Arap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2017 Pazar

Kur'an'da Tanrı ve İnsan


God and Man in the Qur'an - Semantics of the Qur'anic Weltanschauung
Toshihiko Izutsu
1964

Okudugum cogu kitap gibi bunun da bir ön hikayesi var. Bir arkadasimi Kur'an'da gecen kimi sözcüklerin kaynagi, kökeni, Kuran öncesi veya onun indigi dönemdeki anlamlari, kullanim sekilleri vb. üzerine taciz etmekteydim ki, careyi bana Izutsu'yu tavsiye etmekte buldu. "Izutsu da kimdir?" diye sorulacak olursa, 1914-1993 yillari arasinda yasamis Japon Islam bilimcisi, felsefeci ve dilbilimci. Erisemeyenler icin su bilgiler de Wikipedia'dan: Eski Ahit'i okuyabilmek icin Ibranice ögrenerek baslamis ise. Sonra Almanca bir ders kitabindan (demek ki bu arada Almanca da biliyor) Arapca ögrenerek devam etmis. Yaklasik ayni siralarda Rusca, eski Yunanca ve Latince ögrenmekteymis. 10 dili otodidaktik yöntemle kendisi ögrenmis. Toplamda 30 dil biliyormus. Aralarinda Türkce'nin de olmasi da olasi. Cünkü kitapta Türkce üzerinden örnekleyerek yorum yaptigi bir kac satir var. Bu paragrafi "Vay be" diyerek bitiriyoruz.

Hikaye Izutsu kitaplarinin eyalet kütüphaneler aginda bulundugunu farketmemle devam etti. Iclerinden birinin kapagina dokunabilmemin bir siparise baktigini bilmek güzel bir duyguydu :) Fakat cesitli sebeplerle bir türlü siparis edemedim. Aklimin bir kösesinde ve okunacaklar listemin üst siralarinda beklemeye devam etti Toshihiko Bey.

Sonunda Oz Büyücüsü'nü ararken listemde gözüme carpmasiyla bu kitabini da Internette .pdf formatinda buldum. Ne yazik ki .pdf formatli e-kitaplarla bir sorunum var. Ekranda beliren minicik harflerle epeyce savasarak 50. sayfasina dek eristim (ki okurken nadiren sayfa sayarim), daha sonra buldugum ara cözümle de biraz rahatlayarak bitirmeyi basardim.

Türkce'ye (eger internet arastirmam beni yaniltmiyorsa) "Kur'an'da Allah ve Insan" ve "Kur'an'da Tanri ve Insan" adlariyla iki ayri yayimevi tarafindan iki kez cevrilmis olan kitap, önsözünde de belirtildigi gibi "Kur'an'in Semantigi" gibi bir isimle ve bu bakis acisiyla da okunabilir. Fakat   Kur'an'da kullanilan kimi temel kavram ve terimler (örn. Allah, takva, küfr, kafir, vahiy, nebi, hak, batil...) üzerine yogunlasirken, bir yandan da Tanri ve insan arasindaki iliskinin bu dinin kutsal kitabinda (ve dolayisiyla dinin kendisinde) hangi cercevede tanimlandigini kelimelerin kullanilmalarini analiz ederek yorumluyor. Ayrica pek cok cizim ve aciklamayla dilbilim ve özel olarak da semantik biliminin herhangi bir metni analiz ederken nasil calistigina dair de fikir veriyor.

