Eskiden, cook eskiden bu blogda sincapla dinlediklerimiz ve söylediklerimiz diye bir etiket vardi. Bir okul öncesi cocugun müzik zevklerine eslik etmekteydim, belki Almanya'da yasayan baska Türk anneler de ilgilenir diye not düsmekteydim.
Sonra o sincap büyüdü, bir Italyan Gezi rehberi oldu :) Zevkler degisti, hem de kac kez :)
Gecen yeni okulundaki ilk müzik dersine giderken serzenisle dedi ki "anne, ilkokulda biz müzik dersinde hep klasik müzik gördük yaa, bakalim bu yeni okulda nasil olacak?"
Yeni okulundaki ilk müzik dersinden döndü, cok ilginc bir müzik dinlemisler, cok sevmis, youtube'dan aradi buldu:
Simdi sabah aksam döne döne bu panda maskeli arkadasin kiz arkadasina vadettigi tatli dünyayi dinliyoruz. Hipliyoruz, Hopluyoruz, zipliyoruz, dansediyoruz filan.
Efenim? Birisi "cocugum kaliteli müzik dinlesin? Hip hop neymis? Rap mi ? Iiiii!" mi demisti?
Komm, baby, komm! Güzide egitim sisteminin degerli müzik ögretmenleriyle el ele verdik; surada bir anneye söylediklerini yediriyoruz, mach dir niiiee mehr Sorgen :D Ama benim egitim sistemine güvenim tam, hip-hop'dan girip klasikten cikacaklarini tahmin ediyorum. Evet evet... Iste bu ara "sincap"la bunu dinliyoruz :)
bizim oğlan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bizim oğlan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Eylül 2017 Perşembe
17 Eylül 2017 Pazar
Ben bu oğlanı şair mi etsem?
Bana not yazmış, tam anımsamıyorum hangi vesileyle; "Bir gökkuşağından daha güzelsin" diyor. Vallahi o kadar güzel degilim, iste kuzguna annesi de anka görünüyor.
Bi keresinde de ben mutfakta ugraşıp dururken ve ortada hiç bir sebep de yokken gelip "Seni görünce içimde çiçeklar açıyor. Hatta sen bana kızdığında bile" demisti :)
Ben bu oğlanı şair mi etsem? Yoksa çoktan olmuş mu?
6 Ağustos 2017 Pazar
Hindibanin ebeveynlik halleri - no. 127453
Temmuz sonu itibariyle ilkokulu bitirmis bir cocuga sahibim :) Ve gecen dört seneye, üc yillik anaokulu deneyimini de eklersek, kendimi Almanya'da (en azindan belli bir eyaletinde) (ilk)okul sistemi üzerine üc bes laf etmeye yeterli gördügümü söyleyebilirim :) Türkiye'nin seksenlerinde ilkokul okumus biri olarak da birazcik karsilastirma yapabiliyorum.
Bazi seyler cok farkli. Örnegin elisi derslerinde cinsiyet ayrimi yok. Erkekler ve kizlar bir arada kille calismakla kalmadilar, kizlar ve erkekler bir arada cekic kullanip marangozluk yaptilar ve bir arada tığ kullanmayı öğrenip sıkı iğne teknigiyle fotografta görülen eseri calistilar. Yani? Simdi hem cekic, hem de tığ kullanmayı biliyorlar, yetişkin yaşamlarında hangisini kullanmaya devam edecekleri kişisel tercihlerine bırakılmış.
Bazi seyler ise ayni :) Örnegin eli isi ögretmeni sinifta üc bes sıra örmelerinden sonra eseri eve gönderdi, bir hafta sonra 8 cm. örülmüs olarak geri getirmelerini istedi ve acikca söylemese de 8 cm.yi kimin ördügünü önemsemedigini, ebeveynin de yardim edebilecegini ima etti. Ev Ekonomisi dersinde ördügü dantel isini bitirmesi icin annesine götürmüs bir cocuk olarak hic garipsemedim, hic yabancilamadim... Yalniz bu ögretmen "ebeveyn"in yardimini ima etti dikkat, "anneniz örsün" demedi :) Anneniz önümüzdeki hafta parçacık teorisiyle ilgili çok önemli bir uluslararasi kongreye katilacagindan azicik mesgul olabilir, degil mi? Babaniz ilkokuldayken sinifin en iyi tığ kullanılanı seçilmiş olabilir, değil mi? Neyse ki yillardir kullanmaya kullanmaya unuttugum tığı son bir kac yildir tekrar kullanmaya baslamistim da, ögretmen eve elisi ödevi gönderince alnimin akiyla ciktim bu 8 cm. meselesinin icinden :)
Fotograf ayni zamanda bir itiraftir :)
Aslinda Almanya'da ilkokul sistemi üzerine edilecek daha bir araba dolusu lafim var, ama onlar da baska fotograflarin altina kalsin bakalim :)
17 Temmuz 2017 Pazartesi
'Oğul'dil
Son zamanlarda yine birimizin Türkce sorup, digerimizin Almanca yanitladigi (veya tersi) bir dönemden geciyoruz. Neden? Cünkü en son Türkiye ziyaretinin üzerinden epeyce gecti.
