Bu aralar çeşitli sebeplerle 19. yy. edebiyatına taktım. Özellikle bitmekte olduğunu hissettiğimiz bir çağın başlangıcına bir göz atmak motivasyonuyla... Arthur Conan Doyle'un tüm Sherlock Holmes külliyatı, Edgar Allan Poe öyküleri, bir kısmını çocukken okuduğumuz Jules Verne kitaplarının tam metinleri ve 20. yy'ın başında eser vermesine rağmen bu dönemin izlerini tașıdığını farkettiğim için Hüseyin Rahmi Gürpınar kitaplarını bulabildikçe okuyorum.
Jules Verne kitapları açıkça bir de yuvaya dönüş duygusu veriyor. Bu benim jenerasyonum için tipik olabilir. Balonla Beş Hafta'yı ilk kez tam metninden okudum. Hatta belki de ilk kez okumuş olabilirim. Çünkü klasik bir Jules Verne macerasının verdiği tanıdık duygu bir yana, kitabın detayları tamamen yeni gibiydi. Örneğin Denizler Altında Yirmi Bin Fersah, Esrarengiz Ada, Dünyanın Merkezine Seyahat, konusu bir yana, detaylarını bugün gibi anımsadığım kitaplar. Balonla Beş Hafta böyle değildi. Demek ki çocukken okumamışım.
İnsan kitabı okurken önüne bir harita açarak balonun Afrika üzerindeki rotasını izlemek istiyor. Bir de Dr. Ferguson'un rüzgarlar, balon mekaniği, coğrafya, flora, fauna ve keşifler tarihi hakkında anlattıklarının ne kadarı gerçekle örtüşüyor, ne kadarı kurgu, bilmek isterdim. Ne yazık ki, internet aramalarımda kitabı bu açılardan inceleyen hemen hiç bir kaynağa erişemedim. Oysa internetten bir teknoloji olarak beklediğim budur.
Kitaptaki Afrikalı halklar hakkındaki kimi ifadeler bugünden bakınca basbayağı ırkçı. Genel olarak üstten bakan, Avrupalı, beyaz ve erkek bir bakış var kitapta. Dr. Ferguson'un her şeyi bilirliği ve kendinden eminliği, Kennedy'nin silah ve av takıntısı, Joe'nun sarsılmaz efendiciliği bulunduğum yer ve zamandan bakınca yer yer sinir bozucu. Hayvanlara bakış ve davranışları da öyle. Hele bir filin öldürülüşü var ki, saçmalığı ve acımasızlığıyla dumura uğradım. Bütün bunları kitabın yazıldığı dönemin "normal"leri kabul edeceğiz herhalde. Fakat bir olgu olarak not edilmeyi hak ediyorlar.
Sürekli "okumak"tan bahsettim, fakat aslında oturup uzun saatler okumaya zamanımın olmadığı bir dönemden geçtiğim için aslında kitabı yarı okuyup, yarı dinledim. Youtube'da iyi bir Almanca seslendirmesini bulduğum için akşamları vakit bulduğumda Türkçe'sinden okuyup, gündüz evde meşgul olduğum işleri hallederken bir yandan Almanca'sından dinledim.
Roman Jules Verne'in ünlü yayıncısı Pierre-Jules Hetzel ile 1862'de tanıştığında yayımlanmak üzere kendisine sunduğu iki bitmiş romanından biriymiş. Hetzel diğerini ( 20. Yüzyılda Paris) çok karamsar olduğu gerekçesiyle yayımlamayı kabul etmemiş. Balonla Beş Hafta onun önerileriyle yapılan bir kaç düzeltmeden sonra 1863'te basılmış. Bu açıdan Verne'e Fransa'da (ve daha sonra dünyada) hızla bilinirlik sağlayan ilk kitap olma özelliğini taşıyor. Ayrıca doğal olarak yazarın bilim ve macerayı bir araya getiren romanlarından oluşan Voyages extraordinaires (Olağanüstü Yolculuklar) serisinin de ilk kitabı sayılıyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder