tramvay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tramvay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2016 Pazar

Bayan Saat

Bu da biriktirmek istemeyip cok biriktirdiklerimden. Dökülsün dilden...

-§-

Bayan Saat'ten daha önce bahsetmistim. O zamanlar Bay Saat oldugunu saniyordum :) Kisa saclarinin üzerine kisin kulaklarini korumak icin yün bantlar geciriyordu; banti gözleri görmedigi icin gözlerinin üzerine dek indiriyordu. Derken dikkat etmemisim iste...

Bir süre sonra anladim Bayan Saat oldugunu :)
Her gün benden bir durak sonra tramvaya biner. Bir durak sonra da iner. Daima en ön kapidan biner. Durakta tramvayin nerede duracagi ve ilk kapinin yaklasik nereye denk gelecegi özel, tirtikli bir tasla isaretlidir görmeyenler icin. Orada bekler. Biner binmez kapinin yanindaki metal cubuga tutunur. Hani inecegimizde bastigimiz dügmeler var ya, o dügmelerden biri monte edilmistir cubuga. Cubugu birakmak istemeyisi biraz da bu yüzdendir. Bayan Saat'e Bayan Saat diyorum; cünkü kendisiyle yaptigimiz bir duraklik yolculuk boyunca her adimi, her hareketi bir saatin dislileri gibi hesapli, önceden planlanip calisilmis ve tıkır tıkırdır. Tramvaya ön kapidan bin, cubuga tutun, elinle "inecek var" dügmesini bul, tramvay hareket edip biraz ilerleyince dügmeye bas, tramvay bir sonraki durakta dursun, kapi acilirken görmeyenlere özgü uzun ince bastonu ac, tutunarak in, bastonu ustalikla kullanarak durak boyunca geriye dogru yürü... Bundan sonrasini bilmem; tramvay hareket ettigi icin Bayan Saat görüs alanimdan cikar. Hareketleri olabildigince sakin, güvenli ve ölcülüdür. Bayan Saat'i izlemek hosuma gider. Tramvaya binince onu görebilecegim, ön kapiyi gören bir koltuk bulmaya calismam bu yüzdendir. Bana günün de sakin ve ölcülü gececegine dair bir isaret verir sanki.

Bir tek kez kontrolü kaybettigine sahit oldum. Benim de kontrolü kaybetmek üzere oldugum, seyretmeyi birakip eyleme itildigim bir andi :) O gün tramvaya bindigimde en ön kapinin girisindeki daracik alanda dikilmis, tramvay sürücüsüyle konusan genc bir kadin vardi. Bilet veya yolla ilgili bir sey sordugunu sanmistim önce. Orada dikilmis sürücüyle sohbet ettigini farkedince sasirdim. Cünkü burada nadiren gördügüm bir seydi ve üstelik Bayan Saat'in duragina yaklasiyorduk yahu! Ve kapinin önünde sadece tek bir kisinin dikilecegi kadar yer vardi. E, simdi ne olacakti?

Tramvay duraga girdi, durdu. Ön kapi acildi. Genc kadin gözleri görmeyen, elinde amalara özel bastonuyla Bayan Saat'i görünce bir an geri cekilip yer verdi. Suratinda sevimli ve yardimsever bir güzel insan maskesiyle :) (Ne cok maskemiz var bizim, farkediyor musun? Farkinda bile olmadan birini cikarip digerini takiveriyoruz. Yüz kaslarimizin bile hakimi degiliz derin uykumuzda.) Cünkü onun tramvayin icine dogru ilerleyip gidecegini sanmisti. Fakat, hayir, Bayan Saat her zamanki gibi ön kapinin önünde malum metal cubuga tutunup dikildi. Bu noktada genc kadina karsi Almanca'dan yola cikip pek cok dile de gecmis  deyisle "Schadensfreude" hissiyle doldugumu itiraf ediyorum :) Kapinin önünde pervasizca dikilip, sürücüyle sohbet etmek, bi de Bayan Saat'in yerini kapmak ha! Fakat genc kadin anlasilan vazgececek degildi. Bayan Saat'in yerinden kipirdamadigini farkedince o daracik alana dogru tekrar bir hamle yaparak sürücüyle konusabilecegi aciyi tekrar kazanabilmek icin Bayan Saat'e de hafifce bir omuz atti. Bayan Saat'in o cubugu birakip bir adimcik da olsa geri cekilemeyecegini anlamiyor,  gayet yamuk bir pozisyonda zorlukla dikildigini görmüyor muydu? Bu da ne saygisizlik, ne bencillikti canim!

Kalkip kadini uyarmak isteyen tarafimi susturdum. Bayan Saat'in durumla bir sekilde basa cikabilecegini biliyordum. Tramvay bir sonraki duraga yaklasip kapi acildiginda kadin hala önünden cekilmedigi icin yamuk durmak zorunda kalan Bayan Saat bir de üstelik tramvaydan inemiyordu. Sesini öfkeyle yükseltip kadini bir sıkı fırçaladığında hem hak vermis, hem de ilk kez sakinligini yitirdigini görerek sasirmistim.

