5 Kasım 2014 Çarşamba

"I don't believe in charity. I believe in solidarity. Charity is so vertical. It goes from the top to the bottom. Solidairty is horizontal. It respects the other person. I have a lot to learn from other people."

Mealen: "Hayır işlerine inanmıyorum. Dayanışmaya inanıyorum. Hayırseverlik çok dikey.  Yukarıdan aşağı iniyor. Dayanışma yataydır. Ötekine saygı duyar."

Eduardo Galeano
"I may appear to be an eccentric old man... But this is a free choice."
http://www.bbc.co.uk/news/magazine-20243493

Sirf bu adam yüzünden gidip Uruguay'a yerlesen Türkler var. 
"I quit Facebook because I wanted to live deliberately." :))
http://zenhabits.net/fb/

Loaves and Fishes

Loaves and Fishes

This is not
the age of information.

This is not
the age of information.

Forget the news,
and the radio,
and the blurred screen.

This is the time
of loaves
and fishes.

People are hungry
and one good word is bread
for a thousand.

-- David Whyte
Gercekten o mu demis, emin degilim fakat kim derse desin günümü, haftami ve son bes yilimi ihya etti diyebilirim: "Give me the power to produce a fever and I will cure any illness." (Parmenides)


G+ - 19.02.2013

Kaybolur, maybolur neme lazim...

Young, qualified and jobless: plight of Europe's best-educated generation


Genc, kalifiye ve issiz: Avrupa'nin en egitimli neslinin zor durumu...
Bugün günlerden yine hüzün...

4 Kasım 2014 Salı


"Insanlar ışıkların gittiğini farketmeyecek bile. Çünkü düğmeden kapatılmayacak ışıklar, yavaş yavaş söndürülecek."

FB - 16.10.2014

Kim güzel derse, güzel olmayani da yaratir.
Kim iyi derse iyi olmayani da yaratir.
Var olan olmayani gerektirir.
Karmasik olan basit olani gerektirir.
Yüksek alcagi,
Sesli olan sessiz olani,
Sartli olan kayitsiz sartsiz olani,
Simdi bir zamanlari gerektirir.
Iste bu yüzden aydinlanmis kisi:
Eylem göstermeden etki eder.
Konusmadan söyler.
Her seyi birlige karar kilinmis halde icinde tasir.
Üretir ama sahip olmaz.
Yasami tamamina erdirir ama talepte bulunmaz.
Talepte bulunmadigi icin de hic kayiba ugramaz.

FB - 23.05.2014
Nehir kenari, orman ve kütüphaneden ibaret bir okul hayal ediyorum. Kütüphane mümkünse eyalet kütüphaneleri agina bagli olsun, daha da mümkünse dünyanin bütün kütüphanelerine...
FB . 29.07.2014

Japon baligi

Oglumun evcil hayvan istegiyle, yer, zaman ve bütce sınırlarını bir orta yolda bulusturmak icin balik almaya karar verdik. Bilgilenmek icin bir evcil hayvan dükkanina gittik.
"Ee, sey, biz oglum icin eve balik almak istiyorduk da..." diye basladim cümleye...
"Cok kücük daha yasi" buyurdu satici memnuniyetsiz bir surat ifadesiyle.
"Ben de yardim edecegim tabii, ama onun ögrenebilmesi icin olabildigince basit ve kücük baslamak istiyoruz" dedim.
"En kücük her zaman en basit degildir, simdi su gösterecegimle baslamalisiniz" diyerek bayagi teskilatli bir akvaryum gösterdi bize. Epey de anlatti.

Son bir deneme olarak dedim ki, "Simdi ben cocukken animsiyorum, büyükce bir fanusum vardi, icinde de iki tane baligim, bayagi tecrübelenmistim ben onunla, acaba benim de yardimimla oglum öyle bir seyle baslayamaz mi?"

"Anliyorum, fanusta Japon baligi, o eskidendi. Simdi Hayvan Koruma Kurumu tarafindan yasaklandi. Fanusta balik besleyemezsiniz. Yakalansaniz cezasi bile var" dedi.

Agzim acik kalakaldim oracikta.
Aynisindan dogup büyüdügüm ülkeye de istiyorum.
Hayir, Japon baliklari icin degil.
Maden iscileri, tersane iscileri, insaat iscileri icin... En azindan...
Hatta yakalaninca cezasi "bile" olsun.

3 Kasım 2014 Pazartesi

"Birlesmis Milletler Beslenme ve Tarim Organizasyonu'nun arastirmalarina göre insanlar tarih boyunca 7000 bitki türünü beslenme icin kullandilar. Bunlarin cogu kayboldu ve onlarla birlikte mutfakta nasil hazirlandiklarina dair bilgiler de... Bugün beslenmemizin %95'i sadece 30 botanik türden saglaniyor. Bu gecmiste tarim ve bahcivanlik islerindeki cesitliligin %0,5'ine denk gelir. Sadece bu da degil, Botanik tür Solanum tuberosum , yani patatesi ele alalim. Ciftciler yüzyillar icinde 4000 farkli patates türü yetistirdi, pirincte bu 100.000 türdü. Bilimsel acidan yedigimiz seylerin genetik cesitliligi daraldi. Kritik bakmayan tüketici bunu fazla farketmiyor. Yogun sekilde üretilen bugday ve misir akla gelebilecek her türlü gidaya dönüstürülüyor. Tahillar patlatiliyor, gevrek yapiliyor, micky mouse veya kücük kalpler sekli veriliyor, sari, mor, mavi veya yesil oluyor. Aroma maddeleri sayesinde vanilya, cilek, karamel, mango tadi aliyor. insan kendini cesitlilige inandirabilir ama bagirsak bakterileri buna kanmaz. Onlar sindirmeleri gereken maddenin sonunda ayni sey oldugunu bilirler."
FB 15.10.2014
Ögle yemegi sofrasinda farkettim. Elmayi dikine kesersen icinde kalp var, enine kesersen icinde yildiz var. Bu dünyada bi sey var, bi tarafindan bakinca isik gibi görünüyor, aydinlatiyor; bi tarafindan bakinca kalp gibi görünüyor, sicaklik yayiyor. Ayni sey aslinda ama baktigin yere göre, bir öyle, bir böyle görünüyor. Bi cocuk taniyorum; resimlerine kalp seklinde günesler ciziyor. Bi sey var biz yetiskinlerin bilmedigi; cocuklar biliyor.
FB-17.10.2014

1 Kasım 2014 Cumartesi

İşsizlik Hakkı (The Right to Useful Unemployment and its Professional Enemies)
Ivan Illich
Ilk yayinlanma yili: 1978
Türkce'de yayinlanma yili: 2011
Yeni Insan Yayinlari

Senlikli Toplum'a devam olsun diye yazilmis. Önce onu, sonra bunu okumak daha iyi.

Bi hak oldugu aklimiza bile gelmezdi, degil mi?


Ben de Beatrice'in pesinden giderim.

31 Ekim 2014 Cuma

Kücük Lego parcalarinin elektrik süpürgesi tarafindan yutulmasindan muzdarip bütün anneler artik birlesip derneklesmeli. Gec bile kalinmis. Bunu bilir bunu söylerim...
Bu kitabi 9 yil önce okumus olsaydim, o siralarda kendisini olusturmayi düsündügüm blogun adi "Şenlikli Bir Yaşam" olurdu, tarzi sonunda eristigi şenlikli kivama en basindan kavusurdu ve Google'da şenlik arayan herkes gelip beni bulurdu :) Aaah, ah , bugünkü aklim olsaydi...

Senlikli Toplum (Tools for Convivality)
Ivan Illich
Ilk yayinlanma yili: 1973
Türkce'ye kazandirildigi yil: 1989
Yayinevi: Ayrinti

Ben internetten de okurum, ingilizcem de iyidir dersen, beri gel.

+18

Bi de parmagi yok ki gözüne soksun diyorlar.
Daha ne yapsin? Bu da mi parmak degil?
Neyse, ilerde bi ucurum var,
ne biriken suyu bosaltmak,
ne günes isiginda yemek yemek icin,
durmak yok, yola devam.
Belki denize ulaşır içimizdeki nehirler bir gün...

30 Ekim 2014 Perşembe

Bugün kütüphaneye giderken yanindan gectigim cafe'de Hilde'yle Sophie'yi oturmus sohbet ederlerken gördüm.
"Gercekten"...
Biri cappuccino iciyordu, öteki kakaolu süt.
Bu isin sonu nereye varacak henüz bilmiyorum.
Sophie'yle Hilde de bilmiyorlar sanirim.


