6 Mayıs 2017 Cumartesi

Huckleberry Finn'in Maceralari



Tom Sawyer'in Maceralarini nasil tekrar tekrar okudugumdan eminsem, Huckleberry Finn'i okumadigimdan da öyle emindim kitaba baslarken. Fakat sonra tuhaf bir sey oldu; kitabin kimin detaylarini animsadigimi farkettim. Huck'in maceralarini galiba okumusum ben :) En azindan kisaltilmis bir cevirisini... Ne zaman , nerede hic bilmiyorum ama okumusum :) Huckleberry Finn Mark Twain'in cocukluk arkadasi Tom Blankenship'ten ilham alarak yarattigi bir roman kahramaniymis. Kitabi 1884'deki ilk basiminin Gutenberg Projesi'ndeki e-kitap versiyonundan okudum.

Huckleberry Finn'in Maceralari Tom Sawyer'inkileri kat kat asiyordu bana kalirsa... Finn maceradan maceraya kosuyordu adeta :) Fakat sonunda maceranin uzmani yine Tom oluyordu. Bence haksizlikti bu. Finn'e kalsa Tim'i tereyagindan kil ceker gibi kurtarirdi, ama yine bir cok macerayla. Acikcasi Tom'un zaten özgür olan Tim'i özgürlügüne kavusturmak icin cektigi bütün o pervasiz numaralar bir cocuk icin eglenceli olabilirdi ama yetiskin Hindiba icin biraz kizginlik vericiydi. Belki de fazla yetiskindi Hindiba bu kitaplar icin artik. Bilmiyorum... Fakat iki yüzyil öncesinin Missisippi insanlar gecidi olarak okundugunda ilgincti tabii ki kitap. Kimsesizler, fakirler, zenginler, siyahlar, beyazlar, kasaba sakinleri, gezgin ückagitcilar, iyi adamlar, kötü adamlar, fazlasiyla gururlular, geveze kadinlar.... Özellikle Jim'in ve diger siyahlarin Ingilizce'sini cözebilmek zordu, Huck'un bir siyahi özgürlüge kacirirken beyaz ahlakı cercevesinde duydugu sucluluk duygusunu anlamak zordu, Huck'in babasini anlamak da zordu. Ama yine de hostu kitap...Özellikle resimler... Handan'cigim, bu kez biraz da senin icin, bol bol fotografladim resimleri :)


Hikayede kölesi Jim'in önemli rolü bulunan Miss Watson


Jim :)


Huck evden kaciyor


Okul piknigini yagmalayan yaramazlara ögretmen ceza veriyor. Arkada gülerek sahneyi izleyen "uslu" ögrencilere dikkat :)


Huck'in bir derdi var. Yargic Thatcher'a gidiyor. Bu Tom'un Maceralarinda Becky'in babasi olarak bildigimiz kisi ayni zamanda...


Huck'in babasi uslanmiyor.


Huck'in büyük plani...


Jim'in yilanla imtihani

Yasli Hunker. Cok yanlis bir sey yapiyordu, simdi neydi unuttum, dolunayda sol omzunun üzerinden arkasina mi bakiyordu, öyle bir sey... Sonra iflah olmuyordu...


Jim Huck'i kiz kiligina sokup bilgi almaya gönderiyor. Burada Huck'in kiz olmadiginin nasil anlasildigina dair cok komik bir bölüm var. Cocukken bir filmde böyle bir sahne seyrettigime eminim. Belki de kitabin filme cekilmis haliydi. 


Huck kabul edildigi evin kücük kizina bir konuda yardimci oluyor. Bu daha sonra büyük bir soruna yol acacak.


Huck'la Jim baslarina dert aliyorlar.


Kral ve Dük. Al birini, vur ötekine...


Kral ve Dük ückagit pesinde...


Huck "kitaba" el basarak yemin ediyor. Ama okuma bildigi (ve bunu gizledigi icin) kitabin Incil olmadigini bilmenin rahatligiyla yalan söylüyor aslinda :)


Huck hala Jim'i kurtarma derdindeyken Sally Teyze'yle karsilasiyor. Teyze Huck'i "bir baskasi" saniyor :))


Vee....adamimiz Tom sahneye cikiyor!



