zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2015 Perşembe

Dilek Nr.1


Narı internette gösterilen o pratik yöntemlerden hicbirine bakmadan, ince ince , tek tek soymayi...
makine dikisini de adini kaale almadan elde yapmayi severim :)

Bu dünyanin tüm zamanlari benimmis hissi her nereden geliyorsa, önümüzdeki aylarda da benimle olsun dilerim. 

19 Ekim 2015 Pazartesi

Hımmmm...

Himmm...
Sanki bir kac firin ekmek daha yedim.
Sanki bir yasima daha girdim.
Sanki biraz daha iyi anliyor ben...


Bu kez aralıklardan çift atkı ipliği gecirdim. Yani atki ipligi sayisini iki katina cikardim, araliklar da yariya inmis gibi oldu.  



En basindan bekledigim dokuma görüntüsüne sonunda ulastim; simdi hem atki, hem cözgü iplikleri görünüyor:



Atki ipliklerinin sıklıklarının önemli oldugunu anlamistim :) diyeyim de uzmanlari azicik gülsün :)
Ne yapayim, hepsini tek tek kendi kendime kesfediyorum, kendi capinda "auto didactus" bir dokumaciyim, San Diago'daki aplalar gibi dokuma dersi aldigim yok :)




Son zamanlarda aklima cok takilan bir sözü yeniden paylasayim bu arada :

Der Mensch webt seine Gewebe und die Zeit webt die ihren.
İnsan kendi ağını (dokusunu) örer, zaman da kendininkini...

Bir Alman kentinde, dokumacilar loncasina ait bir binanin duvarlarinda yazar. 
Düsündükce icimi titretir. 

Duvarlari konusan tarihi binalarimiz olsaydi, dokudugumuz toplumsal kumasin bizden önceki cözgü ipliklerinin yanindan gecebilir, elimizi uzatip dokunabilir olsaydik, bazi seyler farkli olur muydu?


 Daha sık atki ipligi meselesi de düsündürüyor beni. Atki ipliklerimiz kim (veya ne)? Sıklaşması gereken saflar mı var?



Ben bunları düsünedurayim, Cumartesi aksami hemen hic yapmadigim bir is yaptim. Oturdum bastan sona Cumartesi aksami filmini seyrettim: Marvin'in Odasi. Filmin sonunda Marvin'in odasindaki isik yansimalari düsündürdü beni, üc nesilin yüzü de isikliydi. Sonra yabanelma'm bir hikaye paylasmis instagramda, onu okudum. Atki ipliklerini cözer gibi oldum. Yani gercekten cözmedim tabii, sembolik anlamda. Onlar sıkı sıkı olmalı, cözülmemeli. Onlar yanyana durmali, kolkola girmeli. Araya bosluklar girsin istemiyorsan, tren istasyonlarinin önünde derin, cok derin ve sessiz, cok sessiz bosluklar olusmasini istemiyorsan, atki ipliklerini sıkı tutacaksın.

 Hayat bu demek, bundan baska hicbir sey degil. Baska renklerle kaynasmayi ögrenmen gerek. Hayat tek renkliligi kabul etmez, hayat sadece cözgü iplerinden dokunmaz, sadece atki iplerinden de dokunmaz. Hayat böyle kurulmadi. Baska renk olmayi istemiyor olabilirsin, her ne isen o olmaktan cok memnun olabilirsin, mesele degil. Baska renklerle yanyana ve güzel ve kendin gibi ve uyumla durabilmeyi ögrenmek demek. Tekrar tekrar söylemekten nefeslerimiz tikansa da, hayat bazen üstte kalma, bazen de alttan alma sanatini ögrenmek demek.  Ancak böyle, sadece böyle güzel olabilecegimiz sirrini cözebilmek demek.

"Eser"e oglan kum saati benzetmesi yapti. Cok itinayla eksiltip arttirmama ragmen kum saati neden böyle egri bügrü oldu bilmiyorum. Bu noktada düzeltme imkanim da yok. Sanirim egri bügrülük de hayata dahil. Adina entropi diyorlar, kapi gibi fizik yasasi. Insan zihninin elinde cetvelle dolasan ve kendi dogrusunun disina tasan herkesi ve herseyi maket bicagiyla bicip ativeren kismi bosuna ve termodinamigin ikinci yasasina karsi savasiyor. En yasamsal , en varolussal iplerimiz öylesine birbirine dokunmus ki, kendimizi de yaralamadan "arizali"yi bicip atmanin imkani yok.

