20 Eylül 2017 Çarşamba

Yaşam Nedir?


Was ist Leben?
Die lebende Zelle mit den Augen des Physikers betrachtet
Erwin Schrödinger,
Piper,2011

Orijinali: "What is Life?" , Cambridge University Prss, 1944

Türkce'ye de 'Yaşam Nedir?' adıyla cevrilmis olan bu kitabi One Mind'da epey söz edildigi icin merak edip okudum. 20.yy'in önemli kuantum fizikcilerinden Nobel ödüllü Erwin Schrödinger bu kitabinda bir fizikcinin gözünden biyolojinin önemli bir konusuna, yasamin ne oldugu sorusuna bakiyor ve yasamin fizik kurallariyla aciklanabilip aciklanamayacagi sorusuna yanit ariyor.

Capi kücük, icerigi oldukca dolu bir kitap. Youtube'un popüler deyisiyle "One Mind'dan gelenler" kitabin sadece son bölümünü de okuyabilir ama orada alintilanandan daha fazlasini da bulamaz sanki. Fizik veya biyoloji okumuslar icin oldukca anlasilir yazildigini tahmin ettigim kitap, benim gibi ne fizik, ne biyoloji okumuslar icin bundan daha fazla enerji sarfedilmeyi gerektiren bir kitap ama buna degecektir de kuskusuz.

Kendi kafami da toplayabilme adina kitabin bölümlerinin  kisa birer özetini gecmek istiyorum ama tamamen kitabi okumanin yerine gecmeyecegini de belirtmeliyim:

1. Bölüm: Klasik fizikcinin cözüm cabasi
Ilk okudugumda bana kücük cocuklarin sorularini animsatan bir soruyla basliyor Schrödinger:"Atomlar neden bu kadar kücük?" ya da bir baska deyisle "neden vücutlarimiz atoma göre bu kadar büyük?"
Buna verdigi yanit su: Bütün atomlar sürekli olarak, tamaman düzensiz ve rastgele bir isil hareket gerceklestiriyor. Atomik düzeyde her sey öngörülemez, kaotik bir titresmeden ibaret. Az sayida atomdan olusan bir fiziksel yapida tanimlanabilir ve öngörülebilir bir düzen, bir fizik yasasi olusamaz. Ancak cok cok büyük sayida atom bir araya geldiginde davranislarinin ortak bilesiminden istatistik acidan anlamli , öngörülebilir ve düzen diye tarif edebilecegimiz fizik kurallari ortaya cikar. Yani bir organizmanin, kendisinde asina oldugumuz türden düzenli, tahmin edilebilir ve kaotik olmayan bir yapi gösterebilmesi icin cok cok büyük sayida atomlardan olusmasi, cok büyük olmasi ve atomlarin da bu oranda kücük olmasi gerekir.

Nasil yanit ama? Ilk basta 2 yasindaki "neden? neden? neden?" döneminden gecen bir cocugun sorusunu animsatan "iste ondan/iste öyle cocugum" deyip gececegimiz bu soruyla Schrödinger gercek bilimin iki yas merakiyla basladiginin da bir örnegini veriyor sanki.

2. Bölüm: Kalitim Mekanizmasi
Ilginc soruya ikna edici yaniti almis, tam kösemize cekilmekteyken Schrödinger bu kez "ama nasil oluyor da oluyor?" türünden bir ergen karsi sorusuyla bizi ters köseye yatiriyor. O vakitler Kuantum fizigiyle beraber emekleme seviyesinde bulunan genetik biliminin ilk bulgularina göre kromozomlar (ki bunlar genlerden olusuyor, ki genler de bir tür moleküler yapi) organizmalarda son derece yasamsal rol oynayan yapilar. Ancak bir gende  bir ila bir kac milyondan daha fazla atom bulunamayacagi fiziksel acidan kesin olarak kanitlanabiliyor ki, bu birinci bölümdeki argüman göz önüne alindiginda fizigin klasik, istatistiksel kanunlarinin isleyemeyecegi kadar düsük bir sayi. Ama buna ragmen kromozomlar sadece tutarli ve düzenli, belli kurallarin isledigi yapilar degil, hemen hemen bütün biyolojik varliklarin da temel yapi taslari. Eee...yani... nasil oluyor da oluyor?