Tom ve Huck Sally Teyze'yi cildirtiyorlar


 Neyse ki Polly Teyze uzaklardan yetisip olaya el koyuyor :)

Savaş yüzlerimizi nasil degistiriyor?


Asagidaki linkteki fotograflar Afganistan'da görev almis Ingiliz askerlerinde görevden önce, görev sirasinda ve görevden sonraki yüz ifadelerini gösteriyor ve "Savas yüzlerimizi nasil degistiriyor?" diye soruyor. 

Wie Krieg Gesichter verändert

Savas sirasinda cekilmis fotograflarda gözlerin kisikligi acaba isigin fazlaligindan da kaynaklaniyor olabilir mi? Bazi yüzler savastan önce de yorgun. Bazi yüzler savastan sonra yine dingin bakiyor ama artik saf degil. Bazi yüzler savastan sonra hala patolojik bakiyor. Sanki iyilesmek zaman aliyor veya hic iyilesemeyecek gibi... Ilginc...

2 Mayıs 2017 Salı



Was blüht denn da?
Der Fotoband - Sicher nach Farbe bestimmen
Kosmos
Margot Spohn, Dietmar Aichele

"Bak, dünyamiz ne güzel!" deki bitki teshisleri icin kullandigim kaynaklardan biri bu kitap. Doga teshis kitaplarinin kendi içinde epey uzmanlasmislari var. Kimi yapraklara, kimi sadece agaclara veya calilara, kimi de böyle sadece acma döneminde ciceklere yogunlasiyor. Bu kitap yabani bitkileri ciceklerinin renk ve sekillerine göre kolayca arayip bulma amacina hizmet ediyor. Söyle bir mantikla tasarlanmis:


Oku oku bitmez. O yüzden "biten" diye etiketlemem komik aslinda. Döne döne kütüphaneden ödünc alirim :) Pek cok bitki teshis kitabi gibi... Buraya not düsmüs olayim :) Bir dahaki sefere bulmam kolay olsun...



1 Mayıs 2017 Pazartesi

Sen kendi işine bak



Icimde bir yerde hep"sen"li konusan ama hemen hemen hic "ben"li konusmayan bir yer var. Sesi nadiren duyulur. Az konusur, öz konuşur. "Ben"im gibi degildir. Lafi uzatmaz, döndürüp dolandirmaz. Ne diyecekse "pat" diye söyler, sonra cekip gider. Konustu mu cogunlukla haklidir. Konustu mu dikkate alirim. En son seferinde iste bunu dedi; "Sen kendi işine bak". Cok önemli geldi bu söyledigi bana. Not aldim defterime... Daha söyledigi anda biliyordum. "Kendi" isine bakmak bencilce degil. Dünyayi kurtarmak istiyorsan "kendi"nden baslamalisin örnegin. Sen "kendi"ni kurtar, bakmissin ki dünya kurtulmus. Cok sabir istiyor, cok caba istiyor, yolda akil celenler, yolda bastan cikaranlar cok. O yüzden cogunlukla baskalarini uyarip düzeltmek ve dünyayi kurtarmak pesindeyiz. Sık sık anımsamam gerekiyor benim örnegin, sık sık kendime yeniden ceki düzen vermem... Iste o yüzden not aldim.

Yine unutabilirim, yine de unutabilirim. Eger farkedersen iki satir mail yaz, kart at, yorum birak buraya. Uzun lafa gerek yok, kisaca "sen kendi isine bak" de, o zaman animsarim.


30 Nisan 2017 Pazar

Tom Sawyer'in Maceralari



Cocukken en sevdigim kitaplardan biriydi Tom Sawyer. Döne döne defalarca okudugumu animsiyorum. En sevdigim bölümlerinden biri Tom'un Polly Teyzesinin verdigi cezayi (bahce citlerini boyamak) diger cocuklara "pazarladigi" kisimdi.(Bkz. Foto 1 :)

Gutenberg Projesi'nin sayfalarinda Tom Sawyer'in oldukca eski bir baskisindan alinmis bir .epub'a rastlayinca tekrar ve Ingilizce'sinden okumak pek cazip göründü gözüme. Okudum, pek iyi ettim. Tom, Huckleberry, Becky, iyi cocuk Sid, Mary... hepsini özlemisim :)


Resimler de cok güzeldi. Yalniz Polly Teyze'yi böyle hayal etmemistim ben... Olsun :)

Sirada Huckleberry Finn'in Maceralari var...

