ağaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ağaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Eylül 2017 Pazartesi
"Zararlı"
Bu fotografin bir benzeri bugün BDNG'de yayinlaniyor. Bu aslinda bir zararli. Yapragin altina tutunuyor. Icinde larva var, yapragin özünü emerek büyüyor ve sonunda ucup gidiyor. Ben doganin "zararli"larini bile güzel buluyorum; o yüzden sık sık BDNG'de onlarin da fotografini yayinliyorum.
Doganin "zararli"larina baktikca, onlar hakkinda okudukca bir seyi daha iyi anlamaya basladim ben. Bütüncül bir sistemde "zarar", "zararli", "kötü" diye bir sey yok. Bütüne dilimlere ayirarak baktigimizda bize kötü ve zararli görünüyorlar sadece. Oysa bütünün icinde bir yerleri, bütünün yarari acisindan onlarin da bir islevi, bir görevi var. Bu fotograftaki arkadasin neyin yararina oldugunu, ne islevi oldugunu sorsan yanit veremem; daha ben sivrisineklerin varlik amacini bile cözebilmis degilim. Ama eminim özünde "zararli" olmadiklarina...
Kafani bu bakis acisina "adjust" edersen tüm zararlilara tirnak icinde bakmaya basliyorsun. Sana nerede, ne zaman bir zararlidan bahsetseler "dilimi nerden kesmisler?" diye bakmaya basliyorsun. Cok vakit almiyor, görüyorsun. Bütünü dilimlere ayirmaktan daha büyük kötülük, daha büyük zarar yok, anliyorsun.
Bütün "zararli" tanimiyor; bütün sağlıklı; en güclü duvari, yani duvarsizligi siper etmis kendine, ondandir ki bağışık, ondandır ki umrunda bile degil. Zararli görülen ise sadece ayrildigi icin zayiflamis olana dokunuyor, sadece zayif olani bitiriyor. Ama bunu dogasina uyarak yapiyor, kötücüllüktendolayi degil. Agaclarda da böyle bu; larva bir agaca tutundu mu, uzmanlari bunu zararlinin korkunclugundan, kötücüllügünden cok agacin ya da yasadigi ortamin ekolojik acidan zayifladigina isaret sayiyor.
Zararlidan korkuyorsun. Cünkü dilimlere böldün, cünkü sınırlar cizdin, cünkü bütünden ayrildin, cünkü böylece zayifladin. Iste böylece korkuyorsun. Ve zararliyi sucluyorsun. Suç varsa başkasında arama. Onu ne zaman 'başkası' yaptığın, ona ne zaman 'başkası' olduğun üzerine düşün.
24 Eylül 2017 Pazar
Orman
Der Wald, eine Entdeckungsreise
Peter Wohlleben
Heyne, 2016
Peter Wohlleben'in "Das geheime Leben de Bäume" (Agaçların Gizli Yaşamı) adli kitabini varligindan haberdar oldugumdan beri ele gecirmeye calisiyorum. Kitap burada o kadar popüler olmus olmali ki, kütüphanedeki üc kopyasi bir türlü raflara geri dönmüyor. Ben de sabirla her gittigimde kontrol ediyorum. Ayni yazarin Türkce'ye adi "Orman - Bir Kesif Gezisi" diye cevrilebilecek olan bu kitabini ise iste o kitabi araraken gördüm ve benzer bir kitap olabilecegi düsüncesiyle hemen ödünc aldim.