Ya Zeki Müren de bizi görüyorsa?

29 Ekim 2014 Çarşamba

Şimşek gökgürültüsünün sebebi midir?
Sakalim olmadigi icin benim sözüm dinlenmiyordu. Nihayet Tim Mälzer'in programinda deniz biyologu bir uzman dedi de hep beraber dinledik: "Balik dedigin her firsatta, haftada iki kez falan yenmez. Baligi delikattesse olarak görmek gerek."

Simdi aynisini bal icin de söyleyecek bir uzmani bekliyorum.
Her gün bir yerlere....
Ama bugün özellikle "Yaldızlı imgelere, Toplara tüfeklere, Kralların tacına..." 

28 Ekim 2014 Salı

Girilmez

Çevresine çit çekilip kapısına 'Girilmez' yazılan her bahçede cennetten bir daha kovuluyorum sanki...

FB -27 Mayis 2014
Leben und leben lassen!
Yasa ve yasat!

Senden farkli olana tolerans göster (idare ediver) anlaminda degil.
Yasam dolu olmayan herseyi köseye sıkıstır, "bozguna ugrat" ve yasam dolu olan her seye yer ac anlaminda...
Bildigim, tanidigim, okudugum bir kitabi yeni okumakta olan birine "neresindesin?" diye sorunca bana sayfa numarasi söylemesine sinir oluyorum.

25 Ekim 2014 Cumartesi

Her seferinde "ne varsa eskilerde var" demek zorunda miyiz?
Evet, zorundayiz.
Yaşar Güvenir sunar, "Sensiz Saadet Neymis"

Two monks were arguing about a flag.
One said: "The flag is moving."
The other said: "The wind is moving."
The sixth patriarch happened to be passing by.
He told them: "Not the wind, not the flag; mind is moving."

24 Ekim 2014 Cuma

Aradim aradim buldum yeniden:

Bir kuş uçar, gökyüzünde süzülür 
Bir çocuk bütün oyunlara yazılır 
Bir gül kokar, tüm çiçekler ezilir 
“Bir tel kopar, âhenk ebediyyen kesilir” 

Ekmek yogururken aklima geldi

Ekmek yogururken aklima geldi, kendi düsüncemden korktum.
Zitlari hep soldan saga dogru giden yatay ve düz bir cizginin iki ucunda gibi düsünüyoruz.
Ya aslinda bir dairenin üzerindelerse?
Ve sadece belli konularda degil, her zitlikta...
belli bir yönde cok fazla ilerledigimizde...
kendimizi zitligin öbür tarafinda bulmamiz işten degilse?

Tevazu yönünde fazla gitmenin insani böbürlenmeye götürmesi gibi...
Güzellesmek yönünde fazla cabanin insani cirkinlestirmesi gibi...
Güc göstermenin fazlasinin zayifliktan olmasi gibi...

Fazla yorgunluk insani dinlendirir mi?
Fazla zenginlik insani fakirlestirir mi?
Fazla beyazlik siyah midir?
Fazla turuncu mavi midir?

 
Tevazunun fazlasi gözüme böbürlenme gibi görünüyor.
Gecmis yillarin not defterlerini temizliyordum bugün, Suna rastladim: 
Beni arabasini tamir etmeye ikna etmek icin dedi ki "Artik büyüdün sen, yapabilirsin"... 
Anne, biliyor musun, bi daire sonsuza dek devam eder, bak böyle dönüyorum, dönüyorum etrafinda hic bitmiyor...

15 Ekim 2014 Çarşamba

Der dritte Zustand




Bugünlerde bitmek üzere olan:
"Der dritte Zustand", Israilli yazar Amos Oz'un.
Kudüs'te yasayan, kariyeri yarida kesilmis entellektüel Fima'nin hikayesi.
"haa, yine boslukta kaybolmus entellektüelin hüzünlü hikayesi" diye basladim okumaya. Sonra Kudüs sokaklari cekti. Sonra bi noktada Fima "ücüncü durum"u kesfetti. Simdi henüz kitabin bitmedigi yerde Fima ücüncü durumda yasamayi basaracak mi diye merak ediyorum, tam burada birakmak kitabi, tam bu umutlu noktada durmak istiyorum. O zaman o cografyanin insanlari icin de bir umut varmis gibi hissedecegim. Fima'nin ADD sendromundan muzdarip oldugunu saniyorum, yazari farkinda mi bilmiyorum. Belki de hepimiz ADD'den muzdaripiz.
Ingilizce'ye The Third Condition adiyla cevrilmis. Umarim Türk yayinevleri de kesfetmistir Amos Oz'u...

6 Ekim 2014 Pazartesi

Is God a mathematician?


Is God a mathematician?
Mario Livio

Adini yayinevinin pazarlama müdürünün sectigini sandigim, ic sayfalarinda daha cok "matematik bir icat midir, yoksa bir kesif mi? sorusuyla ve "unreasonable effectiveness of mathematics" kavramiyla mesgul olan, matematik ve fizik tarihine dair güzel seyler ögrenebileceginiz, "the world is something like a symphony" gibi sevilesi cümlelerin sarfedildigi, yan detaylarinda Amerikan anayasasindan cok zorlarsan bal gibi de bir diktatörlük cikarmanin mümkün oldugu bilgisini paylasan sevimli kitap...

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Bu diyalog 4 yasini yeni doldurdugunda gecmis aramizda. Dün not defterlerimin birinin arasindan cikti, günümü aydinlatti :
O - Anne ben kelebekleri, örümcekleri, sinekleri cok seviyorum.
Ben - Aferin, onlar cok yararli bizim icin zaten. (Didaktik anne, bulmus firsati, kacirmiyor.)
O - Anne, ben aslanlari, kaplanlari da cok severim.
Ben - Aferin, hayvanlari sevmek ne güzel.
O - Anne ben bütün yaramaz hayvanlari severim. (yaramaz = vahsi)
Ben - Cok güzel...
O - Onlar da beni sevsinler ama...
Ben - ?! Eee, söyleyeyim sevsinler.
O - Anne ben bir hayvanla tanismistim.
Ben - Hangi hayvanla?
O - Bi aslanla
Ben - Öyle miii? Nerede?
O - E, bahcede ya! ("Bahcede ya kadin, baska nerde olacak?" ses tonlamasiyla okunacak!)

31 Mayıs 2014 Cumartesi

...diyo

"bireyi gücünün ve otoritesinin kaynagi...olarak kabul edip...." diyo,
"bireye komsusuna gösterdigi saygiyla yaklasan..." diyo,
"olgunlasir olgunlasmaz meyvesini dökmeye razi olan..." diyo,
Böyle hayal gibi, rüya gibi, cennet gibi bi sey diyo.
165 yil önce diyo.
Bu kadar genc ölmesine sasmamak gerek...


Gözlük ve tuvalet

An itibariyle soru: "Anne, Star Wars'da hic gözlük takan biri var mi?"
Bu cocuk Magic Tree House'da Anne ve Philip'in hic bir macerada tuvalete gitmedigine de dikkat ceken cocuktur. Bi sey demek istiyor bana ama tam sözcüklere dökemiyorum.

30 Mayıs 2014 Cuma

Salyangoz


Adı Max.
Komşunun verdiği organik marulun içinden çıkmıştı.
Kışı bizim evde geçirdi.
Nefes alıp veren herşey gibi çok öğretmendi.
O şimdi özgür.


23 Eylül 2012 Pazar

Isim, zaman ve mekani kaldir; hikaye hep ayni hikaye oysa...

Soyutlama, üzerinde düşünülen ve tartışılan konuyu zaman ve mekân dinamiklerinden ayrı bir modellemeyle ele almak demek.

İşte bu olamıyor nedense.

Adlarının önünde parlak sıfatlar taşıyan, görünüşleriyle saygı uyandıran, ekrana çıkıp konuşan, fikirlerini yazan birçok kişiye bakın; en ufak bir soyutlama yapamadıklarını görüp dehşet içinde kalırsınız.

...
İnanmazsanız deneyin; bu ülkede teorik bir konuyu beş dakika bile sürdürme imkânı yoktur.