29 Nisan 2017 Cumartesi


Nisan ayini özetle deselerdi....






"Tutunanlar"da geçen hafta :)



Cok zaman önce bi gazetede "Yasam kisa, sanat uzun, doga daha da uzun" diye bir laf okumustum. Bu fotografin altina aynen böyle yazmak istiyorum. O minikler var ya, biraksalar yikabilir o heykeli, ya da örter veya kaplar. Yapar.




Top-i-top




Gecen hafta sonunun büyük etkinligi....
Son dakikada gelen talep üzerine 23 Nisan armagani :)


Schili sabah mahmurlugundayken ben erkenden kalkmis, besgenler örüyordum....


Sonra o besgenleri birbirine dikince , icini de doldurunca top oluyordu :) Oglan da hevese gelip bana yardim ediyordu. Her ne kadar elisi dersini sevmese de, elisi ögretmenleri neredeyse kafalarina vura vura (!) dikis dikmeyi ögretmisti. Dügmesi sökülse dikebilirdi, bi topu mu dikemeyecekti :)
 

Iste sonra böyle bi top olmustu. Ev zaten boy boy top doluydu ve oglan bütün gün evin icinde top oynayarak kafami sisirmekteydi. Ama yine de pisman degildim :) Kahvemi icip günün tadini cikarabilirdim :) Kaldi ki bana her gün Milli Egemenlik ve Cocuk Bayrami'ydi :)

Dipnot: Topun tarifi su kitaptandi :

23 Nisan 2017 Pazar

Adım adım tığ işi


Häkeln Schritt für Schritt
Sally Harding, DK

Bu kitabi kütüphaneden almistim, yakinda tekrar iade etmem gerekecek. Suraya not edeyim geri vermeden önce. Orijinali sanirim Ingilizce, yayinevi DK olduguna göre. Bütün DK kitaplari gibi iyi fotograflanmis ve hazirlanmis. Hic bilmeyene bile adim adim tığ işi tekniklerini ögretir :) Tüm temel teknikler ve onlarla üretilen desenler ve bu desenlere dayanan 20 proje. Ben sevdim, bir kac projeyi de denedim hatta. Tek bir eksisi var; verdigi tarifler hobitler icin :) Biraz büyütmek gerekiyor :) O kadar kusur kadi kizinda da olur, ayrica satin almak belki gerekmez ama bir yerlerde rastlarsaniz bir göz atmadan gecmeyin diyorum :)

22 Nisan 2017 Cumartesi

Şekilleri dünyanın

Eskiden bloglar da evler gibiydi. Bir eve tasindin mi ilk misafirleri davet etmeden önce eve bir iyice yerlesip ceki düzen vermen gerekirdi. Bir bloga ilk misafirleri davet etmeden önce iyice tasarlamak, layout'u bir iyice oturtmak, afilli bir giris yazisi yazmak, üc bes post yapmak gerekirdi. Simdi öyle degil. En azindan benim icin :)

Orda bir yeni blog var uzakta :) Acmamak icin direndim, baska mecralar denedim, eldeki bloglarda bu konuyu halletmek istedim ama olmayacagini farkettim. BDNG'de bununla ilgili bir etiket vardi ama etiketlere sigmayacagini farkettim. Henüz bu eve tam yerlesmedim, kutular orada burada, daha duvarlar boyanmadi...Henüz sekli semali tam oturmadi. Henüz ben konuyu kafamda tam calismadim. Zaten calisamazdim da, bu blog calisma deffterim olacak benim. Bir kitap okudum, bir kitap, bir kitap daha...Sekillere taktim. Dünyanin sekillerine... Beklemedigimiz yerlerde, beklemedigimiz zamanlarda ortaya cikan; doganin elinde de, insanin elinde de kendini tekrarlayan ve bir amaci ve  bir türküsü varmis gibi görünen sekillere... Anlatacak fazla bir sey yok, gösterecek bir kac sey var; ilgilenen olursa... Surada...