Bayan Saat'in üzerinden dünyanin verdigi dersi anlamam ise daha sonraydi. Hepimiz bir yolculuktayiz. Hepimiz bir cubuga tutunuyoruz. Hepimizin gözleri kör. O cubuga tutundugumuz sürece sakin ve ölcülüyüz. Ne zaman ki cubugu birakmak tehlikesiyle karsilasiyoruz; kontrolü kaybediyoruz, korkuyoruz ve öfkeleniyoruz. Ne cubugu, ne körü, ne korkusu, ne öfkesi? deme. Dikkat et, farkedeceksin. Dikkat et, anlayacaksin. Dikkat et, Bayan Saat sensin. Senin gözlerini acabilme sansin var. Senin bütün kapilari görme sansin var. Senin tramvayin istedigin kapisindan binme, istedigin kapisindan inme olanagin var.  Gercek sakinlik bu, gercek baris bu, gercek güven bu. Istersen...


12 Mayıs 2016 Perşembe

Çinli ile Afrikali

--biriktirmeden-- kaldigim yerden...

Iyi ki biriktirmiyorum, bi de biriktirsem kimbilir neler olacakti.

Bugün sira Cinli ile Afrikali'da.
Bu ikisine tramvayda ama nadiren bir arada rastliyorum. Ne zaman herhangi birini görsem aklima ikisini ilk gördügüm gün geliyor. Yanyana oturmus sohbet ediyorlardi. Aslinda sanirim dikkatimi cekmezlerdi. Nispeten kozmopolit bir sehir burasi, 72 milletten insan var. Fakat Afrikali sanki Afrikaca konusuyordu, kulaga öyle geliyordu. Cinli ise sanki Cince yanit veriyordu, kulaga gercekten öyle geliyordu. "Haa, tamam, Almanca konusuyorlar ama ikisi de kendi ana dilinin aksaniyla konusuyor" dedim kendi kendime, azicik kulak kabarttim. Normalde yapmam. Gercekten. Fakat merak iste. I ih, Almanca konusmuyorlardi. Bir an Ingilizce gibi geldi ama o da degildi. Fransizca konusuyorlar o zaman dedim. Ay, yok o da degildi. Kisacik ortak yolculugumuzun sonunda vardigim nokta: Biri basbayagi Afrikaca, digeri düpedüz Cince konusuyor gibiydi. Pek de eglenceli bir sohbet gibiydi.

Sonra bir sefer daha tanik oldum bu tuhaf sohbete. Bu kez Ispanyolca'dan Rusca'ya genis bir spektrumdan birbirine benzemez baska dilleri yakistirdim. Ama  yine de hangi dilde konustuklarindan emin olamadim.

Ne zaman birini veya digerini tramvayda görsem aklima o filmin gelmesi bu yüzden. Daha önce de bahsetmistim bu blogda. Ama insan gündelik sohbette tekrara düsebilir. Ve arkadaslar da ilk kez dinliyormus gibi ilgiyle kafalarini sallar dinlerken. Sen de öyle yap simdi. Ne diyordum? Haa, iste o film. Jim Jarmusch'un "Ghost Dog: The Way of the Samurai" filmi. Adamimiz kiralik katil falandir ama icerde bi yerde iyi bir adamdir. Dost bi adamdir. Adam gibi bi adamdir. Arada parka gider, etrafi seyreder. Parktaki dondurmacidan dondurma alir. Dondurmaci Jamaikali`dir, tek tük bir kac Ingilizce sözcük disinda sadece Fransizca bilir. Adamimiz Fransizca bilmez. Ama yine de sohbet ederler. Ama yine de sohbetleri sohbet gibidir. Ama yine de birbirlerine "en iyi arkadasim" derler. Yaklasik söyle bi sahnedir >>

Iste o yüzden ne zaman Cinli'yi veya Afrikali'yi görsem, bu filmi animsamam. Hangi dili konustuklarina gelince... Hala bilmiyorum. Hayatimin kücük, gündelik sırlarından biri :)

 

9 Ocak 2016 Cumartesi

Dejavu

Bazen cok kuvvetli bir dejavu yaşıyorum. 'Dejavu hissi yaşıyorum' demiyorum bak. Sabah köprünün üzerindeki durakta ayni anne anaokulu yaslarindaki ayni iki kizla tramvaya bindiginde... Kizlar bastan asagi pembe, bastan asagi cocukluk, bastan asagi nese formunda yan koltukta bittiklerinde... Tam bu sirada basimi cevirip camdan bakinca  durakta tramvaydan yeni inmis görme özürlü adami farkettigimde... Elinde sopasi, son derece güvenli adimlarla nasil yürüyüp gittigini izledigimde... Zaten on dakika önce tramvaya ilk bindigim durakta yine o okul cocuguyla benden baska kimse olmadigini farkettigimde... Soföre günaydin dedigimde...Tramvaydan ayni kapidan inerek ayni islak taslarin üzerinde ayni hizla yürüdügümde... Buna dejavu hissi denmez. Bu dejavunun bizzat kendisidir.

Trenlere gelince...Sanirim trenlerde her yolculuk baska bir macera...Asla bilemezsin.