çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2017 Pazar

Tom Sawyer'in Maceralari



Cocukken en sevdigim kitaplardan biriydi Tom Sawyer. Döne döne defalarca okudugumu animsiyorum. En sevdigim bölümlerinden biri Tom'un Polly Teyzesinin verdigi cezayi (bahce citlerini boyamak) diger cocuklara "pazarladigi" kisimdi.(Bkz. Foto 1 :)

Gutenberg Projesi'nin sayfalarinda Tom Sawyer'in oldukca eski bir baskisindan alinmis bir .epub'a rastlayinca tekrar ve Ingilizce'sinden okumak pek cazip göründü gözüme. Okudum, pek iyi ettim. Tom, Huckleberry, Becky, iyi cocuk Sid, Mary... hepsini özlemisim :)


Resimler de cok güzeldi. Yalniz Polly Teyze'yi böyle hayal etmemistim ben... Olsun :)

Sirada Huckleberry Finn'in Maceralari var...

14 Kasım 2016 Pazartesi

rabimmel, rabammel, rabumm

Gecen aksam eve dönerken karanlikta birden sokagin öbür ucunda elinde fenerlerle gezen cocuklari farkedince animsadim. Ah ya! 11 Kasim. St.Martin günü. Fener alayi :) Bu fener alayi sirasinda söylenen bazi sarkilar vardir. Bizim oglanla, o daha kücükken, anaokulundayken falan dilimize dolanmisti biri. Buralarda bir yerlerde linki de vardi galiba. "Dort oben leuchten die Sterne, da unten leuchten wir" (yukarda yildizlar parliyor, asagida biz) kismini bazen özellikle sasirmis gibi tersine cevirip " Dort unten leuchten die Sterne, da oben leuchten wir" (yukarida biz parliyoruz, asagida yildizlar) diye söylerdim, oglan her seferinde farkedip "Ama anneeee!" diye düzeltirdi :)

Tuhaf sarkidir aslinda. Düsününce... "Ich gehe mit meiner Laterne und meine Laterne mit mir" (Ben fenerimle gidiyorum, fenerim de benimle gidiyor) diye baslar örnegin. Bazen öyle oluyor ki ben fenerimle giderken, fenerimin de benimle gittigini hisseder gibi oluyorum. Sonra bazen fenerim benimle giderken ben fenerimle gitmiyormusum gibi hissettigim günler oluyor. Oysa ki biliyorum, ben fenerimle gitmezken bile, öyle günlerde bile, fenerim benimle birlikte gidiyor. Bi tuhaf oluyor. Sana da oluyor mu?

Öyleyse rabimmel, rabammel, rabumm.

15 Eylül 2016 Perşembe

Bazen ben de...



Nih heh heh :) Oglan yapar da ben yapamaz miyim? Bazen hüzünle ardindan bakip, bazen ben de cocuk olamaz miyim?

Sen büyürken



Durdum baktım arkandan sen büyürken...


4 Haziran 2016 Cumartesi

Mümkünse kücük seyler...

Bu haftasonu güzel bir haftasonu olsun. Gazetelere az bakalim, haberleri az okuyalim. Biliyorum zor gözünü bazi seylere kapamak. Ben cok zorlaniyorum sahsen. Ama yine de bize iyi gelen seyleri paylasalim, büyütelim.

Güzel, naif bi sey görmek ve dinlemek istersen örnegin, suna bak; bak bakalim bu amatör müsamere havasi, bu altmislar,  senin icinde de bir yeri titretiyor mu? :



Amerika'da genc bi kadin cesitli sehirlerde dokuma kurslari veriyor. Gitmesek de, katilmasak  da fikirler edinebiliriz dersen, instagram hesabina bi ugra.


Cok uzun yillar boyunca erteledigim bi kitabi okuyorum su ara. Daha sonra detayiyla yazarim ama sen de cok ertelemek istemezsen bi bak bakalim nereden bulursun Bitmeyecek Öykü'yü...



Veya onu bulamazsan baska bi cocuk kitabini oku. Arada bir mutlaka icindeki cocuga kitaplar oku.

Acayip, pek biriktirilmeyen seylerin koleksiyonunu yap. Ben örnegin birbiriyle itistigi kapistigi iddia edilen kitaplardaki ortak cümlelerin koleksiyonunu yapiyorum. Kücük, gündelik, iyi haberlerin koleksiyonunu yapiyorum. Bi de cevremde gördügüm yüreklerin koleksiyonunu...:




Yaninda kücük bi defter tasi. Ne zaman gününü aydinlatan, sana iyi gelen bi sey görür veya duyarsan, hemen not et onu. Ne kadar kücükse o kadar iyi. Ne kadar kücükse o kadar önemli not düsmen, kayit altina alman:

 






Bi kusun sesini dinle. Varsa etrafindaki bi kusun, yoksa ac Youtube'dan dinle...

