doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Eylül 2017 Pazartesi
"Zararlı"
Bu fotografin bir benzeri bugün BDNG'de yayinlaniyor. Bu aslinda bir zararli. Yapragin altina tutunuyor. Icinde larva var, yapragin özünü emerek büyüyor ve sonunda ucup gidiyor. Ben doganin "zararli"larini bile güzel buluyorum; o yüzden sık sık BDNG'de onlarin da fotografini yayinliyorum.
Doganin "zararli"larina baktikca, onlar hakkinda okudukca bir seyi daha iyi anlamaya basladim ben. Bütüncül bir sistemde "zarar", "zararli", "kötü" diye bir sey yok. Bütüne dilimlere ayirarak baktigimizda bize kötü ve zararli görünüyorlar sadece. Oysa bütünün icinde bir yerleri, bütünün yarari acisindan onlarin da bir islevi, bir görevi var. Bu fotograftaki arkadasin neyin yararina oldugunu, ne islevi oldugunu sorsan yanit veremem; daha ben sivrisineklerin varlik amacini bile cözebilmis degilim. Ama eminim özünde "zararli" olmadiklarina...
Kafani bu bakis acisina "adjust" edersen tüm zararlilara tirnak icinde bakmaya basliyorsun. Sana nerede, ne zaman bir zararlidan bahsetseler "dilimi nerden kesmisler?" diye bakmaya basliyorsun. Cok vakit almiyor, görüyorsun. Bütünü dilimlere ayirmaktan daha büyük kötülük, daha büyük zarar yok, anliyorsun.
Bütün "zararli" tanimiyor; bütün sağlıklı; en güclü duvari, yani duvarsizligi siper etmis kendine, ondandir ki bağışık, ondandır ki umrunda bile degil. Zararli görülen ise sadece ayrildigi icin zayiflamis olana dokunuyor, sadece zayif olani bitiriyor. Ama bunu dogasina uyarak yapiyor, kötücüllüktendolayi degil. Agaclarda da böyle bu; larva bir agaca tutundu mu, uzmanlari bunu zararlinin korkunclugundan, kötücüllügünden cok agacin ya da yasadigi ortamin ekolojik acidan zayifladigina isaret sayiyor.
Zararlidan korkuyorsun. Cünkü dilimlere böldün, cünkü sınırlar cizdin, cünkü bütünden ayrildin, cünkü böylece zayifladin. Iste böylece korkuyorsun. Ve zararliyi sucluyorsun. Suç varsa başkasında arama. Onu ne zaman 'başkası' yaptığın, ona ne zaman 'başkası' olduğun üzerine düşün.
24 Eylül 2017 Pazar
Orman
Der Wald, eine Entdeckungsreise
Peter Wohlleben
Heyne, 2016
Peter Wohlleben'in "Das geheime Leben de Bäume" (Agaçların Gizli Yaşamı) adli kitabini varligindan haberdar oldugumdan beri ele gecirmeye calisiyorum. Kitap burada o kadar popüler olmus olmali ki, kütüphanedeki üc kopyasi bir türlü raflara geri dönmüyor. Ben de sabirla her gittigimde kontrol ediyorum. Ayni yazarin Türkce'ye adi "Orman - Bir Kesif Gezisi" diye cevrilebilecek olan bu kitabini ise iste o kitabi araraken gördüm ve benzer bir kitap olabilecegi düsüncesiyle hemen ödünc aldim.
Peter Wohlleben bu kitaba nasil ormanci oldugunu anlatarak basliyor. 80lerde yükselen cevre bilincine paralel olarak "doga korumaci" olmak istiyormus aslinda. Bu amacla Biyoloji okumaya baslamis. Bir gün annesinin gazetede okudugu bir duyuru ile ormancilik egitimine geciyor oradan; cünkü böylece hayalini kisa yoldan hayata gecirebilecegini saniyor. Ormanciligin Almanya'daki uygulamasinin (ki tahminen dünyanin her yerinde ayni olmali) doga korumaciligin yanindan bile gecmedigini; ormanin bir isletme, ormanicinin da onun kara odaklanan isletmecisi oldugunu anlamasi biraz zaman aliyor. Anladiginda ise en azindan kendi sorumlu oldugu ormanda bu gidisata dur demek icin yapmadigi sey kalmiyor. Kitap biraz bu maceranin hikayesi aslinda. Buna paralel olarak benim de en sevdigim agaclardan biri olan kayin üzerinden ormanda bir agac olma deneyimine dair pek cok sey anlatiyor.
Kitabin icimi biraz kararttigini itiraf etmeliyim. Ormanin ne kadar ince bir dengenin üzerine oturdugunu ve yapilan en kücük müdahalede bile nasil uzun vadeli zararlarin verildigini okuyunca, ormanciligin akillara zarar bir meslek oldugu hissi olustu icimde. Verdigi örneklerden de anlasildigi üzere bugünün pazara yönelik, asiri kara ve büyümeye odakli, yogun tarim ve hayvancilik uygulamalarindan hicbir farki yok ormanciligin. Wohlleben, tahminen ikibin yil öncesine ait Roma atli arabalarinin izlerinin ormanin zemininde hala görülebilir oldugunu ve bu alanlarda orman zemininin neredeyse geri dönülemez sekilde bozuldugunu anlatiyor bir sayfada. Diger sayfada ise bugünkü yaygin ormancilik uygulamalarinda ormana agaclari dakikalar icinde kesip, bicip, transfer edilmeye hazirlayan "harvester" denilen tonlarca agirlikta makinalarla girildigini anlatiyor. Kendi ormanina bu hatayi farkettigi andan itibaren transfer icin at arabalarindan baska bir sey sokmamis.
