27 Mayıs 2015 Çarşamba


Keyfim yerinde degilse, kahveyi mutlaka bu fincanda icerim.

~

Ekmegi firinda unuttugumda daha iyi pismesi neye isaret?


~

Gecen gün bir baska bloga yorum olarak birakmaya calisiyordum, teknik aksakliklar oldu, yerini bulamadi. Buraya yazayim: Insanin kalabaligin ortasinda kendi kendisiyle konusur gibi fisildayarak yazmasi hem daha zoru ama hem de daha iyi geleni. 

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Zor

Sosyal mecralarda gördüğüm bazı fotoğrafların altına #bulanvarbulamayanvar etiketini yapıştırıp kaçmamak için kendimi zor tutuyorum.

24 Mayıs 2015 Pazar

21 Mayıs 2015 Perşembe

Bu da kitabıma kapak olsun!


Kendime kumas kitap örtüsü yaptim :) Mavi kumas eski bir erkek gömlegi, kus eski bir kadin tisörtünden, ic kisimdaki beyaz kaymayan kumasimsi sey kullanilmayan , temiz bir ayakkabi torbasindan, lastik evde vardi. Aslinda lastik serit yerine kumastan bantlar dikmeliydim ama bütün dikisleri de elde yapinca , o noktada isi tembellige vurup, lastik banta döndüm :) Fikir , motivasyon ve tarif yeni1anlam'dan. Bundan böyle, kullanilamayacak ve baskalarina da verilemeyecek kadar eski giysileri atmam ki ben, neler neler yaparim onlarla ;)






20 Mayıs 2015 Çarşamba

Quantum ve Lotus



"Bana hayalkirikliginin fotografini cekebilir misin Hindiba?"
deselerdi iste bu o fotograf olurdu.

Itiraf ediyorum, beklentilerimi yüksek tutmustum bu kitapla ilgili. Bi Budist kesisi ile, bi Quantum fizikcisi oturmus sohbet ediyor. Biri Fransiz, biri Vietnamli. Üstelik kesis olan Fransiz ve quantum fizikcisi olan Vietnamli :) Üstelik Matthieu Ricard'i ben bir tartisma programinda izledim, cok ilginc buldum anlattiklarini. Kimbilir neler olacak bu kitapta, neler... 

Hayir, Trinh Xuan Thuan degildi hayalkirikliginin kaynagi. Bizzat  Matthieu Ricard idi. Kendisine kosmolojinin belli yönlerini soran birine "Elimdeki yapraklar mi daha cok, ormandakiler mi?" demis Buddha ve "ormandakiler tabii ki" yaniti üzerine "Aciyi sona erdirmek icin gerekli bilginin miktari iste elimdeki yapraklar kadardir" demis. Kitapta bunu anlatan Ricard'in, ardindan kosmolojinin derinlikleri hakkinda 425 sayfalik en soyutundan felsefi derinlikli laf yetistirmesini anlamak zor. Yani anlamak zordu bu kitabi. Yani anlama zorlugu cekmem genelde. Bu kitapta cektim. Yarim biraktim diyebilirim.  Bir noktadan sonra sadece yüzeysel bir sekilde Thuan'in söylediklerini okudum. Bana ayni boyuttan konusmuyorlarmis gibi geldi. Sonunda nasil mutabik kalabildiklerini anlayamadim. Biri "isik, hem... dalga... hem parcacik..." diyor örnegin, digeri "...tabii, zaten parcacik da yok, dalga da yok" diyor. Biri bing bang diyor, digeri "zaten big bang yok ki" diyor. Biri "yildiz tozuyuz aslinda" diyor, "evren bir gün insanin gelecegini biliyordu" diyor, digeri "yildiz da yok, toz da yok, evrenin bi sey bildigi yok" diyor :)

Üstelik daha iki kitap önce Budizm'in felsefeyi reddeden bi halini okumustum, Ricard basbayagi felsefe yapiyor bu kitapta. Tibetli ustasi da mi böyle, bu bir baska Budizm yaklasimi mi, yoksa armut dibine mi düsmüs (babasi filozofmus) bilemedim.  Fakat bütün tuhafligina ragmen, biraz kafayi toplayayim, biraz zaman gecsin, bu kitabi yine okuyacak ben :D    