20 Nisan 2017 Perşembe



Süddeutsche Zeitung'da okudum. Nisan ayi icinde dünyanin dört bir yaninda bilimadamlari ilginc bir amac icin ortak calismislar. Amaclari Samanyolu'nun merkezindeki kara deligin bir fotografini cekmekmis. Cok kolay bir is degilmis bu, dünyanin degisik noktalarindan son derece güclü teleskoplarin ayni anda cekim yapmasi gerekiyormus. Simdi sonuclari degerlendiriyorlarmis. Fotograf bir filmden alinmis bir canlandirma olup, onlarin cektigi fotograf degilmis. Ama bir karadeligin iste bu fotograftakine cok yakin bir sey oldugu saniliyormus.

Atamaca cölünde calisan ve hayattaki en önemli derdi bir kara deligi fotograflamak olan bir astronom olmak istiyorum. Dedim. Haberi okuyunca....

14 Nisan 2017 Cuma

kendin yap ve kendi kitabini yaninda taşı


Böyle bir dergi var; "Selber Machen" yani kendi kendine yapabilmek hakkinda. Adini cok ilham verici buluyorum da, maalesef genelde sadece marangozluk ve tesisat islerinden felan bahseder. O kismi bana cok uymuyor. Yine de rastladigim yerde bakarim ne var diye. Almanlar fazlasiyla marangoz bir ulus zaten, bu dergide de müthis seyler anlatiliyor. Biraz ilgi duyup ugrasan biri evinin tüm mobilyalarini kendi yapabilir nerdeyse. Uygulamada dahil olamasam da fikrini seviyorum :)

Haa bir de :) Ben sosyolog olsam hastalarin doktor muayenehanelerinin bekleme odalarindaki dergilerden hangilerini secip okuduklari hakkinda tez yazardim :) Tabii doktorlarin yönlendirmelerini de hesaba katmak gerek. Örnegin benim gittigim doktorlarin cogu erkeklerin otomobil ve marangozluk dergisi, kadinlarin da magazin ve moda dergisi okudugunu varsayiyor. Derdi mevzusu Primses Catherine'yle Primses Victoria bi de bunlarin bebeleri olan dergiler var, bak ciddiyim. Bu yüzden iste ben doktor muayenehanelerinde eline aldigi dergileri hoflaya puflaya birakan o tipim. Neyse ki yanimda hep kendi kitabimi tasiyorum.

Dinler Tarihi

Ali Seriati
Dinler Tarihi

Dinlerin tarihini bir de Ali Seriati'den okuyayim dedim :)
Henüz giris kisminda söyledikleri...


yaklasimi hakkinda umut vadediciydi. Sanki yine de azicik tarafli miydi tarzi? Sanirim dönemine göre yine de tarafsiz sayabiliriz. Bir de tüm hikayeye sosyolog gözüyle bakisi ilginc tabii ki...

Dili, ifade tarzi  biraz alismayi gerektiriyor ama bunu normal görüyorum. Bir kere cok asina olmadigim bir kültürden (Iran - Sii) , ikincisi bize artik uzak sayilacak bir dönemden (yetmisli yillar) sesleniyor. Tartistigi bazi konular bu yüzden bizim derdimiz, bizim konumuz degil. Her söyledigine de katilamiyorum. Yine de sabirla okuyunca önemli bir seyler anlatiyor. Icerikten biraz bahsedecek olursak tarihsel diyebilecegimiz bir sirayla ilkel kabile dinlerinden basliyor, Cin dinleri, Hint dinleri, Iran'in Islam öncesi dinleri... diye gidiyor. Semavi dinleri ayrica incelemiyor, bunlara paralel tartisiyor. Arada Avrupa felsefesi ve Avrupa'da aydinlanma dönemine dair de dogulu bakisla üc bes söylüyor. Konuyla ilgilenenlerin herhalde ilgisini cekecektir...