Peter Wohlleben bu kitaba nasil ormanci oldugunu anlatarak basliyor. 80lerde yükselen cevre bilincine paralel olarak "doga korumaci" olmak istiyormus aslinda. Bu amacla Biyoloji okumaya baslamis. Bir gün annesinin gazetede okudugu bir duyuru ile ormancilik egitimine geciyor oradan; cünkü böylece hayalini kisa yoldan hayata gecirebilecegini saniyor. Ormanciligin Almanya'daki uygulamasinin (ki tahminen dünyanin her yerinde ayni olmali) doga korumaciligin yanindan bile gecmedigini; ormanin bir isletme, ormanicinin da onun kara odaklanan isletmecisi oldugunu anlamasi biraz zaman aliyor. Anladiginda ise en azindan kendi sorumlu oldugu ormanda bu gidisata dur demek icin yapmadigi sey kalmiyor. Kitap biraz bu maceranin hikayesi aslinda. Buna paralel olarak benim de en sevdigim agaclardan biri olan kayin üzerinden ormanda bir agac olma deneyimine dair pek cok sey anlatiyor.
Kitabin icimi biraz kararttigini itiraf etmeliyim. Ormanin ne kadar ince bir dengenin üzerine oturdugunu ve yapilan en kücük müdahalede bile nasil uzun vadeli zararlarin verildigini okuyunca, ormanciligin akillara zarar bir meslek oldugu hissi olustu icimde. Verdigi örneklerden de anlasildigi üzere bugünün pazara yönelik, asiri kara ve büyümeye odakli, yogun tarim ve hayvancilik uygulamalarindan hicbir farki yok ormanciligin. Wohlleben, tahminen ikibin yil öncesine ait Roma atli arabalarinin izlerinin ormanin zemininde hala görülebilir oldugunu ve bu alanlarda orman zemininin neredeyse geri dönülemez sekilde bozuldugunu anlatiyor bir sayfada. Diger sayfada ise bugünkü yaygin ormancilik uygulamalarinda ormana agaclari dakikalar icinde kesip, bicip, transfer edilmeye hazirlayan "harvester" denilen tonlarca agirlikta makinalarla girildigini anlatiyor. Kendi ormanina bu hatayi farkettigi andan itibaren transfer icin at arabalarindan baska bir sey sokmamis.
Ormandan kesilen 160 yillik bir kayin agacinin boslugunda bile aninda büyük bir negatif ekolojik etki olustugunu kayin agacinin döngüsünden okuyoruz ayrica kitapta. Bir büyükanne kesildiginde ve ahsap olmak üzere alinip götürüldügünde on yillardir gölgesindeki büyüyen yavrulara ne oluyor, toprakta neler neler oluyor, komsularina neler oluyor, faunada ne türden etkiler yasaniyor? Monokültür neden yanlis? Ormani parsel parsel yetistirip, parsel parsel harmanlayan bugünkü ormancilik anlayisi neden cikmaz sokak, ahsap kalitesi sebebiyle tercih edilen egzotik türlerle calismak neden büyük hayalkirikligi tek tek anlatiyor Wohlleben. Sürdürülebilirlik neden masala dönüsüyor, ormanlik alanlarda rüzgar gülleri neden büyük bir fiyasko, Almanya ormanlarindaki av hayvanlari ve avcilik gelenegi ormanlara nasil zarar verdi, bu konulara da giriyor. Bize Vietnam savasinin bir benzerinin sessiz sedasiz 70li yillarda Alman ormanlarinda vuku buldugunu, Borneo ormanlarindaki palmiye plantajlarinin bir benzerinin igne yaprakli türler ile Alman ormanlarinda coktan kurulmus oldugunu gösteriyor. Igne yapraklilarda özel bir sorun yok; sorun Orta Avrupa iklimi icin egzotik kalmalari, aslinda Kuzey Avrupa'nin taygalarina özgü türler olduklari ve sirf ticari, ekonomik avantajlari icin 20. yy.da Orta Avrupa'da da tercih edildikleri icin... Yani yine insan müdahalesi...
Cözüm? Benim okuduklarimdan cikardigim sonuc birincisi ormana insan müdahalesini minimuma indirgemek. Özellikle ormancilik faaliyetlerini... Ormanicinin en büyük aktivitesi gözlemek, gözlemek, gözlemek olmali yazara göre. Günlük rutininin önemli bir kismi agaclari tek tek gözden gecirmekmis. Agaci kökünden tacina dek gözden gecirip degerli isaretleri okuyormus. Bu is cok yorucu oldugundan bir kerede araliksiz iki saatten fazla yap(a)miyormus.
