yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2016 Cumartesi

Yol yürümekle yapılır



Kaynak : Wikipedia, üsengecligimden direk kopyaladim Wiki'cim. Kusura bakma ve tesekkürler... Karsiliginda sen de fotografi kaynak belirterek kullanabilirsin :))

Gecen gün ormanin insan ayagi degerek yapilmis patikalarinda yürürken esimle "böyle bir siir vardi, bi Ispanyol'a aitti, ama kimdi kimdi?" diye düsündügümüz... Yaniti bugün Instagram'da Kardelen verdi :) Sorunu evrene sal, yanit illa ki gelir : Antonio Machado

29 Mayıs 2016 Pazar

Bayan Saat

Bu da biriktirmek istemeyip cok biriktirdiklerimden. Dökülsün dilden...

-§-

Bayan Saat'ten daha önce bahsetmistim. O zamanlar Bay Saat oldugunu saniyordum :) Kisa saclarinin üzerine kisin kulaklarini korumak icin yün bantlar geciriyordu; banti gözleri görmedigi icin gözlerinin üzerine dek indiriyordu. Derken dikkat etmemisim iste...

Bir süre sonra anladim Bayan Saat oldugunu :)
Her gün benden bir durak sonra tramvaya biner. Bir durak sonra da iner. Daima en ön kapidan biner. Durakta tramvayin nerede duracagi ve ilk kapinin yaklasik nereye denk gelecegi özel, tirtikli bir tasla isaretlidir görmeyenler icin. Orada bekler. Biner binmez kapinin yanindaki metal cubuga tutunur. Hani inecegimizde bastigimiz dügmeler var ya, o dügmelerden biri monte edilmistir cubuga. Cubugu birakmak istemeyisi biraz da bu yüzdendir. Bayan Saat'e Bayan Saat diyorum; cünkü kendisiyle yaptigimiz bir duraklik yolculuk boyunca her adimi, her hareketi bir saatin dislileri gibi hesapli, önceden planlanip calisilmis ve tıkır tıkırdır. Tramvaya ön kapidan bin, cubuga tutun, elinle "inecek var" dügmesini bul, tramvay hareket edip biraz ilerleyince dügmeye bas, tramvay bir sonraki durakta dursun, kapi acilirken görmeyenlere özgü uzun ince bastonu ac, tutunarak in, bastonu ustalikla kullanarak durak boyunca geriye dogru yürü... Bundan sonrasini bilmem; tramvay hareket ettigi icin Bayan Saat görüs alanimdan cikar. Hareketleri olabildigince sakin, güvenli ve ölcülüdür. Bayan Saat'i izlemek hosuma gider. Tramvaya binince onu görebilecegim, ön kapiyi gören bir koltuk bulmaya calismam bu yüzdendir. Bana günün de sakin ve ölcülü gececegine dair bir isaret verir sanki.

Bir tek kez kontrolü kaybettigine sahit oldum. Benim de kontrolü kaybetmek üzere oldugum, seyretmeyi birakip eyleme itildigim bir andi :) O gün tramvaya bindigimde en ön kapinin girisindeki daracik alanda dikilmis, tramvay sürücüsüyle konusan genc bir kadin vardi. Bilet veya yolla ilgili bir sey sordugunu sanmistim önce. Orada dikilmis sürücüyle sohbet ettigini farkedince sasirdim. Cünkü burada nadiren gördügüm bir seydi ve üstelik Bayan Saat'in duragina yaklasiyorduk yahu! Ve kapinin önünde sadece tek bir kisinin dikilecegi kadar yer vardi. E, simdi ne olacakti?