3. Bölüm: Mutasyonlar
Burada Darwin'in evrim yasasina ufak bir düzeltme getiriyor Schrödinger; fizikci gözüyle. Darwin bir türdeki kalici degisikliklerin son derece uzun zamana yayilan, cok kücük, rastgele ve belli sinirlar olmadan birbirinin icine gecmeli degisiklikler, varyasyonlar seklinde meydana geldigini ileri sürmüstü. 20. yy. basinda Hollandali bilim adami De Vries evrime konu olabilecek degisikliklerin Darwin'in tarif ettigi gibi degil, az sayida ama ani atlamalar seklinde meydana geldigi yönünde gözlemlerde bulundu. Degisiklikleri ani atlama olarak tarif etmesi cok dikkat cekici, gözle görünür degisikliklere sebep olmasindan degil, önceki ve sonraki formlar arasinda, gecisme ya da ara form denebilecek bir adimin bulunmamasindan dolayi idi. Bu türden evrim özellikle o dönemin fizikcilerine kuantum sicramalarini animsatmisti ki, daha sonra Max Planck bu benzesmenin sadece görünüste olmadigini, De Vries'in "mutasyon" adini verdigi bu ani genetik sıçramaların, atomik seviyedeki kuantum sicramalarindan kaynaklandigini ileri sürdü.

4. Bölüm: Kuantum Mekaniginden Kanitsal Malzemeler
Bu bölümde Schrödinger mutasyonlarin kuantum sicramalariyla nasil aciklanabilecegini ve kromozomlarin nasil olup da 2. bölümde aktarilan celiskiye ragmen stabil moleküler yapilar olarak varliklarini devam ettirebildiklerini anlatiyor.

5. Bölüm: Delbrück Modeli'nin Görüsülmesi ve Gözden Gecirilmesi
Bana son derece karmasik ve teorik gelen bu bölümden harika bir Spinoza sözü disinda bir sey not alamasam da, bunu kitabin kalan kisminin anlasilirligi acisindan büyük bir engel olarak görmemek gerek.

6. Bölüm: Düzen, Düzensizlik ve Entropi 
Delbrück Modeli'nden bu kitabi yazmasinin biricik sebebi olan bir sonuc ciktigini söylüyor Schrödinger bu bölümde: yasayan varliklar ve genetik malzeme su ana (yani kitabin yazildigindaki döneme)kadar bilinen klasik, istatistik fizik yasalarina uymuyor. Ama tahminen henüz bilmedigimiz baska fizik yasalarina uygun olmali. Schrödinger yanitin fizik disi ve hatta fizik ötesi bir yaniti olabilecegi fikrine mesafeli duruyor ve  fizigin temel "Düzensizlikten düzen cikar" kurali disinda, en belirgin örnegi canlilar olan "Düzenden düzen cikar" veya "Düzen düzenden cikar" türünden bir kural olmasi gerektigini ortaya koyuyor. Bu bölümde epey termodinamik yasalari ve entropi var. Entropi öyle muglak bir kavram degil, düzensizligin somut ölcüsü:

Entropie = k log D (k=Boltzman sabiti, D=atomik düzeydeki düzensizligin nicel ölcüsü)

Yani ne kaa... cok düzensizlik, o kaa.. cok entropi. Ve evrende entropi sürekli artiyor. Ve evren kaosa sürükleniyor. Yasayan organizmalar icin düzensizlik, cözünme ve ölüm demek. Ama hemen ölmüyoruz. Biraz yasiyoruz. Nasil oluyor da oluyor? Yok söylemem, spoiler olur, kendin oku.

7.Bölüm: Yasam Fiziksel Yasalara mi Dayaniyor?
Özetle iki türlü düzen yaratma usulü var. Biri düzenden, digeri düzensizlikten. Ben daha cok ikinciyle ilgileniyorum. Oglanin odasindaki düzensizlikten bir düzen cikarmak mümkün mü? Schrödinger yasami birinciye bagliyor. Ya  bunu kabul edecegiz, ya da fizik ötesine adim atacagiz diyor.

8.Epilog:
Iste "One Mind" kismi. Schrödinger 7 bölümde ettigi bir alay laftan bu sonuca nasil vardi, anlamadim; ama vardi. Ama güzel. Determinist bir dünyada özgür irade nasil olabilir, iste böyle olabilir.Dedi. Sanirim.