Ama ikinci ve daha önemlisi toplumun enerji ve hammadde kaynagi olarak ormandan elini cekmesi. Sadece yerel ormanlardan degil, küresel olarak tüm ormanlardan. Yoksa yük yerel ormanlardan cekilip dünyanin baska yerlerindeki baska ormanlarin sirtina yükleniyor; fark yok. Yani tüketimin azaltilmasi temel sart. Bu konuda ayni fikirdeyiz Wohlleben ile... En temiz enerji kullanilmamis enerji cünkü. Bu konuda biz ikimiz sanirim M.Ö. 4. yy'da yasamiz bir "cagdas"imizla ayni fikirdeyiz.
Haa, son bir ilginc detay: Wohlleben'e göre yaygin görüsün aksine orman insanin yuvasi degil aslinda. Insanin asil yuvasi savan. Bütün duyu organlarimiz ve algi becerimiz savana ayarlanmis sekilde. Ormanin bizi öteden beri hem biraz ürkütmesi, hem biraz büyülemesi; mit ve masallarin kaynagi olmasi bu yüzdendir diyor :)
19 Ağustos 2017 Cumartesi
...erik de çok oldu...
Erik de çok oldu. Hem de nasıl çok. Bu cinse burada 'Mirabelle' deniyor. Pastası, marmelatı yapılıyor. Asıl merak ettiğim ağaç meyvelerini yere saçarken aşağıda toprak değil, beton olduğunu biliyor mu? Çekirdeklerin çok büyük kısmının asla toprakla buluşamayacağını biliyor mu? Biliyor da çaresiz mi? Biliyor da aldırmıyor mu? Biliyor da benimkinden daha derin bir hesabı mı var? Biliyor da benim bilmediğim bir şeyi mi biliyor?
Aklıma bir Turgay Fişekçi şiiri, bir Yeni Türkü şarkısı geliyor. Ne bileyim, belki de yitik değildir.
Etiketler:
ağaç,
aldırmazlık,
beton,
bilmek,
çaresiz(lik),
erik,
marmelat,
merak,
meyve,
mirabelle,
pasta,
şarkı,
şiir,
toprak,
yaz,
yeni türkü
28 Mayıs 2017 Pazar
Laboratuar Kızı veya Yaprak Fısıltıları
Blattgeflüster (Lab Girl)
Hope Jahren
Ludwig, 2016
Kütüphanede raflarda görüp adina ve kapagina kapilarak, ani kararla alip okudugum kitaplardan biri. Okuma listeme girmeden çıkan kitap :) Ingilizce veya baska dillerden cevrilen kitaplarda Alman yayinevlerinin isim konusunda ne kadar bagimsiz ve yaratici kafali olabildiklerini daha önce de gözlemistim. Kitabin orijinal ismi "Laboratuar Kizi", Almanca ceviriye verilen isim "Yaprak Fısıltıları - Bitkilerin Harika Dünyasi" :) Kitabin ismi Laboratuar Kizi olsaydi ve o alt baslik olmasaydi ben bu kitabi almazdim kütüphaneden, dogru. Ama, ııh, yine de olmamis degerli yayinevi, kitabin laboratuarda büyümüs ve yasamis bir kadin hakkinda olusunu degistiremiyoruz :) Kitapta yazar Hope Jahren kadin bir bilim adami olusuna dair hikayesini cocuklugundan baslayarak anlatiyor. Bu otobiyografinin her bir bölümüne bir agacin tohumdan baslayarak gecitigi bütün dönemlere dair bir doga yazilari gecidi eslik ediyor. Ve "kadin bir bilim adami denmez" hindiba, "bilim insani" denir veya "bilim kadini" denir diyeni -daha önce de demis oldugum gibi- terlikle kovalarim, bilerek öyle diyorum herhalde, evet bir bildigim var herhalde... Ayica kitabin bir noktasinda "Wissenschaftlerin" degil de "weibliche Wissenschaftler" denmesini de hemen not aliyorum.