Televizyon kanallarında lafı birbirinin ağzına tıkamaya çalışan tartışmacılara “insanlardan ve yerlerden bahsetmeme“ kuralını getirin, anında hepsi susar.

Kaynak: http://haber.gazetevatan.com/dusunememek/482230/4/Yazarlar/5








.

29 Haziran 2012 Cuma

Ein Vogel wollte Hochzeit machen


Yukaridaki sarkiyi sincap oglum ilkbahar civari anaokulunda ögrendi.
Evde söyleyip durdu ama "fiderallalla, fiderallalla" disinda hicbir sey anlamadim.
Bir seyleri duydugu sekliyle benzetiyor galiba dedim.
Sonradan farkettim; gercekten de nakarati böyle olan bir Alman cocuk sarkisi var. Aslen 1470'lere ait sarki kitaplarinda bile rastlanan bir Alman halk sarkisiymis.
Sözleri oldukca ilginc. Ormanda evlenen bir karatavukla bir öter ardic kusunun (drossel; tam ceviremiyorum) teknik acidan gercek hayatta mümkün olmayan dügünü ve o dügüne gelen bütün diger kuslarla ilgili  :)
Bence bu sarkiyi ezberden söylemeyi ögrenen bir 5 yas cocugu yetiskin yasaminda taniyip görecegi kuslarin büyük kisminin da ismini ögrenmis olur :)

Sözleri: (Degisik versiyonlari var ; bu onlardan sadece biri; videodaki de bir baskasi)


Ein Vogel wollte Hochzeit machen in dem grünen Walde.
(Her misradan sonra tekrarlaniyor: Fiderallala, Fiderallala, Fiderallalalala)
Die Drossel war der Bräutigam, die Amsel war die Braute.
Der Sperber, der Sperber, der war der Hochzeitswerber.
Der Stare, der Stare, der flocht der Braut die Haare.
Die Gänse und die Anten, die war'n die Musikanten.
Der Uhu, der Uhu, der bringt der Braut die Hochzeitsschuh'.
Der Kuckuck schreit, der Kuckuck schreit, er bringt der Braut das Hochzeitskleid.
Der Seidenschwanz, der Seidenschwanz, der bracht' der Braut den Hochzeitskranz.
Der Sperling, der Sperling, der bringt der Braut den Trauring.
Die Taube, die Taube, die bringt der Braut die Haube.
Der Wiedehopf, der Wiedehopf, der bringt der Braut nen Blumentopf.
Die Lerche, die Lerche, die führt die Braut zur Kerche.
Brautmutter war die Eule, nahm Abschied mit Geheule.
Der Auerhahn, der Auerhahn, der war der stolze Herr Kaplan.
Die Meise, die Meise, die singt das Kyrie leise.
Die Puten, die Puten, die machten breite Schnuten.
Der Pfau mit seinem bunten Schwanz macht mit der Braut den ersten Tanz.
Die Schnepfe, die Schnepfe, setzt auf den Tisch die Näpfe.
Die Finken, die Finken, die gaben der Braut zu trinken.
Der lange Specht, der lange Specht, der macht der Braut das Bett zurecht.
Das Drosselein, das Drosselein, das führt die Braut ins Kämmerlein.
Der Hahn, der krähet: „Gute Nacht", nun wird die Kammer zugemacht.
Der Uhu, der Uhu, der macht die Fensterläden zu.
Die Vogelhochzeit ist nun aus, die Vögel fliegen all' nach Haus.
Das Käuzchen bläst die Lichter aus und alle ziehn vergnügt nach Haus.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Güney Kutbu'nda görüsürüz

"Neden özellikle benim icin?" diye sordu bürosuna gitmek icin acele eden Bay Summ.
"Herkes sadece kendisine degil, bir baskasina da bakmasi gerektigi icin" dedi ulak.

*

"Hosgeldin" dedi Bay Summ. Bu bir penguen yavrusuydu.
"Baba?" dedi penguen.
"Himm, denebilir" dedi Bay Summ ve kücüge Pingi adini vermeye karar verdi.
"Güney Kutbu burasi?" diye sordu Pingi.
"Güney Kutbu baska yer" dedi Bay Summ. Cünkü kücük Pingi'nin nerede oldugunu bilmesini istiyordu. Büronun kapisina bir plaka asti: "Hemen dönecegim"
Telefonla ucak bileti ayirtti, Pingi'yi aldi ve ikisi hemen o gün  Güney Kutbu'na uctular.   

Israil'li yazar Nurit Zarchi'nin beklenmedik dönemeclerle dolu hikayesini Batia Kolton resimlemis. Ingilizcesi "See You at the South Pole", Almancasi "Auf Wiedersehen am Südpol" adini tasiyor. Sehir kitapliginda karsimiza cikiyor. Sincap da, annesi de cok seviyor. 

16 Mayıs 2012 Çarşamba

15 Mayıs 2012 Salı

Filler ve örümcek agi

Sincabin anaokulunda ögrendigi bu sarki-oyunu cözmem biraz zaman aldi.
Fakat cözdügümde cok hosuma gitti. Egelenceli bi sey. Evde de cok oynadik. Bir taraftan sayilari da ögretiyor.

Oyun cocuklardan birinin "elefant" (fil) , digerinin "spinne" (örümcek) olmasiyla basliyor. Fil olan bir elini burnunda hortum seklinde tutup su sarkiyi söylüyor:

Ein Elefant, ja, der balancierte auf einem Spinnen - Spinnennetz.
Da rief er froh: Hurra, es hält! Ich hole meine Freundin jetzt.


Gruptan bir cocugu seciyor. Secilen cocuk bir eliyle digerinin elini tutup diger elini hortum seklinde tutuyor.
Sarki

Zwei Elefanten, die balancierten auf einem Spinnen - Spinnennetz.
 Da riefen sie: Hurra, es hält! Da holen wir die/der
(gruptan bir cocugun ismi)... jetzt 


seklinde devam ediyor.


Bütün cocuklar örümcek agina ciktiginda örümcegin sirasi geliyor :) Örümcek gizlice yaklasip agini salliyor ve bütün fil-cocuklari yere deviriyor :)

Sarkinin melodisi hakkinda su video fikir verebilir:


Elefant im Spinnennetz from Peter Stukenbrook on Vimeo.

16 Nisan 2012 Pazartesi

Summ summ summ!


Arilardan korkan sincap icin... 

Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Ei, wir tun dir nichts zu leide,
Flieg nur aus in Wald und Heide!
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!

Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Such in Blüten, such in Blümchen
Dir ein Tröpfchen, dir ein Krümchen
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!

Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Kehre heim mit reicher Habe,
Bau uns manche volle Wabe,
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!

Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Wollen bei den Christgeschenken
freudig deiner auch gedenken
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!

Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Mit dem Wachsstock dann wir suchen
Pfeffernüss und Honigkuchen
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!

29 Mart 2012 Perşembe

In den Wald hinein / Into the Forest



Bu kitap bugüne dek sincapla okudugumuz en "korkunc" kitaplardan biriydi. Kütüphanedeki varligini uzun zamandir biliyordum, kitabin sona eris seklini seviyordum fakat genel olarak hikayedeki ve cizimlerdeki detaylarin  sincap icin henüz uygun olmadigini düsünüyordum. Iki hafta önceki kütüphane ziyaretimizde bazi kitaplari resimlerine bakarak kendisi  secti. "In den Wald hinein" onlardan biriydi. Son zamanlarda  anaokulundaki  arkadaslarindan yeterince "korkunc" sey ögrendiginden ve bu tür seylerin onu büyülü bir sekilde kendine cektigini bildigimden sesimi cikarmadim. Nihayetinde bir cocuk kitabindan bahsediyoruz burada.

Kitap bir erkek cocugu hakkinda.  Bir gece büyük bir gürültüye uyaniyor korkuyla. Ertesi gün babasinin gitmis oldugunu farkediyor. Annesi babasinin ne zaman gelecegini bilmiyor. Oldukca da üzgün duruyor resimde. Bir sonraki gün ogluna bir sepete koydugu pastayi verip cok hasta olan büyükannesine götürmesini söylüyor. "Ormanin etrafindan dolas, sakin icinden gitme" diyor.  Tanidik geliyor, degil mi :) Cocuk, ormandaki kisa yoldan gidiyor yine de. Bir an önce gidip dönmek istiyor, cünkü, ola ki babasi o gün gelirse eve, evde olmak istiyor.