Bir Ağaç Biyografisi



Itiraf ediyorum, bir ara okuma listemde yazari D. Suzuki olan üc adet kitap oldugunu farkedince, bu kitabi yazan D.Suzuki'nin de diger ikisini yazan D.Suzuki oldugunu sanmistim :) Birinin Daisetz, digerinin David oldugunu farkettigim an, bir aydinlanma aniydi :D

Her neyse, Der Baum, eine Biografie yine de gayet spiritüel bir kitap.  500 yil kadar yasayan bir Douglasie'nin yasam öyküsünü anlatiyor. Sadece bu tek bir Douglasie'yi anlatmiyor yalniz.  Onun üzerinden igne yaprakli agaclari, agac anatomisini, ormanlari, mantarlari, Douglasie üzerine uzmanlasmis böcekleri, kuslari, sincaplari anlatiyor. Biraz big bang , biraz evrime dokunuyor. Biraz insandan, biraz yasamdan, biraz felsefeden bahsediyor. Kisaca bir agacin etrafinda dönerek , bize bizden , bu gezegenden ve buradaki yasamdan, gecmisten, simdiden ve gelecekten bahsediyor.

Cok hos kitap. Bana biraz Alic Agaci ile Sohbetler'i , biraz Das Rätsel der grünen Rose'yi, biraz What a Plant Knows'u cagristirdi. Bitkiler ve özellikle agaclar üzerine tavsiye edilesi bir okuma. Hikaye daha cok Kuzey Amerika ormanlari üzerinde döndügü icin, Kuzey Amerika'da yasayan okuyucuyu diger kitalarda yasayanlardan daha cok cekecektir. Orijinali Ingilizce: Tree: A Life Story. Türkcesi: Keske, belki bir gün.. :)



  

Buddha of Infinite Light


Buddha of Infinite Light 
D.T Suzuki

Suzuki'nin Japonya'daki ikinci hakim Budizm kolu olan Shin Budizm'ini anlattigi kitabi. Bir talep üzerine Hristiyanlik ile Shin Budizm'ini karsilastirip ortak noktalarini vurguladigi bir metnin kullanildigi bir konusmanin kitaplasmis hali ;) Suzuki aslen Zen bir aileden gelmesine ragmen annesi shin Budizm'ini takip edermis. Kendisi demese de , biyografisinde bu ikinci akima daha yakin oldugu söyleniyor.

Japonya'da Zen elitlerin diniyse, Shin Budizm'i halk tipi Budizm imis. Aslinda Shin Budizm'ini olay mahallinden Batili gözüyle anlatan bir kitap daha  var: Tee mit Buddha: Mein Jahr in einem japanischen Kloster. Bir yilini bir Zen manastirinda gecirmek isteyen ama uygun manastir bulunamadigi icin bir Shin manastirina razi olup orada yasayan genc bir Alman kadinin hos hikayesi... O kitap bunu, bu da onu tamamlar :) Eger Shin Budizm'ini ögrenmek cok elzemse :)

Nasil oluyor da ayni isim altinda bu kadar farkli Budizm yorumu olabiliyor? diye sormuyorum. Ayni deneyimi yasayan bir dinsel kültür ikliminde yasiyoruz cünkü. 

  

Bi bardak çay al!




Bi keresinde Joshu yeni bir keşişe sormus:
"Daha önce hic buraya gelmis miydin?"
"Evet efendim" diye yanitlamis kesis, "gelmistim"
Bunun üzerine Joshu "bi kase cay al" demis (e, kaseyle iciyorlar tabii, fincanla, ince belliyle falan degil :)
Daha sonra bir kesis daha gelmis , Joshu ona da ayni soruyu sormus:
"Daha önce hic buraya gelmis miydin?"
Bu kez yanit öncekinin tam tersiymis: "Daha önce hic gelmemistim efendim."
Yasli usta yine de önceki gibi karsilamis bu yaniti:
"Bi kase cay al."

