Ne cabuk kalkip gittin be sonbahar...
Otursaydin oysa, daha karpuz kesecektim :(
8 Kasım 2017 Çarşamba
29 Ekim 2017 Pazar
Sofia
Youtube'da dünyanin ilk kez bir ülkenin vatandasligina kabul edilen robotuyla* yapilan röportaji izliyordum da aklima geldi; gittikce insanlara benzeye(bile)n robotlar mi daha büyük tehlike, yoksa gittikce robotlara benzeyen insanlar mi?
* Sofia (robotlarin -simdilik- soyadlari olmaz) - Suudi Arabistan vatandasligina kabul edilmis.
28 Ekim 2017 Cumartesi
Dünyayi Tani / Felsefe Tarihi - I
Erkenne die Welt - Eine Geschichte Der Philosophie / I
Richard David Precht
Epey sürdü bitirmem ama bitti



23 Ekim 2017 Pazartesi
Cay üzerine ne cok söz söylenmis :
"Cay bir ritüele dönüstügünde, kücük seylerde büyüklügü görme yeteneginin özünü olusturur....Yani cay seremonisi yasamimizin absürdlügünü gözle görünür bir harmoniye cevirebilme gibi olaganüstü bir güce sahiptir. Evet, dünya bosluga yönelmistir, kayip ruhlar güzelligin ardindan aglar, anlamsizlik bizi sarip sarmalar. Öyleyse bir fincan cay icelim. (Böylece) sessizlik cikar öne, insan disarida esen rüzgari ve hisirdayan sonbahar yapraklarini duyar, kedi ilik bir isigin altinda uyur. Ve her yudumda zaman kendini yüceltir."
(Kirpinin Zarafeti)
"Cay bir ritüele dönüstügünde, kücük seylerde büyüklügü görme yeteneginin özünü olusturur....Yani cay seremonisi yasamimizin absürdlügünü gözle görünür bir harmoniye cevirebilme gibi olaganüstü bir güce sahiptir. Evet, dünya bosluga yönelmistir, kayip ruhlar güzelligin ardindan aglar, anlamsizlik bizi sarip sarmalar. Öyleyse bir fincan cay icelim. (Böylece) sessizlik cikar öne, insan disarida esen rüzgari ve hisirdayan sonbahar yapraklarini duyar, kedi ilik bir isigin altinda uyur. Ve her yudumda zaman kendini yüceltir."
(Kirpinin Zarafeti)
13 Ekim 2017 Cuma
Sekinet
Az önce okudum: Bir arkadasim (ki bunu okuyunca kendini bilecek) yakin bir arkadasini kaybetmis. Bir tanidigi da ona bassagligi dilerken "ruhunuza sekinet dilerim" yazmis. Ne ince dilek, ne etkileyici bir söz bu "sekinet". Beynimde zincirleme reaksiyon yaratti. Ilk kez bir Fromm kitabinda İbranice kardeşine rastlamıştım: Sakinah. Ne demekmis diye bakınca bildiğim benzer sözcükler olduğunu görmüstüm. Bi vakitler adi huzur ve barış anlamına gelen bir semtte oturmustum. Daha önceleriydi; isminde "Frieden" geçen bir duraktan tramvaya binerdim. Bundan öncesiydi; okudugum bazi kitaplar "dinginlik"ten bahsederdi. Daha da önceleriydi; sokakta bir komşu gördü mü "annene selam söyle cocugum" derdi. "Sakin" sokaktı o zamanlar oturduğumuz sokağın adı. Ondan da önceleriydi TRT sunucuları programları kapatırken "esenlik" dilerdi...
Cok cok sonralarıydı ben bi çay içip, bu fotografı çekip altına bi yerlerde (burada mıydı ki? arşivde bulamadım?) şunları yazmıştım:
----
"Es gibt keinen Weg zum Frieden. Frieden ist der Weg."
Frieden: Peace ama beyaz güvercinlisinden degil tam, biraz sükunet ve ic huzuru, böyle biraz tranquility, biraz Stille var icinde. Araplar selam, Ibraniler shalom diyor. Bazen Türkce medya dilinde esenlik diye gectigi de oluyor. Programi kapatirken dileniyor. Oysa kazin ayagi öyle degil, programin kapanışı degil annem o, programın ta kendisidir. Cümleye göre... "Barışa giden bir yol yok, barış yolun kendisidir."