Simdilerde ben onu Türkce'de düzeltirken ( "yüra degil, rüya; dört futbolcular degil dört futbolcu, Türkce'de sayi cok bile olsa yanindaki isim tekildir") o da beni Almanca'da düzeltiyor ("DAS Datum demek istiyorsun sanirim; Absatz mi? Ne Absatz'i? Ansatz mi diyorsun?")
Yine de son zamanlarda bir degisiklik dikkatimi cekti. O anneannesiyle telefonda futbol üzerine konusabilmek icin futbol terimlerinin Türkce'lerini ögrenmeye calisirken; bana da Almanca eskisi kadar "Deutsch als Fremdsprache" degil. Nasil ki Türkce oglumun anadiliyse, Almanca da benim 'oğul'dilim :)
Simdilerde ben onu Türkce'de düzeltirken ( "yüra degil, rüya; dört futbolcular degil dört futbolcu, Türkce'de sayi cok bile olsa yanindaki isim tekildir") o da beni Almanca'da düzeltiyor ("DAS Datum demek istiyorsun sanirim; Absatz mi? Ne Absatz'i? Ansatz mi diyorsun?")
Yine de son zamanlarda bir degisiklik dikkatimi cekti. O anneannesiyle telefonda futbol üzerine konusabilmek icin futbol terimlerinin Türkce'lerini ögrenmeye calisirken; bana da Almanca eskisi kadar "Deutsch als Fremdsprache" degil. Nasil ki Türkce oglumun anadiliyse, Almanca da benim 'oğul'dilim :)
7 Haziran 2017 Çarşamba
bizim televizyonda ARD var mı?
Gecenlerde bir gün "Baba, bizim televizyonda ARD var mi?" diye sormustu. Bir hafta sonraydi galiba, bu kez bana "ZDF var mi ki acaba bizim televizyonda?" diye sordu. Hey komsulaaar :) Evdeki televizyonda hangi kanallarin oldugunu bilmeyen cocuk yetistirmisim :)))
Son zamanlarda artan bu kanal sorularinin sebebi ise futbol. Bir takim maclarin bir takim kanallarda yayinlandigini ve bunun internette bir takim sayfalarda önceden bildirildigini kesfetti :)
Son zamanlarda artan bu kanal sorularinin sebebi ise futbol. Bir takim maclarin bir takim kanallarda yayinlandigini ve bunun internette bir takim sayfalarda önceden bildirildigini kesfetti :)
5 Haziran 2017 Pazartesi
Love is...
Eger on yaşındaysa aşk...
Bülent Ortacgil veya Ezginin Günlügü dinleyecegin varken, bastan sona araliksiz, gitar ve bateri sololari dahil bir bucuk saat araliksiz Europe dinlemek....
Ilginc bir kitap alip kösene cekilmek niyetindeyken, onun sana "Sır Dolu Hayalet Evi" adli bir kitap okumasina -bastan sona, 160 sayfa, 9-12 yas grubu- razi olmak...
Bitirdigin cantanin saplarini dikmek niyetindeyken ve hic ilgini cekmezken oturup Real Madrid- Juventus final macini seyretmek, Ronaldo'nun harika golleri üzerine konusmak ve Real Madrid'in Sampiyonlar Ligi'ndeki tarihcesini dinlemek...
Aksam yemeginde dış politika konuşmak hevesindeyken, kendini Mikronezya'nın baskenti, dünyanin en uzun ve en kisa boylu insanlari, Brunei Barış Ülkesi Sultanı'nın bilmem kaç yüz lüks arabası üzerine bilgilenirken bulmak...
demektir.
Bülent Ortacgil veya Ezginin Günlügü dinleyecegin varken, bastan sona araliksiz, gitar ve bateri sololari dahil bir bucuk saat araliksiz Europe dinlemek....
Ilginc bir kitap alip kösene cekilmek niyetindeyken, onun sana "Sır Dolu Hayalet Evi" adli bir kitap okumasina -bastan sona, 160 sayfa, 9-12 yas grubu- razi olmak...
Bitirdigin cantanin saplarini dikmek niyetindeyken ve hic ilgini cekmezken oturup Real Madrid- Juventus final macini seyretmek, Ronaldo'nun harika golleri üzerine konusmak ve Real Madrid'in Sampiyonlar Ligi'ndeki tarihcesini dinlemek...
Aksam yemeginde dış politika konuşmak hevesindeyken, kendini Mikronezya'nın baskenti, dünyanin en uzun ve en kisa boylu insanlari, Brunei Barış Ülkesi Sultanı'nın bilmem kaç yüz lüks arabası üzerine bilgilenirken bulmak...
demektir.