Bugünlük de bu kadar olsun.
Cünkü söz tükendi. Dokudugu cercevenin dibine vardi.
Yasamin dokumasi ise baki.


28 Ocak 2015 Çarşamba

Zaman üzerine




Alles hat seine Zeit, nur ich hab keine
Karlheinz A. Geißler
oekom, 2011

Karlheinz Geißler icin ne diyebiliriz? Zaman profesörü? Zamanin ekonomisi, kültürü, sosyolojisi ve psikolojisi üzerine kafa yoran akademisyen. Wikipedia'daki biyografisine göre ehliyeti yokmus ve 25 yildir saat kullanmiyormus :)

Bir baska kitabini kütüphaneye bitiremeden iade etmek zorunda kalmam iki yildir canımı sıkıyordu. Yarim kalmis kitaplari sevmem, ayrica ilgimi de cekmisti. Fakat asil tavsiye edilen kitabi buydu. Kütüphanede rastlamak ve bölümlerinden birinde yarim kalmis kitabindan paragraflarla karsilasmak hostu :)

Farkindaysaniz lafi dolandiriyorum. Cünkü öyle ilginc, öyle düsündürücü ve öyle dolu bir kitapti ki ne tarafindan baslasam, hangi kismini anlatsam bilemiyorum :) En iyisi Geißler gibi ve cagimin cocugu olarak kronolojik gideyim :)

Bu kitap zaman üzerine. Zamanin ne olduguna dair derin bir felsefi tartismaya girmiyor. Zamanin fiziksel bir fenomen olarak ne oldugunu da tartismiyor. Bunlari baska uzmanlara ve baska kitaplara birakiyor. Daha cok zamani algilayis ve yasayis tarzimiz üzerine durum tespiti yapiyor, fikir yürütüyor. Yazar yasadigimiz bütün caglari geriye dogru bakip analiz edecek olursak 3 temel döneme ayirabilecegimizi söylüyor:

1) Premodern zaman anlayisi - Baslangictan saatin icadina dek
2) Modern zaman anlayisi - Saatin icadindan 20. yüzyilin sonuna dek
3) Postmodern zaman anlayisi - Simdi ve burasi :)


Premodern devirde bir cok dilde "zaman" sözcügü ve soyut bir zaman kavrami yok. Almanca'da gramer olarak gelecek zamana denk gelen Futurum formu Ortacag'da bilinmiyor, kullanilmiyor.  Zaman bazi dillerde "hava durumu" ile ayni sözcük. Cünkü zamani belirleyen sey doga, havanin durumu, ay, günes gibi gökcisimlerinin hareketleri.  Bu dönemde insanlar eylemlerinde dogayla uyumlu ve dogaya bagli. Is gününü günesin durumu belirliyor. Tarimsal aktiviteleri, avciligi, balikciligi mevsimsel döngüler belirliyor. Sosyal iliskileri ve sosyal yasami ve bu arada dinin yasanis seklini de yine doga ve doga olaylari (gün icinde özellikle günesin pozisyonu) belirliyor. Dogallik, esneklik, kesin olmayis ve yerellik bu dönemin zaman anlayisinin temel özellikleri. Hizlanmak, ilerleme ya bilinmiyor; ya da hos karsilanmiyor. Zaman üzerinden para kazanmak sözkonusu degil; zaman insanin degil Tanri'nin; bu yüzden zamanin tam bir ölcümüne ekonomik acidan da gerek duyulmuyor.  Ayrica bir döngüsellik var. Mevsimler cografyadan cografyaya degisse de, kendi icinde sürekli birbirini tekrarliyor. Günler geceleri takip ediyor . Bu döngüsel tekrarlayisin icinde yasanan bir ritm var. Premodern zaman ritmik bir sekilde kendi cemberinde akip gidiyor. Ama bu monoton bir akis degil. Kendi icinde hizlandigi, yavasladigi, deneyim olarak derinlesip yüzeysellestigi durumlar var. Tüm bunlar zamanin nicelikten cok nitelik olarak deneyimlenmesi sonucunu getiriyor. Bu konuyu sosyal medyadaki arkadaslarima sordugumda bana Anadolu'dan, büyüklerimizden , özellikle kirsal kesimden animsadiklari (bir kismi hala devam eden) bir cok örnek saydilar ki, bir cogu kitapta Almanya'nin özellikle Bayern'in köylerinden aktarilanlarla inanilmaz benzerlikler gösteriyordu. Dogum tarihlerinin kesin bilinmeyisi ve bunun yerine "kiraz zamani, dut zamani, ayva zamani" denmesi, günlük randevularin dini ibadetlerin, ritüellerin öncesi ve sonrasindaki muglak zaman araliklarina atfedilerek kararlastirilmasi ("ikindi ezanindan sonra", "aksam cani calinca"), gün icinde zamanin günesin belli nesneler (daglar, tepeler) üzerinden gecisi veya gölgenin boyuyla tahmin edilmesi gibi.