Kitabin güzel yani, bize Kur'an'da özenle belli sekillerde ve anlamlarda kullanilmis ve artik din dilinde birer kavrama dönüsmüs sözcüklerin Kur'an öncesi hikayesini de anlatmasi. Cünkü biliyorduk ve o yüzden kimi arkadaslari taciz ediyorduk ki, bu sözcükler bu kitapla beraber ve zembille gökten Arap yarimadasina inmediler; belki baska anlamlarla, belki ince nüans farklariyla o  dönemde o cografyada zaten kullanilmaktaydilar. Iste Izutsu bunlara dair -bir teknik terim olarak- "Cahiliye" (yani Islam öncesi) dönemindeki sözlü edebiyat ve siirlerden örneklerle bize hangi sözcüklerin politeistik bir kültürde baska anlamlarda kullanilirken, Kur'anla birden tartisilmaz bir monoteistik cercevede kullanilmaya baslandigini (örn. "Allah"), hangi sözcüklerin dini dünyanin disinda, nispeten dünyevi, nispeten somut anlamlarla kullanilirken Kur'an'da soyut, ruhani ve dini anlamda kullanilmaya baslandigini (örnegin "takva") gösteriyor. Bizi cesitli örneklerle 6. yy. Arap Yarimadasi'na götürüyor, sehirlerinin sokaklarinda veya cölde Bedevi cadirlarinin arasinda dolastiriyor. O toplumun o dönemdeki ruh halini sözcükler üzerinden iz sürerek anlatiyor bize. Iste böylece bir kitabin ne yazik ki -belki de böyle olmasi bilincle tercih edilerek- adeta vakumda asili kalmis cümlelerini bir cercevenin icine, bir geri planin önüne yerlestiriyor. Bizi bir tiyatro sahnesinin önüne oturtuyor adeta Izutsu; "iste bak bu "kafir", bu da "takva sahibi" diyor. Cümleleri sahiplerinin agzindan duyuyoruz. Kur'an'da yer almayan, daha önce siirlerde söylenmis cümleleri, replikleri duyuyoruz . Kur'an'in neye cevap oldugunu daha iyi anliyoruz böylece. Yüzümüzü dekora ceviriyor, "bak bu sırâtel müstakîm (dogru yol)" diyor örnegin. Bize cölde "yol"un anlamini anlatiyor. O zaman anliyoruz "yoldan sapmak" bir Arap'in dünyasinda ne demektir. Bize "ayat"in bildigimizi sandigimiz ikinci anlamina (isaretler) baska bir gözle bakmayi öneriyor. Bizi sessiz ve tepkisiz bir Tanri'nin evreninden alip;  her an, her saniye bizimle konusmakta olan bir Tanri'nin evrenine savuruyor. Sevincle doluyoruz. Bize Karl Jaspers usulüyle varolusculuk örneginde oldugu gibi yeni kitaplar, üzerine düsünecek yeni fikirler veriyor Izutsu. Sükranla doluyoruz. Disarida böyle insanlar ve böyle insanlardan haberdar eden insanlar oldugu icin mutlulukla doluyoruz...

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Tel İlan'dan Hikayeler



Geschichten aus Tel Ilan
Amos Oz, Suhrkamp, 2009

Yine bir Amos Oz kitabi...
Yine Israil'deyiz.
Bu kez yüz yil kadar önce kurulmus, tasrada bir köyde...

Gercekte var olmayan bu köyün sakinlerini anlatiyor bize Amos Oz. Üzüm baglari ve meyveliklerle cevrili, artik tarimdan cok haftasonu gezginlerinden gecinen, geceleri cevre daglarda cakallarin uludugu, "herkesin herkesi tanidigi ama hic kimsenin kendini tanimadigi" bir köy burasi.

Rahat okunan, akici bir kitap "Geschichten aus Tel Ilan". Evde, bir kis günü koltuga kivrilip kahve esliginde, yolda, yolculukta, sahilde, cayirda cimende...:) Her yerde hayal edebiliyorum. Her yerde okunur. Bugüne dek okudugum Oz kitaplari arasinda kendisini Suddenly in the Depths of the Forest ile Der Dritte Zustand arasinda bir yere yerlestiriyorum. Verse auf Leben und Tod hala sonuncu sirada.

Her kitabinda oldugu gibi malum konuya da kiyisindan dokunuyor yazar. Örnegin köyün okulunda edebiyat ögretmenligi yapan dul Rachel'in yasli ve her seye öfkeli babasiyla, yanlarinda calisan Arap üniversite ögrencisi Adel arasindaki su diyalogda:

Bir ögrenci ha? Ne tür bir ögrencisin sen bakalim?
Adel sakince yanit verdi: Ruh bilimleri ögrencisi
Pessach Kedem dedi ki: Ruh bilimleri. Ama ne türden bir ruh? Cilgin bir ruh mu? Kötü bir ruh mu? Bir hayalet mi? Eger dedigin gibi ruhbilimleri okuyan bir ögrenciysen, kusura bakma ama, neden üniversitede degil de buradasin?
Okula kisa bir süre ara verdim.
Sizin hakkinizda bir kitap yazmaya calisiyorum.
Bizim hakkimizda mi?
Sizin hakkinizda ve bizim hakkimizda. Bir karsilastirma.
Bir karsilastirma. Ne tür bir karsilastirma? Bunda karsilastiracak ne var ki? Bizim soyguncular ve sizin de soyulanlar oldugunuzu kanitlamak icin bir karsilastirma mi? Bizim cirkin yüzümüzü göstermek icin mi? 
Yüzünüz o kadar da cirkin degil. Daha cok mutsuz.
Peki ya sizin yüzünüz? O da mutsuz degil mi? Sizin yüzünüz güzel mi? Kusursuz mu? Kutsal, saf ve temiz olanin yüzü mü?
Bizimki de mutsuz bir yüz.
Yani sizinle bizim aramizda hicbir fark yok mu? Eger öyleyse ne diye oturup bir karsilastirma yaziyorsun?
Aslinda kücük bir fark var.
Ne tür bir fark?
Adel özenle ütüledigi gömlegi katladi ve yatagin üzerine koydu, ütü masasinin üzerine baska bir gömlegi yaydi, ütülemeye baslamadan önce üzerine biraz su püskürttü. 
Bizim mutsuzlugumuz bizim yüzümüzden ve sizin yüzünüzden. Ama sizin mutsuzlugunuz ruhtan geliyor.
Ruhtan mi?
Ya da kalbinizden. Söylemesi zor. Mutsuzluk sizden geliyor. Icinizdeki en derin bir yerden.  

Kitapta anlatilan hikayelerin bir ortak özelligi de bir sonuca varmamasi, ilginc gelismelerin keskin bir sekilde kesintiye ugramasi. Yazarin diger kitaplarinda oldugu gibi bütün bu anlatilanlarin bir alegori oldugu ve arka planda baska bir sey söylemeye calistigi hissi yaratiyor.

Adel ve Pessach Kedem her gece evin altinda bir kazi yapildigini düsündüren sesler duyarken Rachel'in bunu duymamasi ve onlara inanmamasi ne anlama geliyor?

Köyün emlakcisinin o tuhaf labirent gibi evin karanlik, nemli bodrum katinda, evin eski sahibi ünlü yazarin kendisini neredeyse bastan cikarmis kizi tarafindan kilitlenip tek basina birakilmasi ne anlama geliyor?

Abraham ve Dafna Katz ciftinin ogullarinin kendisini anne babasinin yataginin altinda öldürmesi ve anne-babanin bundan habersizligi ne anlama geliyor?

Köyün doktoru Gili Steiner'in yegeniyle olan o tuhaf, gelgitli iliskisi ne anlama geliyor?

Yoksa bu anlattiklarim yavastan spoiler'e mi giriyor? :)

Kitabin en kisa zamanda Türkce'ye de cevrilmesi dilegimi iletip susayim ben öyleyse :)

26 Şubat 2015 Perşembe

Hay bin Yakzan



Hay bin Yakzan
Ibn Sina / Ibn Tufeyl
Yapi Kredi Yayinlari

Bir süredir pesindeydim. Yapi Kredi Yayinlari'ndan cikan bu baskisinda hem Ibni Sina'nin yazdigi Hay bin Yakzan adli kücük hikaye, hem de ondan esinlenerek Ibn Tufeyl'in yazdigi ayni adi allegorik roman vardi, üstelik dönemin felsefi geri planini ve hikayelerin semboliklerini anlatan giris yazilariyla. Dört ayak üstüne düsmek diye buna denir.

Her ne kadar Ibn Tufeyl'in (1106-1186) yazdigi romanda, Ibni Sina'nin ayni adli hikayesinden esinlendigi söylense de, esinlenme sadece romanin ve bas kisinin adindan ibaret. Bir de hikaye edis sekli olarak allegorinin kullanilmasindan...

Ibn Tufeyl'in romani bizim cografyamizda az bilinse de, oldukca erken dönemlerde Bati dillerine cevrilmis ve Bati'da taninmis. Su sözler kitaptaki tanitim yazisindan:

" Rousseau’nun Emile’ine, Thomas More’un Ütopya’sına, Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe’suna Hay bin Yakzan’ın çocuğu gözüyle bakanların sayısı hiç de az değildir. Batı’nın büyük filozofu Spinoza da, kendi felsefesini kurarken büyük ölçüde Hay bin Yakzan’dan aldıklarına dayanmıştır. "

Latince'ye Philosophus Autodidactus (Kendi kendini egiten filozof) adiyla cevrilmis, bazi Bati dillerinde de böyle biliniyormus.