Neyse, bir bilim adaminin, özellikle kadin olarak bilim cevrelerinde büyük cabalar harcayarak oldugu yere gelisinin hikayesi, laboratuarda yasamanin hikayesi, ABD'nde bilim yapmanin/yapabilmenin hikayesi, bitkilerin harika hikayesi ve ama biraz da, hatta cokca Bill'in hikayesi... O yüzden kitabin bir gün Türkce'ye cevrileceginden yana sızılı bir süphe icindeyim. Ama Ingilizce'si satiliyor gördügüm kadariyla kitap sitelerinde. Alin Ingilizcesinden okuyun, neyinize yetmiyor. Örnegin Hope'un cocuklugunun gectigi o karanlik ve karli Minnesota kasabasini, babasiyla aksam laboratuari kapatip eve eve dönüslerini kacirmayin, ögrenciyken para kazanmak icin calistigi hastane eczanesini ve orada deneyimlediklerini Charles Dickens alintilarina paralel anlattigi o harika kismi kacirmayin... Bill'le tanistiklari o bölümü ve izleyen bölümlerde nasil siyam ikizlerine dönüstüklerini... Hatta durun bir kac alinti da yapayim ben... Yazacak kagidim yoktu, hepsini fotografladim...
Insanlar bir yaprak nasil yaratilir bilmiyorlar, ama bir yaprak nasil yok edilir biliyorlar..
Özetle "yapraginiza sorular sorun" diyor.
O (babasi) bana bir seyi bozmanin degil, onu tekrar onarmamanin utanc verici oldugunu ögretti.
"Eve kadar yürüdügümüz üc kilometre boyunca konusmamaya coktan alismistik. Sessizce bir arada olmak iskandinav ailelerinin dogalari geregi ve herkesten daha iyi uyguladigi bir seydir". Bu alinti biraz kisisel sebeplerden. Babamla sessizce, konusmadan ayni arabada ise gidislerimiz geldi aklima... Belki bizde de üc bes nesil öteden karismis bi Iskandinav geni filan vardir...
Kendilerine ölü veya cansiz gözüyle baktigimiz tohumlarin bile beklerken canli olduklarini ve yasadiklarini ve cooook uzun zaman bekleyebileceklerini anlatiyor bu bölümde...
"Her baslangic bir beklemenin sonudur. Her birimiz bir olma firsatina sahip oluruz. Her birimiz ayni zamanda hem olanaksiz, hem de kacinilmaz olaniz. Her yetiskin agac da önce bekleyen bir tohumdu."
Yapraklar bu dünyadaki anorganik maddeyi organik olana cevirebilen tek seydir ve tek görevleri budur diyor. Ve insanligin varligi da bu biricik göreve baglidir diyor. Özetle. Cok güzel diyor...
"Bir agac kütügünün bir tarafinda ince, diger tarafinda kalin olarak gözledigimiz halka bize vaktiyle düsmüs bir dalin hikayesini anlatir. Bir dal kirildiginda agacin dengesi bozulur. Bu yüzden gövdedeki hücreler, agacin simdi esit dagilmayan agirligini dengelerken zayif kalan kismi güclendirmek icin uyarilirlar."
Onca sene boyunca yasamimdan bir sey yapabilmek icin agir calistim ve sonunda yasamimin gercekten degerli yapi taslarinin ben onlari haketmeden gökten düsen düstügünü görmek sasirticiydi. Eskiden güclü olmak icin dua ederdim, simdi sükran dolu olmak icin dua ediyorum.
29 Nisan 2017 Cumartesi
4 Mart 2017 Cumartesi
Fark ettim.
