21 Ocak 2017 Cumartesi

Sonsuzlugun Kisa Tarihi





Eine kleine Geschichte Der Unendlichkeit
Brian Clegg
rororo


Bu konuda yazilmis ve hatta ayni ismi tasiyan baska kitaplar da var sanirim. Yazar isminden ayirt ediniz. Zenon'dan baslayip 20. yy a kadar matematikte sonsuzluk kavraminin hikayesini anlatiyor yazar. Arada Pisagor okulu, Aristo, Arsimed ve onun evrendeki kum tanelerini sayışı, Galileo ve onun afaroz tehdidinden sonra yazdigi kitabina uzaniyoruz. Bitmiyor Augustinus, Bacon, Schrödinger ve kedisi, Newton ve Leibniz arasindaki klasik tartisma, Cantor ve deliligi.....derken daha aklimda kalmamamis bir cok matematikci ve felsefeci arasinda zip zip zipliyoruz.  Yazar gayet dikkatli, gayet özenli biz kendi halindeki hedef okuyucu kitlesi icin. f(x)= x+1'i bile özenle aciklayip anlatiyor, belki anlamayiz diye. Yine de anliyor muyuz kitaptaki her seyi ? Hayir anlamiyoruz :) Yine de seviyoruz. Tavsiye...

11 Ocak 2017 Çarşamba

Basho'dan Haukiler


Basho's Hauki

Matsuo Basho'dan Secme Siirler
Japonya'da Hauki gelenegi ve Basho üzerine bir giris ile birlikte.
Aralik'ta okuyup not etmeyi unuttugum kitap :) Bir seyi unuttum deyip duruyordum :)

Oysa ne güzel, oysa ne ince, oysa nasil da yürege isliyor.
Dünyaya hauki bakis baska bi sey.

8 Ocak 2017 Pazar

Aralik ve Ocak'in 4 Kitabi

Aralik ayi ve Ocak basinda okudugum kitaplari yazmaya firsatim olmadi (evet, biraz da hizli okunup bittiler). Hepsini bir postta listeleyeyim:





Ralp Skuban ceviri ve yorumlamasiyla Bhagavad Gita. Önce Skuban'in yorumlarinin orijinal metnin arasina girip durmasi bütünlügü bozuyor gibi geldi, rahatsiz etti. Ama sonra cok yararlandim notlarindan , iyi olduguna karar verdim. Bhagavad Gita'yi "21. Yüzyil icin Bilgelik" alt basligiyla cevirmis kendisi. Kitabin cok katmanli cevrilmesi gerektigini düsünüyor ve bu katmanlardan en derindekinin, yani "bireyin kendi ruhundaki ic mücadelesi" yorumlayisinin 21. yüzyil insanina özellikle yardimci olacagini düsünüyor. Bu tür metinleri ek olarak hangi kültür, hangi cografya, hangi dönemden cikip gelirlerse gelsinler, aralarinda paralellikler bulma gayesiyle de okurum. Yine buldum. Hem de cok.
Bhagavad Gita yorumlamasinda Skuban bir cok baska kitaptan ve yazardan da alinti yapiyordu. Bir kismi daha önce baska kitaplarda da rastladigim ve bir firsatini bulursam okumak istediklerimdi. Firsat yaratip okumaya karar verdim:

Songs of Kabir: 15. yüzyilda Hindistan'da yasamis Müslüman mistik Kabir'in "sarki"larinin 1915'te yapilmis Ingilizce cevirisi. Gutenberg basta olmak üzere internet üzerinde pek cok sitede tam metni bulmak mümkün. Müslüman aileden gelmis, Hintli ustadan ders almis, sarkilarinda her iki inanisin da izleri ve ortodoks egilimlerinin sıkı elestirisi var. Kabir dokumaciymis bir de :) Gutenberg linki fotografa tiklayinca:



Der cherubinische Wandersmannn: 17. yüzyilda yasamis Alman mistigi Angelus Silesius'un (asil adi Johann Scheffler) kisa dörtlüklerinden olusan kitabi bu da. Ingilizce'ye The Cherubinic Pilgrim" adiyla cevrilmis. Türkce'ye cevrilmis mi, cevrilmisse hangi isimle bilmiyorum. Oldukca eski bir baskiya dayanan Almanca metin Gutenberg'de var:


 Faust, Goethe: Faust'u yillar önce Türkce'sinden okuyup tam anlamadigimi hissetmistim.  Bu kez bir de Almanca'sindan okuyayim dedim. Galiba yine anlamadim. Yani cümleleri yanyana koyunca anliyorum, anlasiliyor. Fakat yine de bazi kitaplar bittginde kendini ele vermemis hissi cok baskin oluyor. Bu sefer utanıp sıkılmadan galiba kütüphaneden bir Faust yorumu bulup bir de onu okuyacagim.