Tramvay duraga girdi, durdu. Ön kapi acildi. Genc kadin gözleri görmeyen, elinde amalara özel bastonuyla Bayan Saat'i görünce bir an geri cekilip yer verdi. Suratinda sevimli ve yardimsever bir güzel insan maskesiyle :) (Ne cok maskemiz var bizim, farkediyor musun? Farkinda bile olmadan birini cikarip digerini takiveriyoruz. Yüz kaslarimizin bile hakimi degiliz derin uykumuzda.) Cünkü onun tramvayin icine dogru ilerleyip gidecegini sanmisti. Fakat, hayir, Bayan Saat her zamanki gibi ön kapinin önünde malum metal cubuga tutunup dikildi. Bu noktada genc kadina karsi Almanca'dan yola cikip pek cok dile de gecmis  deyisle "Schadensfreude" hissiyle doldugumu itiraf ediyorum :) Kapinin önünde pervasizca dikilip, sürücüyle sohbet etmek, bi de Bayan Saat'in yerini kapmak ha! Fakat genc kadin anlasilan vazgececek degildi. Bayan Saat'in yerinden kipirdamadigini farkedince o daracik alana dogru tekrar bir hamle yaparak sürücüyle konusabilecegi aciyi tekrar kazanabilmek icin Bayan Saat'e de hafifce bir omuz atti. Bayan Saat'in o cubugu birakip bir adimcik da olsa geri cekilemeyecegini anlamiyor,  gayet yamuk bir pozisyonda zorlukla dikildigini görmüyor muydu? Bu da ne saygisizlik, ne bencillikti canim!

Kalkip kadini uyarmak isteyen tarafimi susturdum. Bayan Saat'in durumla bir sekilde basa cikabilecegini biliyordum. Tramvay bir sonraki duraga yaklasip kapi acildiginda kadin hala önünden cekilmedigi icin yamuk durmak zorunda kalan Bayan Saat bir de üstelik tramvaydan inemiyordu. Sesini öfkeyle yükseltip kadini bir sıkı fırçaladığında hem hak vermis, hem de ilk kez sakinligini yitirdigini görerek sasirmistim.

Bayan Saat'in üzerinden dünyanin verdigi dersi anlamam ise daha sonraydi. Hepimiz bir yolculuktayiz. Hepimiz bir cubuga tutunuyoruz. Hepimizin gözleri kör. O cubuga tutundugumuz sürece sakin ve ölcülüyüz. Ne zaman ki cubugu birakmak tehlikesiyle karsilasiyoruz; kontrolü kaybediyoruz, korkuyoruz ve öfkeleniyoruz. Ne cubugu, ne körü, ne korkusu, ne öfkesi? deme. Dikkat et, farkedeceksin. Dikkat et, anlayacaksin. Dikkat et, Bayan Saat sensin. Senin gözlerini acabilme sansin var. Senin bütün kapilari görme sansin var. Senin tramvayin istedigin kapisindan binme, istedigin kapisindan inme olanagin var.  Gercek sakinlik bu, gercek baris bu, gercek güven bu. Istersen...


28 Şubat 2016 Pazar

Mumbai uçağına binmek

..."Gate"e dogru yürürken daha cok zamanim oldugunu , beklemem gerektigini biliyordum. Yanimda kitabim ve yiyecek birseyler oldugu icin cok dert etmedim. Ankara kapisindan bir sonraki kapi Mumbai kapisiydi. Ikisinin arasindaki koltuklara agirlikli olarak Hintli ve Türk yolcular yayilmislardi. Bir kac sira daha fazla yürüyüp Mumbai kapisina yaklasmaya karar vedim cünkü hizli bir bakisla Türk yolcularin arasinda aradigima uygun kisiyi bulamamistim. Tahmin ettigim gibi bir huzursuzluk, bir kipirti, bir eylem yogunlugu hakimdi oraya. Sakin bir bekleyis enerjisi ariyordum. Icimdeki huzursuzlugu belki o yatistirir diye umuyordum. Geleneksel kiyafetlerinin icinde, ücüncü gözü noktali (miydi? yoksa ben mi uyduruyorum?) yaslansa da dimdik duruslu, yasli bir Hintli kadindi. Cok sakindi. Seyrediyordu. Tam aradigim kisiydi. Belki de ben onu aradigim icin oradaydi. Basimi kaldirdigimda onu görecegim bir koltuk secip oturdum. Kitabimi okurken zaman zaman basimi kaldirip onu seyrettim. Iyi geldi. Sakinligi, seyretmesi. Cok iyi seyredebiliyordu. Sakinlestigimi, huzursuzlugumun azaldigini hissettim.