Bu göğü ve bu agacı sevdigimi farkettim. Bu anı ve bu kareyi sevdigimi farkettim. Bu gökyüzündeki geçen kışa bakıp "bu da geçiyor" demeyi, bu daldaki gelecek yaza bakıp "bu da geçecek" demeyi... Bu uzatmalari, bu iki ileri bir gerileri, bu zıtlarin valsini seyretmeyi, baharin böyle birden gelmeyisini, kisin böyle ha deyince gitmeyisini... Alistigimi farkettim.
(Instagram'dan arsive)
18 Kasım 2015 Çarşamba
Köknar ve ladin
İğne yapraklilar konusunda hep zayiftim. Bu yil oglanla beraber ben de öğreniyorum.
Ders: Hayat Bilgisi ,
Konu: Cevremizdeki 4 iğne yaprakli agaç.
Bazi köknarlar meger ladinmis :)
Ve bazı köknarlar da gerçekten köknarmış :)
30 Eylül 2015 Çarşamba
Eylül biterken...
Yenilen pehlivan gürese doymazmis. Haftasonundan beri ben de yine dokumakla mesguldüm. Bu seferkinin adi "deli kizin dokumasi". Yok, cok delice bir sey yaptigimdan degil, internette bu tür denemelerden yüz milyon tane var. Yine de kare ve ücgen yerine dogal sekiller diye belki. Yine de öyle iste...
Bu sefer daha cok renk ve daha fazla "o rengin arasina sundan, bu rengin arasina ondan" var. Ikinci deneme icin fena degil herhalde. Ama yok, hala olmuyor. Kismen cercevenin centiklerinin cok aralikli olmasindan kaynaklandigini farkettim. Daha kalin iplerle veya baska malzemelerle (rafya? bast?) daha iyi sonuclar alinabilecek belki. Bi de o renk gecislerindeki bosluk konusunu hala tam anlamamisim.
Arka tarafi da böyle oldu.
Sonra ben bütün o ipleri dügümledim, temizledim. Cerceveden de sagsalim cikarmayi basardim. Simdi geriye bu dokunmus parca ile ne yapilabilecegi sorusu kaldi. Duvara asmaktan baska? Yaptigim seylerin bir islevi olmazsa hosuma gitmiyor. Hatta normalde en basindan bir kullanim alani bulamazsam hic baslamiyorum. Zanaat zanaat icin olamiyor bende :) Bu dokuma islerinde sirf tekniğiğ biraz cözebilmek adina islev bulmadan dokumus oldum. E, n'olucak bu simdi?
Neyse, dokuma isleri simdilik böyle. Biraz ara verip baska islere dönmeye karar verdim. Bu arada üc bes firin ekmek daha yiyeyim, sonra yine dönerim dokumaya.
Bu güzeli ilk pazartesi günü gördüm:
Fotograf makinesi yanimda degildi. Bitki fotograflamanin güzel yani, ertesi gün tekrar makineyle yanindan gectiginde genelde hala orada duruyor olmasi.
Akcaagaclar kizardi. Akdikenler, kusburunlari kizardi. Kayinlar ve atkestaneleri diplerine sanatlarini ve meyvelerini sacti. Bunlarin hepsini dün sabah serinliginde (birrr!!) nehir kenarinda yürürken gördüm. Bi de ögleden sonra Japon kirazlarinin yanindan gecerken farkettim: Bazilari yeniden cicege durmus. Agaclar bazen yapiyor bunu. Sonbaharda tekrar baharsiyorlar. Sanirim insanin gözüne herseyin zittini da barindirdigi bilgisini sokmak icin yapiyorlar. Sonbaharda cicek aciyorlar, yazin da yaprak döküyorlar bazen. Keske insanlar da yapabilse bunu. Sonbaharinda cicek acabilse. Ama abartmadan, zarafetle. Cok fazla fuşyaya, cingene pembesine bulanmadan. Japon kirazlari gibi...