Cocuklugundan beri bildigin, hep kullandigin bir sözcügün kökenini arastir. Hangi dilden geliyor, hangi fiil kökünden? Cok zihin acicidir, yok düsündürücüdür. Cok rahatsiz edicidir bazen. Ama o rahatsizligi astiginda cok büyütücü, cok huzur vericidir. Inan.

Uzun zamandir tanidigin ama haber almadigin birinin ne yaptigini arastir. Ünlü biri olabilir, interneti kullan. Ilkokul arkadasin olabilir. Interneti kullan veya ortak arkadaslarina sor.

Kaliteli bi seyler kesfet. Duru, sade olsun; ama mutlaka özen gösterilmis, emek verilmis olsun. Bagirmasin, dikkat cekmeye calismasin ama dikkatini cektiginde "iste bu" dedirtsin. Biliyorum kolay degil. aramak bazen bosuna. Bu konuda güvenebilecegin tek sey  belki de tesadüflerdir. Tesadüflere güven. Onlarin seni ona götürecegine inan. Inan ki bulabilesin. Örnegin >>

Sen de bana fikirler versene. Günü ışıtan, anlam veren, yeni bir heyecana bulayan, büyüten seyler... Yikmayan seyler, bölmeyen seyler... Mümkünse kücük seyler...

1 Ocak 2016 Cuma

Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk


Der Junge, der wie ein Hund gehalten wurde, Türkce'de bilinen adiyla Köpek Gibi Büyütülmüs Cocuk veya Ingilizce orijinal adiyla The Boy Who Raised as a Dog, cocuk psikiyatristi Bruce D. Perry tarafindan 2006 yilinda yazilmis. Perry'nin uzmanlik konusu her türden cocukluk dönemi travmalari ve bunun cocuk psikolojisine ve beynine etkileri. Son 20-30 yilin nörobilim bulgularina dayanarak beynin plastisitesinin  travma gecirmis cocuklarda nasil bir dezavantaj haline dönüsebildigini cok carpici örneklerle anlatiyor.

Kitap cok hassas bünyelere göre degil. Iki yerde agladim. Bir cok hikayede insanlarin (yetiskinlerin) nasil bu kadar... yani bu kadar.... hani gercekten bu kadar...... olabildigine sastim. Yaklasik 15-20 yildir bilincli bir secimle korku gerilim romani okumam , o türden filmler seyretmem. Bu kitapta kendimi bir Stephen King kitabinda hissettim yer yer.  Hayir o tuhaf Texas kasabalari degil, hayir acayip mezhepler ve onlarin takipcileri degil,  hayir zavali cocugu köpek gibi büyütmeye karar veren yasli adam degil, hayir Amerikan devletinin cocuk korumadan sorumlu birimleri degil, hayir Leon ve ailesi degil sadece; bütün dünya, bütün sistem cildirmis gibi geldi bana. Hikayelerin hemen hepsinde travma gecirmis cocuktan daha önce travmalanmis en az bir kac yetiskin veya ergen vardi. Sanki her "suclu", daha önceki bir baska olayin "kurban"iydi. Vakalarin bir kacinda ekonomik sistemin ve ona bagli olarak olarak sosyal örüntünün cöküsünün nasil da olaya sebep oldugu acik net görülebiliyordu. Ama hemen her vakada bu sosyal ve ekonomik cildirmanin bütün bu travma hikayelerinin geri plan resmi oldugu tahmin edilebiliyordu. Bütün sistem cildirmis derken öylesine demiyorum. Bütün bu travma hikayelerinin aslinda travmalanmis bütün bir toplumun/sistemin hikayesi oldugunu düsünüyorum.

Köpek gibi büyütülmüs cocuk kitabin en dokunakli hikayesi degildi bence. O cocuk belki de köpeklerle beraber büyümenin sansini yasadi ama köpek gibi büyütülmüs cocuklarin hikayesi iyi satar ;) En dokunakli hikaye bence annesinin dört yasindaki abisiyle her gün parklara ve müzelere gittigi cocugun hikayesiydi. En endise verici hikaye de oydu bence. Her gün ne hikayelerin yanindan geciyor olabilecegimizi düsündüren hikaye oydu cünkü. Bir sosyopat olmaya kac adim mesafede durdugumuzu sorgulayan hikaye de oydu.

Perry her vakada bize insan beyninin nasil sekil aldigini, özellikle negatif deneyimlere karsi nasil tepki verdigini ve bu tepkilerin uzun vadedeki sonuclarini oldukca anlasilir bir dille anlatiyor. Kitap beynimizin nasil calistigini daha iyi anlayabilmemiz icin en uc örneklerin verildigi bir vakalar listesi gibi. Bir iki yil önce Einstein'in bakis acisindan icinde yasadigimiz evreni anlatan bir kitap okumustum. Hemen her bölümde sözkonusu fiziksel fenomeni daha iyi anlayabilmek icin bir karadeligin kiyisindaki bir uzay gemisinde oldugumuzu hayal ediyorduk. Cünkü günlük yasamda göze görünür olmayan etkiler kara deligin kiyisinda birden gözlenir ve anlasilir oluyordu. Perry'nin travma öyküleri cocuk psikolojisi ve insan beyninin bu türden kara delikleri iste...