Ormanda bildigimiz baska masallardan baska karakterlere ve detaylara rastliyoruz. Ilk karsilastigi cocugun "Mutlu Hans" masalindaki Hans oldugunu düsünmüstüm ilkin. Fakat resimdeki ince detaylara dikkatle bakinca arkada göge dogru yükselmekte olan bir fasulye sirigi görülüyor :) Sanirim bu fasulye sirikli masalin Jack'i. Sonraki resimde "altin sacli" diye tarif edilen bir kiza rastliyor. Onun hangi masaldan oldugunu cikaramadim. Ve son olarak atesin basinda geciken anne ve babalarini bekleyen "Hansel ve Gretel"le karsilasiyor. Resimlerde bunlarin disinda Rapunzel, Külkedisi gibi masallardan da detaylar görülüyor.

Ormanin icinde ilerledikce üsümeye basliyor ve tam da yanina bir palto almis olmayi dilemisken, bir agac dalina asili kirmizi, kapüsonlu bir paltoya rastliyor. Onu da üzerine giyip yola devam ediyor.  Epey yürüyüp, neredeyse kayboldugunu düsünmek üzereyken buluyor büyükannenin evini. Kapiyi caldiginda "iceri gel, tatlim" diyen sesi biraz tuhaf buluyor. Biliyorum, biliyorum, her sey cok tanidik geliyor :) Büyük annesinin yataginda kimin yattigini söylememe gerek var mi?

Elbette büyükannesi!
Arkasinda duydugu bir ses üzerine dönüp baktiginda ne gördügünü söylememe gerek var mi?
Hayir söylemeyecegim :) Ama emin ol, düsündügün sey degil.
Ve hikaye cok cok hos ve aydinlik bir sekilde bitiyor :)
Cocukken korkulu bir rüyadan uyanip da annenin kollarini acmis sana uzandigini gördügünde "ah, neyse, rüyaymis hepsi, korkacak bir sey yokmus" dediginde hissettigin o hafiflik duygusu vardir ya, ayni o sekilde :)

Gelelim cizimlere... Anthony Browne inanilmaz ince detaylarla bezedigi resimlerle harika bir is cikarmis. Hikayedeki gerginligi resimlerde de hissetmemek mümkün degil. Hatta bu resimler olmasa, bu hikaye olmazdi diyesi geliyor insanin. Ormandaki bütün detaylar cocugun kendisi haric tamamen siyah beyaz cizilmis. Ormanin gizemli ve melankolik siyah-beyazligi ile cocugun capcanli renkleri tuhaf bir zitlik olusturuyor. Cizer, ormanin tabanindaki bütün yapraklari teker teker, ince ince cizmis. Yapraklarin arasindan bazen mini mini basini uzatmis kuslar gözüküyor. Ya da sinek mantarlari :)

Sincabin kitabi nasil bulduguna gelince... Bir kere iki noktada ne olur ne olmaz diye hikayeden bazi kisimlari okumamayi tercih ettim. Birincisi cocugun yoluna devam edip giderken ardindan gelen  "Gretel'in korkunc hickiriklarini" duydugu kisim ki gercekten bir dört bucuk yas cocugu icin gereksizce huzursuz edici bir detay. Özellikle de masalin kendisini bilmezken. Ikincisi de, kirmizi paltoyu üzerine gecirdiginde birden üzerine cöken korku ve birinin kendisini takip ettigi hissinden bahsettigi kisim. Bunlari filtreleyerek okudugum hikayeyi sincap cok sevdi. Her aksam mutlaka bir kez okutuyor. Haftasonlari bazen iki kez :) "Büyükannenin yataginda kim varmis?" "Omaaaaaa!" ("Büyükanneeeee!" ) dedigimiz kismi cok seviyor :) Üstelik cok dikkatle dinliyor olmali ki, cok yorgun oldugum bir gün "Hadi, ben yorgunum sen bana anlat, neler olmus bu hikayede" dedigimde metnin pek cok cümlesini birebir kitaptaki sekliyle tekrarlayarak  Almanca anlatti bana hikayeyi :)

Özetle, yetiskin filtrelemesinden gecirmek sartiyla, 4-5 yasindan itibaren okunabilecek ve yüksek olasilikla sevilecek bir  kitap. Tuhaf ama gercek :))

24 Mart 2012 Cumartesi

Ein Apfel für alle / Kırmızı Elma


 Feridun Oral'in  Türkiye'ye gidince alsak diye düsündügüm "Kirmizi Elma"sini kütüphanede Almanca olarak görünce cok sevindim :) Birazcik gurur da duymadim degil hani :) Almanca adi "Ein Apfel für alle" , "Hepsi icin bir elma" demek. Türkce orijinalini Yapi Kredi Kültür Sanat Yayincilik'in yayinladigi kitabin Almanca baskisi minedition'a ait.

Harika bir kis masali :)

Tavsan karni acikarak sicak yuvasindan cikip yiyecek aramaya koyuluyor. Yapraklarini dökmüs, ciplak bir agacin üzerinde tek bir elmayi görünce mutlulugunu anlatmaya sözcükler yetmez. Ama tek basina elmaya erismesi imkansiz. Acaba fare, tilki ve ayi ona yardim edebilecekleri mi?

Türkce'sini okumamis olmama ragmen, cevirinin oldukca iyi oldugunu tahmin ediyorum. Almanca cümlelerin arkaplaninda Türkce'lerini görür gibi oldum. Isin ilginc tarafi cevirmen kitabi Ingilizce cevirisini baz alarak cevirmis.

Tilkinin hapsurdugu yer sincabin en sevdigi bölüm. Bu kismi kahkahalar esliginde defalarca okuyoruz. Laf aramızda, ben de hapsuran tilki taklidini iyi yapiyorum galiba ;)

Kurbaga asik oluyor!


Was ist los, Frosch?

Hollandaca orijinalinin adi Kikker is verliefd.
Ingilizce adi Frog In Love.
Türkce'ye henüz cevrilmemis.

Max Velthuijs'in sevimli bir kurbaganin maceralarini anlattigi ünlü serisinden daha önce iki kitap okumustuk. Biri "Kurbaga ve Yabanci" idi, digerinin adini unuttum. Animsayinca not edecegim. Kütüphanede bir  Max Velthuijs kitabi daha görünce hemen ödünc aldim haliyle. 

Pembe kapagindan anlamaliydim. Kurbaga bu kez asik oluyor :)

Kitaptan kücük bir alinti:
"Simdi buldum!" diye seslendi kurbaga. "Güzel, hos ve beyaz ördege asik oldum ben!"
"Mümkün degil" dedi domuzcuk.
"Bir kurbaga bir ördege asik olamaz.
Sen yesilsin, o da beyaz."
Fakat bu kurbaganin umrunda bile degildi.

Bu kitap sincabin ask kavramiyla ilk kez karsilastigi kitap ayrica. Yas itibariyle zamanidir diye düsünüyorum :)
Bugün bana "Anne Tom (Tom ve Jerry'nin Tom'u) da kizlari öpüyor, ben de" dedi.
"Öyle mi, peki öpünce senin kalbin de kurbaganin kalbi gibi "Bump..bump bump..bump" ediyor mu?" diye sordum, ediyormus :) 
"Hangi kizi öpünce peki?" dedim. "Seni tabii kiiiii!" dedi, sanki baska birisi olabilirmis(!) gibi :D


23 Mart 2012 Cuma

Merakli Ayicigin Kitabi



Erklär mir die Welt sagt der kleine Bär
Tonny Mitton - Paul Howard

Ingilizce orijinali 2008 yilinda "A Very Curious Bear" adiyla yayinlanmis.

Arka kapaktan:


"Neden rüzgar böyle cilginca eser,
neden yagmur islatir bizi ve
rüya gördügümüzde nereye gideriz?


Kücük ayinin günü uyanmasindan gece uykuya dalisina dek sorularla doludur. Gepegenis dünyayi baska nasil taniyabilir ki? Neyse ki bütün sorularina bir yanit verebilen büyük ayi var yaninda"

Dogru, büyük ayinin bazi yanitlari bilgelik dolu. Büyükler de okumali dolayisiyla bu kitabi :)

20 Ocak 2012 Cuma

Küçük Hanımın Şarkısı




Feyza Erenmemis'ten bir de caz versiyonu vardir, hangisi daha güzel karar veremem bazen:

19 Ocak 2012 Perşembe

18 Ocak 2012 Çarşamba

Kıyısız Deniz

Evet, budur Pelin'cim :)
Ezginin Günlügü Haftasi kutlu olsun :))
Baslayalim bakalim sevdigimiz sarkilarini saymaya...