Iki keşiş gidince manastirin yetkili kesisi Inju sormus: " Nasil oluyor da her biri baska türlü yanit veren iki kesise de cay ikram ediyorsun?"

Joshu "O Inju!" demis yüksek sesle.  Inju hemen yanit vermis:  "Evet, usta!!"
Bunun üzerine Joshu demis ki:
"Bi kase cay al."

Kissadan hisse:
Bi yere gitsem, ne söylersem söyleyeyim, 'Otur, bi bardak çay iç' deseler. Ev gibi valla...

Bakış açısı

Bazi yeni ürünler.... 



aslinda sadece yeni bir bakış açısıdır :))


13 Mayıs 2015 Çarşamba

Klorofil ve kan



"Klorofil ve kan arasindaki büyük benzerlik..."
"..her iki yapisal formül arasindaki en belirgin fark, hemoglobin molekülünün ortasinda  bir demir atomunun , klorofil atomunun merkezinde ise magnezyum atomunun bulunmasidir".

Çeperde her ikisinde de karbon, oksijen, hidrojen ve azot varmis. Bu dördü yasamin dört temel elementi...

"Magnezyum'un isik spektrumundaki bütün renkleri absorbe edip sadece yesili geri yansitmasi sebebiyle klorofilin yesil renkli olmasi gibi, demir de kirmizi haric tüm renkleri absorbe edip, kirmiziyi geri yansitir ve kan bu yüzden kirmizidir. Klorofıl yeşil kandır. Kanin varlik amacinin oksijeni baglamak olmasi gibi, klorofilin varlik amaci da isigi baglamaktir."

Yemin ederim, bazi botanik kitaplarinin anlattigindan daha spritüel bi sey bilmiyorum.


10 Mayıs 2015 Pazar

Büyük Özgürleşme



Daisetz Teitaro Suzuki, Fromm'un önerisiydi. Özellikle Zen ve Shin Budizm'ini Bati'ya tanitan kisiymis.
Die grosse Befreiung adiyla Almanca'ya cevrilen kitabinin Ingilizce adi "Introduction to Zen". Zen nedir ve ne degildir, Zen mantik disi midir, mantik üstü müdür, Zen'in derdi nedir, Zen ustalari neden ögrencilerinin burnunu sıkar, parmagini keser, neden suratlarına sıkı tokatlar akşeder, ve neden Budizmin derinliklerine dair sorular soran ögrencilerine "aa bak, kuş geçiyo ordan!" der, bu gibi seylerden bahsediyordu. Ciddiyim. Eminim Suzuki de ciddiydi. Iyi bir baslangicti Zen'e. Sosa bulanmamis, cok zen'vari bir baslangicti. Jung'un kitaba yazdigi, kendisi de kücük bir kitapcik boyutu ve tadindaki önsöz de ayrica iyidi.

Bir sonraki kitap yine Suzuki'den. Bu kez Shin Budizm'ini ögrenecegiz. Hadi bakalim.

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Yumurta



Komsumun her Paskalya`da armagan ettigi smile ifade simgesi
Sogan kabugu, yapraklar ve ince corapla kendisi üretiyor. Bu kez 70 tane birden yapmis ve rengi daha koyu olsun diye biraz kahve de katmis. En iyi sonuc kirmizi soganla aliniyormus, yapragi biraz islatip yumurtaya öyle yapistirmak, corabi iyice, sıkı sıkı baglamak gerekiyormus ki yaprak deseni tam ciksin.