Ormandan kesilen 160 yillik bir kayin agacinin boslugunda bile aninda büyük bir negatif ekolojik etki olustugunu kayin agacinin döngüsünden okuyoruz ayrica kitapta. Bir büyükanne kesildiginde ve ahsap olmak üzere alinip götürüldügünde on yillardir gölgesindeki büyüyen yavrulara ne oluyor, toprakta neler neler oluyor, komsularina neler oluyor, faunada ne türden etkiler yasaniyor? Monokültür neden yanlis? Ormani parsel parsel yetistirip, parsel parsel harmanlayan bugünkü ormancilik anlayisi neden cikmaz sokak, ahsap kalitesi sebebiyle tercih edilen egzotik türlerle calismak neden büyük hayalkirikligi tek tek anlatiyor Wohlleben. Sürdürülebilirlik neden masala dönüsüyor, ormanlik alanlarda rüzgar gülleri neden büyük bir fiyasko, Almanya ormanlarindaki av hayvanlari ve avcilik gelenegi ormanlara nasil zarar verdi, bu konulara da giriyor. Bize Vietnam savasinin bir benzerinin sessiz sedasiz 70li yillarda Alman ormanlarinda vuku buldugunu, Borneo ormanlarindaki palmiye plantajlarinin bir benzerinin igne yaprakli türler ile Alman ormanlarinda coktan kurulmus oldugunu gösteriyor. Igne yapraklilarda özel bir sorun yok; sorun Orta Avrupa iklimi icin egzotik kalmalari, aslinda Kuzey Avrupa'nin taygalarina özgü türler olduklari ve sirf ticari, ekonomik avantajlari icin 20. yy.da Orta Avrupa'da da tercih edildikleri icin... Yani yine insan müdahalesi...
Cözüm? Benim okuduklarimdan cikardigim sonuc birincisi ormana insan müdahalesini minimuma indirgemek. Özellikle ormancilik faaliyetlerini... Ormanicinin en büyük aktivitesi gözlemek, gözlemek, gözlemek olmali yazara göre. Günlük rutininin önemli bir kismi agaclari tek tek gözden gecirmekmis. Agaci kökünden tacina dek gözden gecirip degerli isaretleri okuyormus. Bu is cok yorucu oldugundan bir kerede araliksiz iki saatten fazla yap(a)miyormus.
Ama ikinci ve daha önemlisi toplumun enerji ve hammadde kaynagi olarak ormandan elini cekmesi. Sadece yerel ormanlardan degil, küresel olarak tüm ormanlardan. Yoksa yük yerel ormanlardan cekilip dünyanin baska yerlerindeki baska ormanlarin sirtina yükleniyor; fark yok. Yani tüketimin azaltilmasi temel sart. Bu konuda ayni fikirdeyiz Wohlleben ile... En temiz enerji kullanilmamis enerji cünkü. Bu konuda biz ikimiz sanirim M.Ö. 4. yy'da yasamiz bir "cagdas"imizla ayni fikirdeyiz.
Haa, son bir ilginc detay: Wohlleben'e göre yaygin görüsün aksine orman insanin yuvasi degil aslinda. Insanin asil yuvasi savan. Bütün duyu organlarimiz ve algi becerimiz savana ayarlanmis sekilde. Ormanin bizi öteden beri hem biraz ürkütmesi, hem biraz büyülemesi; mit ve masallarin kaynagi olmasi bu yüzdendir diyor :)
22 Eylül 2017 Cuma
8 Eylül 2017 Cuma
4 Eylül 2017 Pazartesi
Çok oldu, gerçekten çok oldu.
Çok oldu, gerçekten çok oldu.
Daha da güzel olanı, burada çok az kimsenin kızılcıkların yenebildiğini biliyor olmasıydı ;)
Hemen yanda ise (fotografta sol alt köşede) yenemeyen, zehirli bir meyve bulunmaktaydı.
Yeridir deyip hemen oğlana gösterdim. Bak bu yenir, bu da yenmez. Her kırmızının meyvesi yenmez. Kırmızı doğada bazen 'olgunum, yararlıyım' demek, bazen de 'uzak dur, başın belaya girer' demek.
"Off, tabii ki biliyorum anne!" deyip elinde bir avuc kızılcıkla yoluna devam etti.
Off, ne zaman ögrendin bütün bunlari sen?
Off, ve bazen ne kadar da tekrara düşen bir didaktigim ben?
2 Eylül 2017 Cumartesi
Solucanlara Piyano Çalan Adam ve Uçun Kuşlar, Uçun
Doğal tarih yazilarini (isimleri buymus megerse, ben de bilmiyordum) sevdigimi bilen bir arkadasim bana ilkin Sargun Tont'un Sulak Bir Gezegenden Öyküler kitabini getirmisti. Simdi de ayni yazarin Solucanlara Piyano Calan Adam ve Ucun Kuslar, Ucun'unu getirdi. Hepsi benzer konularda ve yer yer cakisan bilimö ekoloji ve dogal tarih yazilarindan olusuyor. Tont'un dili neseli ve mizahi, sectigi konular ilginc, elestirirken bile dili olumlu. Keske ben Türkiye'de olsaydim, keske üniversitelerdeki derslere öğrenci olmayan meraklilari da girip dinleyebilse, keske ben Sargun Tont'un derslerine girebilseydim dedirtti :) Bir dolu not, bir dolu referans, bir cok okunacak yeni kitap, hafif ve serbest bir enerji birakti arkalarinda bu kitaplar. Doga ve bilim konularinda okumayi sevenlere tavsiye...
9 Ağustos 2017 Çarşamba
Natürvital kompozisyon
Bazen doganin kendine özgü kompozisyonlari var, bizimkini kat kat aşar...
Üstelik natürmort da değil, gayet 'natürvital'...
Öyle zamanlarda kareleyip deklanşöre basmakla yetinirim, haddimi bilirim.
Sağ üst köşedeki arkadaşa annem terlik papuç alacaktı, biraz bekle de büyüsün, ayak numarası kesinleşsin dedim... Böyle de netim.