Sözler Mevlana'nin.
Yürege akmasi o yüzden...

Sen (Lem'a)

Pelin'cigim be,
bu sarkiyi en son dinleyeli kac yil oldu bilemedim bile.
Sagol.



Sözleri kimi rivayete göre Nazim Hikmet'in, kimine göre Cengiz Onural'in. Iki rivayetin de ayni sitede bulunmasi ayrica ilginc. Ikinci rivayeti kronolojik acidan pek olasi görmüyorum. Bilemiyorum artik...

16 Ocak 2012 Pazartesi

Yeni Türkü - Dalgaci Mahmut

Uma icin ve dünyanin bütün görünüste bosta gezerleri onuruna :)



Sözler Orhan Veli'den :)

Ve bu  arada "Yeni Türkü haftasi" da cok naif düsünceymis :)
Bir hafta Yeni Türkü'ye yetmezmis.

11 Ocak 2012 Çarşamba

Yeni Türkü - Cember



Bunun sözleri de Murathan Mungan'inmis. Neden besteleyeni degil söz yazarini belirtip duruyorum? Cünkü yeni Türkü sarkilarinda besteci ya Derya Köroglu ya Selim Atakan. Ve de bu sarkilari dinleyince "hem söz yazar, hem bestelerim" kompleksinin yersizligini bir kez daha anliyorum. En iyi yapabildigini layikiyla yapabilmek degil mi önemli olan?

Yeri gelmisken >>>

10 Ocak 2012 Salı

Baska Türlü Bir Sey

En sevdigim Yeni Türkü sarkisi:



Siir Can Yücel'inmis ve "Değişik" ve "Yapraktı" adlı iki şiirin birleşmesinden olusuyormus Youtube video'sunda da belirtilen rivayete göre...
Isil'cigim, :)



Sözler Murathan Mungan'inmis.

9 Ocak 2012 Pazartesi

Yeni Türkü - Gece Yarilari

Bu haftanin Yeni Türkü haftasi olmasina karar verdim.
Az bilinen bir sarkilariyla basliyorum, sözler Atilla Ilhan'a ait bir siirden (34 FN 346):



Senin en sevdigin Yeni Türkü sarkisi/sarkilari nedir?

3 Ocak 2012 Salı

Kardan adam

Oglum Eylül ayindan beri  kardan adam yapabilecek kadar cok kar yagmasini bekleyedursun, dogdugundan beri kulaginda yer etsin diye söyledigim Türkce sarkilardan biri:




Kardan adam yapalım, burnuna havuç takalım 
Üşüyor bu havada, boynuna atkı saralım (2) 


Atkı nerde, atkı burda, 
Süpürge nerde, süpürge burda 
Sar atkıyı boynuna,  süpürgeyi tak koluna


Türkce cocuk sarkilarina dair kaliteli kayit, video bulmanin güc oldugu, Google aramalarinin cocuk sarkilarinin sevimsiz/seviyesiz versiyonlarina ulastirdigi ve kendi blogunda cocuk sarkilari yayinlamanin cesaret isi oldugu bir ortamda, üsenmeyip bu türden videolar kaydedip yayinlayanlara icten tesekkürlerimi sunmadan gecemiyorum.

22 Aralık 2011 Perşembe

Heilpflanzen


Adi: Heilpflanzen (Ingilizce'si büyük olasilikla Herbal Remedies)
Yazar:Andrew Chevallier
Yayinevi.:Dorling Kindersley

Sifali bitkiler üzerine derli toplu. güzel fotografli, iyi bir kitap.

St. Martin, St. Martin

St.Martin günü coktan gelip gecti, sincabin St.Martin sarkilari söyleme aski hala bitmedi.

Su sarkiyi zor sözcükleri ve uzun cümlelerine ragmen nasil basariyla söyleyebiliyor, sasiyorum:



Videoda sarkinin Niederrhein versiyonu söyleniyormus.
Tam sözleri söyle:

l. Sankt Martin, Sankt Martin,
Sankt Martin ritt durch Schnee und Wind,
Sein Roß, das trug ihn fort geschwind.
Sankt Martin ritt mit leichtem Mut,
Sein Mantel deckt' ihn warm und gut.

2. Im Schnee saß , im Schnee saß,
Im Schnee, da saß ein alter Mann,
Hatt Kleider nicht, hatt Lumpen an.
"O helft mir doch in meiner Not,
Sonst ist der bittre Frost mein Tod!"

3. Sankt Martin, Sankt Martin,
Sankt Martin zog die Zügel an,
Sein Roß stand still beim armen Mann.
Sankt Martin mit dem Schwerte teilt'
Den warmen Mantel unverweilt.

4. Sankt Martin, Sankt Martin,
Sankt Martin gab den halben still:
Der Bettler rasch ihm danken will
Sankt Martin aber ritt in Eil'
Hinweg mit seinem Mantelteil.

Ilgi duyanlar olabilir, Ingilizce versiyonu da var Youtube'da:

7 Aralık 2011 Çarşamba

Lasst uns froh und munter sein

Tam da dün, bu sarkidan bahsetmeyi nasil unuttum!




Lasst uns froh und munter sein,
und uns recht von Herzen freun!
Lustig, lustig, traleralera!
Bald ist Nikolaus Abend da,
bald ist Nikolaus Abend da!

Dann stell ich den Teller auf,
Nik'laus legt gewiß was drauf.
Lustig, lustig, traleralera!
Bald ist Nikolaus Abend da,
bald ist Nikolaus Abend da!

Wenn ich schlaf, dann träume ich,
jetzt bringt Nik'laus was für mich.
Lustig, lustig, traleralera!
Bald ist Nikolaus Abend da,
bald ist Nikolaus Abend da!

Wenn ich aufgestanden bin,
lauf ich schnell zu dem Teller hin.
Lustig, lustig, traleralera!
Bald ist Nikolaus Abend da,
bald ist Nikolaus Abend da!

Nik'laus ist ein guter Mann,
dem man nicht genug danken kann!
Lustig, lustig, traleralera!
Bald ist Nikolaus Abend da,
bald ist Nikolaus Abend da!

6 Aralık 2011 Salı

Rakamlari ögreniyoruz / Say bak!

Sincabin rakamlara merak salmasi sebebiyle, sabah aksam söylemekte oldugumuz sarki:

Sag elimde bes parmak,
Sol elimde bes parmak,
Say bak, say bak, say bak
(Iki elin parmaklarini sayarak)
Bir, iki, üc, dört, bes
Bir, iki, üc, dört, bes

Hepsi eder on parmak
Inanmazsan say da bak
Say bak, say bak, say bak
(Iki elin parmaklarini sayarak)
Bir, iki, üc, dört, bes
Alti, yedi , sekiz, dokuz, on

Ich geh' mit meiner Laterne

Bir baska St.Martin sarkisi: Ich geh' mit meiner Laterne


Ich geh' mit meiner Laterne

Ich geh' mit meiner Laterne
und meine Laterne mit mir.
Dort oben leuchten die Sterne,
und unten, da leuchten wir.
Mein Licht ist aus,
ich geh' nach Haus,
rabimmel, rabammel, rabum.

Mein Licht ist aus,
ich geh' nach Haus,
rabimmel, rabammel, rabum.


Ich geh' mit meiner Laterne
und meine Laterne mit mir.
Da oben leuchten die Sterne,
hier unten leuchten wir.
Ein Lichtermeer
zu Martins Ehr.
Rabimmel, rabammel, rabumm.

Ich geh' mit meiner Laterne
und meine Laterne mit mir.
Da oben leuchten die Sterne,
hier unten leuchten wir.
Der Martinsman,
der zieht voran.
Rabimmel, rabammel, rabumm.

Ich geh' mit meiner Laterne
und meine Laterne mit mir.
Da oben leuchten die Sterne,
hier unten leuchten wir.
Wie schön das klingt,
wenn jeder singt.
Rabimmel, rabammel, rabumm.

Ich geh' mit meiner Laterne
und meine Laterne mit mir.
Da oben leuchten die Sterne,
hier unten leuchten wir.
Ein Kuchenduft
liegt in der Luft.
Rabimmel, rabammel, rabumm.

