23 Mayıs 2017 Salı

Mutluluk kaç Euro?


Bugünlerde beni en mutlu eden sey dünyaya "o" gözle bakmak, "o" gözle fotograflar cekmek ve "o" gözle gördüklerimi proce bloguna not düsmek :)

Bu kadar cok 1 Euro benim cüzdanimda yoktu, ev halkinin cüzdanlarini da gizlice elden gecirmem gerekti. Ama fotograf cekiminden sonra iade ettim herkese Euro'cuklarini :)))

Bugünlerde mutluluk bana örnegin 7 Euro. Ya da 7 dügme. Ya da 7 gazoz kapagi :))

21 Mayıs 2017 Pazar

Seven Hills :)


Insanin kart göndermeyi seven arkadaslari olmasi ne güzel :)

Hepsini bulabilmis miyiz Handan? Capraz cikmadi hic, ondan süphelendim :) Istanbul konusunda genel kültürü zayif olan oglanla konusma firsati verdi bize, oldukca yararli oldu.

Yalniz Valensa nedir, onu bilemedim?

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Utopia



Yeni bitenim, bu kez nedense bi güc bitenim...
"Griptendir, o griptendir" diye elimde sürünmesine bahane buldugum, nihayet bitenim :)




Thomas Morus, nami diger Thomas More'dan bir kitap türüne adini vermis olan Utopia... Michael Siefener elinden cikmis yeni Almanca cevirisiyle...

Iki yerde satirlarin fotografini cekmisim. En begendigim kisimlari sadece bunlar degil belki ama örneklemek acisindan....:


"Doga altin ve gümüse onlarsiz yasayamayacagimiz özel bir anlam yüklememistir, sadece insanlarin soytariligi nadir olduklari icin bunlara demirden daha büyük deger atfeder. Tam tersine doga sevgi dolu ve sefkatli bir anne gibi en önemli ve en iyi olanlari acikca/engelsizce önümüze koymustur: Hava, su ve toprak... "

  

"Kimse bir seye sahip olmadigi halde herkes zengin(di)."

(Utopya'yi tarif ederken)

Genel izlenimime gelince kitabin yazildigi dönem düsünülürse (16.yy) gercekten epey ütopik ve öncü oldugu söylenebilir. Yazdigi kimi seylerin simdi bile "ütopik" oldugu ne kadar acik... Schumacher, Gandhi ve Illich gibi "insani ölcü alan bir ekonomi"ye isaret ediyor. Mülkiyetsiz, tüm kaynaklarin esitce herkese acik oldugu bir toplum hayal ediyor, vb.  Öte yandan her ütopi yazari gibi,  icinde bulundugu toplumun en genel gecer kabullerini yine de asamiyor; Ütopya da kadinin erkege, gencin yasliya tabii oldugu bir hiyerarsik toplum olarak tarif ediliyor ve makyajlanmis da olsa bir kölelik sistemi var... 

Cok isterdim Utopia'yi bir okuma grubuyla beraber, bölüm bölüm , sayfa sayfa tartisarak okumayi. Üzerinde düsünülesi ve tartisilasi bir kitap...  

Bu arada ütopya Yunanca'dan türemis olup "olmayan yer" demekmis. Ütopiler ikiye ayriliyormus; Eutopi ve Distopi. Eutopi iyi örneklerine, Distopi kötü ve korkutucu örneklerine verilen isimmis. Yani kitap olarak "Ütopya" bir eutopi, "Cesur Yeni Dünya" ise distopi örnegi... Ama bu kavramlar yine de tartisilabilir. Fikrimce örnegin "Ada" umutsuz bir ütopidir,  "Fahrenheit 451" ise umutlu bir distopidir. Ütopya'ya gelince, ona ne umutlu, ne umutsuz diyebilyirum. Morus Ütopya'yi önümüze birakip gidiyor. Akibeti ve akibetimiz hakkinda hic bir sey söylemiyor. O papaz Ütopya'nin yolunu buldu mu, ve hatta Morus o papazin Ütopya'nin yerini yolunu bulmasina yardim etme cabasi gösterirken ciddi mi? Ironi mi yapiyor? Hic bir sey belli degil ve endiseye gerek yok;  spoiler felan vermedim ;) 

21. yüzyıl annesi

Kapiyi calip cocugunu "sokakta oynamaya" cagiran arkadaslari var diye sevinen kisiye 21. yüzyil annesi denir.