24 Haziran 2017 Cumartesi
Japon makaklari
Fotograflar carpicidir. Makaklarin suyun icindeki o cok duru, cok sakin, cok dingin, cok bilge bakislari insani sarsar. Nerdeyse insan gibi, cok sey bilir gibi, neredeyse insanlardan bile cok sey bilir gibi bakarlar. Bizim bilmedigimiz neyi bildiklerini merak ederdim. Hep biraz arastirmak istemistim bu konuyu. Belgeselin o kismina iyice kulak kabarttim o yüzden.
Japon makaklarinin yasadigi bölgede -20 dereceye varan soguklar hakimmis. Fakat iste kiyisi boyunca yasadiklari nehir termal özellikler gösteriyormus. Suyun icinde sicaklik 40 derece civariymis! Cennet resmen!
Öyle degilmis megerse. Japon makaklari popülasyonunda sıkı bir kast sistemi varmis. Dogdugun aileye göre disiysen ya yüksek kasta aitsin, ya alcak kasta. Ara gecislere yer yok, hiyerarsi cok kati. Erkekler hiyerarsinin en dibinden baslayip güc savaslariyla ya da güclü bir erkek veya disi bireye yakin durup hizmetine girerek adim adim yükselebiliyorlarmis. Kisin buz gibi sogukta termal sulara girip isinma hakki da sadece yüksek kasta aitmis. Suyun basinda durup kimin girdigini kontrol eden bi makak abi vardi, belgeselde gösterdiler. Düsük kasttan birisi suya girmeye kalkisirsa kovalayip dövüyormus. En soguk günlerde suyun icindeki yüksek kast üyeleriyle, disarida titresen düsük kast üyeleri arasindaki isi farki 60 dereceyi buluyormus özetle. Sasirdim kaldim dogrusu, uyum kabiliyetinin böylesi hakikaten de... O bilgece, o dingin bakislar da 40 derecelik suda mayışmanın eseri olsa gerek. Zaten cocuk her yer de cocuk. Suyun icinde büyükleri öööle bilgece bakinirken bir anda birbirleriyle cekismeye baslayip ortami birbirine katan yavru makaklar da gördüm. Anne makaklardan birinin bir digerine "Haniiim hanim, bak cocuguna mukayyet ol, yoksa...!" der gibi bakisini da sanki görür gibi oldum.
Doganin bu muglak isleri beni öldürecek. Ben hiyerarsi, kaynak paylasiminda adaletsizlik, kast, sinif gibi islerin hep insan zihninin ürünü oldugunu sanirdim. Böyle kesin, net bir cizgiyle cizilmis gibi. Tamam, aslan ailelerinde de alfa hayvan falan vardir ama o sanki daha baska bir sey. Meğerse sınıfsal adaletsizlik, ortak kaynaklarin adaletsiz paylasimi ve benzerleri gayet primatsal bir fenomenmis.
6 Haziran 2017 Salı
Omo Vadisi Insanlari
![]() |
Photo by Rod Waddington |
Ilk kez Instagram'da baska kültürler yaninda Etiyopya fotograflarini ilgiyle takip ettigim @magbrinik 'in hesabinda dikkatimi ceken Etiyopya, Omo vadisi insanlari... Alt dudaklarini ve kulak memelerini özel disklerle bizim kültürümüz acisindan "deforme", kendi kültürleri acisindan "forme" ediyorlar, yüzlerini dogal boyalarla, toprak tonlari ve beyaz renkte, özellikle beneklerle boyuyorlar, ama asil ilgimi ceken baslarini yasadiklari civarin bitkileri, cicekleri ve meyveleriyle, olaganüstü güzellikte tasarimlarla süslüyor, örtüyorlar. Bas süslemeleri -bana kalirsa- insanin doganin icinde, dogadan yararlanarak ama doganin üstüne cikmadan ürettigi en güzel, en siirsel seylerden biri...
![]() |
photo by Richard Mortel |
![]() |
photo by HeyValera |
Blogda örneklemek icin sadece Creative Commons lisansli fotograflari kullanabildim. Daha carpici örnekleri icin buraya, buraya, buraya bakilabilir veya genel olarak Google'da Omo Valley, Surma, Surmi vb... seklinde aranabilir.
30 Mayıs 2017 Salı
Galiumgillerin en verumu, güzel öğretmenler, şeytanın yap dediği, vb.
Asagidaki yaziyi "BBY'i kapatmasan iyiydi, yine yazsan ya" diyen, üc ayri blog ve bes ayri mecrada aktif oldugumu bilmeyen (bir kismi da bilmek istemeyen) arkadaslarim icin, o vakitler BBY taslaklarinda yayimlanmadan kalmis yazilar arasindan buldum cikardim :)
Buyrunuz nostalji niyetine... Yarim kalmis ama...
Nehir kenarinda kesfettigim ilginc bitkilerden laf acilmisken, dünkü yürüyüste bir de Galium verum görmeyeyim mi? Daha bir gün önce iki arkadasimin konuya dikkatimi cekmesiyle, Galium türleriyle hasir nesir olmus ve saskinlikla bu "Galium"gillerin en "verum"unun digerleri gibi beyaz degil sari cicekli oldugunu ögrenmistim. Dün nehir kenarinda, saga sola bakina bakina yürürken birden karsima cikmasin mi? Nasil mutlu oldum ve ne güzel ögretmenlersiniz siz ikiniz, tesekkür ederim :)
Almanca kaynaklarda okuduguma göre, bu en verum olan Galium eski günlerde peynir yapiminda kullanilirmis. Cünkü süte katildiginda sütü kesme (uzmanlarinin deyisiyle pihtilastirma) özelligi varmis. Bugünkü peynir lablarinin yerine kullaniliyormus. Hatta bu amacla baska Galium türlerinin de kullanildigi vakiymis. Bu bilgi Türkce kaynaklarda bazi Galium türlerinin yogurt yapmakta kullanildigi bilgisiyle tutarli. Merak ettigim, her iki durumda da bir fermentasyonun gerceklesip gerceklesmedigi... Eger bir fermentasyon gerceklesmeyip süt sadece pihtilasiyorsa son ürüne bildigimiz anlamda yogurt denip denemeyecegi... Seytan diyor ki, al su iki Galium türünden birer örnek; koy yarimsar litre sütün icine, seyreyle eglenceyi.