9 Nisan 2017 Pazar

tirinim


Tirinim tirinim. Komsum yeni yapraklar icin bahceye cagirmadan önce eskileri bitirme aksiyonu baslasin. Koca bir torba veya sepeti doldurup "bu kadar yeter" dedigim her seferinde amcanin "kalanlar benim isime yaramaz, ben nasilsa komposta atacagim, biz bunlari yemiyoruz " deyisine ve bunu otuz kez tekrarlamasina ve teyzenin "Michaaa! Frau Hindiba'yi rahat birak, o bilir" diyerek gözlerini devirmesine cok gülüyorum. Allahim komsularimi da ilginc yaptigin icin sükür.. .

(Instagram'dan arsive)

Korku Vadisi




Tal des Grauens
Arthur Conan Doyle

Elimdeki e-okuyucuya ücretsiz olarak indirebildigim ve uzun zamandir okumami bekleyen bir kitapti bu. Bir Sherlock Holmes Klasigi... Oglumun severek okudugu ??? Üc soru Isareti serisinde de bu kitaba ve bazi Sherlock Holmes karakterlerine gönderme vardi, ayrica merak ediyordum.  Almancasini okudum; Ingilizce orijinali "The Valley of Fear" adiyla yayinlanmis. Türkcesi ise "Korku Vadisi" sanirim. Aslinda iki ayri hikayeden olusuyor denebilir. Bir simdiki zaman olayi ve bunun gecmisteki kaynagi seklinde. Her iki hikayede de kritik gercegi aciklanmadan anlayabildigim icin kendimle pek gururlandim :) Kitap e-okuyucu icin optime edildiginden okumasi pek keyifliydi; ayrica asagiya bir iki örnegini ekleyecegim gayet hos da cizimler vardi; cizimlerde karakterler kitapta tarif edildikleri sekilde canlanip karsimiza cikiyordu. Pek sevdim, giriste bir tek-adam-yayinevi islettigini belirten yayincinin eline saglik...



2 Nisan 2017 Pazar

kendine ait bir kafa

Bazen kendime bakiyorum, bi gülme tutuyor; "Ne kendine ait bi oda'si Virginia'cigim; kendine ait bi koltuk, kendine ait bi kafa" diyesim geliyor.

Almanca'da büyük koltuk, kanapenin adi "Sofa", öyle deyince daha da komik oluyor: "...kendine ait bir sofa, kendine ait bir kafa"

Hakketen komiksin Virginia'cigim.

Mavi Tüy / Illusions



Ilk kez 1991'de okudugum, sonra döne döne kimbilir ne cok okudugum Mavi Tüy'ü bir kez de Ingilizce aslindan okuyayim demis, bulamamistim. Sonra Sule Seda bana nereden bulabilecegimi gösterdi. Bu bahar bir kez daha Ingilizce'sinden okumus oldum :) Richard Bach'i tarif etmek  icin hep "Marti'nin yazari" derler, bütün kitaplarinin ve bu arada Mavi Tüy/ Illusions'un kapaginda da "Marti'nin yazarindan" yazar. Benim icin Richard Bach Mavi Tüy'ün yazaridir ve bütün diger kitaplari -Marti dahil- "Mavi Tüy'ün yazarindan"dir :) Donald Shimoda'nin gönülsüzlügü de, hikayenin

"Bu 
kitaptaki 
hersey 
yanlis 
olabilir"

diye bitisi de hosuma gider. Bir gün bir yerlerde kendisiyle karsilasmayi umuyorum. Bach'la degil, hayir, Shimoda'yla :)

19 Mart 2017 Pazar

Sürü zekası


Die Intelligenz des Schwarms - Was wir von Tieren für Unser leben in einer komplexen Welt lernen können, Peter Miller, 2010

Kendini hayvan sürülerinin (karincalar, arilar, termitler, baliklar, cekirgeler, geyikler, vb.) inanilmaz koordineli ve etkin davranislarini aciklamaya adamis bir bilim dali var. Son derece akillara zarar yöntemlerle calisiyorlar; örnegin 4000 ariyi tek tek sogutup numaralandiriyorlar ya da binlerce sigircik veya sercenin cekilmis videolarda tek tek koordinatlarini tespit edip bunlari analiz ederek sürü davranislarini aciklamaya calisiyorlar.  Uzun süredir bu konuda bir kitap okumak istiyordum. Kütüphane raflarinda tesadüfen rastlayinca alt basligina bakmadan ("Komplex bir dünyada yasamayi ögrenmek adina hayvanlardan neler ögrenebiliriz?") hemen almis, kendimi bir doga kitabi okumaya hazirlamistim. Önsözündeki "human kapital", "is dünyasi", "sirketler", "günümüz ekonomisi" bidi bidilari bu yüzden basta irkilmeme yol acti. Neyse ki, vazgecmeyip devam edince ilginclesti kitap. Her bir bölüm belli bir hayvan sürüsüne ve ona dair yapilmis arastirmalara dayaniyor. Devaminda da bu hayvanlardan ögrenebilecegimiz seyler ve hangi alanlarda bu bilgilerin simdiden uygulanmaya baslandigi anlatiliyor.