Ben de gidip kendime bir kahve yapayim bari, bilgisayar bana kaldi :)

18 Mayıs 2017 Perşembe

Hobbit filesi

Hani su kitap icin "hobbitlere yazilmis" demistim ya...

Örnegin bu yüzdendi :)

Filenin fotografini görünce ....


...cok sevinip hemen yapmaya girismistim...


Ama tam tarifi uygulayinca böyle kücük bir file cikti ortaya :)


Olsun, disarida degilse bile evde kullaniyorum ben onu :) Alisveriste kullanmak icin daha büyük bir file yapmak niyetim ise devam ediyor...

17 Mayıs 2017 Çarşamba

Çatı katına astığım çamaşırların aynı gün içinde kuruduğu günler geldi. Ne güzel...

14 Mayıs 2017 Pazar

Böyle bir gün...

Bugün bogazim agriyor, kendime grip cayi yaptim, ictim.

Bugün oglan bir dogum gününe davetli ve gitmek icin sabirsizlaniyorken, onu oyalamak icin oyun uydurdum. Bir ülkenin baskentini soruyoruz birbirimize; sonra da o ismin nereden geldigine dair tamamen uydurmaca bi seyler anlatiyoruz. Örnegin 'Uruguay'in baskenti Montevideo; orada eskiden video filmleri oynatilan bir dag vardi, adi oradan geliyor' dedim. Sonra Wikipedia'dan baktim; en cok ismin "Orada bir dag görüyorum" diyen adi bilinmeyen bir gemiciden kaynaklandigina dair olan hikayeyi sevdim.

Bugün annemi aradim. Ondan Ikea'da düsürdügünü sandigi ve manevi degeri oldugu icin cok üzüldügü saatini evde buldugunu ögrendim, onunla beraber sevindim. Allah'in sevdigi kuluyla ilgili o lafi bilirsin.

Bugün giysi dolabina daldim, aklimca biraz ceki düzen verdim. Uzun zaman önce armagan olarak gelmis, kapüsonundaki yapay kürk gibi süsler ve abartili deri dügmeleri yüzünden giyemedigim bir yün yelegin o süslerini sökebilecegimi farkettim, söktüm, simdi üstümde. Dügmeleri de sökecegim, tam olacak.

Bugün oglanin itfaiye ve sövalye giysilerinin kücüldügünü farkettim, onlari da verilmek üzere bir torbaya tıktım.

Bugün mısır cipsi yedim. İcinde sadece mısır, yağ ve tuz var, bi yanlislik olmaz derken galiba cok abarttim.

Bugün oglumdan okulda yaptigi ve gazete kagidina sarilmis bir anneler günü armagani aldim. Ögretmene oglumu elisinden soguttugu icin kizgin olmakla beraber, bize el yapimi bir armaganin yeterince mükemmel oldugu ve özel bir takim kagitlara sarilip sarmalanmasi gerekmedigi mesajini verdigi icin takdir ettim. Sagol ögretmen.

Bugün (simdilik) Pinhani'den Haftanin Sonu'nu, Banu'nun Unutursun'unu, Cesaria Evora'nin Sodade'ini ve  Leonard Cohen'in Steer Your Way'ini dinledim. Oradaki keman hosuma gidiyor, "past the ruins of altar and mall" deyince bi hüzünleniyorum çağım adına. Cohen'in sarki sözlerinden kendime özel siir kitabi basacagim, bahsetmis miydim? Bugün o konuda bir sey yapmadim.

Bugün oglanin o dogumgünü kutlamasina "spor konseptli oldugu icin" yesil bir esofman alti ve bir Messi tisörtüyle gitmesine göz yumdum. Güc bela bir ögle yemegi yedirebildim. Sacini tararken pofladi. Artik cok az konuda söz dinliyor. Uzun zaman önce bir arkadasimda "Bir Kaktüse Sarilmak" adinda bir kitap görmüstüm; ne hakkinda oldugunu sorunca "ergenlik dönemindeki cocuklar hakkinda" demisti. Sanirim o kitabi bulup okuma zamanim yaklasiyor. 