Ben bu seytanin lafini dinlesem mi?
-|-
Buyrunuz nostalji niyetine... Yarim kalmis ama...
-|-
Nehir kenarinda kesfettigim ilginc bitkilerden laf acilmisken, dünkü yürüyüste bir de Galium verum görmeyeyim mi? Daha bir gün önce iki arkadasimin konuya dikkatimi cekmesiyle, Galium türleriyle hasir nesir olmus ve saskinlikla bu "Galium"gillerin en "verum"unun digerleri gibi beyaz degil sari cicekli oldugunu ögrenmistim. Dün nehir kenarinda, saga sola bakina bakina yürürken birden karsima cikmasin mi? Nasil mutlu oldum ve ne güzel ögretmenlersiniz siz ikiniz, tesekkür ederim :)
Almanca kaynaklarda okuduguma göre, bu en verum olan Galium eski günlerde peynir yapiminda kullanilirmis. Cünkü süte katildiginda sütü kesme (uzmanlarinin deyisiyle pihtilastirma) özelligi varmis. Bugünkü peynir lablarinin yerine kullaniliyormus. Hatta bu amacla baska Galium türlerinin de kullanildigi vakiymis. Bu bilgi Türkce kaynaklarda bazi Galium türlerinin yogurt yapmakta kullanildigi bilgisiyle tutarli. Merak ettigim, her iki durumda da bir fermentasyonun gerceklesip gerceklesmedigi... Eger bir fermentasyon gerceklesmeyip süt sadece pihtilasiyorsa son ürüne bildigimiz anlamda yogurt denip denemeyecegi... Seytan diyor ki, al su iki Galium türünden birer örnek; koy yarimsar litre sütün icine, seyreyle eglenceyi.
Ben bu seytanin lafini dinlesem mi?
-|-
Yarim kaldigi yerden anlatayim o öyküyü...
Seytanin lafini dinledim, yarimsar litre sütle denedim o iki Galium türünü ...
Yok, olayda bir fermentasyon söz konusu degil. Süt pıhtılaşıyor sadece.
Niye? Ben ne bileyim, bendeki bilimsel merak buraya kadar, iste bir takim bilim kisileri el atsa keske bu tür seylere... Gazeteler de hep bunlardan bahsetse...
Niye? Ben ne bileyim, bendeki bilimsel merak buraya kadar, iste bir takim bilim kisileri el atsa keske bu tür seylere... Gazeteler de hep bunlardan bahsetse...
Iste sonra bu hikayeyi önce FB'da, sonra IG'da baska baska cümlelerle anlattim, yanlis animsamiyorsam.
Bi hikayeyi de döne döne üc ayri mecrada üc ayri kez anlatabilen kisiyim.
Artik o ne bicim bir anlatma askiysa... Neyse, bu mevzu da taslakta kalmadi ya, mutluyum, huzurluyum.
Artik o ne bicim bir anlatma askiysa... Neyse, bu mevzu da taslakta kalmadi ya, mutluyum, huzurluyum.
28 Mayıs 2017 Pazar
Laboratuar Kızı veya Yaprak Fısıltıları
Blattgeflüster (Lab Girl)
Hope Jahren
Ludwig, 2016
Kütüphanede raflarda görüp adina ve kapagina kapilarak, ani kararla alip okudugum kitaplardan biri. Okuma listeme girmeden çıkan kitap :) Ingilizce veya baska dillerden cevrilen kitaplarda Alman yayinevlerinin isim konusunda ne kadar bagimsiz ve yaratici kafali olabildiklerini daha önce de gözlemistim. Kitabin orijinal ismi "Laboratuar Kizi", Almanca ceviriye verilen isim "Yaprak Fısıltıları - Bitkilerin Harika Dünyasi" :) Kitabin ismi Laboratuar Kizi olsaydi ve o alt baslik olmasaydi ben bu kitabi almazdim kütüphaneden, dogru. Ama, ııh, yine de olmamis degerli yayinevi, kitabin laboratuarda büyümüs ve yasamis bir kadin hakkinda olusunu degistiremiyoruz :) Kitapta yazar Hope Jahren kadin bir bilim adami olusuna dair hikayesini cocuklugundan baslayarak anlatiyor. Bu otobiyografinin her bir bölümüne bir agacin tohumdan baslayarak gecitigi bütün dönemlere dair bir doga yazilari gecidi eslik ediyor. Ve "kadin bir bilim adami denmez" hindiba, "bilim insani" denir veya "bilim kadini" denir diyeni -daha önce de demis oldugum gibi- terlikle kovalarim, bilerek öyle diyorum herhalde, evet bir bildigim var herhalde... Ayica kitabin bir noktasinda "Wissenschaftlerin" degil de "weibliche Wissenschaftler" denmesini de hemen not aliyorum.
Neyse, bir bilim adaminin, özellikle kadin olarak bilim cevrelerinde büyük cabalar harcayarak oldugu yere gelisinin hikayesi, laboratuarda yasamanin hikayesi, ABD'nde bilim yapmanin/yapabilmenin hikayesi, bitkilerin harika hikayesi ve ama biraz da, hatta cokca Bill'in hikayesi... O yüzden kitabin bir gün Türkce'ye cevrileceginden yana sızılı bir süphe icindeyim. Ama Ingilizce'si satiliyor gördügüm kadariyla kitap sitelerinde. Alin Ingilizcesinden okuyun, neyinize yetmiyor. Örnegin Hope'un cocuklugunun gectigi o karanlik ve karli Minnesota kasabasini, babasiyla aksam laboratuari kapatip eve eve dönüslerini kacirmayin, ögrenciyken para kazanmak icin calistigi hastane eczanesini ve orada deneyimlediklerini Charles Dickens alintilarina paralel anlattigi o harika kismi kacirmayin... Bill'le tanistiklari o bölümü ve izleyen bölümlerde nasil siyam ikizlerine dönüstüklerini... Hatta durun bir kac alinti da yapayim ben... Yazacak kagidim yoktu, hepsini fotografladim...