20 Mayıs 2017 Cumartesi
21. yüzyıl annesi
Kapiyi calip cocugunu "sokakta oynamaya" cagiran arkadaslari var diye sevinen kisiye 21. yüzyil annesi denir.
Ben de gidip kendime bir kahve yapayim bari, bilgisayar bana kaldi :)
Ben de gidip kendime bir kahve yapayim bari, bilgisayar bana kaldi :)
14 Kasım 2016 Pazartesi
rabimmel, rabammel, rabumm
Gecen aksam eve dönerken karanlikta birden sokagin öbür ucunda elinde fenerlerle gezen cocuklari farkedince animsadim. Ah ya! 11 Kasim. St.Martin günü. Fener alayi :) Bu fener alayi sirasinda söylenen bazi sarkilar vardir. Bizim oglanla, o daha kücükken, anaokulundayken falan dilimize dolanmisti biri. Buralarda bir yerlerde linki de vardi galiba. "Dort oben leuchten die Sterne, da unten leuchten wir" (yukarda yildizlar parliyor, asagida biz) kismini bazen özellikle sasirmis gibi tersine cevirip " Dort unten leuchten die Sterne, da oben leuchten wir" (yukarida biz parliyoruz, asagida yildizlar) diye söylerdim, oglan her seferinde farkedip "Ama anneeee!" diye düzeltirdi :)
Tuhaf sarkidir aslinda. Düsününce... "Ich gehe mit meiner Laterne und meine Laterne mit mir" (Ben fenerimle gidiyorum, fenerim de benimle gidiyor) diye baslar örnegin. Bazen öyle oluyor ki ben fenerimle giderken, fenerimin de benimle gittigini hisseder gibi oluyorum. Sonra bazen fenerim benimle giderken ben fenerimle gitmiyormusum gibi hissettigim günler oluyor. Oysa ki biliyorum, ben fenerimle gitmezken bile, öyle günlerde bile, fenerim benimle birlikte gidiyor. Bi tuhaf oluyor. Sana da oluyor mu?
Öyleyse rabimmel, rabammel, rabumm.
Tuhaf sarkidir aslinda. Düsününce... "Ich gehe mit meiner Laterne und meine Laterne mit mir" (Ben fenerimle gidiyorum, fenerim de benimle gidiyor) diye baslar örnegin. Bazen öyle oluyor ki ben fenerimle giderken, fenerimin de benimle gittigini hisseder gibi oluyorum. Sonra bazen fenerim benimle giderken ben fenerimle gitmiyormusum gibi hissettigim günler oluyor. Oysa ki biliyorum, ben fenerimle gitmezken bile, öyle günlerde bile, fenerim benimle birlikte gidiyor. Bi tuhaf oluyor. Sana da oluyor mu?
Öyleyse rabimmel, rabammel, rabumm.
21 Ekim 2016 Cuma
Maydonozdan büyücüye TGIF
Bu hafta oglanin beni benden alan fıkrası. Hafta boyunca hatırladıkca ay, ne güldüm :)
Nüfus görevlisi kadina sorar:
"Cocugunuza gercekten de Peter adini vermek istediginizden emin misiniz bayan Silie?"
Espriyi anlamak icin dip not: Petersilie Almanca maydanoz demek! Cocugu her ise maydanoz edecek bu kadin!
Bu arada maydanozun Latince adi da bi havali: Petroselinum. Yunanca petro "kaya", selinum "kereviz" demek. Kaya kerevizi. Yunanlilar'a göre maydanoz bi tür kerevizmis. Peki o zaman Türkce'deki maydanoz sözcügünü nasil anlamali? Cünkü o da Rumca'dan...dersen, onun yaniti da su: Maydanoz sözcügü yine eski Yunanca'da bu bitkinin kaynagi ve asil yetisme alani görülen "Makedonya"dan geliyor. Gercekten. Vikipedi'nin yalancisiyim.
Ay ay konu bunlardan acilmisken ,bi de Ottfried Preußler'in harika cocuk kitabi Haydut Hotzenplotz'da büyücünün adidir Petrosilius Zwackelmann. Kahramanlarimiz caktirmadan dalgasini da gecer hatta bu isimle...
Neyse, cross check tamamdir. Cuma aksami hala bunlardan konusacak kadar gücüm var :) TGIF
Nüfus görevlisi kadina sorar:
"Cocugunuza gercekten de Peter adini vermek istediginizden emin misiniz bayan Silie?"
Espriyi anlamak icin dip not: Petersilie Almanca maydanoz demek! Cocugu her ise maydanoz edecek bu kadin!
Bu arada maydanozun Latince adi da bi havali: Petroselinum. Yunanca petro "kaya", selinum "kereviz" demek. Kaya kerevizi. Yunanlilar'a göre maydanoz bi tür kerevizmis. Peki o zaman Türkce'deki maydanoz sözcügünü nasil anlamali? Cünkü o da Rumca'dan...dersen, onun yaniti da su: Maydanoz sözcügü yine eski Yunanca'da bu bitkinin kaynagi ve asil yetisme alani görülen "Makedonya"dan geliyor. Gercekten. Vikipedi'nin yalancisiyim.