6 Ocak 2017 Cuma

Portakal, karatavuk ve kalpler


Bu gece -18'i gördük. Yilin en soguk günü. "Axel" gelip gecerken soguk vuruyor elbet. Fakat dün sabah 06:00'da kapidan kör karanliga ciktigimda burnuma taptaze bir hava carpti. Geceleri sanki dünya yeniden ve tertemiz yaratiliyor. Sonra biz insanlar gün icinde kirletiyoruz dünyayi. Sonra ertesi sabah yeniden... Böyle sabahlarda aciklamasi zor, biliyorum ama hava portakal kokuyor.  Karanlikta duraga dogru yürürken nasil olup da Orta Avrupa'da, kis ortasinda ve sabahin köründe burnuma portakal kokusu carpabildigine sasiyorum, yanit bulamiyorum. Bazi seylere yanit bulamiyorum. Havalar iyice soguyana kadar, yaklasik Aralik basina dek, bana pek cok  sabah duraga yürürken hep ayni bir kac metrede eslik eden bir karatavuk bey vardi. Bu aralar o da görünmüyor. Nerelerde kimbilir , ama mutlaka ümitle, ve hatta ümit de ne kelime, ümite gerek duyurmayan bir güvenle bahari bekliyor. O zaman bulusacagiz :) O zamana dek kalpler örelim...  

18 Aralık 2016 Pazar

Ah erenler...

"Komsunu kendin gibi sev"i "Cünkü komsun sensin" diye yankiladi biri bin yillar sonra.
"Düsmanini sev"i de "Cünkü düsmanin sensin" diye yankilamak mümkün mü?
Iki ayri sekilde mümkün gibi geliyor bana.

Bazen insanlar görüyorum; bir aynadaki yansimalari kadar "düsman"larina benziyorlar, öylesine aynilar. Zaten belki de o yüzden düsmanlar...

Bir aynaya bakar gibi birbirlerine bakiyorlar. Biri kendini süt gibi ak, digerini kömür karasi sayarken, öteki de kendini ak, berikini kara sayiyor.

Disaridan bakarken, kendini gri, ötekini gri, berikini gri görürken kahkahalarla aglamak istiyorsun, veya hickira hickira gülmek...

Ah erenler, ah erenler...
Kuytuda söylediniz duymadik, meydanda söylediniz dinlemedik.
Örtülü söylediniz anlamadik, asikar söylediniz baldiran icirip derinizi soyduk.
Ah erenler...

9 Aralık 2016 Cuma

Etty Hillesum'un günlükleri



Das denkende Herz
Die Tagebücher von Etty Hillesum 1941-1943

Etty Hillesum'un Günlükleri 1941 - 1943

Kütüphanede yoktu, getirecek de degildi. Kitapcida yoktu, "Anne Frank versek? Ayrica dönem tarihi kitaplari da var" dediler. Olmaz canim, ille de Etty Hillesum. Uzun zamandir okudugum en anlamli, en dokunan seydi. Dünya sana da bazen kötü, yasam aci cekmekten ve savas alanindan ibaret geliyorsa bul bulustur oku. Ingilizce, Almanca, Fransizca ve bilumum dile cevrilmis. Yayinevinden rica et, bunu da cevirsin bi zahmet. Neleri cevirmedi ki...


3 Aralık 2016 Cumartesi

Schopenhauer Tedavisi


Die Schopenhauer-Kur
Irvin D. Yalom

Irvin Yalom'un psikoterapiye felsefe bakisi, felsefeye psikoterapistin bakisi serisinden ikinci kitap.
Ne yazik ki  Schopenhauer'in Aforizmalar'ini okuyamadan bu kitabi okudum. Okuyamadim ben Schopenhauer'i. Oysa filozofu önce kendisinden, sonra da Yalom'dan okuyacaktim hesabimca...

Peki Schopenhauer Tedavisi? Schopenhauer/Philip'in dediklerini bir kenara yazmakla, sahsin suratina bir yumruk indirmek arasinda (sanal bi yumruk tabii, siddet yok! siddet yok!) gidip geldim. Grup terapisi ve dinamikleri ne ilginc seydi, sastim. Sonunda gercekten not etmek istedigim tek söz ise Schopenhauer'in degil, bi Guru'nundu. Hindistan'da meditasyon merkezine dogru giderken trende tanistigi adamin Pam'a söyledigi... Rahatsiz edilmek hakkindaki söz...

Özetle...Fikrimce... Bütün Yalom kitaplari gibi güzeldi.