26 Şubat 2017 Pazar


  • Organik yumurtalarin bile organikligiyle yetinmeyip, "mış gibi" yapmak zorunda hissettigi bir dünya... Ye tüyüm ye dünyasi... Insan bir süre sonra yoruluyor be.

25 Şubat 2017 Cumartesi


Bünyemin mecra tercihi var sanki.
Dönem dönem kimi mecralarda bi geveze bi geveze, kimilerine elim gitmiyor.
O yüzden bitirdigim kitaplari da yazamadim.
Söylece listeleyeyim:


Sulak Bir Gezegenden Öyküler
Sargun A. Tont
Vaktiyle kitapcilarda cok görüp okumaya hic firsat bulamadigim bu kitap, yillar sonra ilginc sekilde beni buldu. Sevdim :)


Cöplügün Generali

Daha önce hic Oya Baydar okumamistim. O beni gelip buldu. Ilgincti. Kapaktaki resim etkileyiciydi ve bana birini animsatip duruyordu. Sanki hem cocuk, hem yasli, bi de palto...deyip durdum kitap boyunca. Sonra anladim kim oldugunu. 2009 - 2010 civari oglumla seyrettigimiz bir Alman cizgi filmindeki Momo'ydu :) Beyaz saclarini saymazsak... Sence de öyle sayilmaz mi? :



Zaten cöplügün generali de bir cesit Momo'ydu. Türk Momo'su :) O da zaman hirsizlariyla mücadeledeydi bi cesit :)

O Muhtesem Hayatiniz 

Bu da okudugum ikinci Oya Baydar kitabiydi. Ikinci ve sembolik bir düzeyde de okunabilir gibi geldi. Diva ve Toplayici'nin neleri simgelediklerini buldugumu saniyorum :) Kitabin Diva'nin yasamini anlatmanin ötesinde bir sirri oldugunu tahmin ediyordum ama ne oldugunu anlamam kitabin yarisini buldu. Zaten ondan hemen sonra da cözülmeye basladi sir. Bu durumda iyi kurgulanmis oldugunu söyleyebiliriz sanirim. Örnegin  Zülfü Livaneli'nin Kardesimin Hikayesi'nde cözülme asamasindan cok önce anlamistim sirri. Ama belki de yazarlar aslinda tercih ediyordur zaten sirri yari yolda anlamamizi. Belki  o cözüm asamasini birlikte yürüyelim istiyorlardir. Dedektiflik romani degil ya bunlar. Neyse... Bilemedim simdi.

Bildigim su var ki, yeni dönem Türk romanlarindaki düzgün aile yasaminin disina cikarak kocasini aldatan (veya terkeden) ve ama gercek bir ask yasayan kadin yan temasinin cok klise oldugunu düsünüyorum. Galiba bir sosyal, politik, tarihsel mesaj vermek isteyen kitaplarin okuyucuya bir yan heyecan yasatma cabasi oluyor bu. Elif Safak da Ask da yapiyordu bunu ve ne kadar gereksizdi. Burada da gereksiz. Cok klise. Hikayenin icine tam oturmuyor. Bir sürü alternatif arasindan bu klisenin secilmesi hayal kirikligi yaratiyor. Gercekten. Bence okuyucuya daha cok güvenebilmeli yazarlar. Hikayede ask olmayinca sıkılmayız, endiseye mahal yok. Düzgün aile yasaminin rutininden bunalmis aile kadinin hikayesini yazmak istiyorsa insan, örnegin Murakami'nin Uyku'su gibi bi sey yazmali.  Cok müskülpesentim degil mi? Iyi ki edebiyat elestirmeni felan olmamisim ben.

Auf der Wiese , Natur erleben-beobachten-verstehen

Özellikle cayirlara yogunlasmis bir doga gözlem kitabiydi. Gazetelerin hirpaladigi zihnime iyi geldi, böyle soguktan catlamis ele merhem gibiydi. Uzun zamandir bu türden bir kitap okumadigimi farkettim. Daha cok okumam gerektigini animsattim kendime.