Insanlar bir yaprak nasil yaratilir bilmiyorlar, ama bir yaprak nasil yok edilir biliyorlar..
Özetle "yapraginiza sorular sorun" diyor.
O (babasi) bana bir seyi bozmanin degil, onu tekrar onarmamanin utanc verici oldugunu ögretti.
"Eve kadar yürüdügümüz üc kilometre boyunca konusmamaya coktan alismistik. Sessizce bir arada olmak iskandinav ailelerinin dogalari geregi ve herkesten daha iyi uyguladigi bir seydir". Bu alinti biraz kisisel sebeplerden. Babamla sessizce, konusmadan ayni arabada ise gidislerimiz geldi aklima... Belki bizde de üc bes nesil öteden karismis bi Iskandinav geni filan vardir...
Kendilerine ölü veya cansiz gözüyle baktigimiz tohumlarin bile beklerken canli olduklarini ve yasadiklarini ve cooook uzun zaman bekleyebileceklerini anlatiyor bu bölümde...
"Her baslangic bir beklemenin sonudur. Her birimiz bir olma firsatina sahip oluruz. Her birimiz ayni zamanda hem olanaksiz, hem de kacinilmaz olaniz. Her yetiskin agac da önce bekleyen bir tohumdu."
Yapraklar bu dünyadaki anorganik maddeyi organik olana cevirebilen tek seydir ve tek görevleri budur diyor. Ve insanligin varligi da bu biricik göreve baglidir diyor. Özetle. Cok güzel diyor...
"Bir agac kütügünün bir tarafinda ince, diger tarafinda kalin olarak gözledigimiz halka bize vaktiyle düsmüs bir dalin hikayesini anlatir. Bir dal kirildiginda agacin dengesi bozulur. Bu yüzden gövdedeki hücreler, agacin simdi esit dagilmayan agirligini dengelerken zayif kalan kismi güclendirmek icin uyarilirlar."
Onca sene boyunca yasamimdan bir sey yapabilmek icin agir calistim ve sonunda yasamimin gercekten degerli yapi taslarinin ben onlari haketmeden gökten düsen düstügünü görmek sasirticiydi. Eskiden güclü olmak icin dua ederdim, simdi sükran dolu olmak icin dua ediyorum.
2 Mayıs 2017 Salı
Was blüht denn da?
Der Fotoband - Sicher nach Farbe bestimmen
Kosmos
Margot Spohn, Dietmar Aichele
"Bak, dünyamiz ne güzel!" deki bitki teshisleri icin kullandigim kaynaklardan biri bu kitap. Doga teshis kitaplarinin kendi içinde epey uzmanlasmislari var. Kimi yapraklara, kimi sadece agaclara veya calilara, kimi de böyle sadece acma döneminde ciceklere yogunlasiyor. Bu kitap yabani bitkileri ciceklerinin renk ve sekillerine göre kolayca arayip bulma amacina hizmet ediyor. Söyle bir mantikla tasarlanmis:
Oku oku bitmez. O yüzden "biten" diye etiketlemem komik aslinda. Döne döne kütüphaneden ödünc alirim :) Pek cok bitki teshis kitabi gibi... Buraya not düsmüs olayim :) Bir dahaki sefere bulmam kolay olsun...
29 Nisan 2017 Cumartesi
"Tutunanlar"da geçen hafta :)
Cok zaman önce bi gazetede "Yasam kisa, sanat uzun, doga daha da uzun" diye bir laf okumustum. Bu fotografin altina aynen böyle yazmak istiyorum. O minikler var ya, biraksalar yikabilir o heykeli, ya da örter veya kaplar. Yapar.
19 Mart 2017 Pazar
Sürü zekası
Die Intelligenz des Schwarms - Was wir von Tieren für Unser leben in einer komplexen Welt lernen können, Peter Miller, 2010
Kendini hayvan sürülerinin (karincalar, arilar, termitler, baliklar, cekirgeler, geyikler, vb.) inanilmaz koordineli ve etkin davranislarini aciklamaya adamis bir bilim dali var. Son derece akillara zarar yöntemlerle calisiyorlar; örnegin 4000 ariyi tek tek sogutup numaralandiriyorlar ya da binlerce sigircik veya sercenin cekilmis videolarda tek tek koordinatlarini tespit edip bunlari analiz ederek sürü davranislarini aciklamaya calisiyorlar. Uzun süredir bu konuda bir kitap okumak istiyordum. Kütüphane raflarinda tesadüfen rastlayinca alt basligina bakmadan ("Komplex bir dünyada yasamayi ögrenmek adina hayvanlardan neler ögrenebiliriz?") hemen almis, kendimi bir doga kitabi okumaya hazirlamistim. Önsözündeki "human kapital", "is dünyasi", "sirketler", "günümüz ekonomisi" bidi bidilari bu yüzden basta irkilmeme yol acti. Neyse ki, vazgecmeyip devam edince ilginclesti kitap. Her bir bölüm belli bir hayvan sürüsüne ve ona dair yapilmis arastirmalara dayaniyor. Devaminda da bu hayvanlardan ögrenebilecegimiz seyler ve hangi alanlarda bu bilgilerin simdiden uygulanmaya baslandigi anlatiliyor.