Ay ay konu bunlardan acilmisken ,bi de Ottfried Preußler'in harika cocuk kitabi Haydut Hotzenplotz'da büyücünün adidir Petrosilius Zwackelmann. Kahramanlarimiz caktirmadan dalgasini da gecer hatta bu isimle...
Neyse, cross check tamamdir. Cuma aksami hala bunlardan konusacak kadar gücüm var :) TGIF
15 Eylül 2016 Perşembe
26 Mayıs 2016 Perşembe
C-3PO
Fotograf makinesinin özenle yedekleyip, temizleyip bosalttigim ve tez zamanda tekrar börtü böcek fotosuyla doldurmayi düsündügüm kartini biri benden önce davranip Star Wars karakterlerinin fotograflariyla doldurmus! Sitripiyo en sevdigim Star Wars kahramani bu arada, Ingiliz usak tavirli protokol droidim benim :)) Efenim? Cocugu popüler kültür nesne ve karakterlerinden uzak mi tutacaktim? Hi hi , evet :) O benim kisisel procemdi. Oglanin kisisel procesi baskaymis fakat.
18 Kasım 2015 Çarşamba
Oyun
Bu oyunu oglan kütüphanede bulmus. Klasik oyunlardan farkli olarak oyuncular birbirine karsi degil, birlikte bir amaca ulasmak icin oynuyorlar. Ya birlikte kazaniyor, ya birlikte kaybediyorlar. Oyuncularin sürekli birbirine karsi mücadele ettigi ve bir tek kazananin oldugu oyunlar modern pedagojik yaklasimda bazen elestiriliyor ya, hani takim ruhu da önemli ya, sinerji parlayan sözcüklerden ya, piyasada bu türden oyunlar cogaliyor o yüzden.
Aldik, oynadik. Evet, biz birlikte oynuyoruz ama yine de oyunda bir öteki, bir kötü, bir karşı taraf var. Biz korsanlara karsi oynuyoruz. Biz korsanlardan kacip güvenli limana geri dönmeye calisiyoruz. Icimizden biri bile yakalansa kaybediyoruz. Anca beraber, kanca beraber-iz. Ve fakat sonunda ya korsanlar kazaniyor, ya biz kazaniyoruz.
I ıh, icime sinmiyor benim. Neden insan zihni, eglenmek icin ille de bir karsi taraf ihtiyaci icinde? Biz o adaya gezmeye gitmistik ama oyun korsanlar karsimiza ciktiginda basliyor. Korsan yoksa, oyun yok, heyecan yok, eglence yok.
Insan oyunlarda degil sadece, yasarken de bunu hep yapiyor. Kendine -aslinda yoksa bile- bir öteki yaratiyor. Yaratmazsa ici rahat etmiyor. Sıkılıyor. Öteki yok, eglence yok.
Belki bir gün biraz daha büyüdügümüzde, amaci bütün "ötekiler"le birlikte; ama "bizbize" degil,mutlaka onlarla birlikte bir adaya gezmeye gitmek ve o adayi temiz ve derli toplu ve güzel ve huzurlu tutmak olan oyunlar tasarlanir. Cocuklar da öyle oyunlari pek eglenceli bulur. Belki bir gün biz biraz daha büyüdügümüzde...
Hatta daha sonra belki...
Köknar ve ladin
İğne yapraklilar konusunda hep zayiftim. Bu yil oglanla beraber ben de öğreniyorum.
Ders: Hayat Bilgisi ,
Konu: Cevremizdeki 4 iğne yaprakli agaç.
Bazi köknarlar meger ladinmis :)
Ve bazı köknarlar da gerçekten köknarmış :)
5 Kasım 2015 Perşembe
Kütüphane yolundan
Dün ormana degil kütüphaneye gittik ama yollar mantar doluydu :)
Artik günler kisaldi. Eve dönerken karanlik basmaya baslamisti. Yere baksak mantarlari göremezdik, ben de "e, göge bakalim bari" dedim :)
Bu kamuflaj yapan minikleri oglan kesfetti :)
Fikra da oglandan gelsin : Bay Müller mantar zehirlenmesi sebebiyle hastaneye kaldirilmis. Doktor demis ki taburcu ederken, "Bir daha sakin bilmediginiz tanimadiginiz mantarlari yemeyin". Bay Müller demis ki "Ama doktor, ben de öyle yaptim zaten, bildigim tanidigim tek mantar sinek mantari!" :)) (Sinek mantari: Masallardan tanidigimiz kirmizi üstü beyaz puantiyeli mantar, cok sevimli ama zehirli)
Bu yapraklara gelince... Ait oldugu agacin adi aslinda "Lale agaci". Ama benim oglan ona "Teufelsbaum" (İblis ağacı) adini verdi. O deyince ben de gördüm, ama olsun biz yine lale agaci diyelim ona :)
Artik günler kisaldi. Eve dönerken karanlik basmaya baslamisti. Yere baksak mantarlari göremezdik, ben de "e, göge bakalim bari" dedim :)
4 Kasım 2015 Çarşamba
Afacan Beşler
Cocukken en severek okudugum kitaplardandi: Afacan Besler - Enid Blyton
Rüzgarli tepeler, acik hava, kayaliklar, okyanus kiyilari, yagmur botlari ve yagmurluklar, yürüyüsler, zencefilli kurabiye. Aklimda bunlar kalmis.