Bazi kitaplari da bitiremedim, tuhaf bi sey oldu. Insan hep bitirdigi kitaplari raporlayinca böyle göze cok tutarli okuyucu gibi görünüyor. Yok, kazin ayagi öyle degil. Sunlari da bitiremedim, yarim kaldi :


Was wir sind und was wir sein könnten (Türkce'ye adi 'Neyiz ve ne olabilirdik' diye cevrilebilir galiba) bir nörobilim adaminin meslegi cercevesinden insana bakisi üzerine bir kitapti. Kötü oldugu icin degil, cok iyi oldugu icin okuyamadim. Cok önemli seyler akip gidiyormus da, not falan da alamayinca, kayboluyormus gibi hissettim. Bi saki zamanda okuyayim dedikce arkaya ötelendi. Galiba Karl Popper'in kitabini da (Alles Leben ist Problemlösen) ayni sebepten okuyamadim. Aslinda Popper'in dili bana Fromm'u cagristirdi. Okuyucunun kendilerini anlamasini cok önemseyen, fikirlerini ilmek ilmek birbirinin üzerine net ve itinayla ekleyen yazarlar ikisi de. Zaten cagdaslar da sanirim. Belki o cagin özelligidir. Sharon Salzberg'e gelince... Bana tavsiye edilmisti bu yazar. Iki kitabini denedim ama ikisini de okuyamadim. Yazarlarin ve okuyucularin dalga boylari var sanirim cesit cesit. Ayni dalga boyunda degilsek gitmiyor :)

21 Ocak 2017 Cumartesi

Sonsuzlugun Kisa Tarihi





Eine kleine Geschichte Der Unendlichkeit
Brian Clegg
rororo


Bu konuda yazilmis ve hatta ayni ismi tasiyan baska kitaplar da var sanirim. Yazar isminden ayirt ediniz. Zenon'dan baslayip 20. yy a kadar matematikte sonsuzluk kavraminin hikayesini anlatiyor yazar. Arada Pisagor okulu, Aristo, Arsimed ve onun evrendeki kum tanelerini sayışı, Galileo ve onun afaroz tehdidinden sonra yazdigi kitabina uzaniyoruz. Bitmiyor Augustinus, Bacon, Schrödinger ve kedisi, Newton ve Leibniz arasindaki klasik tartisma, Cantor ve deliligi.....derken daha aklimda kalmamamis bir cok matematikci ve felsefeci arasinda zip zip zipliyoruz.  Yazar gayet dikkatli, gayet özenli biz kendi halindeki hedef okuyucu kitlesi icin. f(x)= x+1'i bile özenle aciklayip anlatiyor, belki anlamayiz diye. Yine de anliyor muyuz kitaptaki her seyi ? Hayir anlamiyoruz :) Yine de seviyoruz. Tavsiye...

11 Ocak 2017 Çarşamba

Basho'dan Haukiler


Basho's Hauki

Matsuo Basho'dan Secme Siirler
Japonya'da Hauki gelenegi ve Basho üzerine bir giris ile birlikte.
Aralik'ta okuyup not etmeyi unuttugum kitap :) Bir seyi unuttum deyip duruyordum :)

Oysa ne güzel, oysa ne ince, oysa nasil da yürege isliyor.
Dünyaya hauki bakis baska bi sey.

8 Ocak 2017 Pazar

Aralik ve Ocak'in 4 Kitabi

Aralik ayi ve Ocak basinda okudugum kitaplari yazmaya firsatim olmadi (evet, biraz da hizli okunup bittiler). Hepsini bir postta listeleyeyim:





Ralp Skuban ceviri ve yorumlamasiyla Bhagavad Gita. Önce Skuban'in yorumlarinin orijinal metnin arasina girip durmasi bütünlügü bozuyor gibi geldi, rahatsiz etti. Ama sonra cok yararlandim notlarindan , iyi olduguna karar verdim. Bhagavad Gita'yi "21. Yüzyil icin Bilgelik" alt basligiyla cevirmis kendisi. Kitabin cok katmanli cevrilmesi gerektigini düsünüyor ve bu katmanlardan en derindekinin, yani "bireyin kendi ruhundaki ic mücadelesi" yorumlayisinin 21. yüzyil insanina özellikle yardimci olacagini düsünüyor. Bu tür metinleri ek olarak hangi kültür, hangi cografya, hangi dönemden cikip gelirlerse gelsinler, aralarinda paralellikler bulma gayesiyle de okurum. Yine buldum. Hem de cok.
Bhagavad Gita yorumlamasinda Skuban bir cok baska kitaptan ve yazardan da alinti yapiyordu. Bir kismi daha önce baska kitaplarda da rastladigim ve bir firsatini bulursam okumak istediklerimdi. Firsat yaratip okumaya karar verdim:

Songs of Kabir: 15. yüzyilda Hindistan'da yasamis Müslüman mistik Kabir'in "sarki"larinin 1915'te yapilmis Ingilizce cevirisi. Gutenberg basta olmak üzere internet üzerinde pek cok sitede tam metni bulmak mümkün. Müslüman aileden gelmis, Hintli ustadan ders almis, sarkilarinda her iki inanisin da izleri ve ortodoks egilimlerinin sıkı elestirisi var. Kabir dokumaciymis bir de :) Gutenberg linki fotografa tiklayinca:



Der cherubinische Wandersmannn: 17. yüzyilda yasamis Alman mistigi Angelus Silesius'un (asil adi Johann Scheffler) kisa dörtlüklerinden olusan kitabi bu da. Ingilizce'ye The Cherubinic Pilgrim" adiyla cevrilmis. Türkce'ye cevrilmis mi, cevrilmisse hangi isimle bilmiyorum. Oldukca eski bir baskiya dayanan Almanca metin Gutenberg'de var:


 Faust, Goethe: Faust'u yillar önce Türkce'sinden okuyup tam anlamadigimi hissetmistim.  Bu kez bir de Almanca'sindan okuyayim dedim. Galiba yine anlamadim. Yani cümleleri yanyana koyunca anliyorum, anlasiliyor. Fakat yine de bazi kitaplar bittginde kendini ele vermemis hissi cok baskin oluyor. Bu sefer utanıp sıkılmadan galiba kütüphaneden bir Faust yorumu bulup bir de onu okuyacagim.

6 Ocak 2017 Cuma

Portakal, karatavuk ve kalpler


Bu gece -18'i gördük. Yilin en soguk günü. "Axel" gelip gecerken soguk vuruyor elbet. Fakat dün sabah 06:00'da kapidan kör karanliga ciktigimda burnuma taptaze bir hava carpti. Geceleri sanki dünya yeniden ve tertemiz yaratiliyor. Sonra biz insanlar gün icinde kirletiyoruz dünyayi. Sonra ertesi sabah yeniden... Böyle sabahlarda aciklamasi zor, biliyorum ama hava portakal kokuyor.  Karanlikta duraga dogru yürürken nasil olup da Orta Avrupa'da, kis ortasinda ve sabahin köründe burnuma portakal kokusu carpabildigine sasiyorum, yanit bulamiyorum. Bazi seylere yanit bulamiyorum. Havalar iyice soguyana kadar, yaklasik Aralik basina dek, bana pek cok  sabah duraga yürürken hep ayni bir kac metrede eslik eden bir karatavuk bey vardi. Bu aralar o da görünmüyor. Nerelerde kimbilir , ama mutlaka ümitle, ve hatta ümit de ne kelime, ümite gerek duyurmayan bir güvenle bahari bekliyor. O zaman bulusacagiz :) O zamana dek kalpler örelim...  

18 Aralık 2016 Pazar

Ah erenler...

"Komsunu kendin gibi sev"i "Cünkü komsun sensin" diye yankiladi biri bin yillar sonra.
"Düsmanini sev"i de "Cünkü düsmanin sensin" diye yankilamak mümkün mü?
Iki ayri sekilde mümkün gibi geliyor bana.

Bazen insanlar görüyorum; bir aynadaki yansimalari kadar "düsman"larina benziyorlar, öylesine aynilar. Zaten belki de o yüzden düsmanlar...

Bir aynaya bakar gibi birbirlerine bakiyorlar. Biri kendini süt gibi ak, digerini kömür karasi sayarken, öteki de kendini ak, berikini kara sayiyor.

Disaridan bakarken, kendini gri, ötekini gri, berikini gri görürken kahkahalarla aglamak istiyorsun, veya hickira hickira gülmek...

Ah erenler, ah erenler...
Kuytuda söylediniz duymadik, meydanda söylediniz dinlemedik.
Örtülü söylediniz anlamadik, asikar söylediniz baldiran icirip derinizi soyduk.
Ah erenler...