneleri diplerine sanatlarini ve meyvelerini sacti. Bunlarin hepsini dün sabah serinliginde (birrr!!) nehir kenarinda yürürken gördüm. Bi de ögleden sonra Japon kirazlarinin yanindan gecerken farkettim: Bazilari yeniden cicege durmus. Agaclar bazen yapiyor bunu. Sonbaharda tekrar baharsiyorlar. Sanirim insanin gözüne herseyin zittini da barindirdigi bilgisini sokmak icin yapiyorlar. Sonbaharda cicek aciyorlar, yazin da yaprak döküyorlar bazen. Keske insanlar da yapabilse bunu. Sonbaharinda cicek acabilse. Ama abartmadan, zarafetle. Cok fazla fuşyaya, cingene pembesine bulanmadan. Japon kirazlari gibi...
Eylül, sen de bitiyor musun bu arada? Sana ben tesekkür ederim. Harika bir otuz gündü bu gecen. Renkler, ipler, kagitlar, boyalar, temize cekmeler, hesaplasmalar, siirler, sarkilar, cicekler, böcekler, tarcinlar, elmalar... Yeterince Eylül'düm sanirim. Ama daha bitmedi, yarindan itibaren birazcik da Ekim'eyim ben :)
Eylül'de yaptigim en iyi islerden biri, sanirim FB'u dondurmakti. Mecra kritigine baslamayacagim, hayir. Belki de mecranin kendisinde bir sorun yok. Sorun onu nasil kullandigimizda. Hesabi dondurmadan önce epey ceki düzen vermistim. Tatilden döndügümde temiz, derli toplu bir ev bulan insanlar gibi görece derli toplu bir FB hesabi bulacagim. Yükledigi negatif enerjiye gelince, onun kültürel bir sorun oldugunu saniyorum. Bir Japon'un, bir Paraguayli'nin, bir Isvicreli'nin FB hesabi bu kadar negatif yükleme yapar mi ki? Merak ediyorum.
Bugün kapanisi neyle yapayim diye düsündüm, düsündüm; karar vermem zor oldu. Üstelik tekrara da düsmüs olabilirim.
28 Eylül 2015 Pazartesi
Sınırlarını tartış
Bu, yola düsmüs bir yerlere gitmekteyken, kendisinden bahsetmek istedigim kart. Yaparken hemen her asamada sürekli ayni cümleleri animsatti bana :
Sınırlarını tartış,
Çünkü onlar kesinlikle senindir. *
Ilk okumamin üzerinden en azindan 20 yil gecmis.
Fakat iyi haber su ki; kitap hala bende :)
(*Richard Bach, Mavi Tüy)
27 Eylül 2015 Pazar
Kolkola dokuma
Persembe - Cuma günlerini -büyük balkon aksiyonunu saymazsak, ki bes yilin balkon temizligiydi, sayalim bence- bu isle gecirdim. Dokuma teknikleri dersine calisiyorum :) Introduction to Weaving - 101 :) Cocugu okuldayken, felsefeden dokumaya, botanikten quantum fizigine kendi ögreneceklerini kendi kendine ögrenen "okulsuz egitim annesi"yim :)
Malzeme konusunda destek yine oglanin ögretmenlerinden. Bu dokuma cercevesi setini anaokulunda dokuma islerine el attiklari sira, ögretmen tavsiyesiyle almistik. Oglanin ögretmenleri olmasa benim elisi proceleri arac gerec acisindan öksüz kalirdi, halim nice olurdu :)
Cercevenin iki kenarina takilan metal cubuklar bi harika. Dokuma isinin kenarlardan ortaya dogru büzülmesini önlüyorlar. Iste bu islere iptidai kosullarda baslamanin iyi yani bu. Sonra her teknik gelisme asamasinda "aa, bu bi harika!" deyip seviniyorsun :) Esere, eser denirse tabii, "Hindiba'nin dokuma ying-yang'i" adini verdim. Her rengin arasina baska renkli parca, desen katmaca teknigini denemek istemistim cünkü.
Yalniz bu boslugu sevmedim. Bu bosluk beni cok düsündürdü, bana cok ders oldu. Sunu düsündüm: Herkes sirtini ötekine dönüp kendi yoluna gidince olmuyor. O zaman iste böyle arada bir bosluk doguyor. Fizik kanunlari geregi her bosluk dolmak egilimindedir. Sonra o boslugu neyin veya kimin dolduracagini Allah bilir. Sonuc hic hosuna gitmeyebilir. O yüzden dönüp kendi yoluna gidecek bile olsan, önce "öteki"nin koluna bir kolunu atmadan, kolkola girmeden gitmemeli. Sonucta "öteki" kardesindir, komsundur, "your next"tir. Daima. Bu hatayi ikinci ücgende tekrarlamadim. Sonucta pembeyle, onun icindeki beyaz ücgen arasinda böyle bir bosluk olusmadi bu yüzden.
Fakat yine de dokumacilik zor ismis. Özellikle bitirip cerceveden cikardiktan sonraki kismi beni asti. Yok, yapamadim. Asagidaki fotograftan sonra isler sarpa sardi. O temel ipleri (cözgü iplikleri) püskül yapmayi sevmedigimi söylemistim. Onlar arkaya edeplice nasil gizlenecek, biten dikdörtgenle ne yapilacak diye debelenirken bütün isi bozdum. Bu asamada tüm dokumacilara saygi, selam gönderdim. Hepsi büyük isler kotaran ustalar. Cin mali tisörte bile saygim artti. Benim daha kirk bilmem kac firin ekmek yemem gerek. Bu acidan cok verimli bir denemeydi :)
23 Eylül 2015 Çarşamba
Döne döne okuma
Üzümünü ye, bagini sorma demisler arkadas.
Kütüphanede rafta her yeni Erich Fromm kitabi bulusumda "aa, böyle bir kitabi da mi varmis, katalogda da vardi da ben mi görmedim?" diye sormuyorum hic.
Bu kitap bagini sormadigim üzümlerden.
Bu mevsime, bu "proce"ye, bu ruh haline, bu gündeme, dis dünyanin bu günlerine nasil da uydu.