Bilinc daima tekildir. Dedi. Kantçı bir dünya degil burasi. Dedi. "Ben" anı ve deneyimler degildir, onların üzerine yazildigi malzemedir. Dedi. Bellegimizi yitirdigimizde öldügümüzü düsünmeyiz. Dedi. Dedi bunlari.  

Bütün kitap boyunca en hosuma giden sey yazarin mütevaziligiydi. Ne kadar cok acikmisiz "..mis gibi" yapmayan gercek mütevazilige.

Kitap neden bir fizikci olarak biyoloji alaninda bir kitap yazdigini anlatarak ve bu cüreti icin özür dileyerek basliyor. Su ve benzeri cümlelerle devam ediyor:

"Okuyucudan bana su konuda inanmasini rica etmek durumundayim ki...."
"Fizik biliminin mütevazi bir temsilcisi olarak...."

Epilogun sadece kendi fikirleri oldugunu bildirerek bitiyor.




17 Eylül 2017 Pazar

Ben bu oğlanı şair mi etsem?


Bana not yazmış, tam anımsamıyorum hangi vesileyle; "Bir gökkuşağından daha güzelsin" diyor. Vallahi o kadar güzel degilim, iste kuzguna annesi de anka görünüyor.

Bi keresinde de ben mutfakta ugraşıp dururken ve ortada hiç bir sebep de yokken gelip "Seni görünce içimde çiçeklar açıyor. Hatta sen bana kızdığında bile" demisti :)

Ben bu oğlanı şair mi etsem? Yoksa çoktan olmuş mu?


16 Eylül 2017 Cumartesi

Kefir taneleri, Çalıkuşu, dışarlık, vb.



Benim gecmis yillarda Türkiye'den alip getirdigim kefir taneleri, sütün dibine cöker, islerini derinde görürdü. Bu tanelerin huyu baska cikti. Zeytinyagi gibi yüzeye cikiyorlar. Bi açıklık, bir saydamlık.. :) Gelip gidip nefes alip vermelerini izliyorum. Kefir tanesi dediginin bile türlü türlü huyu var :) Meger benim eski taneler pek "dışarlıklı"ymış :))

Bu dışarlıklı lafı da aklımda yıllaaar yıllar önce okudugum Çalıkusu'ndan kalmis. Orada Feride uzun zaman tasrada yasadiktan sonra Istanbul'a döndügünde kuzeni ona "Cicim! Sen ne kadar dışarlıklı olmuşsun" diyordu. Anlamını doğru mu anımsıyorum diye gidip TDK'nin sözlügünden baktim, orada da aynı örnek veriliyordu. Anlaşılan aramızda "dışarlıklı"sözcügünü kullanan Reşat Nuri Güntekin'den baska kimse kalmamis. Ayh! Hepimiz yüz sözcükle Türkce konusur olduk! Sıkılmıyor muyuz?

14 Eylül 2017 Perşembe

Biz


Wir
Jewgenij Samjatin
KiWi, 2008

Yevgeni Zamyatin 'Biz'i 1920'de yazmış. Kitap hemen bir yil sonra Rusya'da yasaklaniyor. Ilk kez 1924'de Ingilizce cevirisiyle okuyucuyla bulusuyor. Kendi ülkesinde yayinlanmasi ise ancak 1988'de. Neden ? Cünkü ögrenciligi sirasinda Bolşeviklere katılmasına ve 1917 Bolşevik Devrimi'nde de aktif rol almasına karşın, hemen üç yıl sonra sıkı bir sistem eleştirisi yapıyor bu kitapta Zamyatin. Rusya'da bilinmesi ve okunmasi epey zaman alsa da, Bati'da epey ses getiriyor ve iz birakiyor 'Biz' ; ona daha sonra geleceğim.