Modern devir: Kitaba göre 1280- 1320 arasi (tam bilinmeyen muglak bir zamanda :) Milano yakinlarindaki bir manastirda adi bilinmeyen bir kesis tarafindan mekanik saat icat ediliyor. (Bu bilgi benim bildigimden farkli ve ayri bir arastirma konusu) Kesisin amaci manastirda ibadet saatlerinin kacirilmasini engellemek; aslinda daha cok bir calar saat icat ediyor. Motivasyonu tamamen dinsel. Fakat ironik bir sekilde saat zamanin yasanis seklini dinin hegamonyasindan cikarip sekülerlestiriyor. Zamanin standartlasmasi ve  nitelikten siyrilip tamamen nicel olarak deneyimlenmesi yeni bir zaman anlayisinin da kapilarini aciyor. Önceleri siyasi gücler (feodal efendiler, krallar vb) saat üzerinden zaman üzerinde bir güc kazaniyor. Herkese ne zaman ne yapacagi, ne kadar calisacagi, sehir kapilarinin ne zaman acilip ne zaman kapanacagi cok daha net sekilde söylenebilir oluyor. Baska güc nesneleri (para, bilgi) güclerini gizlilik ve belli bir elde tutulur olmaktan alirken zaman herkesin bilmesi üzerinden güc sagliyor. Bu yüzden 14. yy.dan itibaren saatler ( kilise kuleleri veya özel olarak saat kuleleri) sehrin görselligine dahil oluyor. 15.yy.dan itibaren zaman üzerindeki otorite kiliseden cikip dünyevi güclerin eline geciyor. Siyasi güclerden kisa bir süre sonra zanaatkarlar ve tüccarlar zamanin degisik sekillerde paraya cevirilebilecegini kesfediyor. "Zaman kaybi" terimi ilk kez bu dönemde kullanilmaya basliyor. Ve ilk kez bu dönemden itibaren insanlar zamani, zamanin yetmeyisini, kaybini bir sorun olarak görmeye basliyor. "Time is money" ifadesi 1758'de Benjamin Franklin'in bir kitabinda geciyor. Endüstriyel toplumun temel mottosu. Zaman paraya cevirilebilir oldugu icin net bir sekilde de ölcülür oluyor. 15. yy.da Cenevizli noterler isledikleri belgelerin altina sadece günün tarihini degil, islem saatini de not etmeye basliyorlar. Yeni zaman anlayisi zamanin yeni ve fiziksel bir tanimini da gerektiriyor. O tanim Newton'dan geliyor: " kesin, gercek ve matematiksel zaman, dissal herhangi bir varlikla herhangi bir etkilesimi olmadan dogasi geregi monoton bir sekilde akar". Newton'un tarifi nitel degil, nicel olan; dogal ve dinsel kontaminasyonlardan temizlenmis, saf ve paraya cevrilebilir bir zaman sunuyor bize :) Bu tür zaman premodern'in su ve kum saatlerindeki gibi akip gitmiyor; keskin araliklarla "tik-tak"liyor. Artik ritm yok, "takt" var. Her sey sirayla, birbiri ardinca ve yüksek tempoyla yapiliyor. Is yasamindan günlük yasama dek her sey "tik-tak"liyor. "daha hizli, daha hizli, daha hizli!" cagin mottosu haline geliyor.