Fromm kitabi 1964'de yazmis. Ingilizce orijinali "The Heart of Man. Its Genius for Good and Evil" adiyla basilmis. Almancasi "Die Seele des Menschen: Ihre Fahigkeit zum Guten und zum Bösen" adiyla 1979'da yayimlanmis. Türkce'sinin adi ise "Sevgi ve Şiddetin Kaynagi". Böylece kitabi bulamama olasiligini elinden aliyorum sevgili okuyan :)
1960'larin ortasi. Ikinci Dünya Savasi sonrasi. Soguk savas yillari. Atom savasi korkusu. Fromm diger kitaplarinda oldugu gibi böyle bir dönemden, böyle bir cercevenin icinden sesleniyor bize. Buna ragmen tespitlerini kendi cagimiza uygun buluyor olmamiz, kitabin hala güncel olmasi ne kadar da ilginc ve ne kadar da yazik sevgili okuyan.
Fromm'un birinci bölümdeki temel sorusu insan kurt mudur, kuzu mudur? Insan özünde iyi midir, kötü müdür? Evet, bu soru caglardan bagimsiz sanirim. Her daim soruyor olacagiz. Seni bilmem ama bugünlerde ben tekrar tekrar soruyorum sevgili okuyan. Kitap iste bu temel soruyla basliyor.
Ikinci bölümde siddet eyleminin cesitli sekillerini tartisiyor yazar. "Nefsi müdafaa"dan "kana susamak"a , "oyun gibi siddet"ten "intikamci siddet"e kadar insanoglunu siddete yönelten ve bir psikanalizcinin yakindan bilip tanigi siddet sebeplerini önümüze seriyor. Ve sonunda tüm bu siddet eylemlerinin az ya da cok dogal, dogamiza uygun ve "selim" (iyi huylu) siddetler oldugunu belirtiyor. Iyi de öyleyse kötü ne sevgili okuyan?
Kitabin izleyen üc bölümü Fromm'a göre "gercek" kötünün genis bir tarifinden olusuyor. Bunlar, bu üc sey gercekten kötü, cünkü dogamiza aykiri, insan olusun disinda ve patolojik seyler sevgili okuyan. Dinle:
3. Bölüm:Yasama sevgisine karsilik ölüm sevgisi . Yasam sevgisi dogamiza uygun. Ölüm sevgisi dogamizin disinda. Fromm burada "nekrofili" terimini psikolojide bilinen "ölüsevicilik" anlaminin ötesinde ölüme, ölüye, ölümcül süreclere, savasa, yikiciliga ve bunun gibi seylere merak, ilgi, karsi durulamaz bir egilim ve son noktasinda sevgi duymak anlaminda kullaniyor. En bilinen örneginin Hitler ve Stalin oldugunu söylüyor. Bu egilimin mottosu ise Ispanyol ic Savasi'ndan geliyor: "Viva la muerte!" (Yasasin ölüm!) Burada bahsedilen yasam sevgisi, ölümü yadsimak, gözardi etmek, "hep yasayalim , hep tat alalim dünyadan, ölümü düsünmeyelim, lay lay lay" degil. Fromm Estes'in KKK'da bahsettigi türden bir Yasam/Ölüm/Yasam döngüsünün tabii ki farkinda. Daha cok Dürr'ün bahsettigi sekilde "yasamakta olani daha da yasam dolu kilmak" türünden bir yasam sevgisinden bahsediyor. (Kitaplar bazen birbirine ne güzel, nasil da dügüm dügüm, ilmek ilmek baglaniyor, degil mi sevgili okuyan?) Hatta bir baska kitabinda "Gercekte yasam ne, ölüm ne, aktif olmak ne? pasif olmak ne? Aktif görünen pasiflerden, pasif görünen aktiflerden ne haber? Diri görünen ölülerden, ölü görünen dirilerden ne haber?" diye soran da Fromm degil miydi?
4.Bölüm: Narsizm (Bireysel ve Toplumsal düzeyde). Freud'a ve onu izleyen psikanalistlere göre bebek narsisttir ve bu dogaldir. Anne karnindan itibaren yasamin ilk döneminde bebek (insan) dis dünyanin ve onun kendisinden ayri/bagimsiz bir varolus icinde oldugunun farkinda degildir. Buna primer narsizm deniyormus. Yasamin daha ileri dönemlerinde kisi hala "ben" ve "ben olmayan" arasindaki siniri cizemiyor, bu ikisinin ayriligini kabul edemiyorsa, dis dünyayi kendisinin bir parcasi olarak algilamaya devam ediyorsa, daha ötesi dis dünya kisi icin reel olarak varolmayi sürdürmüyorsa bu da sekunder ve patolojik bir narsizm imis. Fromm'a göre Misir firavunlarindan, Roma imparatorlarina , Hitler'den Stalin'e pek cok lider bu dertten muzdaripmis. Narsizmin kisinin sahip oldugu seylere ve özelliklere dogru yayilmasi cok görülen bir özellik. Kendi vücuduna, kendi fikirlerine, kendi cocuklarina, kendi ürettiklerine, kendi mülkiyetinde olan seylere ölcüyü asan ve rasyonelligin ötesine gecen düzeyde hayranlik ve sevgi duymak patolojik narsistik kisilikten kaynaklaniyor. Kendini, fikirlerini, cocuklarini, ürettiklerini bir dereceye kadar sever tabii insan. Bu varligini devam ettirme, hayatta kalma dinamikleri acisindan gereklidir de hatta. Burada bahsedilen örnegin cocugunun hatalarini göremeyen, ürettiginin bozuk, düzeltilmesi gereken taraflarini, fikirlerindeki aksayan yanlari göremeyen bir narsizm.
Eger narsizm bir toplu cilginlik halini alirsa, bir grup insan kendi grupsal özelliklerini (millet, renk, irk, din, sosyal renk, ekonomik düzey vb) ölcü disinda begenmeye baslarsa ve kendini bu gruba aidiyetle bir üst noktaya tasirsa alarm canlari calmaya baslamali. Arkasindan radikallikten yikiciliga ne gelecegi belli olmaz cünkü. Grup narsizminde grup eger narsizminden (sembol, simge, özellik, lider) yana yara alirsa, asiri bir öfke, intikam ve yikicilik duygusu aciga cikabilir. Fromm'a göre bütün hümanist dinlerin (semavi dinler ile budizm ve taoizmi bu kategoriye sokuyor) temel amaci insanin yapisindaki narsizmi asabilmesidir. 18.-19. yy.'in pek cok filozofu da (Spinoza, Leibniz, Rousseau, Herder, Kant, Goethe, Marx) "tek bir insanlik" ve "her insanda tüm insanlik" türünden hümanist fikirlerin etrafinda dolasmis, ayricalikli grup fikrine karsi durmustur.
5.Bölüm: Inzestuöse (Aile ici) bag(ım)lılık: Fromm burada bir kez daha günlük hayatta dar anlamiyla kullanilan bir psikolojik terimi daha genis bir anlamla kullaniyor. Kastettigi Freud'un Oidipus kompleksini de kapsayan ama cocukta bu kompleksin gelismesinden bile önce var olan; anneye, ana kucagina yönelik bag(im)lilik. Burada anne cocugun fiziksel annesi olmak zorunda degil. Normalde annenin karsiladigi fiziksel ve duygusal ihtiyaclari (besin, sicaklik, koruma, sevgi, güvenlik) karsilayan, cocugun yasaminda anne rolünü oynayan bir baska kadin ve hatta kimi özel durumlarda bizzat baba olabilir. Cocukluk döneminin bu dogal egilimi de ayni narsizm gibi yetiskinlige gecis döneminde asilmalidir. Her kus birgün yuvadan ucmasi gerektigini bilir. Ucmak istemeyenleri de anne kus yuvadan asagi birakiverir. Insan annelerinde bu icgüdüsel bilgi bazen kaybolabilir. Fromm'un özellikle anneye yönelik "inzestuöse bag"i bana okurken KKK'daki "fazla iyi annenin öldürülmesi"ni animsatti. Her insan evladi, eger fazla iyi annesi onu yuvanin kenarindan asagi birakmiyorsa, bir noktada o fazla iyi anneyi tirnak icinde öldürmelidir. Fromm'a göre insan isikla anne kucagi (ve hatta anne karni), macerayla güvenlik, riskle koruma, bagimsizlikla bagimlilik arasinda bir secim yapmak zorundadir. Normal sartlarda her insan ergenlik döneminde bu sürecten gecer. Bazi toplumlarda özellikle erkek cocugun anaya ve aileye bagliliktan saglikli kopusuna özel ritüeller eslik eder ( Bkz. Under Saturn's Shadow) . Ancak bazen bu saglikli kopus gerceklesmez veya baska (patolojik) sekillere bürünür. Anneye bagliligin devami veya genis aileye, kabileye, belli bir irka, halka, belli bir dine, belli bir politik partiye annelik rolünün yüklenmesi gibi. Toplumsal düzeyde, büyük kalabaliklar koruma, sicaklik, aidiyet, sevgi gibi ihtiyaclarini bunlardan karsilama egilimine girer. Burada sürec kisisel narsizmin toplumsal narsizme dönüsmesine benzer dinamikler esliginde olur. Bu bag(im)liligin ilginc bir yönü "anne"ye duyulan derin sevginin öteki yüzünün ondan duyulan büyük korku olmasidir. Anne besler ,doyurur ama ona karsi tamamen savunmasiz oldugumuz da bir gercektir. (Fromm belki bilmez ama biz biliriz, anne dövünce "anneee!!!" diye aglanir) Normal bir dinamik olarak "doga anne" yasatir, "doga anne" öldürür. Bagliligin son noktasinda, yani simbiyozda insan/cocuk kendini "anne"de kaybeder. Simbiyozda "sen" ve "ben" arasindaki cizgi kayboldugundan baglilik veya bagimliliktan bile bahsedilmez. Bilincaltindaki bu tür egilimler okyanusta bogulma veya toprak tarafindan yutulma seklinde rüyalarla kendini gösterir. Bu tür rüyalarda korku, dehset duygularina ayni anda derin nese duygusunun eslik etmesi ilginctir. Narsizmde oldugu gibi bu egilimde de kisi rasyonel düsünme ve hem kendini hem de "öteki"ni (anneyi, idolü) ayri, bagimsiz bir varlik olarak görebilme becerisini yitirir.
Eger bu üc patolojik egilim (nekrofili, narsizm ve inzestuöse bag(im)lilik) bir insanda veya bir grupta bir arada görülürse Fromm buna "Çürüme sendromu" adini veriyor. Iste asil kötü bu. Eger bireyler ve toplumlar dogal olan yasama sevgisi, narsizmin asilmasi ve anneye, (aileye, topraga...) duyulan bag(im)liligi asip bagimsizliga erismeyi saglikli bir sekilde deneyimliyorsa buna da "Büyüme sendromu" adini veriyor. Dogamiza uygun olan bu oldugundan asil iyi de bu. Normal sartlar altinda insan bu ikisinin tam ortasinda duruyor. Büyüme sendromuna götüren her asama progresyona/ilerlemeye dahil, cürümeye götüren her egilim ve asama da regresyona/gerilemeye dahil.
Bitti mi? Bitmedi. Daha Özgürlük, Determinizm, kader ve insanin kaderini eline alisi üzerine harika bir 6. bölüm var. Özellikle özgür irade, zorunluluk, kaderin ördügü ve insanin ördügü aglar, karma, determinizm, indeterminizm, alternativizm, vb. konulara ilgi duyanlar okumali. Ama ben birazcik yoruldum, burada birakiyorum, şuracığa bi parmak bal çalıp kaçıyorum, oldu mu sevgili okuyan? :)
Dipnot: Neden proceye dahil? Cünkü yasama ve diri olana duyulan sevgi üzerine. Cünkü dünyayla hesabimi temize cekecegim demistim. Iyilik ve kötülük hesaba dahil. Cünkü oraya buraya bana iyi gelen seyler birakacagim demistim. Fromm bana hep iyi gelir.