Kitap kimi yorumculara göre 26.yy, kimilerine göre zamanimizdan 1000 yil sonra (ben hesabin icinden cikamadim) gezegenimizde gecer. Uzun süren mücadeleler ve ünlü 200 Yil Savaslari'nin sonunda dünya genelinde birlik saglanmis, tüm otorite "Tek Devlet"te toplanmis, tüm insanlar ve bu arada kahramanimiz D-503  kirilmaz cam duvarlar ve elektrik akimindan bir kubbeyle izole edilmis , yüksek teknoloji ve pek cok sosyal düzenlemeyle düzene sokulmus tek sehirde mutlu mesut yasamaktadirlar. Bütün insanlar artik birer numaradir. Kadinlar sesli harflerden, erkekler ise sessiz harflerden bir ön kod tasirlar. Taylorist bir dünyadir bu. Öyle ki D-503 Taylor dururken, eskilerin nasil olup da Kant denen birini göklere cikardigini anlayamaz. Eskilerin yazdigi en büyük eser de zaten "Tren Tarifesi" olmalidir. Cünkü bu yeni dünyada da tüm gün dakika seviyesinde planlanmistir. Sabah kahvaltisinda yenen yapay besinin (nafta besin) kac kez cigneneneceginden, cinsel yasama kadar devletin düzene koymadigi hicbir alan yoktur. Din devlettir, kutsal kitabi kanun, tanrisi devletin basindaki "Velinimet"tir. Sadece annelik ve babalik normuna uygun yetiskinler cocuk yapabilir ama cocuklar devletindir ve devlet tarafindan yetistirilir.

Kitap D-503'ün günlügüdür bir anlamda. D-503 Tek Devlet'in teknolojide erisiigi son düzeyin sembolü olan bir uzay gemisinin (adi Integral) bas mühendisi ve örnek vatandastir. Integral ile uzaya gönderilecek  ve baska dünyalardaki akilli canlilara dünyadaki üstün yasami anlatacak metinlerden biri olmasi niyetiyle yazdigi bu günlükte gayet dürüsttür, hicbir detayi carpitmaya girismez bas mühendisimiz.

Böylece günlerden birinde rutin yürüyüsünde (tabii ki marslar esliginde ve uygun adim) I-330 ile tanisir. I-330 düzenin disinda isler yapan bir kadindir; sigara ve icki icer, devletin izin verdigi gülpembe biletleri takmadan cani istediginde seks yapar, belirlenmis calisma saatlerinde calismayip vaktini "Eski Ev" denen müze gibi antik bir evde gecirir; yavas yavas D-503'ümüzün de dengesini bozar.  Baslangicta sair arkadasi R-13'ün esprilerine bile dayanamayan ve "her espri belirsiz bir fonksiyon, yani bir yalandir" diyen, sevgilisi O-90 ile gülpembe biletleri olmadigi zamanlarda matematik bilmeceleri cözerek vakit geciren ve dili gayet matematiksel  olan mühendis bey artik hastadir. Evet, hatta doktor bile onaylamistir hastaligini: "Kötü,  kötü... Anlaşılan bir 'ruh' gelişmiş sizde". "Tehlikeli midir?" diye sorar D-503; doktor yanitlar: "Tedavisi yok" .

Bundan sonra olanlari hem özetlemek mümkün degil, hem spoiler sayilir.

Kitabin biraktigi izlere gelince... Kitap boyunca  hem Aldous Huxley'in "Cesur Yeni Dünya"sini, hem de George Orwell'in 1984'ünü animsadim. Huxley 1962'de bir arkadasina yazdigi mektupta "Biz"i "Cesur Yeni Dünya'yi yazdiktan cok sonra duydugunu belirtirken; Orwell "Biz"den haberdar, cok etkilenmis, hatta 1946'da Tribune'e kitap hakkinda bir degerlendirme de yazmis. Bütün bunlar kendi distopisini yazmasindan öncedir ve 1984'ü yazarken ondan esinlendigini acikca söyler; hatta ona kalirsa Huxley de etkilenmistir Biz'den.

Biz'in oldukca öngörülü oldugunu söylemek de mümkün ve pek cok kaynakta da söylenmis. Stalin döneminden, Nazi Almanya'sindan,  II. Dünya Savasi'ndan, teknolojinin yardimiyla tek tiplestirilen modern insandan  önce yazildigi düsünülürse... Okudugum baskinin son sözünü yazan Jürgen Rühle ayrica kitabin roketler ve uzay gemilerinin, beyin cerrahisinin , elektronik müzigin, demir perdenin, gizli polisin, göstermelik secimlerin, toplama kamplarinin ve gaz odalarinin olmadigi bir dönemde yazildigini ve bunlari da ön gördügünü not düsmüs.   