Uzun zaman önce kütüphanede gördüm, uzun zaman önce gözüme kestirip oglanin yasinin gelmesini bekledim.
Bir süre önce zamanidir deyip bir kütüphaneciye serinin neresinden baslayabilecegimizi sordum. Bir numara hala var miydi? "Maalesef en en eskiler artik yok. Ama surada derleme ciltleri var bir kac tane, eldeki en eskileri bunlardir sanirim" dedi. Onlarin da altincisi vardi bir tek o anda, onu aldim. Yanimda oglanin anaokulundan tanidigim bir anne vardi tesadüfen; "Aaa, Afacan Besler! Ben bunlarla büyüdüm" dedi heyecanla. Ortak bir heyecanla gülümsedik birbirimize. Anlasilan epey bir ülkede epey bir cocuk "bunlarla" büyümüstü :)
Bizim oglan da bunlarla büyümeye hevesli miydi? Sanirim derleme cildinin kalinligi biraz cekinmesine yol acti. Epey bir süre kitaba yaklasmadi. Gectigimiz günlerde hastalaninca oturup birlikte okuduk. Atesi varsa, keyifsizse, kendini nasil oyalayacagini bilemiyorsa, özellikle gecenin bir yarisiysa birlikte kitap okumak hem ona hem bana iyi gelir. Onun bagisiklik sistemine, benim de sinirlerime kendi kendilerini iyilestirmek icin biraz firsat tanir.
Okudugumuz ilk hikaye, tesadüf eseri cocuklugumda da okudugum hikayelerden biriydi. Ikimiz de okuyup bitirdigimizde, kizkardesim deniz fenerinden kayaliklardaki labirentli magaralara bir baglanti oldugunu kitabin o kismina gelmeden önce anladigini söylemisti de, kiskanclikla karisik bir hayranlik duymustum kendisine hatta. Bunca yil sonra bunu animsamak ne ilgincti. Yukaridaki gri hücrelerde galiba bütün cocuklugum hala kayitliydi.
Cocuklugumdan animsamadigim yeni izlenimlerim de vardi tabii.
Yetiskin gözüyle Profesör Kirrin tam sopalik bir adamdi bana kalirsa. Durmadan evi terörize eden profesör arkadasiyla kendisiydi. Sessizlik istiyorsa kalkip kendine sessiz bir ortam bulsundu. Gören de bu ikisini atom fiziginin derin mekanizmalarini aciklamakla mesgul sanirdi. Büyük olasilikla ugrastiklari konu incir cekirdegini doldurmazdi. Bayan Kirrin bence cok taviz veriyordu.
Johanna kitabin asil kahramaniydi. Görünüste bütün gün mutfakta birseyler pisirip tasirmakla mesgulse de; ne calisma odasinda büyük icatlarin, ne rüzgarli kayaliklarda büyük maceralarin pesinde olsa da, evet, asil kahraman oydu. Bütün ögünleri, krapfenli ve kurabiyeli ara ögünleri hazirladigi bir yana, afacan beslerin "Proviant"larini hazirlayip sepet sepet kutu kutu ellerine tutusturan da oydu. Bütün hikayelerde -evden ve Johanna'dan uzak da gecseler- onun karakterine karsilik gelen birisi mutlaka vardi. Bi ciftlik sahibinin karisi veya yatili bir binicilik kursunun sahibi olan kadin... Onlarin hepsine genel olarak Johanna diyoruz.
Georg bütün erkek gibi görünme ve davranma cabasina karsilik mizmizin tekiydi, Anne'den daha fazla kiz kaprisi yapiyordu.
Ayrica hikayelerin ikisinde daha erkek gibi olma - görünme cabasinda kizlar vardi. Ortalik asil adi Henrietta olan Henry'lerden, Harriet olan Harry'lerden gecilmiyordu. Acaba bunu o dönemin Ingiltere'sinde cinsiyetci sosyal rollere karsi bir direnisin baslangici gibi mi görmek gerekirdi?
Anne aslında bayağı sıkı bir kizdi. Haydutlarin elindeyken, magarada oturdugu yerde uyuyabilmesini ve deniz fenerinde mahpusken delirmeyip hala cay demlemeyi falan düsünebilmesini baska nasil aciklayabiliriz?