Karincalardan elde edilen dagitik is organizasyonu bilgilerini kullanan Air Liquid diye bir sirketten bahsedilyior örnegin. Boeing test departmani ari demokrasisini baz alan bir yapi kurarak karmasik ortamlarda bütünün yararina kararlar almaya calisiyormus. Kus ve balik sürülerinin analizi ayni sekilde merkeziyetci olmayan , az bilgiyle yerel karar alan yapilarla, bütünün nasil  senkronize ve verimli hareket edebildigini gösteriyormus. Ayrica Yüzüklerin Efendisi ve benzer filmlerdeki büyük, kalabalik ordularin oldugu sahneler, dijital animasyon yöntemleriyle ama gayet dogal cekilebiliyorsa sebebi de yine bu bilim daliymis. Cekirge sürülerinin davranisi ile insan kalabaliklarinin dar alanlarda panige kapildigi durumlarda yasadiklari (Filipinler'de bir stadyumda yasanan felaket ve 2006 yilinda Hac'da  yasanan felaket analiz ediliyor bu bölümde; benim aklima 2010'da Almanya'da yasanan Love Parade felaketi geliyor ek olarak) arasinda paralellikler kuruluyor. Hatta Izlanda'da 2009 yilinda devletin iflasina sebep olan ekonomik krizin aciklanmasinda bile cekirge davranislari yol gösteriyor. Hangi durumlarda sürünün bir avantaj, hangi durumlarda dezavantaj haline dönüstügü irdeleniyor.

Özetle, oldukca ilgi cekici bir konuda, gayet anlasilir bir dille yazilmis iyi bir kitap. Sadece doga ve hayvanlar alemiyle ilgilenenler icin degil, kitle davranislari, karmasik yapilarda etkin karar alma mekanizmalari, grup dinamikleri ve bu dinamiklerin zararinin önlenip yarara cevrilmesi gibi konulara ilgi duyan herkese tavsiye...

Ingilizce orijinali The Smart Swarm - How to Work Efficiently, Communicate Effectively, and Make Better Decisions Using the Secrets of Flocks, Schools, and Colonies adiyla yayimlanmis.

14 Mart 2017 Salı


Kücük isler, büyük hayaller...

(Instagram'dan arsive)

5 Mart 2017 Pazar

Latin Amerika'nin Kesik Damarlari



Latin Amerika'nin Kesik Damarlari
Eduardo Galeano

Galeano'nun 1971 yilinda yayinlanan ve kimi intenet yorumcularina göre "kült olmus", kendi ifadesine göre ise "ben olsam tekrar okumazdim" dedigi kitabi. Kesfinden bu yila kadar Latin Amerika'yi sahne alarak, döne döne sömüren ve sömürülen hikayesinin anlatildigi kitap. Okuyanin sonunda basi dönüyor. Üstelik kitabin bittigi yerde hikayenin henüz bitmedigini de biliyorsun. Okurken aklima ard arda son 15 yil boyunca tanistigim Latin Amerikalilar geldi. Onlar kitabi, kitap da onlari daha iyi anlamama yardimci oldu. Neden Latin Amerika'da sabah erken kalkan darbe yapar, onu da anlar gibi oldum.

Kitabin Türkce ismi, Almanca ve Ingilizce isimlerine göre daha sert olsa da, baska nasil cevrilebilirdi, onu da bilemedim.

Bir vakit önce okudugum tek bir sözüyle kalbimde taht kuran Galeano ile bu ilk ve gecikmis tanismamdi.