Cocukluk dönemi psikolojik "rahatsizliklari"na ve davranis "bozukluklari"na nörobilim yaklasimiyla aciklama getiren bu okudugum ücüncü kitap. Digerleri "Disconnected Kids" ve "The Whole Brain Child" idi. Sanirim kendimizi ve cocuklari anlamak icin daha coook nörobilimsel kitap okuyacagiz. Sanirim bir gün bütün analar nörobilim okuyacak :) Saka bir yana, sadece ebeveynler degil, ögretmenler, doktorlar, amcalar, dayilar, teyzeler, halalar ... , bazi insanlari anlamakta güclük cektigini düsünenler ,  kendisi de bir vakitler (travmalisindan ya da travmasizindan) cocuk olmus olanlar, yani herkes okusa iyi olacak bir kitap. Cünkü bütün bu yalnizlasip giden toplumlarin icinde dahi,  bir iliskiler aginin icinde yasiyoruz ve komsunun cocugu yarin bir yetiskin olarak otobanda sollandiginda sapitmazsa, bu belki  de bugün sokakta rastladigimizda basini sevgiyle oksadigimiz icindir. Baska hicbir sebeple olmasa da kelebek etkisine ve büyük aileye övgü olarak da okunabilir. Önerenler sagolsun.    

Dipnot: Yine de nöroplastisitenin gücüne ve avantajina inanmak istiyorum. Bir de Mama P. gözümden kacmadi. Nörobilimin dedigi herseyi bütün bunlari okumadan icgüdüsel olarak bilen kadin. Belki de her sey iyi olacak. Biz gercekten istersek. Ve seversek.

4 Kasım 2015 Çarşamba

Afacan Beşler



Cocukken en severek okudugum kitaplardandi: Afacan Besler - Enid Blyton
Rüzgarli tepeler, acik hava, kayaliklar,  okyanus kiyilari, yagmur botlari ve yagmurluklar, yürüyüsler, zencefilli kurabiye. Aklimda bunlar kalmis.

Uzun zaman önce kütüphanede gördüm, uzun zaman önce gözüme kestirip oglanin yasinin gelmesini bekledim.

Bir süre önce zamanidir deyip  bir kütüphaneciye serinin neresinden baslayabilecegimizi sordum. Bir numara hala var miydi? "Maalesef en en eskiler artik yok. Ama surada derleme ciltleri var bir kac tane, eldeki en eskileri bunlardir sanirim" dedi. Onlarin da altincisi vardi bir tek o anda, onu aldim. Yanimda oglanin anaokulundan tanidigim bir anne vardi tesadüfen; "Aaa, Afacan Besler! Ben bunlarla büyüdüm" dedi heyecanla. Ortak bir heyecanla gülümsedik birbirimize. Anlasilan epey bir ülkede epey bir cocuk "bunlarla" büyümüstü :)

Bizim oglan da bunlarla büyümeye hevesli miydi? Sanirim derleme cildinin kalinligi biraz cekinmesine yol acti. Epey bir süre kitaba yaklasmadi. Gectigimiz günlerde hastalaninca oturup birlikte okuduk. Atesi varsa, keyifsizse, kendini nasil oyalayacagini bilemiyorsa, özellikle gecenin bir yarisiysa birlikte kitap okumak hem ona hem bana iyi gelir. Onun bagisiklik sistemine, benim de sinirlerime kendi kendilerini iyilestirmek icin biraz firsat tanir.

Okudugumuz ilk hikaye, tesadüf eseri cocuklugumda da okudugum hikayelerden biriydi. Ikimiz de okuyup bitirdigimizde, kizkardesim deniz fenerinden kayaliklardaki labirentli magaralara bir baglanti oldugunu kitabin o kismina gelmeden önce anladigini söylemisti de, kiskanclikla karisik bir hayranlik duymustum kendisine hatta. Bunca yil sonra bunu animsamak ne ilgincti. Yukaridaki gri hücrelerde galiba bütün cocuklugum hala kayitliydi.

Cocuklugumdan animsamadigim yeni izlenimlerim de vardi tabii.

Yetiskin gözüyle Profesör Kirrin tam sopalik bir adamdi bana kalirsa. Durmadan evi terörize eden profesör arkadasiyla kendisiydi. Sessizlik istiyorsa kalkip kendine sessiz bir ortam bulsundu. Gören de bu ikisini atom fiziginin derin mekanizmalarini aciklamakla mesgul sanirdi. Büyük olasilikla ugrastiklari konu incir cekirdegini doldurmazdi. Bayan Kirrin bence cok taviz veriyordu.