Karincalardan elde edilen dagitik is organizasyonu bilgilerini kullanan Air Liquid diye bir sirketten bahsedilyior örnegin. Boeing test departmani ari demokrasisini baz alan bir yapi kurarak karmasik ortamlarda bütünün yararina kararlar almaya calisiyormus. Kus ve balik sürülerinin analizi ayni sekilde merkeziyetci olmayan , az bilgiyle yerel karar alan yapilarla, bütünün nasil senkronize ve verimli hareket edebildigini gösteriyormus. Ayrica Yüzüklerin Efendisi ve benzer filmlerdeki büyük, kalabalik ordularin oldugu sahneler, dijital animasyon yöntemleriyle ama gayet dogal cekilebiliyorsa sebebi de yine bu bilim daliymis. Cekirge sürülerinin davranisi ile insan kalabaliklarinin dar alanlarda panige kapildigi durumlarda yasadiklari (Filipinler'de bir stadyumda yasanan felaket ve 2006 yilinda Hac'da yasanan felaket analiz ediliyor bu bölümde; benim aklima 2010'da Almanya'da yasanan Love Parade felaketi geliyor ek olarak) arasinda paralellikler kuruluyor. Hatta Izlanda'da 2009 yilinda devletin iflasina sebep olan ekonomik krizin aciklanmasinda bile cekirge davranislari yol gösteriyor. Hangi durumlarda sürünün bir avantaj, hangi durumlarda dezavantaj haline dönüstügü irdeleniyor.
Özetle, oldukca ilgi cekici bir konuda, gayet anlasilir bir dille yazilmis iyi bir kitap. Sadece doga ve hayvanlar alemiyle ilgilenenler icin degil, kitle davranislari, karmasik yapilarda etkin karar alma mekanizmalari, grup dinamikleri ve bu dinamiklerin zararinin önlenip yarara cevrilmesi gibi konulara ilgi duyan herkese tavsiye...
Ingilizce orijinali The Smart Swarm - How to Work Efficiently, Communicate Effectively, and Make Better Decisions Using the Secrets of Flocks, Schools, and Colonies adiyla yayimlanmis.
12 Kasım 2015 Perşembe
Işıktı, suydu
Karenin hemen sağında sıra sıra arabaların parkettiği bir sokak olsa da ne gamdı.
Bu kareye izin veren bir şehir tasarlamak da az iş değildi.
16 Ekim 2015 Cuma
keşke origami
Uzun zamandir 3sat'taki Scobel programini seyretmiyordum. Scobel (programi yayina hazirlayan ve sunan kisi) hep ilginc konular bulur. Bu kez konu "Muster des Lebens"(Yasamin desenleri, sekilleri) idi.
Programa eslik eden belgeselde (Der Origami-Code) temel konu origamiydi. Origaminin veya genel olarak katlama sanatinin inanilmaz derinlikli bir arastirma alani oldugunu ögrendik. Katladiklari kompleks formlari önce bilgisayarda tasarlayan amatörleri, matematik ve enformatik gibi uzmanlastiklari konularda origaminin kullanim alanlari üzerine calisan iyi üniversitelerden bir takim profesörleri dinledik.
Dogadaki objeleri origami benzeri tekniklerle ve inanilmaz bir gercekcilikle tasarlayip katlayan Fransiz bir sanatciyla tanistik. Normalde origami sanatindan bilinen kimi katlama tekniklerinin icat degil kesif oldugunu, doganin inanilmaz yetenekli ve etkin bir katlama ustasi oldugunu ögrendik. Bitkilerden, hayvanlardan ve galaksilerden verilen örnekleri saskinlikla izledik. Harvard Üniversitesi'nden Hint asilli bir matematik profesörü kayin yapraklarinin kis tomucuklarinin icindeki katli durma tekniginin matematigini arastiriyordu; özel uzmanlik konusu buydu. Bir Alman origami ustasi dogadaki "instant" katlama pattern'lerini arastiriyordu.
Yine Almanya'dan Katalan bir origami ustasinin odalar, duvarlar dolusu kitaptan olusan kisisel kütüphanesi bize katlama sanatinin sadece Japonya'da degil, tüm dünyada öteden beri insani mesgul eden harika hikayesini anlatiyordu.
Biri Avustralyali , bir Japon iki bilim insani mesafelerin aralarina girmesine izin vermeden internet üzerinden birlikte calisiyor, her türlü objenin önce matematik diline dökülüp, oradan katlama teknigine cevrilerek tek parca kagittan katlanmis bir kopyasini üretmenin mümkün oldugunu kanitliyorlardi.
Ucak endüstrisinde mühendisler hafif malzemeleri inanilmaz saglam ve stabil kilan teknikler ararken yaniti origamide buluyor, özel katlanmis pattern'ler sayesinde üzerinden bir tonluk otomobil gectiginde zarar görmeyen son derece hafif ve esnek objeler üretebiliyorlardi. Ileri dönemde ucaklarin agirliginda %20-%30'luk azalma olabileceginden ve bunun cevre zararlisi ucak yakiti tüketimine de olumlu yansiyacagindan bahsediyorlardi.
Hokkaido Üniversitesi'nden genc bir Japon bilim insani insan bedenine katli sekilde sokulan ve damardaki daralma noktasina geldiginde acilan "origami" stendler üzerindeki calismalarindan bahsediyordu. Deprem bölgelerinde girilmeyecek noktalara katli seklinde girip orada kendi kendine acilabilecek ve canli arayacak mini robotlar üzerine calisan bir Ingiliz bilim adami bile vardi.
Icimde günlerdir uykuda olan bir yerin yeniden uyandigini hissettim. Darbe üstüne darbe almaktan hissizlesmis ve artik hicbir seye saglikli ve dogal tepki veremeyen bir yerde hislenme isaretleri farkettim. Kabuk üstüne kabuk baglayan bir yarada yasam izleri gördüm.
Bana iyi geldi.