----
Bütün bunlar kardes sözcükler. Arasan bütün dillerde bulursun. Ve cok önemli bir şey di(li)yorlar.
Ve çok içimden geldi şu an; çevremizde hiç kimsecikler ölmeden, hepimizin ruhuna sekinet diliyorum.
10 Ekim 2017 Salı
Andre Stern. Hic okula gitmemis. Süddeutsche'de dünden beri hakkinda bir yazi var. Tek etkili ögrenme yöntemi oyundur diyo. Sadece istek duydugu seyleri ögrenerek egitmis kendi kendini...
Foto: Dibine kadar klasik tedrisattan gecip kirk yasindan sonra Sophie'ye aşık olan ben.
Çünkü hicbir zaman geç değil,
çünkü beyin plastik,
çünkü snapslerinden sen sorumlusun,
çünkü yaşasın oto-didaktik öğrenme!
9 Ekim 2017 Pazartesi
Pazartesi
Hafta sonları temizliğe ve eğer mevsim kışsa ütüye gidiyorum, bir yerde aşçılık yapıyorum, ayrıca ek ders veriyorum, psikolojik danışmanlık ve arabuluculuk hizmeti görüyorum, papağanlık yapıyorum -bazı şeyleri 30 kez tekrarlama deneyimi- , bazı hafta sonları ek olarak ufak tefek tamir işleri de çıkıyor.
Hafta içi ise full time tek vardiya çalışıyorum. Ne söylesem bir kerede yapılıyor. Öyleyse yaşasın Pazartesi !
8 Ekim 2017 Pazar
Metro perona girerken sürücü bir an basini camdan cikarip ilerde bir seye bakti. Genc bi adam, saclari kipkirmiziya boyaliydi. Elimde olmadan gülümsedim. Saclarini kizila bile boyatmayan kendi halinde vatandasim ama icimde bir tavus kuşu yasatmaya özen gösteriyorum. Ve bu türden "ayrıksı"lıkları görünce içime bir güven duygusu doluyor. Herkesin yüz gramcik olsun farkli, iki yüz elli gramcik olsun kendi olmasina izin verilen yerde daha az siser, daha az infilak ederiz gibi geliyor. Metroya her zamankinden daha güvenle bindim; icimden "alles klar kaptan, saclar kirmizi, asayis berkemal; sür, gidelim" dedim :) Kaptanin kirmizi saclarinin fotografini cekemedim, metronun kösesiyle yetindim.
7 Ekim 2017 Cumartesi
Komsuma bir sey sormaya gitmistim, iceri cagirdi. Ekmek yapiyormus, bir yandan hamurlu ellerle kahve yapti bana. Sonra laf lafi acti, bir baktik ki biz kahve ve lafla demlenirken hamur da demlenip iki katina cikmis. Hamur coktu, "yarin cocuklar gelecek de..." dedi. "Iki kilo un, bir kilo patatesle" yaptim dedi. Sonra telefon caldi, ben de onu bahane edip eve firladim. Belli, daha isi var cünkü. 5 dk. gecmeden telefonla aradi. "Eee, Frau Hindiba, ben bu hamuru cok yapmisim, firina sigmiyor, artti, kalani size versem, hemen pisirseniz?" Ay, tatli yalana da bak sen! Firina ne kadar sigacagini bilmez mi? Ya iki partide pisirmeyi? Iste göz hakki diye bir mevzumuz oldugunu biliyor belki, veya onlarda da var. Bozuntuya vermedim, peki dedim, gidip aldim. Kalibina kadar hazirlamis, bana bi pisirmesi kaldi. Aklim yine o konu takildi. Armagan Ekonomisi Türkiye'de popüler oldugundan bu yana pek cok uygulamasi gayet iyi niyetli girisilmesine ragmen zor yürüdü veya basarisizliga ugradi. Cünkü bana kalirsa en basarili organizasyon bile vermenin ve almanin inceliklerini bilmiyorsak yürümüyor. Eskiler bu sanati iyi bilirdi. Emine Teyze ile Maria Teyze hala biliyor. Biz unuttuk. Anımsama ve uygulama zamanı... Ha, bi de, ekmek nefisti :)
5 Ekim 2017 Perşembe
3 Ekim 2017 Salı
Yine günlerden bir gün ben tirnak icinde bir zararlı ile karsilasmisken.