(Bkz #bizimkizfrommokurdönerdöneryineokur :)
Döne döne dokuma
Hindiba'nin eylülmek procesi kapsaminda, örmek, dikmek, dügümlemek, dokumak falan filan tekniklerini calismaya devam ediyoruz :) Bu kez döne döne dokuyoruz. Bir yandan psişik, kozmik ve dogal döngüleri calisacagiz cünkü.
Yuvarlak kalibi hazirlamak zor degil. Evdeki "bi gün lazim olur" denerek bir kenara sokusturulmus kartonlardan birini cikarip, tabak kapatiyoruz üstüne. Kesiyoruz. Sonra kenarlarina yaklasik esit araliklarla ve MUTLAKA tek sayida kesiler atiyoruz. Bu kalip daha sonra tekrar tekrar kullanilabilir. Malzeme olarak yün vb.de kullanilir, daha önce onlarla denedim ama örnegin bardak altligi yapacaksak isiya ve siviya dayanikli bir malzeme daha iyi. O yüzden bu kez "kagit rafya" / "bast" gibi bir malzeme kullaniyorum ben.
Bu ilk fotograftaki merkezden gecen temel ipleri nasil gecirdigimi fotograflamamisim. Internette bulunabilir, veya ben merak edene bi ara detayli anlatabilirim. Neyse...
Merkezden baslayarak rafyayi bir alttan bir üstten gecirerek dokumaya basliyoruz. Baslangicta biraz zor oluyor, ortaya da bir sey cikmiyor gibi görünüyor. Bu noktada cok takilmayip devam etmeli. Kullandigim metal aleti oglanin elisi ögretmeni okuldaki dokuma projeleri icin aldi cocuklara. Sene sonunda ben sahiplendim :) Dokumanin her türlüsünü , özellikle kagit dokumayi cok kolaylastiriyor.
Bu arada merkez... Merkez önemlidir. Döngüler hep bir merkezden baslar, veya eninde sonunda bir merkeze ulasir. Doga merkezin cevresinde dönüp durma fenomenleriyle doludur. Icinde yüzdügümüz galaksiden papatyaya kadar. Merkezi bilmek, nereden geldigini veya nereye gittigini bilmektir. Insana genellikle rastgele bir A noktasindan rastgele bir B noktasina gittigini ve bunu düz bir cizgi üzerinde yaptigini söylerler. Oysa merkezden gelip merkeze dogru gideriz. Merkez önemlidir, merkeze bi mim koyalim :)
Bir alttan, bir üstten alarak merkezin etrafinda dönüyoruz. Bir alttan bir üstten almak da önemlidir. Bir basina degilsen, ikiysen veya milyonsan, hep sen üste cikamazsin. Bazen altta kalmayi, bazen alttan almayi deneyimlemen gerekir. Hep sen üstte kalirsan, hep ben alttan alirsam tutunamayiz. Bir olamayiz.
Böyle sonsuza kadar dönebiliriz aslinda :) Matematiksel acidan hic bir engel yok. Yalnizca basladigimiz merkezi hic unutmayalim. Unutursak bir süre sonra , dairenin coook genisledigi ve ufkumuzu astigi bir noktada, A'dan B'ye giden dümdüz bir cizgide öööyle yürümekte oldugumuzu saniriz. Bir döngünün parcasi oldugumuzu, dönmekte oldugumuzu gözden kaciririz.
Böyle sonsuza dek dönerken bazen dokumaci renk degistirebilir. Dokumacinin islerine karisilmaz. Renk degisikligi iyidir. Yeni rengin rafyasini eskisinin arasina katistirivermek yeterli. Baglamak dügümlemek gerekli degil. Döndükce onlar birbirini tutacak.
O zaman kartonun arkasini cevirip arkadaki baglari teker teker keseriz. (Ben yanlislikla biraz kisa kesmisim bu kez, daha uzun olmali) Döngülü dokumayi kartondan ayiririz. Pembe bir günesimiz olur. Duvara asabiliriz :) Uclari birbirine baglayarak hem sökülmesini engeller, hem de sekil yapabiliriz.
Veya benim gibi o uclardan hoslanmiyor, geriye tam bir daire kalsin istiyorsak, uclari geriye dogru katlar, arka taraftaki atkilarin icinden geciriveririz.
Bugün 23 Eylül, astronomik olarak sonbaharin basladigi gün. Döngülerden, her dairenin bir noktada mutlaka "asagiya" dogru sallandigindan, bazen altta kalmanin da dogala ait oldugundan bahsetmek icin sanirim iyi bir gün :)
21 Eylül 2015 Pazartesi
Acilen renk!
Acilen renk gerekiyordu. Haftasonunun büyük kismini bununla gecirdim. Bilmiyorum sonu nereye varacak. Niyetim yastik degildi, yastik olurmus. Atki degildi, atki olurmus.
Ayrica bütün fotograf kartlarini ve USB kartlarini ve bilumum kartlari ve yedekleri ortaya döküp tüm fotograflarin yedegini tazeledim. O is biraz cetrefilli ama zor kismi bitti, oyalayici kismi kaldi.
Özetle "proce" tam gaz!
19 Eylül 2015 Cumartesi
Eylülmek
Komsularin bahcesinden "e, artik tatlisini da yapalim bari" dedirtecek kadar cok GERCEK elma,
Yerfistigi
Tarcin
Bunlar bir tencerede tanisip, hallesip, demlenirken...
...bir de baktim ki büyük cam kasede krep malzemeleri de toplasmakla mesgul!
Bak, açık söyleyeyim, olacaklardan ben sorumlu degilim.
Bütün suc Eylül'ün...
Ben sadece "eylülmek"le mesgulüm...
Dipnot: "Bana iyi gelen seyler" kontenjanindan posta kutuma bana iyi gelecek seyler birakan arkadasa ;) ve bana gayet iyi gelmis su yazi icin de Handan'a tesekkür eder, devamini beklerim :)
Yerfistigi
Tarcin
Bunlar bir tencerede tanisip, hallesip, demlenirken...
...bir de baktim ki büyük cam kasede krep malzemeleri de toplasmakla mesgul!
Bak, açık söyleyeyim, olacaklardan ben sorumlu degilim.
Bütün suc Eylül'ün...
Ben sadece "eylülmek"le mesgulüm...
Dipnot: "Bana iyi gelen seyler" kontenjanindan posta kutuma bana iyi gelecek seyler birakan arkadasa ;) ve bana gayet iyi gelmis su yazi icin de Handan'a tesekkür eder, devamini beklerim :)
17 Eylül 2015 Perşembe
Hayyamlı müzik, tarçınlı çay, çiçekli kart, akdikenli kaldırım
Ben sözde oraya buraya -bana iyi gelen seyler- birakacaktim degil mi?
Islere daldim, pek birakamadim.
Simdi gelsin...
Biraz sarki, biraz siir, biraz renk, biraz fikir.
Sözler de cok güzel ve bir Hayyam siirinden devsirme; o da hemen suracikta dursun:
"seher yeli eser yirtar etegini gülün
güle baktikca cirpinir yüreği bülbülün
sen şarap içmene bak, çünkü nice gül yüzler
kopup dallarindan toprak olmadalar her gün"
"bu yildizli gökler ne zaman basladi dönmeye
ne zaman yikilip gidecek bu güzelim kubbe
aklin yollariyla ölçüp biçemezsin bunu sen
mantiklarin, kiyaslarin sökmez senin bu işte"
"bulut gecti, gözyaşlari kaldi cimende
gül rengi şarap içilmez mi boyle günde?
bugün bu çimen bizim, yarin kim bilir kim
gezecek, bizim topragin yeşilligince"
Islere daldim, pek birakamadim.
Simdi gelsin...
Biraz sarki, biraz siir, biraz renk, biraz fikir.
- Tarcinli cay demlikte demini alirken...
- Biz simdi sunu dinleyiverelim :
"seher yeli eser yirtar etegini gülün
güle baktikca cirpinir yüreği bülbülün
sen şarap içmene bak, çünkü nice gül yüzler
kopup dallarindan toprak olmadalar her gün"
"bu yildizli gökler ne zaman basladi dönmeye
ne zaman yikilip gidecek bu güzelim kubbe
aklin yollariyla ölçüp biçemezsin bunu sen
mantiklarin, kiyaslarin sökmez senin bu işte"
"bulut gecti, gözyaşlari kaldi cimende
gül rengi şarap içilmez mi boyle günde?
bugün bu çimen bizim, yarin kim bilir kim
gezecek, bizim topragin yeşilligince"
- Bizim burada henüz bulut gecmedi, cimen gözyaslarini beklemede. Agac dallari sonsuz askin dansinda, gömleklerini yirtmakla mesgul yel. Yağmur az sonra, tahminen ben cayimi yudumlarken...
- Evvelsi günün "akıl koruyan"ı ; kagitla ipi kumasi eninde sonunda bulusturacagimi biliyordum:
- Bugünün "kaldırımda karşıma çıkan"ı
- 'proce'de son durumlar: Komsularla ortak kullandigimiz cati katina en cok bizim yayildigimizi farkettigimden oraya bir el atmam gerekiyordu. Bugün bir kac büyük kavanozu atarak basladim. Insanlik icin kücük, benim icin büyük bir adim. Bu artık mevsimlik degil, yillik proce :) Biraz da dosya, klasör isleriyle ugrastim. Daha da önemlisi kafamin bazi klasörlerini de düzene koydum bu arada :)
15 Eylül 2015 Salı
Kitaplardan bahsedelim biraz.
Listeler listesini, okunacak kitaplar listesini temize cektim.
Aslinda bu isi "proce"den bagimsiz yilda bir kac kez yapiyorum.
En sevdigim, ruhuma en iyi gelen islerden biri.
Ne zaman cok bunalsam, cok sıkılsam, beni neselendirip ruhumu aydinlatacak bir is arasam, hemen okunacak kitaplar listesini güncelliyorum!
Okunup listeden cikan kitaplar ayri iyi geliyor,
okunmasi fikri heyecanlandiran kitaplar ayri iyi geliyor,
listeye eklenen kitaplar bi ayri iyi geliyor.
Üstelik o listenin sifirlanmayacagini ve gittikce büyüyecegini de coktan anladim. Bazi kitaplar en azindan 3 yildir o listede duruyor. Sürekli yenileri ekleniyor.
Deli miyim?
Galiba.
Senin okunacak kitaplar listende neler var? Veya benimkine eklenmesini tavsiye edebilecegin hangi kitaplar? Asla okumam dedigin kitaplar? (Ben belki okurum)
Kitaplardan bahsedelim biraz.
Delilige iyi geliyor diye duydum.
11 Eylül 2015 Cuma
"proce"den haberler
Yok, bos durmuyorum.
Biraz e-mail temizligi...
Mutfakta bir parti daha ayiklama ve temizlik... Kayip gida boyalarinin bulunusu. Yeni kristal deneylerine girisebiliz artik.
Oglanin odasinda kutu kutu temizleme, ayiklama tazeleme isleri... Hangi tür oyuncaklar hangi kutularda artik en azindan ben biliyorum.
Klasörler... Bazi ruhuma güc gelen ve bundan dolayi ertelenmis isler... Her seye dosya acan babanin "Babam -Vefat" diye dosya acan kiziyim :( Babam görse sanirim gülümserdi.
Dondurulan Facebook... Haliyle bir bosluk oldu. Zihnim yerini hemen gazetelerle doldurmaya giristi. Saga sola Alman, Ingiliz gazetelerinden haber linki göndermeye basladim. Bi tane de sen alirsan korkma, yakinda gecer. Instagram'i Facebook'un yerine koyma egilimine direniyorum. Neyse ki Ig bu konuda cok yardimci. Geriye kalir blog. Onu da kontrol altinda tutabilirim. Sanirim.
Daha coook is var. Devam!
Biraz e-mail temizligi...
Mutfakta bir parti daha ayiklama ve temizlik... Kayip gida boyalarinin bulunusu. Yeni kristal deneylerine girisebiliz artik.
Oglanin odasinda kutu kutu temizleme, ayiklama tazeleme isleri... Hangi tür oyuncaklar hangi kutularda artik en azindan ben biliyorum.