Johanna kitabin asil kahramaniydi. Görünüste bütün gün mutfakta birseyler pisirip tasirmakla mesgulse de; ne calisma odasinda büyük icatlarin, ne rüzgarli kayaliklarda büyük maceralarin pesinde olsa da, evet, asil kahraman oydu. Bütün ögünleri, krapfenli ve kurabiyeli ara ögünleri hazirladigi bir yana, afacan beslerin "Proviant"larini hazirlayip sepet sepet kutu kutu ellerine tutusturan da oydu. Bütün hikayelerde -evden ve Johanna'dan uzak da gecseler- onun karakterine karsilik gelen birisi mutlaka vardi. Bi ciftlik sahibinin karisi veya yatili bir binicilik kursunun sahibi olan kadin... Onlarin hepsine genel olarak Johanna diyoruz.

Georg bütün erkek gibi görünme ve davranma cabasina karsilik mizmizin tekiydi, Anne'den daha fazla kiz kaprisi yapiyordu.

Ayrica hikayelerin ikisinde daha erkek gibi olma - görünme cabasinda kizlar vardi. Ortalik asil adi Henrietta olan Henry'lerden, Harriet olan Harry'lerden gecilmiyordu. Acaba bunu o dönemin Ingiltere'sinde cinsiyetci sosyal rollere karsi bir direnisin baslangici gibi mi görmek gerekirdi?

Anne aslında bayağı sıkı bir kizdi. Haydutlarin elindeyken, magarada oturdugu yerde uyuyabilmesini ve deniz fenerinde mahpusken delirmeyip hala cay demlemeyi falan düsünebilmesini baska nasil aciklayabiliriz?

Cay demisken... Evet, her firsatta deli gibi cay iciyorlardi. Deniz fenerinde islerin en karistigi anlarin birinde Julius "kendime gelmem icin bi cay icmem gerek" diyordu. Sonra olay cözülüp dertler bittikten sonra olay mahaline gelen polise de hemen cay demleyip ikram ediyorlardi. Ingiliz olmak herhalde böyle bir seydi :)

Sicak yaz günlerinde hem dondurma, hem limonatayla serinlemeye kalkmalari belki biraz züppeceydi ve üstelik Cola da iciyorlardi. Neyse ki o kismi ben okudugum icin hemen filtrelemeyi basarmistim. Ne de sansürcü bir anneydim böyle :)

Ve haklisin Handancim, Afacan Besler odanin ortasina kendi piknik düzenini kurmadan cekilmiyordu. Bizim oglan her yemekten sonra karin agrisi cektiginden odasinda azar azar ama sürekli zarar vermeyecek seyler yiyip icme moduna girmistik. Su, elma suyu, muz, elma, cubuk kraker, etimek ve pirinc patlagindan olusan menüyle bir piknik ortami Afacan Besler'e eslik etmekteydi.

Kitabin sonuna dogru oglan kitabi elimden kapmis, bir kösede kendi kendine okuyarak demlenmekteydi :)

Bi de bunlarin gizli yedi olani mi vardi? ;)


  

3 Ağustos 2015 Pazartesi

Senle ben


Iste bu uzun otlar, bu yikik agaclar, bu yikik agaclara tutunup büyüyen otlar, bu agustos böcekleri, bu örümcek aglari, bu sessizlik, bu ögle sicaginda büyük agacin serin gölgesi, iste bu yabanilik, bu ürpertici ıssızlık, bu sarip sarmalayan yuva... Iste bunlar hep cocuklugum.

Tam burasi ve tam simdi. Zamanin ve mekanin disinda seninle tam simdi ve tam burada bulusabiliriz. Ben simdi kirk yasimi asmis da olsam ve seni ben dogurmus da olsam, ikimiz tam burada iki cocuk olabiliriz. El ele tutusup o kütügün üzerinde cambazlik oynayabiliriz. Sen cikolatali donut yesen de ben peynirli ekmegimden vazgecmeyebilirim. Önemli degil, bu ürpertici issizligi, bu serin gölgeyi, bu agustos böceklerini ve bu sarip sarmalayan yuvayi senle ben bir nefeste soluyabiliriz.

22 Haziran 2015 Pazartesi

çünkü dünyadaki bütün insanlarla tanışmak istiyordum.