Ilginc



Gecen gün bu karikatürü gördüm, cok güldüm; paylasan kisi kardesimdi , o yüzden daha da cok güldüm. Simdi ilginc olmak icin daha bi sebebim var. Allahim beni ilginc yap :) Mümkünse arkadaslarimi da... :)

(Instagram'dan arsive)

4 Mart 2017 Cumartesi

Fark ettim.



Bu göğü ve bu agacı sevdigimi farkettim. Bu anı ve bu kareyi sevdigimi farkettim. Bu gökyüzündeki geçen kışa bakıp "bu da geçiyor" demeyi, bu daldaki gelecek yaza bakıp "bu da geçecek" demeyi... Bu uzatmalari, bu iki ileri bir gerileri, bu zıtlarin valsini seyretmeyi, baharin böyle birden gelmeyisini, kisin böyle ha deyince gitmeyisini... Alistigimi farkettim.

(Instagram'dan arsive)

26 Şubat 2017 Pazar


  • Organik yumurtalarin bile organikligiyle yetinmeyip, "mış gibi" yapmak zorunda hissettigi bir dünya... Ye tüyüm ye dünyasi... Insan bir süre sonra yoruluyor be.

Jamie Livingston belki de dünyanin ilk Instagrammer'i. Belki Instagram yokken o vardi. Ilk kez 31 Mart 1979'da tesadüfen cektigi bir Polaroid fotografla baslamis fikir. Sonraki 18 yil boyunca, yani 1997'de ölene dek her gün bir Polaroid fotograf cekmis. 6500 fotograftan fazla imis cektigi fotograf sayisi. Hikayesine internette rastladim.  Fotograflar http://photooftheday.hughcrawford.com adresinde. Icimden bir ses onu da bir-insan-ömrünü-neye-vermeli serisine dahil etmem gerektigini söylüyor.


(arsiv)

25 Şubat 2017 Cumartesi


Bünyemin mecra tercihi var sanki.
Dönem dönem kimi mecralarda bi geveze bi geveze, kimilerine elim gitmiyor.
O yüzden bitirdigim kitaplari da yazamadim.
Söylece listeleyeyim:


Sulak Bir Gezegenden Öyküler
Sargun A. Tont
Vaktiyle kitapcilarda cok görüp okumaya hic firsat bulamadigim bu kitap, yillar sonra ilginc sekilde beni buldu. Sevdim :)


Cöplügün Generali

Daha önce hic Oya Baydar okumamistim. O beni gelip buldu. Ilgincti. Kapaktaki resim etkileyiciydi ve bana birini animsatip duruyordu. Sanki hem cocuk, hem yasli, bi de palto...deyip durdum kitap boyunca. Sonra anladim kim oldugunu. 2009 - 2010 civari oglumla seyrettigimiz bir Alman cizgi filmindeki Momo'ydu :) Beyaz saclarini saymazsak... Sence de öyle sayilmaz mi? :



Zaten cöplügün generali de bir cesit Momo'ydu. Türk Momo'su :) O da zaman hirsizlariyla mücadeledeydi bi cesit :)

O Muhtesem Hayatiniz 

Bu da okudugum ikinci Oya Baydar kitabiydi. Ikinci ve sembolik bir düzeyde de okunabilir gibi geldi. Diva ve Toplayici'nin neleri simgelediklerini buldugumu saniyorum :) Kitabin Diva'nin yasamini anlatmanin ötesinde bir sirri oldugunu tahmin ediyordum ama ne oldugunu anlamam kitabin yarisini buldu. Zaten ondan hemen sonra da cözülmeye basladi sir. Bu durumda iyi kurgulanmis oldugunu söyleyebiliriz sanirim. Örnegin  Zülfü Livaneli'nin Kardesimin Hikayesi'nde cözülme asamasindan cok önce anlamistim sirri. Ama belki de yazarlar aslinda tercih ediyordur zaten sirri yari yolda anlamamizi. Belki  o cözüm asamasini birlikte yürüyelim istiyorlardir. Dedektiflik romani degil ya bunlar. Neyse... Bilemedim simdi.