Klasörler... Bazi ruhuma güc gelen ve bundan dolayi ertelenmis isler... Her seye dosya acan babanin "Babam -Vefat" diye dosya acan kiziyim :( Babam görse sanirim gülümserdi.
Dondurulan Facebook... Haliyle bir bosluk oldu. Zihnim yerini hemen gazetelerle doldurmaya giristi. Saga sola Alman, Ingiliz gazetelerinden haber linki göndermeye basladim. Bi tane de sen alirsan korkma, yakinda gecer. Instagram'i Facebook'un yerine koyma egilimine direniyorum. Neyse ki Ig bu konuda cok yardimci. Geriye kalir blog. Onu da kontrol altinda tutabilirim. Sanirim.
Daha coook is var. Devam!
10 Eylül 2015 Perşembe
Gördüm / I saw you / Ich habe gesehen
Dün ögleden sonra ben kesip bicerken yaptigim islere vuran sonbahar günesi. Seni gördüm.
Herbstsonne auf meiner Bastelarbeit. Ich hab dich gesehen.
The lovely sun of autumn over my papier work. I saw you.
Fromm ve Platon. Sizi gördüm.
Fromm und Platon. Ich habe euch gesehen.
Fromm and Platon. I saw you.
Dünyanin bin derdini kendi derdi gibi yüklenen, sonra aklini kaybetmemek icin careyi ellerini topraga sokmakta, hamura bulamakta, yüne yumaga kumaşa dolamakta, gökkusagi kusanmakta bulan kadinlar, kadim ananin türlü tezahürleri. Sizi gördüm.
Die Frauen, die tausende Sorgen der Welt auf dem eigenen Rücken tragen und um damit umzugehen und um nicht den Verstand zu verloren, sich mit der Erde, mit dem Teig, mit Wolle und Knäul, ja sogar mit dem Regenbogen beschäftigen. Viele verschiedene Manifestationen der Urmutter. Ich habe euch alle gesehen.
The women who carry thousands worries of the world on their own back and spend time with dirth or dough, with wool and fabric, even with rainbow in order not to loose their mind. Diverse manifestations of Mother Earth. I saw you.
* Bir arkadasim fazla Türkce düsünmektense Almanca ve Ingilizce düsünmenin bana iyi gelecegini söyledi. Hakliydi. Baska seyler de söyledi ama onlar icin simdilik erken. Simdilik arada bir Ingilizce veya Almanca da yazmaya karar verdim. Bir tür alistirma olarak. Hatalar düzeltilmeye acik :)
A friend of mine told me that it's better for me to think more in English or German and less in Turkish. She has right. She told actually more than that. But it's early for puting all of them to practice. So I decided to write sometimes in German or English, too. I'm open to corrections and improvement recommendations :)
Eine Freundin von mir hat mir gesagt dass ich lieber mehr auf Englisch oder Deutsch denke, als auf Türkisch. Sie hat Recht. Sie hat noch andere Empfehlungen aber es ist noch früh alles umzusetzen. So habe ich mir gedacht manchmal auch auf Deutsch oder Englisch zu schreiben. Als eine Sprachübung. Jede Korrektur und jeder Verbesserungsvorschlag ist Willkommen :)
7 Eylül 2015 Pazartesi
Alttan alıyorum, üstten alıyorum
Bi alttan aliyorum, bi üstten aliyorum. Bi alttan aliyorum, bi üstten aliyorum. Kagit demiyorum, kumas demiyorum, rafya demiyorum, hepsini katip katistiriyorum. Kirmizi demiyorum, mavi demiyorum, sari demiyorum, hepsini katip katistiriyorum. Bi tek ilk satirda yapistirdim, bi alttan bi üstten gectikleri icin öyle saglam oluyorlar ki, artik onlari hicbir sey kolay kolay ayiramaz saniyorum. Sonunda ortaya iyi bir sey cikacagini saniyorum.
5 Eylül 2015 Cumartesi
Günler gecip gidiyor sevgili günlükcüm
Öglen oglanin epey bir kücülmüsünü ve benim dolaptan cikan bir kac parcayi islerine daha cok yarayacagini sandigim kisilere verilmek üzere teslim etmeye gittim.
Yunan tragedyalarinda felaket tellalligi yapan ve varolan bütün kötü olasiliklari sayip döken karakter kimdir, koro mudur o? Her neyse, iste o karakterden bir numune de bizim komsular arasinda. Yolda görüp niyetimi ögrenince, önce taniyip bildigi bazi yardim kuruluslarini yerin dibine batirdi. Onlara vermeyecegimi duyunca, bu kez direk kullanacak kisilere mi verecegim diye sordu. "Hayir, bunlar aracilar" dedim. Bu kez direk kullanacak kisiye verilmeyen her yardimda kaymagin aracinin cebine, cantasina girdigine dair uzun bir cümleyi tek bir el hareketiyle özetledi bana :) Gülümsedim, göz kirptim, bazen riske girmek gerektigini söyledim. Karisi da benimle ayni fikirdeydi. Koro degil, koronun karisi, ben ve diger "naive risk takers" cogunlukta oldugumuz icin dünya hala kör topal gidiyor galiba diye düsündüm yolda. Emin degilim, kendimi ve koronun karisini cok önemsemis olabilirim.
Dönüste sezonun son dondurmasi olabilir diye düsünerek dondurma aldik ogulla. Sezonun son dondurmasi olabilir diyerek daha epey dondurma yeriz diye düsünüyorum, fakat bunu ona söylemedim.