Eylül, sen de bitiyor musun bu arada? Sana ben tesekkür ederim. Harika bir otuz gündü bu gecen. Renkler, ipler, kagitlar, boyalar, temize cekmeler, hesaplasmalar, siirler, sarkilar, cicekler, böcekler, tarcinlar, elmalar... Yeterince Eylül'düm sanirim. Ama daha bitmedi, yarindan itibaren birazcik da Ekim'eyim ben :)
Eylül'de yaptigim en iyi islerden biri, sanirim FB'u dondurmakti. Mecra kritigine baslamayacagim, hayir. Belki de mecranin kendisinde bir sorun yok. Sorun onu nasil kullandigimizda. Hesabi dondurmadan önce epey ceki düzen vermistim. Tatilden döndügümde temiz, derli toplu bir ev bulan insanlar gibi görece derli toplu bir FB hesabi bulacagim. Yükledigi negatif enerjiye gelince, onun kültürel bir sorun oldugunu saniyorum. Bir Japon'un, bir Paraguayli'nin, bir Isvicreli'nin FB hesabi bu kadar negatif yükleme yapar mi ki? Merak ediyorum.
Bugün kapanisi neyle yapayim diye düsündüm, düsündüm; karar vermem zor oldu. Üstelik tekrara da düsmüs olabilirim.
3 Ağustos 2015 Pazartesi
Senle ben
Iste bu uzun otlar, bu yikik agaclar, bu yikik agaclara tutunup büyüyen otlar, bu agustos böcekleri, bu örümcek aglari, bu sessizlik, bu ögle sicaginda büyük agacin serin gölgesi, iste bu yabanilik, bu ürpertici ıssızlık, bu sarip sarmalayan yuva... Iste bunlar hep cocuklugum.
Tam burasi ve tam simdi. Zamanin ve mekanin disinda seninle tam simdi ve tam burada bulusabiliriz. Ben simdi kirk yasimi asmis da olsam ve seni ben dogurmus da olsam, ikimiz tam burada iki cocuk olabiliriz. El ele tutusup o kütügün üzerinde cambazlik oynayabiliriz. Sen cikolatali donut yesen de ben peynirli ekmegimden vazgecmeyebilirim. Önemli degil, bu ürpertici issizligi, bu serin gölgeyi, bu agustos böceklerini ve bu sarip sarmalayan yuvayi senle ben bir nefeste soluyabiliriz.
30 Haziran 2015 Salı
Dağlar ve ağaçlar
Sevdiğim bir hikayedir, daha önce paylaşmış mıydım?:
Bilge bir gün dedi ki: 'Ruhsal gelişmenin üç seviyesi vardır: Duyusal, ruhsal ve tanrısal'
İlgilenen öğrenciler 'duyusal seviyeden ne anlaşılır?' diye sordular.
' Bu ağaçların ağaç, dağların dağ olarak görüldüğü seviyedir.'
'Peki ya ruhsal seviye?'
'O seviyede insan nesnelerin daha derinini görmeye başlar; artık ağaçlar ağaç, dağlar dağ değildir.
'Ve tanrısal seviye?'
'Ağaçların tekrar ağaca , dağların da tekrar dağa dönüşmesidir' dedi bilge hafif bir gülümsemeyle 'işte ona aydınlanma denir.'
İlgilenen öğrenciler 'duyusal seviyeden ne anlaşılır?' diye sordular.
' Bu ağaçların ağaç, dağların dağ olarak görüldüğü seviyedir.'
'Peki ya ruhsal seviye?'
'O seviyede insan nesnelerin daha derinini görmeye başlar; artık ağaçlar ağaç, dağlar dağ değildir.
'Ve tanrısal seviye?'
'Ağaçların tekrar ağaca , dağların da tekrar dağa dönüşmesidir' dedi bilge hafif bir gülümsemeyle 'işte ona aydınlanma denir.'