Almanca bilmiyorsan bile izle, sana da iyi gelecek bence.
Bir de o soru ve o keske olmasaydi...
O soru: "Bir insan ömrünü neye vermeli?"
O keske: Herkesi kendi dogrumuzun hizasina cekme , gerekirse ölümüne hizaya cekme takintisi yerine, bu tür meraklar, takintilar gelistirseydik, ah keske okul cocuklari gibi olsaydik, ah keske origaminin dibine vursaydik, ah keske koni seklinde kivrilmis bir kagidin üzerine üc kilo kitap biraktigimizda kendiliginden olusan katlama formunun, derin, hayranlik verici basitligiyle sarsilabilen yanimiz diri olsaydi. Bütün bu insanlarin zamanlarini gecirdikleri, akillarini, fikirlerini ve yasam enerjilerini verdikleri konulari görmek kuvvetli bir aglama istegi yaratiyor bende. Origami belgeselleri sanirim sadece bazi cografyalardan gelenler üzerinde iste böyle tuhaf, duygusal etkiler yaratiyor.
Dipnot: Almanca "entfalten" da ne güzel sözcüktür. ent-falten. Katli olanin acilmasi. En cok da "yasam" sözcügünün yanina gelince güzellesiyor. "Sich enfaltendes Leben" örnegin. Kendi kendini acan, kisitli dar alandayken genisleyip yayilan, son noktasina dek potansiyelini aciga vurabilen yasam demek. Bugünlerde en eksigimiz bu.
Hepimize katmer katmer acilip dalga dalga yayilan bir dirilik, canlilik enerjisi diliyorum. Kalpten. Kalpten; cünkü bir kücücük bedene katlanip sigdigi halde acildiginda evrenlere sigmayan odur.
Programa eslik eden belgeselde (Der Origami-Code) temel konu origamiydi. Origaminin veya genel olarak katlama sanatinin inanilmaz derinlikli bir arastirma alani oldugunu ögrendik. Katladiklari kompleks formlari önce bilgisayarda tasarlayan amatörleri, matematik ve enformatik gibi uzmanlastiklari konularda origaminin kullanim alanlari üzerine calisan iyi üniversitelerden bir takim profesörleri dinledik.
Dogadaki objeleri origami benzeri tekniklerle ve inanilmaz bir gercekcilikle tasarlayip katlayan Fransiz bir sanatciyla tanistik. Normalde origami sanatindan bilinen kimi katlama tekniklerinin icat degil kesif oldugunu, doganin inanilmaz yetenekli ve etkin bir katlama ustasi oldugunu ögrendik. Bitkilerden, hayvanlardan ve galaksilerden verilen örnekleri saskinlikla izledik. Harvard Üniversitesi'nden Hint asilli bir matematik profesörü kayin yapraklarinin kis tomucuklarinin icindeki katli durma tekniginin matematigini arastiriyordu; özel uzmanlik konusu buydu. Bir Alman origami ustasi dogadaki "instant" katlama pattern'lerini arastiriyordu.
Yine Almanya'dan Katalan bir origami ustasinin odalar, duvarlar dolusu kitaptan olusan kisisel kütüphanesi bize katlama sanatinin sadece Japonya'da degil, tüm dünyada öteden beri insani mesgul eden harika hikayesini anlatiyordu.
Biri Avustralyali , bir Japon iki bilim insani mesafelerin aralarina girmesine izin vermeden internet üzerinden birlikte calisiyor, her türlü objenin önce matematik diline dökülüp, oradan katlama teknigine cevrilerek tek parca kagittan katlanmis bir kopyasini üretmenin mümkün oldugunu kanitliyorlardi.
Ucak endüstrisinde mühendisler hafif malzemeleri inanilmaz saglam ve stabil kilan teknikler ararken yaniti origamide buluyor, özel katlanmis pattern'ler sayesinde üzerinden bir tonluk otomobil gectiginde zarar görmeyen son derece hafif ve esnek objeler üretebiliyorlardi. Ileri dönemde ucaklarin agirliginda %20-%30'luk azalma olabileceginden ve bunun cevre zararlisi ucak yakiti tüketimine de olumlu yansiyacagindan bahsediyorlardi.
Hokkaido Üniversitesi'nden genc bir Japon bilim insani insan bedenine katli sekilde sokulan ve damardaki daralma noktasina geldiginde acilan "origami" stendler üzerindeki calismalarindan bahsediyordu. Deprem bölgelerinde girilmeyecek noktalara katli seklinde girip orada kendi kendine acilabilecek ve canli arayacak mini robotlar üzerine calisan bir Ingiliz bilim adami bile vardi.
Icimde günlerdir uykuda olan bir yerin yeniden uyandigini hissettim. Darbe üstüne darbe almaktan hissizlesmis ve artik hicbir seye saglikli ve dogal tepki veremeyen bir yerde hislenme isaretleri farkettim. Kabuk üstüne kabuk baglayan bir yarada yasam izleri gördüm.
Bana iyi geldi.
Almanca bilmiyorsan bile izle, sana da iyi gelecek bence.
Bir de o soru ve o keske olmasaydi...
O soru: "Bir insan ömrünü neye vermeli?"
O keske: Herkesi kendi dogrumuzun hizasina cekme , gerekirse ölümüne hizaya cekme takintisi yerine, bu tür meraklar, takintilar gelistirseydik, ah keske okul cocuklari gibi olsaydik, ah keske origaminin dibine vursaydik, ah keske koni seklinde kivrilmis bir kagidin üzerine üc kilo kitap biraktigimizda kendiliginden olusan katlama formunun, derin, hayranlik verici basitligiyle sarsilabilen yanimiz diri olsaydi. Bütün bu insanlarin zamanlarini gecirdikleri, akillarini, fikirlerini ve yasam enerjilerini verdikleri konulari görmek kuvvetli bir aglama istegi yaratiyor bende. Origami belgeselleri sanirim sadece bazi cografyalardan gelenler üzerinde iste böyle tuhaf, duygusal etkiler yaratiyor.