Kitapla ilgili bana ilginc gelen bir konuya gelince...
Birincisi, sık sık yaşadığım bir seydir; ardarda okudugum bazi kitaplar birbiriyle cok kopuk gibi görünseler de ince, görünmez baglarla bagli olduklarini farkederim. Bir önceki okudugum kitap Kendini Savunan Insan'in savundugu bireysellik, iste bir noktada  I-330 ve arkadaslarinin mücadelesini verdigi bireysellikti ve kitaba adini veren "Biz" Devleti, ondan da önce okudugum kitaplardan "LTI: Nazi Almanya'sinin Dili"nde bahsedilen dili kullaniyordu birebir. Hemen bir iki örnek:

Kitabin basinda D-503'ün sabah sabah okudugu devlet gazetesindeki Integral ile ilgili haberde "büyük ve tarihi an"dan,  "kahraman atalar"dan, yurttaslarin "görev ve sorumluluk"larinden bahsedilir. D-503 günlügüne sunlari yazar:"Homo sapiens ancak gramerinde soru isareti bulunmadiginda ve bunun yerine sadece ünlem, nokta ve virgül kullandiginda kelimenin tam anlamiyla insandir". Sanki Zamyatin 1920'lerde yazdigi Biz'de 1946'da yazilmis LTI'den esinleniyor :)

Arada okudugum bir kitap daha vardi: One Mind. Peki onun savundugu "Biz"'i ne yapmali? Öyleyse iki türlü "Biz" ve iki türlü "Ben" var; yoksa bu isin icinden cikilmaz. Söyle bir tablo var sanirim:

Biz 1: A la Zamyatin
Biz 2. A la One Mind
Ben 1: A la Fromm (Kendini Savunan Insan)
Ben 2: A la Tolle veya Mucizeler Kursu (Ego)

Bu kitaba dair yazacak daha cok sey var aslinda.
 Daha D-503'ü cileden cikaran kare kök eksi bir ve onun üzerinden vardigi Platonist fikirler var. D-503 Sokrates'i bildigine göre Platon'u da biliyor olmali. Vardigi noktanin farkinda mi?
Daha I-330'un ona sonsuzluk üzerine söyledikleri ve daha sonra komsusunun ona metroda evrenin sonlulugu üzerine söyledikleri var. Daha da önemlisi bunun üzerine D-503'ün sordugu soru var; ki yanitini alamadigi bu soru ömrünün son sorusu olacak tahminen.
Daha arkadasi R-13'ün ve kitabin sonlarina dogru Velinimet'in cennet hakkinda söyledikleri var.

Özetle "Biz"de cok sey var. Distopi severler basta olmak üzere tavsiye :)

7 Eylül 2017 Perşembe

'Gerçek' kaç tane sahi?

Himm, evet...
Iste o gerçek İslam degilse, bu da gerçek Budizm degil.
Zaten gerçek Hristiyanlık'la, gerçek Musevilik'i de kol kola girmiş, tası tarağı toplamış, bi uzak diyara giderken görenler olmus.

Asıl konu şu ki, 'gerçek' dilimlere bölüp mü ağlar? Dilimlere bölüp mü sevinir?
Gerçek dilim dilim mi sever? Nefreti dilim dilim midir?
'Gerçek' kaç tane sahi?

(Bağlamı yazmaya herhalde gerek yok.
Nasıl ki bugün hep beraber biliyorsak,
yarın da hep beraber unutmus olacagiz.
Gerçek baki...)

4 Eylül 2017 Pazartesi

Çok oldu, gerçekten çok oldu.


Çok oldu, gerçekten çok oldu.
Daha da güzel olanı, burada çok az kimsenin kızılcıkların yenebildiğini biliyor olmasıydı ;)

Hemen yanda ise (fotografta sol alt köşede) yenemeyen, zehirli bir meyve bulunmaktaydı.
Yeridir deyip hemen oğlana gösterdim. Bak bu yenir, bu da yenmez. Her kırmızının meyvesi yenmez. Kırmızı doğada bazen 'olgunum, yararlıyım' demek, bazen de 'uzak dur, başın belaya girer' demek.
"Off, tabii ki biliyorum anne!" deyip elinde bir avuc kızılcıkla yoluna devam etti.

Off, ne zaman ögrendin bütün bunlari sen?
Off, ve bazen ne kadar da tekrara düşen bir didaktigim ben?