Cay demisken... Evet, her firsatta deli gibi cay iciyorlardi. Deniz fenerinde islerin en karistigi anlarin birinde Julius "kendime gelmem icin bi cay icmem gerek" diyordu. Sonra olay cözülüp dertler bittikten sonra olay mahaline gelen polise de hemen cay demleyip ikram ediyorlardi. Ingiliz olmak herhalde böyle bir seydi :)
Sicak yaz günlerinde hem dondurma, hem limonatayla serinlemeye kalkmalari belki biraz züppeceydi ve üstelik Cola da iciyorlardi. Neyse ki o kismi ben okudugum icin hemen filtrelemeyi basarmistim. Ne de sansürcü bir anneydim böyle :)
Ve haklisin Handancim, Afacan Besler odanin ortasina kendi piknik düzenini kurmadan cekilmiyordu. Bizim oglan her yemekten sonra karin agrisi cektiginden odasinda azar azar ama sürekli zarar vermeyecek seyler yiyip icme moduna girmistik. Su, elma suyu, muz, elma, cubuk kraker, etimek ve pirinc patlagindan olusan menüyle bir piknik ortami Afacan Besler'e eslik etmekteydi.
Kitabin sonuna dogru oglan kitabi elimden kapmis, bir kösede kendi kendine okuyarak demlenmekteydi :)
Bi de bunlarin gizli yedi olani mi vardi? ;)
2 Kasım 2015 Pazartesi
Diyalektik
Bu arada belirtmeden gecemeyecegim. Bütün ömrüm boyunca "Hegel...diyalektik..." bidi bidisi yapanlara sinir olmusumdur. Hayat böyle iste. Seni sinir oldugun seyle bizzat denemeden birakmaz. Üstelik oglan hasta... Üstelik ailecek varolusun daha dip, daha temel bir sorunsalina dalmis durumdayiz. "Yeterince sivi aliyor mu acaba?" , "Ekmek olsun yiyebilir mi ki?"
Diyalektik ne ya?
Diyalektik ne ya?
28 Ekim 2015 Çarşamba
Tırmanma
5 yasindan beri tirmanma kursuna gidiyor. Gecen 3 yil ciplak elle, aletsiz tirmanma kursuydu. Bouldering diyorlar o türlüsüne. Bu yil aletli, özel kemerli ve ipli tirmanmaya gecti. Bu ikisi birbirinin öncülü ardili degil. Aletsiz tirmanma tamamen ayri bir uzmanlik alani. Bu yöntemle gökdelenlere tirmanan gencler var. Bu türlüsüne Roofing deniyor. Illegal. Dertleri tam ne, bilmiyorum. Deli olduklarini düsünebiliriz ama bir belgeselde gördüm, aksam haberlerinden tanidigim bazi insanlardan daha akli basinda göründüler bana.
Simdi aletli tirmanmada daha yakindan izliyorum oglani ve kursa katilan diger cocuklari. Sadece fiziksel kondisyonu gelistiren bir spor degil. Bütün kaslar calisiyor, hem de müthis calisiyor, o ayri hikaye. Fakat ayni zamanda koordinasyon, dikkat, organizasyon, planlama gibi beceriler de gelisiyor. Cüsselerine bakarak 5 yasinda oldugunu söyleyebilecegim cocuklar, mini mini cocuklar, ciddi ciddi planlama yapiyor, kendilerini duvarin sartlarina ve cevrelerindeki diger cocuklara göre koordine ediyorlar. Evet tek kisilik spor gibi görünse de bir yandan, aslinda kesinlikle takim oyunu. Futboldan daha fazla takim oyunu. Duvari ortak kullanmalari ve birbirlerine zarar vermemeleri gerekmesi bir yana, bütün cocuklar bir saatlik egitim boyunca üc kisilik gruplar halinde, üc ayri rolü de talim ediyorlar her hafta. Cocuklardan biri tirmanirken diger ikisi asagida onun ipini güvenli sekilde tutuyor, asagiya inis icin kendini saliverdiginde de güvenli inisini sagliyor. "Schutzengel" yani koruyucu melek deniyor asagidaki o iki cocuga. Böylece cocuklar sosyal iliskinin de ötesinde bir örüntüde hem birbirlerine güvenmeyi, hem de baskalarinin güven duyacagi bireyler olma sorumlulugunu almayi ögreniyorlar. Sonra türlü türlü dügüm atmayi ögrenmeleri gerekiyor. Benim oglan hararetle dügüm atma tekniklerini ögrenmeye kafa yoruyor bugünlerde.
Bir yandan icime Cetin Altan'in dedigine benzer seyler doguyor. Her köye tenis kortu hayali kurardi hani. Her köye tirmanma duvari keske diyorum :) Öte yandan absürd geliyor. Ne bileyim...
Daha da öte bir yan var öte yandan. Köyde büyüdügünü bildigim pek cok kisi buna cok benzer dogal deneyimlerden bahseder. Dere kiyisina inip cikma, tepeye, kayaliklara tirmanma, yürüyerek yaylaya cikma... Dereyi aldilar, kayaligi aldilar, yayla yoluna asfalt döktüler, yerine bir tirmanma duvari koysalar cok mu?