Dipnot: Almanca "entfalten" da ne güzel sözcüktür. ent-falten. Katli olanin acilmasi. En cok da "yasam" sözcügünün yanina gelince güzellesiyor. "Sich enfaltendes Leben" örnegin. Kendi kendini acan, kisitli dar alandayken genisleyip yayilan, son noktasina dek potansiyelini aciga vurabilen yasam demek. Bugünlerde en eksigimiz bu.
Hepimize katmer katmer acilip dalga dalga yayilan bir dirilik, canlilik enerjisi diliyorum. Kalpten. Kalpten; cünkü bir kücücük bedene katlanip sigdigi halde acildiginda evrenlere sigmayan odur.
3 Ağustos 2015 Pazartesi
Senle ben
Iste bu uzun otlar, bu yikik agaclar, bu yikik agaclara tutunup büyüyen otlar, bu agustos böcekleri, bu örümcek aglari, bu sessizlik, bu ögle sicaginda büyük agacin serin gölgesi, iste bu yabanilik, bu ürpertici ıssızlık, bu sarip sarmalayan yuva... Iste bunlar hep cocuklugum.
Tam burasi ve tam simdi. Zamanin ve mekanin disinda seninle tam simdi ve tam burada bulusabiliriz. Ben simdi kirk yasimi asmis da olsam ve seni ben dogurmus da olsam, ikimiz tam burada iki cocuk olabiliriz. El ele tutusup o kütügün üzerinde cambazlik oynayabiliriz. Sen cikolatali donut yesen de ben peynirli ekmegimden vazgecmeyebilirim. Önemli degil, bu ürpertici issizligi, bu serin gölgeyi, bu agustos böceklerini ve bu sarip sarmalayan yuvayi senle ben bir nefeste soluyabiliriz.
1 Ağustos 2015 Cumartesi
Wilde Türkei - Yabani Türkiye - belgesel
Wilde Türkei - Yabani Türkiye 1 ve 2
Türkiye'de yabani doga üzerine Almanca belgesel, harika cekimler.
Az bilinen hayvan türleri, Istanbul üzerinden gecen göcmen kuslar, Carettalar, yörükler, anemonlar, muscariler, yabani lale ve orkideler...
Türkiye'de yabani doga üzerine Almanca belgesel, harika cekimler.
Az bilinen hayvan türleri, Istanbul üzerinden gecen göcmen kuslar, Carettalar, yörükler, anemonlar, muscariler, yabani lale ve orkideler...
Almanca bilmeyenler de izleyebilir, Ingilizce bilmeden Discovery seyrettiginizi varsayin smile ifade simgesi
28 Temmuz 2015 Salı
Sorun nerede?
Haftasonu ormana gittik. Hangi orman dersen, ne yanit verecegimi bilemiyorum. Her gidisimde biraz daha emin oluyorum ki, Heraklitos hakliydi: Ayni ormana iki kez gidemezsin.
Alerji sezonu bi gecsin, su sicak dalgasini bi atlatalim derken bu yilki ilk gidisimdi diyebilirim. Hava
acik ama serindi.
Neredeyse hic bulut yoktu.
Hindibalar karsiladi yolumu :)
Bi keci gecen sefer bizi kovalamisti :) Bu kez koyunlarla kecilerle samimi bakismalara girisebildik :)
Gökyüzünde bir agacin altindan bakmak her zaman güzel. Ne agaci oldugunun ne önemi var.
Dallar türlü meyvedeydi.
Toplayip torbamiza doldurdugumuz yabani elmalardan, eriklerden kimse hesap sormadi, ücret istemedi. Yol boyunca topladiklarimizdan yedik, evden getirdiklerimiz icin yine "ne gerek vardi" dedik.
Orman, insanligin ilk ve kadim cenneti, hesap sormadan, ücret istemeden doyuruyor, hep unutuyoruz.
Floradan bi kuple :)
Bu incecik dali cözemedim :) Gövdeye ve görebildigim kadariyla üstteki dallara bakarak agacin kayin oldugundan emin gibiyim, bu incecik dalsa bir akcaagac dalina benziyor. Güzel ördek yavrusu :) Gitmis baska agaca yerlesmis :) Sanki...
Bazi yerlerde durup ormanin sesini dinledim...
Kayin....
Bir kac yil önce siddetli bir firtinada cok hirpalandi bu orman. Simdilerde toparlaniyor. Üst kismi kesilmis kayin agacinda bir gözeden hayat fiskiriyor.
Lale agaci. Buranin egzotiklerinden. Cok seviyorum.
Ormanda böcekler, sinekler, arilar cok aktifti bu sefer, sürekli etrafimizdaydilar. isirganlar dersen, her yerde kollarini uzatiyorlar. Ama korkuya gerek yok. Cünkü bütün patikalar böyle :) Ilk yardim kutumuz ormanin kendisi :) Sinir otlari hemen egilip elimizi uzatma mesafesinde...
Sinir otu...
Agacta yosunlar...
Dag tas bögürtlen dolu, ama daha olmadilar...
Orman hep baska olsa da, mola yerimiz hep ayni gölün kiyisi :)
Emektar sirt cantasi, konu mankeni olarak...
Dönüs yolunda bugday tarlalari....
Bitirirken ormanda degil ama bugün sehirde okudugum bir cümleyi paylasayim:
Ama nefes aldığımız gibi yaşarsak, alıp vererek, gelmesine ve gitmesine izin vererek, sorun nerede?*
Yine ormana gittim, yine bir baska ormana...
Orman yine ayni ormandi bir yandan.
Yine doyuran ana,
yine yaralara sifa,
yine sorulara cevap olsun diye sorular soran orman:
Sahi sorun nerede?
*Kurtlarla Kosan Kadinlar, Clarissa P. Estes
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)