Türk yolculara haksizlik mi ediyordum? Iclerinde enerjisi Hintli kadina benzeyen birini bulabilmek icin biraz bakindim. Bir kac adam yakindan bildigim bir yayilisla koltuklara serilmislerdi. Hakim olmak isteyen, rahatmis izlenimi vermek isteyen, mekandan gerek duydugundan fazlasini talep eden bir yayilis. Bir el telefonla mesgul, gözler de ona odakli. Üc kadin vardi, yanyana oturmus. Bana güne giden kadinlari animsatiyorlardi. Ne konustuklarini duymasam da, uzaktan uzaga konusma tarzlarinda , duruslarinda öyle bir sey vardi. Üc saatlik ucak yolculugla güne gidenler var midir, bu isler o kadar ilerlemis midir diye ciddi olarak merak ettim. Birinin ucak yolculugundan korkutugunu saniyordum. Yüz ifadesi sürekli gergindi. Digerlerinin anlattiklarina gülerken bile gergindi. Hep mi böyleydi, yasama gergin mi bakiyordu yoksa ucaktan mi korkuyordu cok merak ettim. Ankara'da ucaktan inerken özellikle aradim onu gözlerimle . Buldum da... Baska türlü gülüyordu artik, ucaktan korkuyordu :)

Kapiya dönelim. 9-10 yaslarinda bir kiz cocuguyla oturan orta yasli bir kadin vardi. Simdi animsamadigim bir sebepten kadinin kizin annesi degil, bir yakini oldugunu saniyordum. Telefonuyla mesguldü. Arada bir telefondan basini cok kaldirmadan cocugu uyariyordu. Ne icin oldugunu cözemedim. Neden kendileri de huzursuzken yetiskinler 9-10 yasindaki cocuklari sakin durmalari icin uyarip durur? Kimseyi rahatsiz etmiyordu oysa. Böyle böyle huzursuzlugumuzu bastirmayi ögrendigimiz sonucuna vardim. Böyle böyle huzurla oturmayi basaramayan, belki kipirtisiz ama disariya huzursuz bir enerji yayan yetiskinler oluyorduk.  Hintliler bu isi baska türlü mü yapiyorlar diye merak ettim. Mumbai kapisina yakin, kendi oturdugum sira ve cevresindekilere baktim. Bi kac genc cift vardi, cocuklu bir iki aile. Elimizdeki örnekleri genellemek mümkün olsa, Hintli genc kadinlarin batili giyindiklerini, uzun, cok güzel siyah saclari oldugunu ve kilolu olduklarini söyleyebilirim :) Karsimdaki ciftin yine uzun, siyah ve cok güzel sacli bir kizi vardi. Kimse uyarmiyordu. Sakin duruslu bir cocuktu. Iki sira ilerideki 9-10 yaslarindak Türk kiz gibi.

Yanima gelip oturan bi Türk kadindan cok umutlandim. Teyzeme benzettigim icin, bi de duru bir yüzü vardi. Hintli kadinin yasinda oldugu icin bi de belki. Keske o telefonu cikarmasaydi hemen cantasindan.  Sanirim onu buradan yolculayanlara veya Ankara'da karsilayacak olanlara kapida oldugunu, ucagi bekledigini, herseyin yolunda oldugunu bildiriyordu. Sanki 65 yasindaki bir kadina bir havaalaninin ucus kapisinda herhangi bir sey olabilirmis gibi... Yok, o degildi. Sadece Hintli kadindi seyredebilen. Sakince, baska hicbir seyle mesgul olmadan, baska hicbir yerde olmadan, arkasina yaslansa da dimdik durarak , endiselenmeden, huzursuzlanmadan seyredebilen bi tek oydu. Karsimda oturan genc Hintli kadin cantasindan bir tarak cikardi. Taragi yasli kadina uzatirkan kizina bir seyler söyledi. Kiz taragi alip yasli kadinin yanina gitti, önüne oturdu. Yasli kadin sakince kizin saclarini taramaya basladi. Konusmadan, sakince... Hepsinin tek bir aile oldugunu ilk kez o zaman farkettim. Kizin saclarinin cocuklugumdaki bir fotograftaki benim saclarima benzedigini de... Annemin saclarimi ben cocukken ayni böyle taradigini da... Belki anneannemin de... Anneannemin de bazen böyle durabildigini o zaman animsadim.