Yaklasik iki bucuk yasindayken yürüdügümüz sokaklardaki bahce kapilarini acıp içeri girmeye calisirdi. Tanimadigim semtdaslarim, konum komsum yanlis anlamasin, cocugu cok basi bos biraktigimi düsünmesin diye uyarimi Almanca yapardim. Ilk ögrendigi sözcük "Nein!" olduysa , iste o yüzden. Tam büyüdü, akillandi, unuttu derken bu kez üc bucuk-dört yas civari anaokulundan eve dönerken yürüdügümüz sokaklarda bahce kapilarindaki zilleri calma cabasi basladi. Aciklamaya calisiyorum olmuyor, engellmeye calisiyorum, kolumun altindan kayip denemeye devam ediyor. Kiziyorum olmuyor, "ama annecim, bak olmaz" diye cici cici konusuyorum, olmuyor. Zaten üc bes yil sonra ögreniyorum ki "annecim" demem külliyen hata, daha ordan kaybediyorum. Neyse, bir kac kez basardi o zillere basmayi. Bazen zil bozuktu, bazen ilgili sahis evde yoktu, bazen de ben o kadar yorgun ve sinirliydim ki olay mahallinden hizla uzaklastim. Herhangi bir semtdasla bu baglamda yüzyüze geldigimiz olmadi.

Bir kac gün önce bu kez büyümüs ve durulmus bir okul cocuguyla ayni sokaklarda yürürken aklima geldi birden, "cocugum sen kücükken böyleyken böyle yapiyordun, hatirliyor musun? derdin neydi? zile basmak mi ilginc geliyordu? bizim kapinin ziline bastirsaydik sana istedigin kadar, bak simdi aklima geldi" dedim. 

Gülümsedi.
"Animsiyorum" dedi "cünkü dünyadaki bütün insanlarla tanismak istiyordum."

Icim cizz etti. Kötü oldum. Aklimin bir kösesi hep bu ihtimal üzerinde durmus, ben onu hep öteye kovalamistim. Hatta kücük cocuklar zillerine bastiginda kapiya cikip "aa, merhaba, gel tanisalim seninle" diyen yetiskinlerin oldugu bir sehir, bir dünya hayal etmistim oglana cemkirirken.

Dünyadaki bütün insanlarla tanismak  isteyen ufku genis, yüregi genis cocuklar icin biz yetiskinlerin kurup tasarladigi citli, kapili, zilli sehirlerde büyümek ne kadar da zor.

Ve siz oglumla tanisma sansini yitirdiginiz icin ne kadar da eksiksiniz.

2 Mayıs 2015 Cumartesi

İşgüzar

Kendi isini kendi görmeyi ve sosyal iliskileri ögrensin diye, yolda ufak tefek bir sey istediginde ekmekciye kendisini gönderiyorum. Ben de dükkanin önünde bekliyorum, camdan takipteyim. Bizimki ufak tefek bir 7 yas cocugu. Hemen her zaman siradaki kalabaligin icinde kayboluyor. Ve hemen her zaman sira ona geldiginde, yüksek tezgahin diger tarafindaki satici kadin onu görmüyor ve gözünü siradaki diger yetiskine dikip ne almak istedigini soruyor. Ve her zaman , ama her zaman bu degerli yetiskin oglumu gösterip "simdi kücük sirada", "sirada bu cocuk var" gibilerden bir sey söylüyor. Bi tanesi bile "aksamin bi saati, yorgunum arginim, anasi nerde zaten bunun, gelsin kendisi alsin, hazir bana sorulmusken aradan siyrilayim dur ben" demiyor! Kendi cocuklugumun bile göre beni cigneyerek "bi dakka bir sey soracaktim" kücük kurnazligiyla öne kaynayan tüm isgüzar teyzeleri... Hepinizi özel bir sekilde aniyorum.

FB-5.12.2014

22 Mart 2015 Pazar

The Whole Brain Child




Achtsame Kommunikation mit Kindern - The Whole Brain Child
Daniel J. Siegel - Tina Payne Bryson
arbor, 2013

Son zamanlarin cok okunan cocuk gelisimi kitabini Almanca'sindan okudum.
Yazarlar Siegel ve Bryson özellikle insan beyni ve isleyisi üzerine son arastirmalardan yola cikarak cocuklarin gelisimi üzerine anne-babalarin yasamini kolaylastirici bir kitap yazmislar. Ana savlari beynin cesitli acilardan entegre olmasi durumunda daha bütünsel, saglikli, uyumlu calisacagi ve cocuklarimizla yasadigimiz cesitli ebeveynlik sorunlarinin ortadan kalkacagi. Mutlu cocuk, mutlu anne-baba :)

Kitabin her bir bölümünde belli bir entegrasyon acisini ele almislar. Somut örneklerle ve uzman olmayanlarin anlayacagi bir dille aciklamislar. Bunun üzerine iki cözüm stratejisi tanimlamislar. Her bölümün sonuna cocuga ayni konuyu anlayabilecegi dille nasil anlatabilecegimizi, yani cocugun kendi beyninde olup bitenleri nasil anlayabilecegini gösteren cizimli diyaloglar eklemisler. Ayni entegrasyon ihtiyacinin ayni zamanda yetiskinlerin beyninde de (yani ebeveynlerin) olabileceginden yola cikarak bir de ebeveynlere kendi beyinlerini nasil entegre edeceklerini tarif etmisler. Kitabin sonunda tüm bu bölümleri özetleyen bir bölüm var. Bir de her bir stratejinin 0-3, 3-6, 6-9 - 9-12 yas gruplari icin nasil uygulanmasi gerektigini detaylandiran bir kapanis bölümü.