Biliyorum, insan bunlara müdahale etmeseydi, armut yiyemezdik biz.
Ya da tersi mi?
Insan bu kadar cok müdahale etmeseydi...
Tuhaf tuhaf fikirler düsüyor insanin aklina...
Ama güzel.
Dogada bu güzelim bakir kizilini üretebilen az sayida canli var.
Ve yapragin da zaten bir sonu....
Ve ( teshiste yanlislik yoksa )'memeli pas'ın da zaten bir sonu var.
Ve kaynakta belirtildigine göre deva da bakir sülfat ile bakir oksiklorid.
Göze göz, dise dis, bakira bakir :)
Cok ciddi bir sey ararken, Google'un sana cok fani, cok laubali yanitlar verdigi oluyor mu? Sunun gibi örnegin. Bana hep oluyor. Bugün de "Heraklit" yazmaya calisirken "heraklithplatte" getirdi. Evet, yeri gelince o da önemli tabii, ama surada cok varolussal bir meseleyi cözmeye calisiyorum, sirasi mi? Bundan sonra ifsa edecegim. Ama Google'u ifsa etmis olmayacagim, biliyorum. Tam sayisini bilmiyorum ama, bi kac milyar insanin gezegenden gecip giderken günlerini daha cok nelerle gecirdiginin isareti bu. Hi hi, biliyorum.
1 Ekim 2017 Pazar
28 Eylül 2017 Perşembe
Yaşamım ve Dünya Görüşüm
Mein Leben, meine Weltansicht
Erwin Schrödinger
dtv, 2006
Schrödinger'in 1960'ta yazdigi kisa bir otobiyografi ile 1925 ile 1960'da yazdigi birbirine benzer konulu; dünya görüsünü aktaran iki makalesinden olusan kisa kitaptir.
Biyografi hakkinda diyebilecegim tek sey beni sasirttigidir. Yazarken yazarken birden adeta yarim kesiyor Schrödinger ve "bundan fazlasini da anlatmaya gerek yok zaten" diyor. Suralarda hayatinin hikayesini otuz-iki-kisim-arkasi-yarin kivaminda anlatan biz blogger'lar icin sasilasi durum hakketen. Ayrica da kronolojik degil, bir ordan bir burdan anlatiyor. Benim gibi kronoloji tutkunu olanlar icin akillara zarar bir biyografi :)
Yasam görüsünü anlatan iki makaleye gelince onlar hakkinda diyebilecegim tek sey ise hic bir sey anlamadigimdir! Gercekten; uzun zamandir düsünsel olarak takip etmekte bu kadar güclük cektigim bir eser olmamisti. Hic----bir---sey---anlamadim. En azindan bunu yazayim, ola ki bir gün sen de okuyup bir sey anlamazsan kendini kötü hissetme ya da okur da anlarsan kendini oldukca iyi hisset ( ve bana da bi anlasilir özetini geciver bi zahmet). Haa! Dur, dur! Son bölümde Upanisadlar neden Schopenhauer'in yasaminin tesellisiydi ve ölümünün de tesellisi olacak; onu aciklamis ; bak iste onu anlamami sagladi, sag olsun, var olsun Schrödinger.
Demek ki neymis, bir kitabi anlamasak bile sonuna dek okumak gerekirmis; cünkü en son sayfalarinda bile isimize yarayacak bir sey cikabilirmis ;)
Anahtar sözcükler olarak Richard Semon ve Mneme'ye ek olarak; Hume, Leibniz, Berkeley'i de not etmeleyim ama gidip bunlari bi okusam anlar miyim; okusam bu kitabi da anlamama yardimci olurlar mi süpheliyim. Ben en iyisi gidip Sophie'nin Dünyasi notlarimi bir yeniden okuyayim... Sanki...
O tığa gelince... o fotografta kitabin yan tarafinda duran... O da bu günlerde anlamadigim bir baska konu. Anlamadim, anlamadim, anlamadim. Biraz daha calismam gerek Schrödinger'i ve Knooking'i.
Yalniz Schrödinger'e Knooking'i kitabiyla ayni post'un mevzusu yaptigimi söylemeyin; mezarinda döner korkarim... Ve neyse ki bu dünyadan bir Sokrates gecti de, bu anlamamalari cok kafama takmiyorum.