Cünkü bunun iyi geldigini hissediyorum. Cünkü bunun önemli oldugunu hissediyorum . Fiziksel, beyinsel ve sosyal cabalamanin bu türden bir aradaliginin, bu fiziksel, zihinsel ve duygusal "challenge"i deneyimlemenin... Her derde deva aspirin oldugunu ilan etmiyorum. Bütün cocuklar tirmanmali demiyorum. Fakat cocuklar ne kadar da tüm bunlari deneyimlemeden büyüyorlar. Bir aradaligini gectim, ayri ayri bile deneyimlemiyorlar neredeyse... Artık tepelere, kayalıklara tırmanarak büyüyen çocuklar değiliz. Ister istemez bir karsilastirma yapiyor zihnim. Ister istemez sorular uyaniyor aklimda. Oglum duvarin en yüksek kismina henüz cikamiyor. Yukarilarda cikintilarin azaldigini, basacak yer bulamadigini söylüyor ki, disaridan bakan bana göre durum öyle degil. Sanirim yukarilara ciktikca korku da yükselmeye basliyor icinde ve bu da durumu tam degerlendirmesine engel oluyor. Kurs ögretmeni hicbir zaman zorlamiyor. Istedigi zaman asagiya koruyucu meleklere seslenebilir ve onlarin yardimiyla güvenle asagiya inebilir. Ama bir gün en yukariya tirmanmayi basardiginda, bunu korkusuna ragmen basardiginda ve yukaridan asagiya baktiginda ve orada durup buraya bakmayi deneyimlediginde ve sonunda koruyucu meleklere seslendiginde ve kendini asagi onlara duydugu takimdas güvenle sallandirdiginda ve asagiya indiginde ve bir digerinin yukariya dogru tirmanmasi sirasinda aslinda gayet de sıkıcı bir is gibi görünen koruyucu meleklik rolüne büründügünde ne hissedecek? Ve o duyguyla büyümeyi basarirsa nasil bir yetiskin olacak? Ne kadar absürd gelirse gelsin kulaga, her "köyde" bir "tirmanma duvari" olsaydi, nasil yetiskinler olurduk biz?
Dipnot: Üc gün ugrastim su yaziya. Yazdim, cizdim, sildim, dagittim, toparladim, dagittim. Alt tarafi oglanin fotografinin altina "tirmanmak cok iyi bi sey" minvalinde iki satir yazacaktim. Her günün sonunda yayinlamaktan vazgectim. Bugün ücüncü gün. Sıkıldım, yayinlayacagim. Üstelik bu sabah ilginc bir sey oldu. Elimdeki ütopik kitapta kayaliklara tirmanmanin bir tür ergenlige gecis ritüeli gibi kullanildigina dair bir bölüm okudum. Tesadüfe bak! Sanirim tam olarak böyle bir seyi anlatmaya calisiyordum. Ya da en azindan "tirmanmak cok iyi bir sey"...
24 Ekim 2015 Cumartesi
Fıkrasever
Bizim gibi ciddi ana babadan fıkrasever bi cocuk cikti. Daha kücükken "Hadi bana bi fikra anlatin" derdi sofrada. Bir iki Nasrettin Hoca fikrasindan öteye gidemeyince biz, bari gidip cocuga fikra kitabi alalim dedik. Cok ciddi, cok prensip sahibi oldugumuzdan onu da satin almadik, kütüphaneden ödünc aldik. Fikra gibi ana-babayiz.
Neyse, diyecegim o ki, benim oglanin fikralari coktur. Su asagidaki onlardan biri. Su kösede dursun. Bana bir sey cagristirdi. Sonra o cagristirdigi sey üzerine konusma zamani geldiginde link veririm, kolay olur :)
Bi apartmanda üc komsu yasiyormus. Orta katta Bay Aptal, cati katinda Bay Hickimse ve giris katinda da Bay Hicbiri. Günlerden bir gün Bay Hickimse -artik kimbilir neden- üst kattan Bay Aptal'in kafasina tükürmüs. Bay Hicbiri de görmüs bunu.
Bay Aptal polise gitmis hemen ve ifade vermis: "Kafama tüküren Hickimse'ydi ve gören de Hicbiri. Polis: "Aptal misiniz, nesiniz?"
Bizimki: "Evet, ama siz nerden biliyorsunuz bunu?"
Neyse, diyecegim o ki, benim oglanin fikralari coktur. Su asagidaki onlardan biri. Su kösede dursun. Bana bir sey cagristirdi. Sonra o cagristirdigi sey üzerine konusma zamani geldiginde link veririm, kolay olur :)
Bi apartmanda üc komsu yasiyormus. Orta katta Bay Aptal, cati katinda Bay Hickimse ve giris katinda da Bay Hicbiri. Günlerden bir gün Bay Hickimse -artik kimbilir neden- üst kattan Bay Aptal'in kafasina tükürmüs. Bay Hicbiri de görmüs bunu.