Ich geh' mit meiner Laterne
und meine Laterne mit mir.
Da oben leuchten die Sterne,
hier unten leuchten wir.
Beschenkt und heut,
ihr lieben Leut.
Rabimmel, rabammel, rabumm.

Ich geh' mit meiner Laterne
und meine Laterne mit mir.
Da oben leuchten die Sterne,
hier unten leuchten wir.
Mein Licht ist aus,
ich geh nach Haus.
Rabimmel, rabammel, rabumm.

Laterne, Laterne

Almanca - Türkce cift dilli cocuk yetistirmeye calisiyorum. Son 4 yilda edindigim tecrübeye göre Almanya'da üc tür Türk anne var:
Benim gibi Türkiye'de büyümüs ve cocuguyla Almanca cocuk sarkilari da söyleyebilmek isteyen,
Almanya'da büyüyüp cocuguyla Türkce cocuk sarkilari da söyleyebilmek isteyen,
Ister orada ister burada dogmus olsun bu türden kaygilari olmayan...

Ilk iki tür anne icin (ve dolayisiyla kendim icin) bildigim sincapla söyledigimiz Türkce sarkilari ve sincaptan ögrendigim Almanca sarkilari daha yogun not etmeye karar verdim.

Sincabin bu sonbahar cok söyledigi, 11. Kasim civari St. Martin kutlamalarinda söylenen bir fener sarkisi: Laterne, Laterne

5 Aralık 2011 Pazartesi

Suddenly in the Depths of the Forest



Haftasonu Amos Oz'un "Plötzlich tief im Wald" adli kitabini okudum. Asli Ibranice olan kitap Ingilizce'ye de "Suddenly in the Depths of the Forest" adiyla cevrilmis.

Bir masal tadindaki kitap, uzaklarda, daglar ve karanlik ormanlarla cevrili , adeta terkedilmis bir köyden bahsediyor. "Adeta" demeye gerek yok, köy gercekten de terkedilmis. Sadece atlar, inekler, kediler, köpekler degil, kuslar ve baliklar, hatta ahsap mobilyalarin icinde tikirdayan tahta kurtlari bile terketmisler köyü bir gece. Köyün cocuklari hayvanlari sadece ögretmenleri Emanulela'nin anlattiklarindan ve cizdigi resimlerden, bir de artik ciftcilik yapan balikci Almon'un yaptigi tahta oyuncaklardan taniyorlar. Iki kücük cocuk, Mati ve Maya,  bir gün olup bitenleri ögrenmek, büyüklerin yanitlamadigi sorularina bir yanit bulmak icin, gündüzleri dahi gitmeleri kesinlikle yasak olan ormana dalmaya karar veriyorlar.

Kitabin akici ve sade dilini, basit ama derin hikayesini cok sevdim. Doga tasvirlerini cok sevdim. Bence ilkokul cagindaki cocuklar bile okuyabilir. Nitekim kitabi ilk elime aldigimda bir cocuk kitabi oldugunu sanan sincap "anne hadi okusana" dedi. Ben de tepkisini ölcmek icin yüksek sesle okumaya basladim. Bir süre sessizce ve ilgiyle dinledi. Bazi seyler hakkinda sorular sordu: "Neden hüzünlüymüs köy?"  Bir gün birlikte daha da uzun okuyabilmeyi, daha da ötesi okumayi ögrendiginde kendi basina okumasini diliyorum.

Kitapla ilgili sevdigim bir baska sey de giris-gelisme-sonuc keskinliginde akan bir kurgusunun olmamasi. Bazi dügümlerin kitabin sonunda cözülmemesi... Kimilerine göre kitaptan Yahudi soykirimina dair bir alegori cikarmak mümkünmüs. Evet, mümkün. Ama kitabi okurken farkedilebilecek direk, net bir iliski yok. Daha cok diger insanlarla ve dogayla iliskilerimizin gayet gündelik detaylarindan bahsediyor kitap...Ve bunlarin ne kadar derin ve acitici sonuclari olabileceginden...  Bir alinti yapayim:


Kücük bir balikti, yarim parmak uzunlugunda bir balikcik; gümüsi pullari ve yüzgecleri vardi...Yuvarlak ve iyice acilmis bir balik gözü bir an icin Maya ve Mati'ye bakti, "bu dünya üzerinde yasayan biz bütün canlilar" demek ister gibiydi, ", insanlar ve sigirlar, kuslar ve sürüngenler ve baliklar, biz hepimiz, bütün farkliligimiza ragmen birbirimize akrabayiz"
...
"Böylece" dedi Maya bir süre düsündükten sonra, "böylece diyebiliriz ki hepimiz, istisnasiz hepimiz, ayni gemideyiz: sadece cocuklar degil, sadece köydeki insanlar degil, sadece bütün dünyadaki insanlar degil, bütün canlilar. Hepimiz. Acaba bitkiler de yakinimiz olamaz mi diye düsünüyorum, uzak bir akrabamiz?" 


"Ve diger yolcularla alay eden ve onlara aci cektiren" dedi Mati "aslinda bütün gemiye zarar veren bir aptaldir. Cünkü baska bir gemi yok."

Bana kalirsa, ne mutlu, ne de mutsuz bir sonu var "Suddenly in the Depths of the Forest"in. Sadece gercek yasamda oldugu gibi, insanin iradeyi ele almasini gerektiren bir sonu var.

Guardian ve Independent de bahsetmis kitaptan.
Amos Oz'la tanistigima memnunum.

9 Eylül 2011 Cuma

...Özbek bakicilardan, ithal catlak...

Ogluma hamileligimde eski usulde (yani bir deftere bir kalemle yazarak) tuttugum günlügümü dört yil sonra bir arkadasimin sorusunu yanitlamak icin actim. Sorunun yanitini ararken o günlerde yazdigim ve coktan unuttugum bir sürü seyi tekrar okudum.

Su kisima gelince kendimi yüksek sesle gülmekten alamadim:
"Bu arada Almanca bir forum buldum. Hamilelik haftasina göre bölümlere ayrilmis. Her bölümde kendi hamilelik haftanda olan diger aday annelerin yazdiklarini ve sorunlarini okuyabiliyorsun. Böylesi daha iyi. Bu haftalarda herkesin ultrasonsuz muayene yüzünden hayal kirikligina ugradigini (Almanya'da gebelik boyunca sigortanin ödedigi ve doktorlarin önerdigi toplam ultrason sayisi 3), iki saatligine sehre gitti diye ayni benim gibi yorgunluktan yikildigini, hatta bazilarinda bulantilarin hala devam ettigini (benimki gecti artik) ögreniyorsun böylece. Bende bir anormallik mi var psikolojisinden kurtuluyorsun. 

Bir de Türkce forum var takip ettigim. Orada daha cok hirsizlik yapip evden kacan Özbek bakicilardan, ithal catlak kremlerinden, Avrupa yakasindaki su herkesin önerdigi doktor bilmem kim beyin telefon numarasindan bahsediyorlar"

Kimse kirilip darilmasin.
Bizim oglan dört yasinda. Degisen bir sey yok.

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Kirpi ile Kestane

Yazan - Cizen: Feridun Oral
Yapi Kredi Yayinlari 

Tecrübeli annelerin tavsiyelerine dayanarak bu yil Türkiye'den aldik. Iyi ki de almisiz :)
Iki dikenlinin öyküsü :)

Sincap hikayeye bayildi, ben ayrica cakalerigi, porsuk agaci, bögürtlen vb. cizimlerine... 


Elmer Saklambac Oynuyor


Elmer serisinden henüz okumadigimiz bu kitabi kütüphanede kesfettik. Rengarenk fil Elmer kücük mavi kusla saklambac oynuyor. Kitap her sayfada tekrarlanan basit bir soru-yanit ikilisinden olusuyor.
 "Kücük kus? Pembe renkli kayanin arkasina mi saklandin?"
"Hayir, Elmer, o benim, aslan"
gibi...

Renkleri, nesneleri, hayvanlari ögrenen en kücükler icin özellikle uygun bir kitap. Elmer serisiyle tanismak icin ilk kitap da olabilir. Bir kücük sorunu var, henüz Türkce'ye cevrilmemis. Fakat okurken kolayca cevrilebilir, hatta ana fikrini anlayinca resimlere bakarak okumak bile mümkün. Ingilizce aslinin adi Elmer Plays Hide-and-Seek.