Siegel ve Bryson'a göre cocuk ve insan beyni son arastirmalarin isiginda su acilardan entegre edilmeli:
1) Sag - sol beyin
2) Üst - alt beyin ( düsünen beyin - sürüngen beyni)
3) Muglak (implicite)  ve acik- kesin (explicite) animsama
4) "Ben" in cesitli halleri
5) Ben - Biz

  Önce cocugun duygusal durumunun farkinda oldugunu göstermek ve beynin bu duygusal yaniyla kontaga gecmek , sonra beyni rasyonel-mantiksal düsünmeye davet etmek önerisi güzel. Her anne-babanin, en tecrübesiz olanin bile, eninde sonunda kesfettigi yöntemdir sanirim. Duygularin söze dökülmesi, onlara bir isim verilmesi, cocugu etkileyen olaylarin tekrar tekrar hikaye edilmesi geregi dikkat cekici. Derhal bilincli olarak uygulamaya aldim, hemen yararini gördüm. Ben'in cesitli hallerine karsi cocukta farkindalik yaratmak süper fikir ama dogru anladiysam cok orijinal oldugunu söyleyemeyecegim. Siegel bu yönteme Mindsight adini vermis ve bunun üzerine bir kitap daha yazmis. Kitabin belli bir yerinden itibaren her seye aspirin niyetine  ve adeta markalastirarak "mindsight" tavsiye ediyorlar. Hatta beyni adeta "Mindsight" icin bicilmis kaftan gibi yaratilmis bi sey olarak tanimladiklari bir cümle bile okudum. Galiba kalem sürctü, tersini demek istediler. Bu cok Amerikan bir tarz, maalesef Amerikan akademisyenlerin yazdigi pek cok kitapta görülüyor bu belli bir yönteme belli bir isim verme, ciddi bir cerceve cizme ve markalastirma cabasi... Oysa  Mindsight güzel olmasina güzel ama bana Jon Kabat Zinn'in  MBSR (Mindfullness Based Stress Reduction - Farkindalik Bazli Stres Azaltimi) yöntemi - ki o da orijinal degildir, Budizm'den ve meditasyondan sekülerlestirilmis tonlar tasir- ile Erich Fromm'un Vom Haben Zum Sein adli kitabinda tavsiye ettigi günde en fazla 15-30 dk ayrilan kisisel psikoanaliz arasi bi seyi cagristirdi.

Bunun disinda beynin sosyal bir organ oldugu ve sosyal iletisim icin tasarlandigi, beynin  her yasta degisebilir , plastik (sekillenebilir) bir organ oldugu , cocukta empati, kendini tanima ve moral duygusunun nasil gelistirilebilecegi üzerine tespitlerini dikkat cekici buldum, not aldim.

Okunasi kitap. Mindsight kisimlari gülümsetse de diger taraflari gölgelememeli.  Hepimizin az cok yasadigi "Bu cocugun beyninde ne olup bitiyor, bazen hic anlayamiyorum" ani var ya, hah, tam o an icin :) Hatta kendimizi anlayabilmek icin de :)



9 Mart 2015 Pazartesi

Dedem Bir Kiraz Ağacı


Dedem Bir Kiraz Agaci
Angela Nanetti
Günisigi Kitapligi

Oglumun yasina uygun mu anlamak icin okumaya kalktim. Resimler harika, hikaye sicacik ve biraz dokunakli. Sonunda biraz agladim bile. Cocuklarina doga bilinci vermek isteyen ama bunu "Ekofobiyi Aşmak" kitabinda bahsedilen türden  akademiklesmis , soyutlasmis ve uzaklasmis bir  ekolojik bilince bulasmadan yapmak isteyenler icin hos bir hikaye.

  

24 Ocak 2015 Cumartesi

Çocuklar Neden Başarısız Olur?



Aus schlauen Kindern werden Schüler
-Von dem, was in der Schule verlernt wird-
John Holt
1964, 1982

Oglum okula gitse de, okulsuz egitimle ilgileniyorum. Okulun gül bahcesi olmadiginin farkindayim. Cocugumu ne kadar az yarayla oradan cikarabilirsem kardir diye düsünüyorum. Üyesi oldugum okulsuz egitim grubunda John Holt'un kitaplari bu konunun kutsal kitaplari gibi anlatilinca, ben de okumak istedim. Neyse ki kütüphanedeki yegane John Holt kitabi ayni zamanda onun bu konuda yazdigi ilk kitapmis. Cünkü bir yazarin kitaplarini kronolojik sirayla okumak konusunda hafifce takintiliyim. Orijinali 1964'de ABD'nde How Children Fail adiyla yayimlanmis.Ayni kitap Türkce'ye de "Cocuklar Neden Basarisiz Olur?"  adiyla cevrilmis.

