hiyerarşi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hiyerarşi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2017 Cumartesi

Japon makaklari



Gecen aksam televizyonda primatlar üzerine bir belgesel vardi (yukardaki degil, bir baskasi). Insanlari saymazsak kuzey yarimkürenin en kuzey ve soguk noktalarinda yasayabilme becerisine sahip tek primat türü olmasi sebebiyle Japon makaklarindan da bahsettiler. "Primatlarin uyum kabiliyeti böyle de yüksektir" anlaminda... Japon makaklarini belki de biliyorsundur. Sosyal medyada buz gibi bir karlar ülkesinde, dumani tüten termal bir suda cekilmis fotograflari ve videolari dolasir (örnegin yukaridaki). Ingilizce'deki adlari snow monkey (kar maymunlari) dir.

Fotograflar carpicidir. Makaklarin suyun icindeki o cok duru, cok sakin, cok dingin, cok bilge bakislari insani sarsar. Nerdeyse insan gibi, cok sey bilir gibi, neredeyse insanlardan bile cok sey bilir gibi bakarlar. Bizim  bilmedigimiz neyi bildiklerini merak ederdim. Hep biraz arastirmak istemistim bu konuyu. Belgeselin o kismina iyice kulak kabarttim o yüzden.

Japon makaklarinin yasadigi bölgede -20 dereceye varan soguklar hakimmis. Fakat iste kiyisi boyunca yasadiklari nehir termal özellikler gösteriyormus. Suyun icinde sicaklik 40 derece civariymis! Cennet resmen!

Öyle degilmis megerse. Japon makaklari popülasyonunda sıkı bir kast sistemi varmis. Dogdugun aileye göre disiysen ya yüksek kasta aitsin, ya alcak kasta. Ara gecislere yer yok, hiyerarsi cok kati. Erkekler hiyerarsinin en dibinden baslayip güc savaslariyla ya da güclü bir erkek veya disi bireye yakin durup hizmetine girerek adim adim yükselebiliyorlarmis. Kisin buz gibi sogukta termal sulara girip isinma hakki da sadece yüksek kasta aitmis. Suyun basinda durup kimin girdigini kontrol eden bi makak abi vardi, belgeselde gösterdiler. Düsük kasttan birisi suya girmeye kalkisirsa kovalayip dövüyormus. En soguk günlerde suyun icindeki yüksek kast üyeleriyle, disarida titresen düsük kast üyeleri arasindaki isi farki 60 dereceyi buluyormus özetle. Sasirdim kaldim dogrusu, uyum kabiliyetinin böylesi hakikaten de... O bilgece, o dingin bakislar da 40 derecelik suda mayışmanın eseri olsa gerek. Zaten cocuk her yer de cocuk. Suyun icinde büyükleri öööle bilgece bakinirken bir anda birbirleriyle cekismeye baslayip ortami birbirine katan yavru makaklar da gördüm. Anne makaklardan birinin bir digerine "Haniiim hanim, bak cocuguna mukayyet ol, yoksa...!" der gibi bakisini da sanki görür gibi oldum.

Doganin bu muglak isleri beni öldürecek. Ben hiyerarsi, kaynak paylasiminda adaletsizlik, kast, sinif gibi islerin hep insan zihninin ürünü oldugunu sanirdim. Böyle kesin, net bir cizgiyle cizilmis gibi. Tamam, aslan ailelerinde de alfa hayvan falan vardir ama o sanki daha baska bir sey. Meğerse sınıfsal adaletsizlik, ortak kaynaklarin adaletsiz paylasimi ve benzerleri gayet primatsal bir fenomenmis.


20 Mayıs 2017 Cumartesi

Utopia



Yeni bitenim, bu kez nedense bi güc bitenim...
"Griptendir, o griptendir" diye elimde sürünmesine bahane buldugum, nihayet bitenim :)




Thomas Morus, nami diger Thomas More'dan bir kitap türüne adini vermis olan Utopia... Michael Siefener elinden cikmis yeni Almanca cevirisiyle...

Iki yerde satirlarin fotografini cekmisim. En begendigim kisimlari sadece bunlar degil belki ama örneklemek acisindan....:


"Doga altin ve gümüse onlarsiz yasayamayacagimiz özel bir anlam yüklememistir, sadece insanlarin soytariligi nadir olduklari icin bunlara demirden daha büyük deger atfeder. Tam tersine doga sevgi dolu ve sefkatli bir anne gibi en önemli ve en iyi olanlari acikca/engelsizce önümüze koymustur: Hava, su ve toprak... "

  

"Kimse bir seye sahip olmadigi halde herkes zengin(di)."

(Utopya'yi tarif ederken)

Genel izlenimime gelince kitabin yazildigi dönem düsünülürse (16.yy) gercekten epey ütopik ve öncü oldugu söylenebilir. Yazdigi kimi seylerin simdi bile "ütopik" oldugu ne kadar acik... Schumacher, Gandhi ve Illich gibi "insani ölcü alan bir ekonomi"ye isaret ediyor. Mülkiyetsiz, tüm kaynaklarin esitce herkese acik oldugu bir toplum hayal ediyor, vb.  Öte yandan her ütopi yazari gibi,  icinde bulundugu toplumun en genel gecer kabullerini yine de asamiyor; Ütopya da kadinin erkege, gencin yasliya tabii oldugu bir hiyerarsik toplum olarak tarif ediliyor ve makyajlanmis da olsa bir kölelik sistemi var... 

Cok isterdim Utopia'yi bir okuma grubuyla beraber, bölüm bölüm , sayfa sayfa tartisarak okumayi. Üzerinde düsünülesi ve tartisilasi bir kitap...  

Bu arada ütopya Yunanca'dan türemis olup "olmayan yer" demekmis. Ütopiler ikiye ayriliyormus; Eutopi ve Distopi. Eutopi iyi örneklerine, Distopi kötü ve korkutucu örneklerine verilen isimmis. Yani kitap olarak "Ütopya" bir eutopi, "Cesur Yeni Dünya" ise distopi örnegi... Ama bu kavramlar yine de tartisilabilir. Fikrimce örnegin "Ada" umutsuz bir ütopidir,  "Fahrenheit 451" ise umutlu bir distopidir. Ütopya'ya gelince, ona ne umutlu, ne umutsuz diyebilyirum. Morus Ütopya'yi önümüze birakip gidiyor. Akibeti ve akibetimiz hakkinda hic bir sey söylemiyor. O papaz Ütopya'nin yolunu buldu mu, ve hatta Morus o papazin Ütopya'nin yerini yolunu bulmasina yardim etme cabasi gösterirken ciddi mi? Ironi mi yapiyor? Hic bir sey belli degil ve endiseye gerek yok;  spoiler felan vermedim ;)