Baska...?

Bugün benim özel olarak Türk Kahvesi icme günüm. Biraz sonra bogazima ragmen bi Türk kahvesi icerim tahminen. Az sekerli, duble. Grip cayinin devamini sonra da icebilirim.

Okumam gereken onca kitap beni beklerken caktirmadan oglanin "Üc Soru Isareti" kitaplarina el atar, oradan kisaca okuyabilecegim bir sey cikar mi diye bakarim. Kafami toplayamamamin sucunu gripe atarim. Biraz mandala boyarim belki, son zamanlarda hep ayni mandalayi tekrar tekrar boyuyorum. Ama onun hikayesi bir baska zaman, bir baska bloga. O cantanin sapini bitirmek icin bi havaya girerim belki, birazcik örerim. Birazcik daha müzik dinlerim. 

Kisisel tarihime iste böyle bir günü de not düserim. 

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Kuyucaklı Yusuf


Kuyucaklı Yusuf
Sabahattin Ali
YKY

Bu hafta bitirdigim ikinci kitap Kuyucakli Yusuf...
Uzun uzadiya analiz edilebilecek bir kitap herhalde. Ben daha uzun süre agzimda biraktigi kötü tatla üzerinde düsünmeye devam edecek oldugumdan simdilik bir sey yazmak niyetinde degilim.

Sadece kitabin önsözünde spoiler verilmesinden sikayetciyim. Ben önsözleri mutlaka ve atlamadan okuyan o tuhaf okuyucu türüyüm. Felsefe ve düsünce kitaplarinda cok da yararlanirim önsözlerden. Fakat bir romana ille de önsöz yazilacaksa, bi zahmet o önsözde romanin sonundan bahsedilmesin düsüncesindeyim. Ya da ille bahsetmek gerekiyorsa bir sonsöz olarak romanin arkasina eklenmesi taraftariyim.

Sabahattin Ali'nin okudugum iki romaninda da bas kisilerin sadece icinde yasadiklari topluma degil, evlerindeki insanlara, kendi ailelerine karsi da derin bir yabancilasma duygusu yasamalari da ilginc bir ortaklik olarak dikkatimi cekti. Herhalde bunu yazmak spoiler sayilmaz :).

Ha bir de... Bir kac yil önce Kuyucakli Yusuf'un "Yusuf" adiyla Almanca'ya cevrilmis baskisini kitapcilarda görmüs, pek gururlanmistim. Türkiye'den bir türlü alip getiremedigim,  ipe sapa gelmez Türkce kitaplari raflarinda gördügüm sehir kütüphanesine bile edinmesi icin dilekce verip bir türlü edindirtemedigim (dilekcem reddedildi) bu kitabi acaba Almanca'sindan mi okusam diye bi an aklim celinir gibi de olmustu hatta. Sonra sabredip anadilde okumayi göze almistim. Iyi ki sabretmisim. Bazi saheserleri yazildiklari dilde okumak kadar büyük güzellik yok. Hele o senin de anadilinse...

Huckleberry Finn'in Maceralari



Tom Sawyer'in Maceralarini nasil tekrar tekrar okudugumdan eminsem, Huckleberry Finn'i okumadigimdan da öyle emindim kitaba baslarken. Fakat sonra tuhaf bir sey oldu; kitabin kimin detaylarini animsadigimi farkettim. Huck'in maceralarini galiba okumusum ben :) En azindan kisaltilmis bir cevirisini... Ne zaman , nerede hic bilmiyorum ama okumusum :) Huckleberry Finn Mark Twain'in cocukluk arkadasi Tom Blankenship'ten ilham alarak yarattigi bir roman kahramaniymis. Kitabi 1884'deki ilk basiminin Gutenberg Projesi'ndeki e-kitap versiyonundan okudum.