Yari yolda ıssız parka ugradık. Issız parklarin bein ve yürek detoksu yapttirici etkisi var. Birazcik büyük örümcek agina tirmandik. Kimbilir ne zaman bi kitapta okumustum. Vücuttaki her kasi calistirmak gerekirmis. Beyin de bir kasmis. Onu da calistirmak gerekirmis. Hayir, Sudoku sart degilmis, hatta bazen problemmis. Beyni asil calistiran kendisine duyumsal mesajlar göndermekmis: Renk, ses, koku, tat, isi, dokunma, basinc. "Merhaba uzayli, burasi dünya ve sen buradasin" diyen her sey... Bes duyunun calismadigi anlarda bile beyin kendini üc boyutlu mekanda hissederek calisirmis. En iyi beyin egzersizi vücudun kendisini üc boyutlu mekanda hissetmesiymis. Bu da en cok yercekimine karsi hareket ettigimiz etkinliklerle olurmus. Oldu, peki, ben zaten bahaneye bakiyorum sevgili neuroscience, bilimsel aciklama icin mütesekkirim. Bak, nasil hissediyorum kendimi örümcek aginin halatlari üzerinde cambazlik yaparken ben simdi :
Neyse, sonra parkta cocugunu eyleyen klasik bir anne ciddiyetiyle banka oturdum. Fakat yine rahat duramadim, "bana iyi gelen seyler" kontenjanindan göge baktim. Bu kez hatta videoya cektim, hadi hep beraber göge bakalim:
Sonra eve dogru yürürken nehir kenarinda cantamdaki tohumlar geldi aklima. Hani cayir cicekleri karisik tohumlari vardi, hani ben bunlari dünyaya sacacagim evde bekletecegime demistim. Sevgili insan zihni rahat durmuyor, ille saga sola ceki düzen verecek. Bu yaz da nehir kenarina ceki düzen vermekle mesguldü bir takim mühendis abiler. Saga sola yigdiklari toprak yiginlari oradaki yari yabanil düzeni bozmustu. Söyle bir florayla karsi karsiyaydik yaz sonunda:
Emin degilim, belki bu florada bir yanlislik yok, belki de gelecek yaza kadar düzene koyar kendini. Ya da zaten "düzgün" belki. Her neyse, yine de cantamdaki tohumlarin tam yeri ve tam zamani gibi geldi. Hepsini saca saca yürüdük yol boyunca. Oglan " anne acaba hangi ciceklerin tohumuydu bunlar, gelecek sene acinca bilirdik bizimkileri" dedi. Ben de ona "bosver, böylesi daha iyi, gelecek sene acan bütün cicekleri bizden biliriz böylece" dedim ;) Daha cekmecede bir de arisever ciceklerin tohumlari var, bir yürüyüste de onlari serpecek ben :)
Sonra biraz da yakindan baktim floraya ve faunaya. Yok yok, gayet düzgün geldi gözüme...Yakindan bakinca sanki yasamak güzel :)

Bugün biraz dolap, biraz cekmece, biraz zihin, biraz yürek temizledim. Iyilikle doldum, umutla doldum, yasamla doldum sevgili günlükcüm, yeter mi?
Oysa sana daha masayi toplarken buldugum, son zamanlarda yaptigimiz pek cok resmi evin duvarlarina astigimi, duvarlarin epey senlendigini ve bunu da yasam dolu olani kutulayıp kaldırmak yerine duvara asarak daha da yasam dolu kilmak hanesine not ettigimi söylememistim bile...
Biliyorum, bazi günler cenem düsüyor.
Yunan tragedyalarinda felaket tellalligi yapan ve varolan bütün kötü olasiliklari sayip döken karakter kimdir, koro mudur o? Her neyse, iste o karakterden bir numune de bizim komsular arasinda. Yolda görüp niyetimi ögrenince, önce taniyip bildigi bazi yardim kuruluslarini yerin dibine batirdi. Onlara vermeyecegimi duyunca, bu kez direk kullanacak kisilere mi verecegim diye sordu. "Hayir, bunlar aracilar" dedim. Bu kez direk kullanacak kisiye verilmeyen her yardimda kaymagin aracinin cebine, cantasina girdigine dair uzun bir cümleyi tek bir el hareketiyle özetledi bana :) Gülümsedim, göz kirptim, bazen riske girmek gerektigini söyledim. Karisi da benimle ayni fikirdeydi. Koro degil, koronun karisi, ben ve diger "naive risk takers" cogunlukta oldugumuz icin dünya hala kör topal gidiyor galiba diye düsündüm yolda. Emin degilim, kendimi ve koronun karisini cok önemsemis olabilirim.
Dönüste sezonun son dondurmasi olabilir diye düsünerek dondurma aldik ogulla. Sezonun son dondurmasi olabilir diyerek daha epey dondurma yeriz diye düsünüyorum, fakat bunu ona söylemedim.
Yari yolda ıssız parka ugradık. Issız parklarin bein ve yürek detoksu yapttirici etkisi var. Birazcik büyük örümcek agina tirmandik. Kimbilir ne zaman bi kitapta okumustum. Vücuttaki her kasi calistirmak gerekirmis. Beyin de bir kasmis. Onu da calistirmak gerekirmis. Hayir, Sudoku sart degilmis, hatta bazen problemmis. Beyni asil calistiran kendisine duyumsal mesajlar göndermekmis: Renk, ses, koku, tat, isi, dokunma, basinc. "Merhaba uzayli, burasi dünya ve sen buradasin" diyen her sey... Bes duyunun calismadigi anlarda bile beyin kendini üc boyutlu mekanda hissederek calisirmis. En iyi beyin egzersizi vücudun kendisini üc boyutlu mekanda hissetmesiymis. Bu da en cok yercekimine karsi hareket ettigimiz etkinliklerle olurmus. Oldu, peki, ben zaten bahaneye bakiyorum sevgili neuroscience, bilimsel aciklama icin mütesekkirim. Bak, nasil hissediyorum kendimi örümcek aginin halatlari üzerinde cambazlik yaparken ben simdi :
Neyse, sonra parkta cocugunu eyleyen klasik bir anne ciddiyetiyle banka oturdum. Fakat yine rahat duramadim, "bana iyi gelen seyler" kontenjanindan göge baktim. Bu kez hatta videoya cektim, hadi hep beraber göge bakalim:
Sonra eve dogru yürürken nehir kenarinda cantamdaki tohumlar geldi aklima. Hani cayir cicekleri karisik tohumlari vardi, hani ben bunlari dünyaya sacacagim evde bekletecegime demistim. Sevgili insan zihni rahat durmuyor, ille saga sola ceki düzen verecek. Bu yaz da nehir kenarina ceki düzen vermekle mesguldü bir takim mühendis abiler. Saga sola yigdiklari toprak yiginlari oradaki yari yabanil düzeni bozmustu. Söyle bir florayla karsi karsiyaydik yaz sonunda:
Emin degilim, belki bu florada bir yanlislik yok, belki de gelecek yaza kadar düzene koyar kendini. Ya da zaten "düzgün" belki. Her neyse, yine de cantamdaki tohumlarin tam yeri ve tam zamani gibi geldi. Hepsini saca saca yürüdük yol boyunca. Oglan " anne acaba hangi ciceklerin tohumuydu bunlar, gelecek sene acinca bilirdik bizimkileri" dedi. Ben de ona "bosver, böylesi daha iyi, gelecek sene acan bütün cicekleri bizden biliriz böylece" dedim ;) Daha cekmecede bir de arisever ciceklerin tohumlari var, bir yürüyüste de onlari serpecek ben :)
Sonra biraz da yakindan baktim floraya ve faunaya. Yok yok, gayet düzgün geldi gözüme...Yakindan bakinca sanki yasamak güzel :)
Bu da köprünün üzerinde dikkatimi cekti. Önce örnegin "Ben ve Sabriye" diyen bi Türk hayal ettim; sonra "Benjamin ve Sabine" daha olasi geldi :) Her iki olasilikta gülümsetti.