25 Eylül 2017 Pazartesi
"Zararlı"
Bu fotografin bir benzeri bugün BDNG'de yayinlaniyor. Bu aslinda bir zararli. Yapragin altina tutunuyor. Icinde larva var, yapragin özünü emerek büyüyor ve sonunda ucup gidiyor. Ben doganin "zararli"larini bile güzel buluyorum; o yüzden sık sık BDNG'de onlarin da fotografini yayinliyorum.
Doganin "zararli"larina baktikca, onlar hakkinda okudukca bir seyi daha iyi anlamaya basladim ben. Bütüncül bir sistemde "zarar", "zararli", "kötü" diye bir sey yok. Bütüne dilimlere ayirarak baktigimizda bize kötü ve zararli görünüyorlar sadece. Oysa bütünün icinde bir yerleri, bütünün yarari acisindan onlarin da bir islevi, bir görevi var. Bu fotograftaki arkadasin neyin yararina oldugunu, ne islevi oldugunu sorsan yanit veremem; daha ben sivrisineklerin varlik amacini bile cözebilmis degilim. Ama eminim özünde "zararli" olmadiklarina...
Kafani bu bakis acisina "adjust" edersen tüm zararlilara tirnak icinde bakmaya basliyorsun. Sana nerede, ne zaman bir zararlidan bahsetseler "dilimi nerden kesmisler?" diye bakmaya basliyorsun. Cok vakit almiyor, görüyorsun. Bütünü dilimlere ayirmaktan daha büyük kötülük, daha büyük zarar yok, anliyorsun.
Bütün "zararli" tanimiyor; bütün sağlıklı; en güclü duvari, yani duvarsizligi siper etmis kendine, ondandir ki bağışık, ondandır ki umrunda bile degil. Zararli görülen ise sadece ayrildigi icin zayiflamis olana dokunuyor, sadece zayif olani bitiriyor. Ama bunu dogasina uyarak yapiyor, kötücüllüktendolayi degil. Agaclarda da böyle bu; larva bir agaca tutundu mu, uzmanlari bunu zararlinin korkunclugundan, kötücüllügünden cok agacin ya da yasadigi ortamin ekolojik acidan zayifladigina isaret sayiyor.
Zararlidan korkuyorsun. Cünkü dilimlere böldün, cünkü sınırlar cizdin, cünkü bütünden ayrildin, cünkü böylece zayifladin. Iste böylece korkuyorsun. Ve zararliyi sucluyorsun. Suç varsa başkasında arama. Onu ne zaman 'başkası' yaptığın, ona ne zaman 'başkası' olduğun üzerine düşün.
24 Eylül 2017 Pazar
Orman
Der Wald, eine Entdeckungsreise
Peter Wohlleben
Heyne, 2016
Peter Wohlleben'in "Das geheime Leben de Bäume" (Agaçların Gizli Yaşamı) adli kitabini varligindan haberdar oldugumdan beri ele gecirmeye calisiyorum. Kitap burada o kadar popüler olmus olmali ki, kütüphanedeki üc kopyasi bir türlü raflara geri dönmüyor. Ben de sabirla her gittigimde kontrol ediyorum. Ayni yazarin Türkce'ye adi "Orman - Bir Kesif Gezisi" diye cevrilebilecek olan bu kitabini ise iste o kitabi araraken gördüm ve benzer bir kitap olabilecegi düsüncesiyle hemen ödünc aldim.
Peter Wohlleben bu kitaba nasil ormanci oldugunu anlatarak basliyor. 80lerde yükselen cevre bilincine paralel olarak "doga korumaci" olmak istiyormus aslinda. Bu amacla Biyoloji okumaya baslamis. Bir gün annesinin gazetede okudugu bir duyuru ile ormancilik egitimine geciyor oradan; cünkü böylece hayalini kisa yoldan hayata gecirebilecegini saniyor. Ormanciligin Almanya'daki uygulamasinin (ki tahminen dünyanin her yerinde ayni olmali) doga korumaciligin yanindan bile gecmedigini; ormanin bir isletme, ormanicinin da onun kara odaklanan isletmecisi oldugunu anlamasi biraz zaman aliyor. Anladiginda ise en azindan kendi sorumlu oldugu ormanda bu gidisata dur demek icin yapmadigi sey kalmiyor. Kitap biraz bu maceranin hikayesi aslinda. Buna paralel olarak benim de en sevdigim agaclardan biri olan kayin üzerinden ormanda bir agac olma deneyimine dair pek cok sey anlatiyor.