20 Mayıs 2015 Çarşamba
Bir Ağaç Biyografisi
Itiraf ediyorum, bir ara okuma listemde yazari D. Suzuki olan üc adet kitap oldugunu farkedince, bu kitabi yazan D.Suzuki'nin de diger ikisini yazan D.Suzuki oldugunu sanmistim :) Birinin Daisetz, digerinin David oldugunu farkettigim an, bir aydinlanma aniydi :D
Her neyse, Der Baum, eine Biografie yine de gayet spiritüel bir kitap. 500 yil kadar yasayan bir Douglasie'nin yasam öyküsünü anlatiyor. Sadece bu tek bir Douglasie'yi anlatmiyor yalniz. Onun üzerinden igne yaprakli agaclari, agac anatomisini, ormanlari, mantarlari, Douglasie üzerine uzmanlasmis böcekleri, kuslari, sincaplari anlatiyor. Biraz big bang , biraz evrime dokunuyor. Biraz insandan, biraz yasamdan, biraz felsefeden bahsediyor. Kisaca bir agacin etrafinda dönerek , bize bizden , bu gezegenden ve buradaki yasamdan, gecmisten, simdiden ve gelecekten bahsediyor.
Cok hos kitap. Bana biraz Alic Agaci ile Sohbetler'i , biraz Das Rätsel der grünen Rose'yi, biraz What a Plant Knows'u cagristirdi. Bitkiler ve özellikle agaclar üzerine tavsiye edilesi bir okuma. Hikaye daha cok Kuzey Amerika ormanlari üzerinde döndügü icin, Kuzey Amerika'da yasayan okuyucuyu diger kitalarda yasayanlardan daha cok cekecektir. Orijinali Ingilizce: Tree: A Life Story. Türkcesi: Keske, belki bir gün.. :)
13 Mayıs 2015 Çarşamba
Klorofil ve kan
"Klorofil ve kan arasindaki büyük benzerlik..."
"..her iki yapisal formül arasindaki en belirgin fark, hemoglobin molekülünün ortasinda bir demir atomunun , klorofil atomunun merkezinde ise magnezyum atomunun bulunmasidir".
Çeperde her ikisinde de karbon, oksijen, hidrojen ve azot varmis. Bu dördü yasamin dört temel elementi...
"Magnezyum'un isik spektrumundaki bütün renkleri absorbe edip sadece yesili geri yansitmasi sebebiyle klorofilin yesil renkli olmasi gibi, demir de kirmizi haric tüm renkleri absorbe edip, kirmiziyi geri yansitir ve kan bu yüzden kirmizidir. Klorofıl yeşil kandır. Kanin varlik amacinin oksijeni baglamak olmasi gibi, klorofilin varlik amaci da isigi baglamaktir."
Yemin ederim, bazi botanik kitaplarinin anlattigindan daha spritüel bi sey bilmiyorum.
26 Nisan 2015 Pazar
'Yikilmakta olan bir agac, büyümekte olan bir ormandan daha büyük gürültü cikarir' der bir Tibet bilgelik deyisi. Algimiz "yikilan agaclar"in hükmü altinda; siddet dolu olan, hizla gelisen ve bizi tehdit eden seylerin...
Fakat yine de saskinlikla farkediyoruz ki, bütün bu yikima ragmen yeryüzünde hala yasam ve cesitlilik var. Anliyoruz ki sonunda (hedefe) ulasan "büyüyen orman"dir. Yasami ileri götüren odur; yavasca ve cesitlilikle, hic dikkat cekmeden ama direncle.
27 Kasım 2014 Perşembe
Uzun zamandir okuma listemde olan kitabi, dün kütüphanede buldum. "Haa, inceymis de, hemen okuyup bitiririm bunu ben" dedim, okudum bitirdim. Nereden animsadigimi düsündüm, cikaramadim; cünkü biliyordum ben bu hikayeyi.
Sonra animsadim. Susette sagolsun:
Jean Giono
L’homme qui plantait des arbres
The man who planted tree
Der Mann, der die Bäume pflanzte
Ağaç Diken Adam
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)