Oysa sana daha masayi toplarken buldugum, son zamanlarda yaptigimiz pek cok resmi evin duvarlarina astigimi, duvarlarin epey senlendigini ve bunu da yasam dolu olani kutulayıp kaldırmak yerine duvara asarak daha da yasam dolu kilmak hanesine not ettigimi söylememistim bile...
Biliyorum, bazi günler cenem düsüyor.
4 Eylül 2015 Cuma
Büyüdü de ise bile yariyor...
Neredeyse bi isim takacagim buna da...
Bugün oglanin odasinda mesguldüm.
Onu da dahil ederek legoları sıkı bir düzene sokmak tüm ögleden öncemi aldi.
Aci hakikat; Evet, bazi setleri tekrar yapamayacagimiz kadar kayip parca var...
Bunlari bir yerden tedarik etmenin yolunu arastirmaliyim simdi... Ya da iki set birbirini tamamlayip en azindan birbirini kurtarir mi diye bakmali. Lego son yüzyilin en "parents-unfriendly" icadi bence.
3 Eylül 2015 Perşembe
Tünaydin sevgili günlük...
Ögle sonrasindan bildiriyorum...
Sabah bir grup CD'yi ayiklayip attim. Cok vaktimi aldilar. Evdeki bekleyip duran bütün tohumlari da bi ara dünyaya sacmaya karar verdim. Aman be, bi milyon potansiyel onlar, beni mi bekleyecekler?
Hava hala kapali...
Ögle yemegine tavada pizza yaptim. Televizyondaki bi Italyan oyuncudan ögrendim tavada pizza yapmayi, cok seviyorum. Oglanla karsilikli oturmus yerken sükretsem mi, yoksa sükrettigime utansam mi bilemedim. Dünya ahvalinden konustuk, 'Iyi de bu aptal savasi kim baslatmisti ki?" diye sordu. Adem'in ogullarindan biriydi ama hangisiydi, onu da bilemedim.
Bana iyi gelen seyler kontenjanindan burayi biraz senlendirmeye karar verdim. Sonra bak tekrar ciddilesecegim, uyarmadi deme.
Bunlar bazilari yapmayi mutlaka deneyecegim, bazilari coktan denedigim, bazilarini yine deneyecegim, bazilari da acaba denesem yapabilir miyim dedigim bi takim seyler...
Bazilarindan birden cok fotograf var, biliyorum. Iyi seylerin fazlasi göz cikarmaz.
Sabah bir grup CD'yi ayiklayip attim. Cok vaktimi aldilar. Evdeki bekleyip duran bütün tohumlari da bi ara dünyaya sacmaya karar verdim. Aman be, bi milyon potansiyel onlar, beni mi bekleyecekler?
Hava hala kapali...
Ögle yemegine tavada pizza yaptim. Televizyondaki bi Italyan oyuncudan ögrendim tavada pizza yapmayi, cok seviyorum. Oglanla karsilikli oturmus yerken sükretsem mi, yoksa sükrettigime utansam mi bilemedim. Dünya ahvalinden konustuk, 'Iyi de bu aptal savasi kim baslatmisti ki?" diye sordu. Adem'in ogullarindan biriydi ama hangisiydi, onu da bilemedim.
Bana iyi gelen seyler kontenjanindan burayi biraz senlendirmeye karar verdim. Sonra bak tekrar ciddilesecegim, uyarmadi deme.
Bunlar bazilari yapmayi mutlaka deneyecegim, bazilari coktan denedigim, bazilarini yine deneyecegim, bazilari da acaba denesem yapabilir miyim dedigim bi takim seyler...
Bazilarindan birden cok fotograf var, biliyorum. Iyi seylerin fazlasi göz cikarmaz.
Örmek, dikmek, dokumak derken sen beni saka mi yapiyor sanmistin sevgili günlük?
Burdan bakinca sanki yasamak güzel, di mi sevgili günlük?
Bir yandan sosyal medyada seyirdeyim tabii ki sevgili günlük. Suriyeli mülteciler minvalinde Dünya Hayali'nin FB'da yazdiklarindan, Avrupali'dan nefret ettigini beyan eden ortalama Türk sosyal medya kullanicisina, Dünya Hayali'nin adindan (ki gayet güzel bence, anlayana) ve tüm göcmenlerden nefret ettigini beyan eden ortalama Alman milliyetcisinden ortalama gazetelerin yazdiklarina kadar bir cok seyi "seyreyliyorum". Aklima su söz geliyor: "Paul'un Peter hakkinda söyledikleri, Peter'den cok Paul hakkinda bir fikir verir bize". Peter'den cok Paul'u izliyorum sevgili günlük. Paul bazen ne kadar da güzel, bazen de ne kadar cirkin sevgili günlük. Güzel deyince cirkini yaratan ben miydim sevgili günlük? Ya bu yukaridaki güzellikleri ne yapacagiz sevgili günlük?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)