Postmodern devir: Ikinci Dünya Savasi'ndan sonraki yeniden insa dönemi sirasinda dönemin politikaci ve ekonomistleri (özellikle ABD'nde) kapitalizmin amacladigi türden sürekli bir büyümenin sürekli hizlanarak mümkün olamayacaginin farkina variyor. 20. yy.in sonu itibariyle hem ekonomik, hem de fiziksel olarak büyümenin ve hizlanmanin sonuna vardigimizi farkediyoruz. Bu noktada postmodern zaman anlayisi ortaya cikiyor. Elektronik aletlerin ve bilisim teknolojisinin gelisimi hem bu zihniyeti destekliyor, hem de teknolojik olarak mümkün kiliyor. Devir "simultant"larin devri. Simultant nedir? Ingilizce'deki multitasking kavramiyla asina oldugumuz ayni anda birden cok isi yapma, birden cok deneyimi ayni zamana sigdirma ve böylece hiz kazanma cabasini günlük yasamin her alaninda ve sürekli uygulayan kisi demek. Simultant asiri esnek, sürekli erisilebilir, sürekli hareket halinde (fiziksel olmasa da dijital olarak) , sürekli "online", herseye dahil ve herseyin icinde. Paralel is yapmak aslinda yeni bir icat degil, antik caglardan beri nadir de olsa örnekleri var. Özellikle kadinlarin mecburiyetten cokca basvurdugu bir yöntem. Ancak tarihin hicbir döneminde bu kadar baskin ve yaygin bir aliskanlik haline gelmis degil. Oysa insan beyni (bilgisayarlardan farkli olarak) ayni anda birden cok isi ayni anda yapma becerisine sahip degil, multitasking insan icin bir yanilsama; bir stress ve yorgunluk kaynagi; Frank Schirrmacher'e göre "fiziksel yaralamanin postmodern formu". Kimilerine göre cocuklarda ADHS, yetiskinlerde COS, burn-out, depresif ruh hali ve sürekli yorgunluk hissinin asil sebebi. Modern cagin mottosu "her sey ardi ardina" idi. Yeni cagin mottosu "hersey ayni anda ve hem de hemen" . Zaman artik linear degil, paralel akiyor. Zaman artik kol ve duvar saatinde degil,  cep telefonunun ekraninin kösesinde. Cep telefonu gibi sonsuz, ucsuz bucaksiz, kenarsiz ve merkezsiz bir agin ortasindan, herkese kendine uygun olarak (time-zone!) bildiriliyor. Üretim iliskileri degisiyor. Fabrika bantlarinin uzak ve az gelismis ülkelere gönderilmesi, mühendisin yerini software engineer'in almasi tesadüf degil. Premodern dönemde herseyin bir yeri ve zamani vardi. Artik hicbir seyin belli bir yeri ve zamani yok. Biraz basimiz dönüyorsa bundan olabilir :)

Peki yeni zamanlar iyi mi kötü mü? Geißler'in buna yaniti "farkli" seklinde.

Basa cikmak icin tüm zamanlari tanimak, zaman algilayisimizin kökenini anlamak ve yeni ( ve eger varsa öyle bir sey, dogru) zaman anlayisimizi bütün bunlarin üzerine kurmak iyi bir fikir olabilir.

Bu kitap bunun icin iyi bir baslangic.
Sadece anadilinde basilmis olmasi, Ingilizce ve Türkce'ye (umarim henüz!) cevrilmemis olmasi ne üzücü :(


8 Kasım 2014 Cumartesi

Bana bir sey söyle, sana hemen istisnasini söyleyeyim.
Bir merkür günü bir merkür yilindan daha uzun sürüyormus.
Insan cocuguyla beraber kitap okuyunca neler neler ögreniyor.