Kitabin icimi biraz kararttigini itiraf etmeliyim. Ormanin ne kadar ince bir dengenin üzerine oturdugunu ve yapilan en kücük müdahalede bile nasil uzun vadeli zararlarin verildigini okuyunca, ormanciligin akillara zarar bir meslek oldugu hissi olustu icimde. Verdigi örneklerden de anlasildigi üzere bugünün pazara yönelik, asiri kara ve büyümeye odakli, yogun tarim ve hayvancilik uygulamalarindan hicbir farki yok ormanciligin. Wohlleben, tahminen ikibin yil öncesine ait Roma atli arabalarinin izlerinin ormanin zemininde hala görülebilir oldugunu ve bu alanlarda orman zemininin neredeyse geri dönülemez sekilde bozuldugunu anlatiyor bir sayfada. Diger sayfada ise bugünkü yaygin ormancilik uygulamalarinda ormana agaclari dakikalar icinde kesip, bicip, transfer edilmeye hazirlayan "harvester" denilen tonlarca agirlikta makinalarla girildigini anlatiyor. Kendi ormanina bu hatayi farkettigi andan itibaren transfer icin at arabalarindan baska bir sey sokmamis.
Ormandan kesilen 160 yillik bir kayin agacinin boslugunda bile aninda büyük bir negatif ekolojik etki olustugunu kayin agacinin döngüsünden okuyoruz ayrica kitapta. Bir büyükanne kesildiginde ve ahsap olmak üzere alinip götürüldügünde on yillardir gölgesindeki büyüyen yavrulara ne oluyor, toprakta neler neler oluyor, komsularina neler oluyor, faunada ne türden etkiler yasaniyor? Monokültür neden yanlis? Ormani parsel parsel yetistirip, parsel parsel harmanlayan bugünkü ormancilik anlayisi neden cikmaz sokak, ahsap kalitesi sebebiyle tercih edilen egzotik türlerle calismak neden büyük hayalkirikligi tek tek anlatiyor Wohlleben. Sürdürülebilirlik neden masala dönüsüyor, ormanlik alanlarda rüzgar gülleri neden büyük bir fiyasko, Almanya ormanlarindaki av hayvanlari ve avcilik gelenegi ormanlara nasil zarar verdi, bu konulara da giriyor. Bize Vietnam savasinin bir benzerinin sessiz sedasiz 70li yillarda Alman ormanlarinda vuku buldugunu, Borneo ormanlarindaki palmiye plantajlarinin bir benzerinin igne yaprakli türler ile Alman ormanlarinda coktan kurulmus oldugunu gösteriyor. Igne yapraklilarda özel bir sorun yok; sorun Orta Avrupa iklimi icin egzotik kalmalari, aslinda Kuzey Avrupa'nin taygalarina özgü türler olduklari ve sirf ticari, ekonomik avantajlari icin 20. yy.da Orta Avrupa'da da tercih edildikleri icin... Yani yine insan müdahalesi...
Cözüm? Benim okuduklarimdan cikardigim sonuc birincisi ormana insan müdahalesini minimuma indirgemek. Özellikle ormancilik faaliyetlerini... Ormanicinin en büyük aktivitesi gözlemek, gözlemek, gözlemek olmali yazara göre. Günlük rutininin önemli bir kismi agaclari tek tek gözden gecirmekmis. Agaci kökünden tacina dek gözden gecirip degerli isaretleri okuyormus. Bu is cok yorucu oldugundan bir kerede araliksiz iki saatten fazla yap(a)miyormus.
Ama ikinci ve daha önemlisi toplumun enerji ve hammadde kaynagi olarak ormandan elini cekmesi. Sadece yerel ormanlardan degil, küresel olarak tüm ormanlardan. Yoksa yük yerel ormanlardan cekilip dünyanin baska yerlerindeki baska ormanlarin sirtina yükleniyor; fark yok. Yani tüketimin azaltilmasi temel sart. Bu konuda ayni fikirdeyiz Wohlleben ile... En temiz enerji kullanilmamis enerji cünkü. Bu konuda biz ikimiz sanirim M.Ö. 4. yy'da yasamiz bir "cagdas"imizla ayni fikirdeyiz.