Iste o zaman aglamak istedim. Bütün o "Gate" kalabaliginin ortasinda, fazla yayilan, kipirtili Türk amcalarin, fazla endiseli, fazla uyaran Türk teyzelerin, fazla uzaklarda, fazla baska bir yerlerde insanlarin ortasinda sessiz ve sakince aglamak istedim.

Mümkün olsaydi Ankara ucagini bir tarafa birakip Mumbai ucagina binmek güçlü isteğine galiba iste o an kapilmistim... Rica etsem saçlarımı da tarar mıydı ki?

--biriktirmeden--

21 Ekim 2015 Çarşamba

Düne dair

Kurt kadin magarasindan disari basini uzatti.
Biyiklarini (gecici bir süre icin) temizledi.
Yelelerini fircaladi, bir iyice ceki düzen verdi.
Yola cikti.

Günes yükselirken tarlalarin üzerinde asili sis güzeldi.
Tam yolculuk havasiydi.
Yolda cocuklari seyretti,
Cocuklu Italyan kadinlari
 ve yasli Alman kadinlari
ve Italyan cocuklu kadinlarla, yasli Alman kadinlara  yer vermeyi seven, genc, sohbeti güzel bi Ingiliz kadini seyretti. Bütün yol boyunca basini telefona gömen ve herhangi bir kimseye yer vermek konusunda tercihlerini belli etmeyen Ortadogulu adami da...

Kurt kadinin isi gücü budur. Magarasindan cikmissa seyre dalar.

Kurt kadin sehre vardi.
Yollarini bildigi, kendine ceki düzen verdiginde yabaniligini oldukca iyi saklayabildigi sehre...
Sonbahara ve "akan suya" selam verdi.
Kendine biraz daha ceki düzen verdi.
Bir takim insanlara kendi hakkinda masallar anlatti.
Biraz sürdü bu. Sürmesi beklendigi kadar.

Sonra tekrar yola düstü.
Sehrin sokaklarini ve sonbahar günesini hissederek...
Fikri sorulan konuda fikrini beyan etti.
Fikri soruldugunda beyan edecek kadar medeniydi canim.
Yani yabani dedikse...

Sonra tekrar yola düstü.
Sol dizi agriyordu. Magaradan ciktigi icin degil, magaradan cikmadan önce bile agriyordu.
Bu sol diz, bu sairin deyisiyle acemi taraf ne demeye agriyor, ne demeye calisiyordu?

Cikarip bir felsefe kitabi okumaya basladi.
Yabani kurt kadinlar felsefe okumaz diye bir kural mi vardi?
En cok, en önce onlar okurdu felsefe.
"Seni nasil defnedelim?" diye soran Kriton'a tatli tatli gülümseyip "Nasil istersen öyle defnet, tabii beni yakalayabilirsen" diyen Sokrates...
Asla erisip sahip olamayacagina - bunu bile bile- duydugu sevgiyle, philo-sophie ile kurt kadini da tatli tatli gülümsetmekteydi.
Bu yabanlik da baska türlü cekilmezdi zaten.

Kurt kadin magarasina geri döndü.
Sol dizi hala agriyordu.
Maskeleri cikardi, postunu tekrar üstüne gecirdi.
Yavru kurtu kulagindan tutup oyuna götürecek kadar gücü hala vardi.
Yavru kurtu oyuna sürdü, cöktü.
Bir fincan kahveyle, yarim kalmis bir siir kitabini orta yere cikardi.
Bu yabanlik siirsiz de cekilmezdi zaten.

Neyse ki siir vardi.
Neyse ki felsefe vardi.
Neyse ki sisli tarlalar vardi.
Neyse ki suyun üzerinde yükselen günes vardi.
Neyse ki hala anlatacak masallar, beyan edilecek fikirler vardi.
Neyse ki cocuklu Italyan kadinlar ve onlara yer vermeyi seven genc Ingiliz kadinlar vardi.
Cocuklarin temiz ayakkabilari pantolonuna degdiginde huzursuz olsa da, iyi ki yasli Alman kadinlar vardi.
Bütün bunlarin disinda, bambaska dünyalarda yasasalar da iyi ki Ortadogulu adamlar vardi.

Yalniz bu sol diz var ya, bu sol diz.
Hala agriyordu.
Bu sol diz ne demeye, ne demeye agriyordu?