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Donatı

Oslo'dan Utøya'ya ulasmak icin karayolunu kullanan polislerin sefi "uzun yillardir bir ulasim helikopteri talep edip duruyorduk, vermediler" demis. Özel timin adaya yeterince hizli ulasamama sebebi imis bu.

Yeterince hizla ulasilamayan bir baska yer var bence. Bütün bunlar o yüzden oldu.

Yasananlardan ders almayi seven insan aklinin bundan sonraki adimi, bütün dünyanin polis örgütlerini helikopterlerle mi donatmak olur, yoksa zihinleri ve kalpleri insan sevgisi, farkliligin kabulü, herkesi kendi göz hizasinda görebilme becerisi vb ile donatmak mi?

Merak eder dururum.

Birinci can kurtarir(di), dogru. Ikinci hem can kurtarir, hem kendini kaybedenleri...

4 Temmuz 2011 Pazartesi

...hiç bi kere hayat bayram olmadı
ya da
her nefes alışımız bayramdı...

Sögütlerdeki Rüzgar ( The wind in the Willows )


Der Wind in den Weiden.
Ingilizce orijinalinin adi The Wind in the Willows.

Ilk kez 1908 yilinda yayinlanan kitap Ingilizce cocuk edebiyatinin önde gelen kitaplarindan biri sayiliyormus. Ben cocukken okumamistim. Belki de henüz Türkce'ye cevrilmemisti o yillarda. Simdi bakinca internette Sögütlükte Rüzgar, Sögütlerdeki Rüzgar, Sögüt Agaclarindaki Rüzgar gibi isimlerle cesitli yayinevleri tarafindan yayinlandigini gördüm.

Her neyse,
bu kitabi ve özellikle yukarida kapak resmi görülen baskisini bir gün sincapla okuyabilmeyi istiyorum. Kitabin yazari Kenneth Grahame hikayenin ilk seklini ogluna anlattiginda, oglu dört yasindaymis. Belki bizim de ilgiyle okuyup dinleyecegimiz günler cok uzak degildir :) 

22 Haziran 2011 Çarşamba

Ghost Dog: The Way of the Samurai

Bu da etkileyici bir filmdir. Öyle aklima gelmisken yazayim dedim.

Dondurmaciyla Ghost Dog'un diyaloglarini özellikle severim.

19 Haziran 2011 Pazar

Köstebek Kuki


Köstebek Kuki'yi ilk okudugumuzda sincap henüz 3 yasini bile doldurmamisti. Bir yili askin zamandir severek okudugumuz kitaplardan biri. Yazmayi neden bu kadar geciktirdim, bilmiyorum. Baslarda metin cok uzun geliyordu ve ben yasina uygun bir özet olusturmustum hizla, onu okuyordum. Simdilerde sincap daha sabirli ve dikkatini verebiliyor tüm hikayeye. Dolayisiyla 4 yas sonrasi icin daha tavsiye edilir bir kitap oldugu söylenebilir.

Kitap can sıkıntısından arkadaslarini üzecek yaramazliklar yapan köstebek Kuki'nin hikayesi. Kuki neyse ki sonunda yaptigi hatanin farkina variyor. Yaramazliklarinin kötü sonuclarini telafi edip özür diliyor arkadaslarindan. Yazar ve cizer Betül Sayin. Günisigi Yayinlari'ndan cikan kitap 2007 yilinda Cocuk ve Genclik Yayinlari Dernegi'nin "Yilin En Iyi Resimli Öykü Kitabi" ödülüne layik görülmüs.  Özellikle dogada gecen cocuk kitaplarinda bitkilerin türlerini ayirt edebileceginiz kadar incelikle cizilmesini önemsiyorum. Köstebek Kuki'de bu özen dikkati cekiyor hemen.  

Kurbaga Kurbis'in kitaptaki en sevdigim karakter oldugunu ve Kuki'nin Kaplumbaga Topik'i tepeden asagiya ittigi sahneyi tiyatrolastirarak sincapla defalarca oynadigimizi ekleyerek bitireyim bu yaziyi :) 


16 Haziran 2011 Perşembe

Pırtık Tekir, nam-ı diğer Tommi Tatze


Pirtik Kedi'yi ilk kez Işıl önermisti. Gecen yil Türkiye'ye gittigimizde bulamadim, bu yil ise kitapcida hizlica okudugumda emin olamadim. Işıl'in önerdigi diger kitaplardan ise emindim. Onlari aldim :)

Kütüphanede Almanca'sini gördügümde kapak resminden hemen tanidim. Bu kez emindim :)

Pirtik Kedi Türkiye'de Is Bankasi Yayinlari'ndan cikmis. Almanya'da ise Tommi Tatze adiyla Beltz&Geldberg yayinlamis. Axel Scheffler cizmis, Julia Donaldson yazmis. Unutmadan, kitabin asil yayimlandigi dil Ingilizce ve gercek adi "Tabby McTat".Türkce cevirisinde nasil bilmiyorum ama Almancasi siir seklinde. Böyle olmasi da daha cok hosuma gitti.

Bilindigi üzere kitaplarimizin cogunu kütüphaneden aliyoruz. Sincap her seferinde iclerinden bir ikisini cok benimsiyor. Hatta iade ettigimi duyunca bozuluyor. Pirtik Kedi / Tommi Tatze simdiden o kitaplardan olmaya aday. Her aksam "ne okuyalim?" diye sordugumda, "büyük kediyle kücük kediyi" diye yanitliyor. Üstelik gecen aksam uyku saati geldigi halde disariya bisikletle gezmeye cikmak istedi. Ikna icin pek cok seyi denedikten sonra caresiz "Ama Tommi Tatze'yi okuyacagiz simdi, hadi gel" dedim. Sesi aninda kesildi, kafasini sallayip kitabi bulmaya gitti. Sincap tarihinde bir ilktir. Bu yaziyi da hic geciktirmeden yazmama sebeptir. Pirtik Kedi sadece benden degil, bir 4 yas cocugundan tavsiyeli :)

Bir Dolap Kitap'in Calgici Kedisi Pirtik yazisini da okumadan gecmemeli.

Güncelleme / 04.12.2011 : Sincap bu kadar sevince Pirtik Tekir'in Türkce'sini satin almaya karar verdik. Almancasinin tadi akici diliyle damagimizda kalmisti. Nedense Türkce cevirisi ayni tadi vermedi. Bir cocuk kitabini, üstelik siirsel dille yazilmissa baska dillere cevirmek zor is biliyorum. Elestiri degil, durum tespiti olarak not düsmek istedim... 

15 Haziran 2011 Çarşamba

Ne memleket, ne memleket

Aksam saat 10'a geliyorken yattim. Günes henüz batmamisti.
Sabah 5:45 de kalktim. Günes dogmus da neredeyse tepeye yükselmisti.
Günesle yattim, günesle kalktim.
Bi de sikayet eder dururuz bu memleketin günessizliginden.

1 Haziran 2011 Çarşamba

Arthur ve Anton


Yazan ve resimleyen: Sibylle Hammer
Yayinevi: Edition bilibri

Almanca/Türkce.
Kendini fare sanan karga yavrusu Arthur ve fare yavrulari cetesinin basi Anton'un eglenceli öyküsü.
Farkliliga övgü.



17 Nisan 2011 Pazar

Sincap icin Türkce cocuk kitabi önerileri

Kisa bir süreligine Türkiye'ye gidecegiz ( ya da okudugunuz yere bagli olarak "gelecegiz" :) Her Türkiye seyahatinde oldugu gibi sincaba Türkce kitap satin alma firsatini kacirmak istemiyorum. Kisitli bir süre icin gidecegimizden uzun uzun kitapci dolasip, inceleyip secme olanagimiz olmayacak. Bu 3-4 yas cocugu icin hangi kitaplari önerirsiniz? Ve mümkünse en kolay hangi kitapcilarda bulabilecegimi de yazar misiniz?

12 Nisan 2011 Salı

Her seyi de bilmeyelim

"Önümüzdek 5-7 yil icinde isteyen herkes kendisine ait tüm gen diziliminin kaydini edinme imkanina sahip olacak. Üstelik 1000 dolardan daha düsük bir ücrete..."

E, bunu da ayni yazinin devaminda okudum. Bu ne simdi? Bir olanak mi? Bir ayricalik mi? Bir zenginlik mi? Ya etik disi, kanun disi kullanimlar? 50 yil sonra fiyati sudan ucuza inerse, is görüsmesinde su ictigim bardaktan gen analizi yaptiracak; genetik olarak burnu büyük, ukala ya da pısırık olusumu basvuruyu red sebebi  sayacak firmalar cikar mi? 