Bildigim su var ki, yeni dönem Türk romanlarindaki düzgün aile yasaminin disina cikarak kocasini aldatan (veya terkeden) ve ama gercek bir ask yasayan kadin yan temasinin cok klise oldugunu düsünüyorum. Galiba bir sosyal, politik, tarihsel mesaj vermek isteyen kitaplarin okuyucuya bir yan heyecan yasatma cabasi oluyor bu. Elif Safak da Ask da yapiyordu bunu ve ne kadar gereksizdi. Burada da gereksiz. Cok klise. Hikayenin icine tam oturmuyor. Bir sürü alternatif arasindan bu klisenin secilmesi hayal kirikligi yaratiyor. Gercekten. Bence okuyucuya daha cok güvenebilmeli yazarlar. Hikayede ask olmayinca sıkılmayız, endiseye mahal yok. Düzgün aile yasaminin rutininden bunalmis aile kadinin hikayesini yazmak istiyorsa insan, örnegin Murakami'nin Uyku'su gibi bi sey yazmali.  Cok müskülpesentim degil mi? Iyi ki edebiyat elestirmeni felan olmamisim ben.

Auf der Wiese , Natur erleben-beobachten-verstehen

Özellikle cayirlara yogunlasmis bir doga gözlem kitabiydi. Gazetelerin hirpaladigi zihnime iyi geldi, böyle soguktan catlamis ele merhem gibiydi. Uzun zamandir bu türden bir kitap okumadigimi farkettim. Daha cok okumam gerektigini animsattim kendime.


Bazi kitaplari da bitiremedim, tuhaf bi sey oldu. Insan hep bitirdigi kitaplari raporlayinca böyle göze cok tutarli okuyucu gibi görünüyor. Yok, kazin ayagi öyle degil. Sunlari da bitiremedim, yarim kaldi :


Was wir sind und was wir sein könnten (Türkce'ye adi 'Neyiz ve ne olabilirdik' diye cevrilebilir galiba) bir nörobilim adaminin meslegi cercevesinden insana bakisi üzerine bir kitapti. Kötü oldugu icin degil, cok iyi oldugu icin okuyamadim. Cok önemli seyler akip gidiyormus da, not falan da alamayinca, kayboluyormus gibi hissettim. Bi saki zamanda okuyayim dedikce arkaya ötelendi. Galiba Karl Popper'in kitabini da (Alles Leben ist Problemlösen) ayni sebepten okuyamadim. Aslinda Popper'in dili bana Fromm'u cagristirdi. Okuyucunun kendilerini anlamasini cok önemseyen, fikirlerini ilmek ilmek birbirinin üzerine net ve itinayla ekleyen yazarlar ikisi de. Zaten cagdaslar da sanirim. Belki o cagin özelligidir. Sharon Salzberg'e gelince... Bana tavsiye edilmisti bu yazar. Iki kitabini denedim ama ikisini de okuyamadim. Yazarlarin ve okuyucularin dalga boylari var sanirim cesit cesit. Ayni dalga boyunda degilsek gitmiyor :)

21 Ocak 2017 Cumartesi

Sonsuzlugun Kisa Tarihi





Eine kleine Geschichte Der Unendlichkeit
Brian Clegg
rororo


Bu konuda yazilmis ve hatta ayni ismi tasiyan baska kitaplar da var sanirim. Yazar isminden ayirt ediniz. Zenon'dan baslayip 20. yy a kadar matematikte sonsuzluk kavraminin hikayesini anlatiyor yazar. Arada Pisagor okulu, Aristo, Arsimed ve onun evrendeki kum tanelerini sayışı, Galileo ve onun afaroz tehdidinden sonra yazdigi kitabina uzaniyoruz. Bitmiyor Augustinus, Bacon, Schrödinger ve kedisi, Newton ve Leibniz arasindaki klasik tartisma, Cantor ve deliligi.....derken daha aklimda kalmamamis bir cok matematikci ve felsefeci arasinda zip zip zipliyoruz.  Yazar gayet dikkatli, gayet özenli biz kendi halindeki hedef okuyucu kitlesi icin. f(x)= x+1'i bile özenle aciklayip anlatiyor, belki anlamayiz diye. Yine de anliyor muyuz kitaptaki her seyi ? Hayir anlamiyoruz :) Yine de seviyoruz. Tavsiye...