Huckleberry Finn'in Maceralari Tom Sawyer'inkileri kat kat asiyordu bana kalirsa... Finn maceradan maceraya kosuyordu adeta :) Fakat sonunda maceranin uzmani yine Tom oluyordu. Bence haksizlikti bu. Finn'e kalsa Tim'i tereyagindan kil ceker gibi kurtarirdi, ama yine bir cok macerayla. Acikcasi Tom'un zaten özgür olan Tim'i özgürlügüne kavusturmak icin cektigi bütün o pervasiz numaralar bir cocuk icin eglenceli olabilirdi ama yetiskin Hindiba icin biraz kizginlik vericiydi. Belki de fazla yetiskindi Hindiba bu kitaplar icin artik. Bilmiyorum... Fakat iki yüzyil öncesinin Missisippi insanlar gecidi olarak okundugunda ilgincti tabii ki kitap. Kimsesizler, fakirler, zenginler, siyahlar, beyazlar, kasaba sakinleri, gezgin ückagitcilar, iyi adamlar, kötü adamlar, fazlasiyla gururlular, geveze kadinlar.... Özellikle Jim'in ve diger siyahlarin Ingilizce'sini cözebilmek zordu, Huck'un bir siyahi özgürlüge kacirirken beyaz ahlakı cercevesinde duydugu sucluluk duygusunu anlamak zordu, Huck'in babasini anlamak da zordu. Ama yine de hostu kitap...Özellikle resimler... Handan'cigim, bu kez biraz da senin icin, bol bol fotografladim resimleri :)


Hikayede kölesi Jim'in önemli rolü bulunan Miss Watson


Jim :)


Huck evden kaciyor


Okul piknigini yagmalayan yaramazlara ögretmen ceza veriyor. Arkada gülerek sahneyi izleyen "uslu" ögrencilere dikkat :)


Huck'in bir derdi var. Yargic Thatcher'a gidiyor. Bu Tom'un Maceralarinda Becky'in babasi olarak bildigimiz kisi ayni zamanda...


Huck'in babasi uslanmiyor.


Huck'in büyük plani...


Jim'in yilanla imtihani

Yasli Hunker. Cok yanlis bir sey yapiyordu, simdi neydi unuttum, dolunayda sol omzunun üzerinden arkasina mi bakiyordu, öyle bir sey... Sonra iflah olmuyordu...


Jim Huck'i kiz kiligina sokup bilgi almaya gönderiyor. Burada Huck'in kiz olmadiginin nasil anlasildigina dair cok komik bir bölüm var. Cocukken bir filmde böyle bir sahne seyrettigime eminim. Belki de kitabin filme cekilmis haliydi. 


Huck kabul edildigi evin kücük kizina bir konuda yardimci oluyor. Bu daha sonra büyük bir soruna yol acacak.


Huck'la Jim baslarina dert aliyorlar.


Kral ve Dük. Al birini, vur ötekine...


Kral ve Dük ückagit pesinde...


Huck "kitaba" el basarak yemin ediyor. Ama okuma bildigi (ve bunu gizledigi icin) kitabin Incil olmadigini bilmenin rahatligiyla yalan söylüyor aslinda :)


Huck hala Jim'i kurtarma derdindeyken Sally Teyze'yle karsilasiyor. Teyze Huck'i "bir baskasi" saniyor :))


Vee....adamimiz Tom sahneye cikiyor!



Tom ve Huck Sally Teyze'yi cildirtiyorlar


 Neyse ki Polly Teyze uzaklardan yetisip olaya el koyuyor :)

Savaş yüzlerimizi nasil degistiriyor?


Asagidaki linkteki fotograflar Afganistan'da görev almis Ingiliz askerlerinde görevden önce, görev sirasinda ve görevden sonraki yüz ifadelerini gösteriyor ve "Savas yüzlerimizi nasil degistiriyor?" diye soruyor. 

Wie Krieg Gesichter verändert

Savas sirasinda cekilmis fotograflarda gözlerin kisikligi acaba isigin fazlaligindan da kaynaklaniyor olabilir mi? Bazi yüzler savastan önce de yorgun. Bazi yüzler savastan sonra yine dingin bakiyor ama artik saf degil. Bazi yüzler savastan sonra hala patolojik bakiyor. Sanki iyilesmek zaman aliyor veya hic iyilesemeyecek gibi... Ilginc...