Haa, son bir ilginc detay: Wohlleben'e göre yaygin görüsün aksine orman insanin yuvasi degil aslinda. Insanin asil yuvasi savan. Bütün duyu organlarimiz ve algi becerimiz savana ayarlanmis sekilde. Ormanin bizi öteden beri hem biraz ürkütmesi, hem biraz büyülemesi; mit ve masallarin kaynagi olmasi bu yüzdendir diyor :)
23 Eylül 2017 Cumartesi
Stereogramm ve Anamorphosis
Bu iki sözcügü de o siralar (2017 basi) okudugum ??? Soru Isareti kitaplarindan not etmisim.
Ikinci sözcük Victor Hugenay'in sirrinin konu edildigi bölümdendi kesin, birinci de bir bilgisayar oyunu ve onu gelistiren adamla ilgili bölümdendi yanlis aklimda kalmadiysa. Insan bu ergen kitaplarindan ne cok sey ögreniyor :) Ve bir kötü karakter olarak Victor Hugenay'i seviyorum. Ve ??? Soru Isareti filme de cekilmis ama kitaptaki orijinal Hugenay karakterinin tamamen tersi bir Hugenay yaratmislar. Bu kadar da olmaz ki! Kınıyorum!
Neyse, notlar:
3D-Resim,Magic Eye, Stereogramm, Silberner Blick : Iki boyutlu ama icinde üc boyutlu figürler saklayan resimler. Bir ara cok ünlüydü, internette Stereogramm diye aratinca geliyor. Silberner Blick, üc boyutlu resmi görebilmek icin gerekli bakis teknigi. Hani böyle dalgın dalgın, şaşı bakış. Türkce'ye sözcügü sözcügüne cevrilirse "gümüşi bakış" demek. Bazen cangılın kuytusunda saklı gerçeği görmek icin de dik dik değil, böyle şaşı şaşı bakmak gerektirdigini düsündürmüstü bana. Ondan not etmiştim.
Anamorphosis (Hernandez'in teknigi): Bir resme ancak belli bir acidan ya da belli bir yansıtıcı araçla bakildiginda görünebilir olan anlamli sekil. Ressaminin baska türden bir bakis açısıyla çalışmasını gerektiriyor, şaşırtıcı. Bazen bu dünya da anamorphosis calisilmis gibi geliyor mu sana? Bana öyle geliyor. Bakıp bakıp "aa, neg'zel!!" filan diyoruz ama asıl resim o değil ki! Asıl resmi, gerçeği görmek icin özel bir araç gerekiyor: Kalp. Aynı hikaye yine.
Ikinci sözcük Victor Hugenay'in sirrinin konu edildigi bölümdendi kesin, birinci de bir bilgisayar oyunu ve onu gelistiren adamla ilgili bölümdendi yanlis aklimda kalmadiysa. Insan bu ergen kitaplarindan ne cok sey ögreniyor :) Ve bir kötü karakter olarak Victor Hugenay'i seviyorum. Ve ??? Soru Isareti filme de cekilmis ama kitaptaki orijinal Hugenay karakterinin tamamen tersi bir Hugenay yaratmislar. Bu kadar da olmaz ki! Kınıyorum!
Neyse, notlar:
3D-Resim,Magic Eye, Stereogramm, Silberner Blick : Iki boyutlu ama icinde üc boyutlu figürler saklayan resimler. Bir ara cok ünlüydü, internette Stereogramm diye aratinca geliyor. Silberner Blick, üc boyutlu resmi görebilmek icin gerekli bakis teknigi. Hani böyle dalgın dalgın, şaşı bakış. Türkce'ye sözcügü sözcügüne cevrilirse "gümüşi bakış" demek. Bazen cangılın kuytusunda saklı gerçeği görmek icin de dik dik değil, böyle şaşı şaşı bakmak gerektirdigini düsündürmüstü bana. Ondan not etmiştim.
Anamorphosis (Hernandez'in teknigi): Bir resme ancak belli bir acidan ya da belli bir yansıtıcı araçla bakildiginda görünebilir olan anlamli sekil. Ressaminin baska türden bir bakis açısıyla çalışmasını gerektiriyor, şaşırtıcı. Bazen bu dünya da anamorphosis calisilmis gibi geliyor mu sana? Bana öyle geliyor. Bakıp bakıp "aa, neg'zel!!" filan diyoruz ama asıl resim o değil ki! Asıl resmi, gerçeği görmek icin özel bir araç gerekiyor: Kalp. Aynı hikaye yine.
22 Eylül 2017 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)