Hay bin Yakzan gercekten de bir issiz ada romani, hani kitapta da belirtildigi gibi "robinsonad" diyecegim ama, öncülü ardilla tarif etmek gibi tuhaf bir durum olusacak :) Hikaye, öyle ya da böyle issiz adaya düsmüs ve bir ceylan tarafindan büyütülmüs bir insanin dünyayi anlama ve kendini tanima macerasinin, sadece cevresini gözleyerek ve düsünerek insanin varabilecegi noktanin hikayesi. Bu arada Arapca Hayy "diri", Yakzan ise "uyanik" demek. Yani kahramanimizin adi "Uyanik oglu Diri". Uyanik oglu Diri'nin hikayenin son kisminda anlatilan toplum icinde yasama ve toplumu dogruya ve gercege cagirma macerasi ise ayrica ibret verici. Neredeyse bildik ve tanidik... Insanda konusmayi bilmeden, dili tanimadan düsünebilme, Tanri'yi araci ve ögreti olmadan düsünce ve mantikla bilip taniyabilme becerisi oldugu, kitabin dayandigi ilginc ve temel varsayimlar...

 Hos, düsündürücü, ögretici, ilginc bir hikaye. Güncel, anlasilir Türkcesi oldukca rahat okunuyor. Parantez icindeki Arapca kavramlar baglantilari daha iyi kurmamiza yardimci oluyor. Iyi ki cevirmisler, iyi ki yayimlamislar dedirtiyor.

2 Şubat 2015 Pazartesi

Arap Islam felsefesi







Arabisch-Islamische Philosophie
Geschichte und Gegenwart
Geert Hendrich
campus, 2005

Bazilari der ki; felsefe tarihi kitaplarindan felsefe ögrenilmez, her filozofu kendi kitaplarindan, kendi cümlelerinden taniyabilirsin, gerisi nakildir, yorumdur. Ben giris icin daima toplu ve tanitici bir kitap okumak ihtiyaci hissedenlerdenim. Platon, Aristo, Aquino'lu Thomas, Kant, Wittgenstein, vb.  okumadan önce söööyle bir genel felsefe tarihi kitabi okur muyum, okurum. Hatta bir tane yetmez dört bes tane okurum.

Fakat felsefe tarihi kitaplarinda dikkatimi ceken bir sey var. Hemen tümü Avrupali erkek düsünürlerin hikayesidir. Sadece biri (ki yazari bir kadindi) kitabin son kisminda kadin filozoflara ayri bir bölüm ayirmisti. Hildegard von Bingen ve Hannah Arendt'in düsünür halleriyle bu sayade tanistim. Ancak onlar da Avrupali kadinlardi :)

Avrupa'nin disinda felsefe yok mu güzel kardesim? diyerek iki yil önce kütüphanede buldugum ve elime aldigim bu kitabi kaderin kötü bir oyunuyla baslayamadan iade etmek zorunda kalmistim. Kaderin kötü oyunu megerse iki yil sonra Charlie Hebdo'nun ardindan , Islam oydu buydu, su degildi, ötekiydi bidi bidilarinin ortasinda okumami planlamis. Peki, öyle olsun.

Okudum da ne oldu? Simdi Arap - Islam felsefesine vakif miyim?
Hayir.
Ama iyi bir giris kitabiydi. Kafamda tarihsel ve cografi olarak herkesin yerli yerine yerlestigi bir resim olustu. Mu'tezile, Kindi, Razi, Farabi, Ibni Sina, Biruni, Gazali, Bagdat, Endülüs, Horasan, Buhara, Bacce, Ibn Tufeyl, Ibn Rüsd, Ibn Haldun, neoplatonik, Aristo, vahiy, akil mistik , metafizik ... kafamda bir mind map'e yerlestiler kabaca da olsa...

Bitirdigimde "vay be..." diyordum haliyle. Kafamda "Emanation felsefesi", "Illumination felsefesi", "Neoplaton-Aristo kavusturmasi", "ortodoks teoloji", "tanrisal akil", "saf akil", ... gibi bi milyon terim ucusuyordu. Ve baska bir kitaba gecmeden önce tüm istedigim bir Agatha Christie kitabi okumakti!

Razi'nin cok kati din ve gelenek elestirisine ragmen (Peygamberlik kurumu gereksiz demis, hatta daha ötesini de demis olabilirmis) Bagdat'in ortasinda burnu kanamadan yasamis ve eceliyle ölmüs olmasini unutmayacagim. Unutmamali.

Ibni Sina'nin ve Ibni Tufeyl'in Hayy bin Yakzan'lari okuma listemde, atlamamali, okumali.