Acikcasi en basinda kitabin beni cok icine almadigini hissettim. Kendimi birden cok uzak bir yerde, cok uzak bir zamanda, belirsiz bir okulda süregiden bir deneyin ortasinda buluverdim sanki. John Holt meslektasi Bill Hull'la ayni sinifa ögretmenlik yapiyordu ve ilginc gözlemlerini bir günlükte not ediyordu; ve fakat burasi neresiydi ve biz kimdik pardon? Sanirim Holt'un belli bir kronolojik düzende tuttugu günlügü daha sonra kitaplastirirken dört ana temasal baslik altina dagitmasi da kafami karistirmisti. Önceki yil, sonraki yil bahar, Bill Hull'in sinifini gözleyisim, Bill Hull'in sinifinin benim olusu... bitip tükenmez sekilde tekrarlaniyor gibiydi (Dikkat; yine kronoloji takintisi!) Üstüne kitaba sonraki yillar boyunca da bazi ekler yapilmis. Bir paragraf sonra yazarin belli bir durumla ilgili 21 yil sonraki görüsünü ya da  sözkonusu cocugun yetiskinlik hallerine dair gözlemleri de okumak mümkün. 

Fakat yapacak bir sey yok. John Holt'u kaybedeli 30 yil olmus. Elimizdekinden en iyisini cikarmak gerek. Dedigim gibi yazar kitabi dört temasal basliga bölmüs:

1) Cocuksu Stratejiler: Cocuklar okulla ve okuldaki otoriteyle basa cikabilmek icin hangi stratejileri gelistirir?: Bu bölümde aslinda basarili bir ögrenci olmama ragmen kendi cocuklugumun stratejilerini animsadim ve gülümsedim. Thinker (Düsünen) ve Answer-giver ( Cevap verici) (Sanirim Holt'un kullandigi orijinal terimler bunlar) ayirimi ilgincti; oglumu bu acidan gözleyecegim.

2) Korku ve Basarisizlik: Bu bölümde cocuksu stratejilerin sebebi, ana kaynagi tartisiliyor: Korku, hep korku. Basarisizlik korkusu, otoriteden korku, ceza korkusu, siddet korkusu, diger cocuklardan ve onlarin tepkilerinden korku. Bu bölüme bakilirsa okullarda aleni olmasa da gayet subliminal, gayet örtülü sekilde korku kol geziyor. VE bu korku gercek ögrenmenin önüne geciyor. Sanirim onaylayabilirim. Ve okuldaki örtük korkuya dikaktimi cektigi icin mütesekkirim. Evde bunu hafifletecek cözümler bulmaliyim. 

3) Cocuklar aslinda nasil ögrenir? Baslik kendini acikliyor. Bu bölümde kendi cocuguma nasil yardimci olabilecegim üzerine bir cok bilgiyle karsilasiyorum. Ya da ögrenmis gibi göründügü bazi durumlarda aslinda  ögrenip ögrenmemis oldugunu tekrar test etmenin gerekliligine bi kez daha ikna oluyorum. Okulun neden cocugun gercekten ögrenmesine köstek oldugunu da tartisiyor bu bölüm.      

4) Okullar neden basarisiz oluyor? Fakat okullarin cocuklarin ögrenmesine neden engel olduguna dair asil tartisma bu bölümde. Holt kafamda bir soru olusmasina sebep oluyor. Okul bastan sona mi bir basarisizlik sebebi? Yoksa sadece yanlis organize edilmis olmasi mi bir sorun? Yani "baska türlü bir okul" ile her sey farkli mi olurdu? Bazen ögrencilerinde yarattigi farka bakinca, cocugun konvansiyonel bakisli bir ana-babayla evde egitilmesindense, Holt gibi cocuklari seven, cok iyi gözleyen ve fark yaratabilen bir ögretmenle okulda egitilmesinin daha iyi olacagini düsünüyorum. Fakat sonraki paragraflarda (herhalde bi 20 yil var yine iki paragraf arasinda) Holt okulun kökten, kurum olarak bir sorun oldugu tezini ortaya atiyor. 

Demek ki neymis? Tüm tezini daha iyi anlayabilmek icin diger kitaplari da okunacakmis ;)  
Keyifli ve korkusuz okumalar dilerim :)

1 Ocak 2015 Perşembe

Bekliyoruz...