Bay Aptal polise gitmis hemen ve ifade vermis: "Kafama tüküren Hickimse'ydi ve gören de Hicbiri. Polis: "Aptal misiniz, nesiniz?"
Bizimki: "Evet, ama siz nerden biliyorsunuz bunu?"
13 Ağustos 2015 Perşembe
Bi upcycling procesi daha...
Upcycling yapmayi seviyorum :)
Simdi dikkat! Bu bir domates konservesi tenekesi. Kagidi sökülmüs, yikanmis, vb.
Bu da eriyen topuklari oglanin öfkeli, son ve tek bir hamlesiyle yirtilmis corap. Sayin üretici, corabinizi tanidiniz tabii :) Söylemesi ayip, coraplariniz cok cabuk eriyor. Eger kaliteli ürün satmak istegindeyseniz bu bir müsteri geribildirimidir, not aliniz. Yok zaten ucuza, hizlica bozulan ürün satmak niyetindeyseniz, onu da biz not aldik :))
Topuk yine de dikilir. Konserve tenekesine gecirilir. Ta ta ta tammm :) Özellikle kisin burada "kalem-donduran-soguklari" gözlenmektedir. Bu sicacik kalemlik iste onun icindir. Schili konu mankeni olmak istedigini özellikle belirtir :)
Corabin upcycle olmadan önce topuktan yukari kesilen kismini atmayip kutup ayisina bere yapmak tamamen oglanin orijinal fikridir. Kuzeyli balikcilara benzememis mi? :)
Hatta oglanin bi fikri daha var. Gidip beyaz ve siyah kece alacagiz. Kalem kutusuna gözler yapistiracagiz :)
Egleniyor muyuz gencler?
Upcycling bi harika, degil mi?
Peki egleneduralim...
24 Haziran 2015 Çarşamba
Kainatta bi yerdeydim...
Bazi yazilar var ki yazmaya ya zamanim yok, ya istegim... Ama aklimi mesgul eden konular olarak tarih(im)e izi düssün istedigim de oluyor bazen. Arada bir yazamadigim yazilari mi listelesem?
Bu ara sunlar var örnegin...
Pifff, bu da Hindiba'nin yaz(a)mayisini anlatan, yine de basli basina, bir yazi oldu be... Herseyi Karabas gibi, bir Hitit aslani gibi sessizce , yorum yapmadan izlemek ne kadar da zor...
Bu ara sunlar var örnegin...
- Lavantali cilek marmeladinin ne kadar da iyi bir fikir oldugu...
- Komsunun budayip attigi asma dallarinin bizim mutfakta zeytinyagli yaprak sarmasina dönüsmesinden ve bizim mutfaktan çıkan sogan, salatalik, havuc kabuklarinin onun bahcesinde komposta dönüsmesinden yola cikarak "komsu komsunun külüne muhtactir" sözünün literal anlamiyla da dogru oldugu...
- Günlük sosyal medya dozajimi minimumda tutma cabama ragmen, yine de bazen savundugu seyden cok (cünkü evet, herkes caninin istedigini düsünmekte özgürdür), düsündügü seyi savunma seklini cok ucuz, cok berbat, cok can sıkıcı buldugum yazilara denk gelmem, sosyal medyada aldigi onay ve begeniyi göz önüne alarak, ayni dili konustugum insanlardan yana süpheye, umutsuzluga düsmem ve "Günesimden kac!" deme istegiyle dolmam... Kainatta bi yerdeydim...la la la... Bir türkü söylemekteydim... la..la..la (Bi dakka, video kaydinin sonlarinda dinleyiciler gercekten "Hülooooggg" diye mi bagiriyor, yoksa bana mi öyle geldi? :)
- Baska sebeplerle degilse de, en azindan carpim tablosunu ezberletmeden carpma ögretebilme becerisi sebebiyle Alman egitim sistemi karsisinda sapka cikardigim...
- 5 yasinda okumayi söken oglanin 8 yas itibariyle "Sen okuuu!" deme huyundan vazgecerek, bazi kitaplari artik bastan sona kendi okudugu ve bu konunun da annelerin bosu bosuna endiselendigi konular listesine eklenmesi gerektigini yolda benden geride olan baska annelerle paylasma istegim...
- Aslinda tek cocuklu analara, özellikle o cocuk 5 yasindan kücükse sosyal medyada annelik üzerine yayin yapma yasagi getirilmesi üzerine bazi anti-demokratik fikirlerim... (Bebegin ilk disini ve mutfak zeminine unu serpip onun üzerine ilk ciziklerini atma fotografini filan yayinlayabilir, onda sorun yok, hepimiz yaptik iyi kötü...)
- Kara tavuklarin ne sahane ögretmenler oldugu... (Himm, bunu belki ayrica ve uzunca yazabilirim..)
- Bir sürü iyi film önerisi almis olmama ragmen bir filmi basindan sonuna izleme yetenegimi yaklasik 9 yildir yitirmis olmam sebebiyle izleyememem ve üzünc duymam...
- ...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)