Sayi bellegimin kötü olmasinin genetik sebepleri oldugunu ve belki de ne kadar ugrassam bu konuda kendimi gelistiremeyecegimi bilmek nasil bir duygu olurdu?

Her seyi de bilmeyelim yahu, her seyi de bilmeyelim!

Her birimizi benzersiz yapan...

Sahip oldugumuz genlerin %99'undan cogu, yeryüzünde yasayan bütün diger insanlarinkiyle birebir aynidir.  Her birimizi digerinden ayri ve benzersiz yapan, geriye kalan az sayidaki gendir.

Bunu az önce okudum. Ne harika, degil mi? Hem benzersiziz, hem de böylesine sıkı baglarla bagli oldugumuz 7 milyar kisilik kocaman bir ailenin üyeleriyiz.

8 Nisan 2011 Cuma

Greta Gans - Baska bir sey olmak isteyen bir kazin öyküsü


Petr Horácek'in yazip cizdigi bu kitap Greta Gans adli bir kazin hikayesi. Cevresine bakip diger kazlardan hicbir farki olmadigini gören Greta Gans (Gans kaz demek Almanca) bir yarasa gibi basasagi asilip kanat cirpmayi, penguen gibi kayabilmeyi, fok baligi gibi su altinda da yüzebilmeyi, özetle baska hayvanlarin yapabildiklerini yapabilmeyi diliyor. Öfkeli bir aslandan kacarken diger kazlara benzemenin hic de fena bir sey olmadigini farkediyor. En azindan arada bir :) Basit bir hikayesi ve esprili bir dili var kitabin. Okurken beni bile eglendiriyor her seferinde. Bu arada pek cok hayvanin özelliklerini de ögreniyoruz. Aslanin kükremesi, devekusunun yildirim hiziyla kosmasi, kangurunun ziplamasi gibi... Bazi aksamlar ogluma "haydi, bugün sen oku bana bu kitabi" diyorum. Greta Gans'i bana Almanca "okuyor" :) swimmen (yüzmek), schlittern (kaymak) , brüllen (kükremek) gibi pek cok fiili bu kitap sayesinde ögrendi. Kitabin Ingilizce asli  Suzy Goose adini tasiyor.

5 Nisan 2011 Salı

Renkler üzerine üç çocuk kitabı


Son zamanlarda tesadüf eseri renkler, resim ve boyamak üzerine üc kitap okuduk. 3 yas ve üstü cocuklara ana renk - ara renk kavramlarini , renklerin karistirildiginda yeni renkler elde edildigi bilgisini hos, masalsi ve basit bir havada anlatabilme becerilerine hayran oldum. Cocuklara bu konulari anlatmak ama teorik ve sıkıcı olmaktan kaçınmak isteyen herkese tavsiye ederim. Türkce cevirileri olmasa da kitaplardaki fikirlerden faydalanilabilir.    

Ilk kitap yakinlarda bir baska kitabina hayran kaldigimiz Leo Lionni'nin. Sanirim meslek yasaminin ilk kitabiymis. Asli Ingilizce. Adi "Little Blue and Little Yellow" (Kücük Mavi ve Kücük Sari). Almanca'si siir seklinde, tahminen Ingilizce'si de öyledir. Hangi dilde olursa olsun sincaba siir formunda yazilmis kitaplar okumayi seviyorum. Günlük konusma dilini zaten cevresinde duyarak ögreniyor. Ama yavas yavas bir dilin yüksek, sanatsal örneklerine de kulagini hazirlamak, dilin farkli ritimleri olabilecegini farkettirmek zamani gibi geliyor bana.   


Kitabin konusuna gelince. Kücük mavi diger renklerle birlikte oynamayi cok seviyor. Bir gün annesi evde degilken arkadasi sariyi aramaya gidiyor. Birbirlerini görünce sevincle sariliyorlar ve... yesil oluveriyorlar. Bütün gün sehrin degisik yerlerinde yesil yesil oynuyorlar. Aksam eve döndüklerinde anne ve babalari onlari taniyamiyor. Zavalli sari ve mavi hüngür hüngür aglamaya basliyorlar. Gözyaslarindan ayrisarak tekrar eski renklerine geri dönüyorlar. Anne-babalari onlari taniyinca cok mutlu oluyor ve birbirlerini de sevgiyle kucakliyorlar. Anne-baba kucaklasmasindan ortaya tekrar ne ciktigini tahmin edersiniz: Yesil :)

Ikinci kitap Lars Klinting'in Kasimir malt (Kasimir Boyuyor) kitabi. Ingilizce'sinin adi "Harvey the carpenter". Daha önce de bu seriden baska bir kitap okumustuk ve sincap onu cok sevmisti. Kütüphanede gördügüm anda bu kitabi da cok sevecegini tahmin etmistim. Nitekim bugünlerde aksamlari "hadi, kitap okuma zamani, dört kitap sec bakalim" deyince ilk sectigi kitap bu oluyor.


Hikaye söyle: Kasimir ve kücük arkadasi Frippe bir dolabi boyamaya karar veriyorlar. Önce hazirlik yapiyorlar, sonra dolabin her bir parcasini ayri bir renge boyuyorlar.Sira raflari yesile boyamaya gelince ellerinde yesil boya olmadigini farkediyorlar. Kasimir cözümü mavi ve sari boyalari karistirmakta buluyor. Frippe bu ise cok sasiriyor :) Kitabin sonunda hangi renklerin karisimindan hangi renklerin elde edildigine dair bir de teorik sayfa var.

Iste Türkce cevirisinin olmasini (hatta yoksa cevirmeyi) gönülden diledigim kitap. Eva Heller'in Die wahre Geschichte von allen Farben - Für Kinder, die gern malen (Renklerin Gercek Hikayesi - resim yapmayi seven cocuklar icin) adli hikayesi. Kitap aslinda sincaptan biraz daha büyük cocuklar icin. Cünkü her sayfada metinler sincabin sabredemeyecegi kadar uzun. Ama bir kac okumadan sonra onun ilgisini cekecek bir özet cikarmayi basardim. Sincabin sinifindan gelecek yil ilkokula baslayacak 4-5 cocuk gecen ay bu kitap cercevesinde inalnilmaz güzel seyler yaptilar. Onlarin cizip boyadiklari türden renk cemberlerini ben ilk kez lisede boyadigimi hatirliyorum. Ilkokulda kurbagalarin sindirim sistemi yerine bunu ögrenmis olmayi tercih ederdim. Böylesi temel bir seyi böyle erken ve böyle hos bir masal icinde ögrenmek ne güzel.


Eva Heller her renge bir kisilik vermis. Beyaz sessiz ve cekingen. Kirmizi gürültücü, sabirsiz ve dikkat cekmeyi seviyor. Mavi huzurlu ve dostca. Yesil sakin. Sari sirlardan hoslanmiyor ve biraz sivri. Turuncu dikkat secmek cabasinda kirmizidan asagi kalmiyor ve enerjik. Mor sarinin tersine fikirlerini kendine saklamayi seviyor. Biraz gizemli, ayrica kararsiz. Kimi renkler birlesince baska renkler olusuyor. Bunlar ara renkler. Kimi renkler birbirinden hic hazzetmiyor ve birbirlerine carptiklarinda daima kahverengi cikiyor ortaya. Bunlar da zit renkler. Bütün renkler birbirine girdiginde ortalik karanlik, bulanik, tuhaf renklerle kaplaniyor. Kirmizidan maviye bütün renkler yardim cagiriyor. Imdatlarina beyaz yetisiyor. Hicbir renk digerinin yerinden calmasin ve birbirine satasmasin diye kendini 6 esit parcaya bölüyor beyaz ve hepsini uygun yerlere yerlestiriyor. Böylece resim derslerinden hatırladıgımız renk cemberi ortaya cikiyor. Bu kitabin sonunda da temel renk bilgisi üzerine bir sayfalik teorik bölüm ve bir okuma listesi var. Morun ilginc sirrini ögreniyoruz orada da.  

Bu kitaplari okudugumuzdan beri sincap oglumla resim yaparken renkler üzerine daha cok konusur, birbirimize kitaplardan bölümler anlatir ve daha cok eglenir olduk :)