Elimde,
  • Noel tatilini evde gecirmekten dolayi asiri sıkılmıs ve oyalanmak isteyen bir çocuk
  • Vaktiyle komsumun verdigi ama hic kullanmak adetinde olmadigim gida boyalari
  • Kütüphaneden alinmis mineraller ve taslar üzerine bir kitap
  • Bir yil önce bir baska deney yapmak icin alinmis ama sonra unutulmus, düsük kalite tuz 
  • Bol miktarda kavanoz ve atac vardi :)
Biz de söyle yapmaya karar verdik sıkılmış cocukla:

  • Önce kavanozun icine sicak su doldurduk. Ardindan boyalardan birini (Türk'ün gözü aldaymis, al secildi) suya ekledik. 

  • Yetmedi daha da ekledik :)



  • Sonra boyali suyun icine kasik kasik tuz ekledik. Tuzu her eklemeden sonra iyice karistirarak suda eritiyoruz. Ta ki tuz erimez olana, yani su tuza doyana dek tuz eklemeye devam ediyoruz.



  • Ardindan bir ataci bir ipe bagliyoruz. Ipin diger ucunu da bir tahta parcasi (varsa dondurmalardan cikan) veya onun gibi düz bir seye bagliyoruz. 

  • Ataci bu düzenekle suya sarkitiyoruz. 


  • Kavanozun üzerine yerlestirdigimiz tahta parcasinin ucunda asili atac suyun icinde "yüzüyor" 

  • Ne kadar kalacak böyle? En azindan bir hafta. Iki haftada daha da iyi sonuc alacagiz. Gelip gidip sallamayacagiz, kipirdatmayacagiz. Ataci uykuya yatiracagiz :)
  • Ne olacak sonunda? Neler neler olacak :) Simdilik bekliyoruz :)

29 Kasım 2014 Cumartesi

Gördüm.

Fotograf makinem yanimda degildi, hicbirini cekemedim; söze döküyorum:

Sislere gömülmüs bir irmak gördüm.
Kiyisinda kahkahalar atan ördekler vardi.
Bütün yapraklarini dökmüs, meyvelerini özenle saklamis bir cakal erigi gördüm.
Üstünde sessizce duran bir karatavuk vardi.
Akciger bronslarini andiran ya-ş-ık agacları gördüm.
Dallarinda önemli bir haberi birbirlerine duyuran kargalar vardi.
Hoplayip duran, cok cocuk duruslu bir cocuk gördüm.
Üzerine ne kış konabiliyordu, ne karanlik, ne sis.
"Ne diyor bu kargalar?" diye sordu çocuk.
Ne yanit verecegini bilemeyen bir kadin gördüm.



28 Kasım 2014 Cuma

'Çocuklarla bitki dikimi etkinliği' gibi sözcük kaliplarini duyunca icim bi tuhaf oluyor, "bırrrr' diyesim geliyor siddetle.

Ben hep cocuklarla tohumlar ekmek ve onlarin nasil büyüdügünü birlikte seyretmek istiyorum :)

15 Kasım 2014 Cumartesi


A Boy and a Bear in a Boat veya Bär im Boot veya Sandalda bir Cocuk ve Bir Ayi
Tavsiye edildigi dergide "9 yasindan itibaren cocuklar icin" diyordu. Ama 40 yasindaki anneler icin de kesinlikle gec degil. Gittikce kaptan ayiya benzemekte oldugumu farkettim. Dünya batsa sabah kahvesi veya ögleden sonra saat 4 cayini kacirmama gibi aliskanliklarimiz benzesiyor. Belki de cok hizli okudugumdan bazi sembolikleri tam cözemedigimi hissediyorum, sanirim bu yüzden bir ara yine okuyacagim. Ama sevdim; 9 ve 99 yas arasi tüm  cocuklara ve ayilara, iiiimmm, sey, herkese yani tavsiye ederim. 

13 Kasım 2014 Perşembe

Duruş


Serin duruş, derin duruş, kararlı duruş, alternatif duruş, duruş oğlu duruş...
Arada kaynamasın, dünyaya karşı bi de çocuk duruş diye bi şey var.
En duruşlu duruş işte o duruş.


3 Kasım 2014 Pazartesi

Ögle yemegi sofrasinda farkettim. Elmayi dikine kesersen icinde kalp var, enine kesersen icinde yildiz var. Bu dünyada bi sey var, bi tarafindan bakinca isik gibi görünüyor, aydinlatiyor; bi tarafindan bakinca kalp gibi görünüyor, sicaklik yayiyor. Ayni sey aslinda ama baktigin yere göre, bir öyle, bir böyle görünüyor. Bi cocuk taniyorum; resimlerine kalp seklinde günesler ciziyor. Bi sey var biz yetiskinlerin bilmedigi; cocuklar biliyor.
FB-17.10.2014

24 Ekim 2014 Cuma

Aradim aradim buldum yeniden:

Bir kuş uçar, gökyüzünde süzülür 
Bir çocuk bütün oyunlara yazılır 
Bir gül kokar, tüm çiçekler ezilir 
“Bir tel kopar, âhenk ebediyyen kesilir”