8 Mayıs 2015 Cuma

Sehir Bahcivanlari Üzerine



Martin Rasper'in Vom Gärtnern in der Stadt adli kitabi Alman sehirlerinde yayginlasmakta olan Urban Gardening uygulamalari üzerine kapsamli bir kitap. Rasper kendisi de gerilla bahcivanmis. Münih'te bildigi bir cicekcinin gün sonunda dükkanin önüne biraktigi cicekleri Nympfenburg kanalindan tasima can suyuyla Grünwald Park'a ekermis :)

Kitapta Berlin'in ünlü Prinzessinnengarten'i, eski havaalani arazisinde kurulan Tempelhof bahcesini ( ki Avrupa'nin en büyük community garden'i imis ama 2017'den sonraki akibeti bilinmiyor),  belediyenin samimi girisimiyle vatandas desteginin ortak ürünü oldugu anlasilan Andernach "yenilebilir sehri"ni (essbare Stadt :) ve bunun gibi pek cok girisimi anlatiyor. Bu örneklerle kalmiyor, sehir bahceciliginin amacini, durusunu ve felsefesini anlatiyor. Solucanlardan ve arilardan, aynisafa ve tas armudundan, yesil damlardan, yesil duvarlardan , elmanin standartlasmasinin tuhaf öyküsünden ve bunun gibi seylerden bahsediyor.

Güzel kitap, motive edici kitap, ilham verici kitap :)

Oekom, 2012

Bana demişlerdi ki...

Bana demişlerdi ki 'O çağırmazsa sen gidemezsin, ne zaman çağırırsa o zaman gideceksin.' Ben de bekliyordum. En son 5 yaşında bir iş için çarşıya indiğimizde anneannem ve dedem götürmüştü. Bu bahar, günlerden bir gün,  anneannemi, dedemi ve ortanca teyzemi ziyaret ve bir dostla buluşma için oralardaydım. Küçük teyzem 'Haydi!' dedi, gittik. Beni hic özel olarak davet etmeyisi, hep böyle iki arada bir derede çağırması beni gülümsetiyor :)

Yillar sonra ilk karsilasma


Dis avludaki mezar taslarindan bir detay... Hep cicek, yaprak, hep dal...




Gözüm hep detaylarda...



Laleler! Belediye onlari yeniden kesfetmeden önce de buradaydilar :)



Rumi'nin bedeni burada, dügün kimbilir nerede...





Cesitli yüzyillardan elyazmalarinin bulundugu kisima geciyoruz...





Geometri :)

Kapi detayi



Ic avludaki sadirvanin üst kismi

Sadirvanda cicek detayi


Ters laleler :)


Yine bir mezar tasinda dogal detaylar... 

Cicekler her yerde :)


Burasi Mevlevilerin yasaminin canlandirildigi salon. Pencere üstü detayi


Kilimler...


Ne güzel, ne güzeller...


Dervis kimdir?


Alim kimdir? 





Ben O'yum, O da ben


Minyatürün altinda da belirtildigi gibi Tebrizli Sems'in Mevlana'nin yanindan ayrildiginda öldürülüsünün resmidir. Sems basi bile acik, kendi halinde bir dervis, eli hancerliler pek kalabaliktir. 







Güvercinlik... Eski evlerde cok  olurmus. 


 Veda karesi...

Bir daha ne zaman cagrilirim?


Jesse Browner biri yazdigi , biri cevirdigi iki kitapla okuma listemde :)
Bu cümleyle de kalbimi fethetti :)

"Gerçek daima en basit olandır. Derindir. Dipsizdir. Bir deniz değil, bir kuyudur. İnsan içine baktığında dibini göremez."

7 Mayıs 2015 Perşembe

Anitkabir


Bu bahar uzun yillardan sonra ilk kez Anitkabir'e gittim. O günden fotograflar...


Aslanli yoldan basini ilk heyecanla uzatip bakinca bulutlu yüksek bozkir semasi altinda Anitkabir böyle.


Icimdeki asker cocugu bu seremoniyi sever, onun icin fotografladim. Askerler rapidi rapidi yaparken ve memleketlerini avaz avaz söylerken yüregim böyle :)



Asagidan bakinca yukarisi böyle 



Icerden bakinca disarisi böyle :)



Buradan bakinca eski böyle...


Ve bi de böyle...



Disaridan bakinca Anitkabir böyle. Ve hatta Türkiye de... Bütün Türkiye bir insaat sahasi. 



Bu ücü sen, ben ve o.



Bu hanim, bu binyillarin "bahti kara maderi" cok düsündürüyor beni. Hic mi gülmeyecek bu kadinin yüzü?