şeker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şeker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2015 Perşembe

Pure, White and Deadly


Pure, White and Deadly, The Problem of Sugar
John Yudkin
Davis-Poynter, 1972

Bir sehir efsanesine göre John Yudkin'in 1972 yilinda yazdigi Pure, White and Deadly adli kitap, rafine seker endüstrisinin o kadar hosuna gitmez, o kadar hosuna gitmez ki, kitabin dagitimini durdurmak ve duyulup, bilinmesini, okunmasini engellemek icin ne gerekiyorsa yaparlar. Acikca kitabin sümen alti olmasi, yeni baskilarinin yapilmamasi icin caba gösterirler. Bütün bu cabalara karsin seker karsiti hareketin unutmadigi Pure White and Deadly'nin 2000'li yillarda internette dolasan soft-copy'lerine eslik eden hikayedir bu. Haliyle insana "sekere bu kadar karsi ne söylemis olabilir?" dedirtir, o yüzden aranir taranir, e-book okuma özürlü olundugu icin Almanya kütüphanelerindeki biricik kopyasi bulunur ve eski kagit kokan sayfalari cevrile cevrile okunur. Sehrimin devlet kütüphanesine beni bu kitapla bulusturmak konusunda gösterdigi üstün caba ve Bremen Üniversitesi kütüphanesine de baska kütüphanelerin baska kitaplarda yaptigi gibi kitabin tursusunu kurmak egilimine girmedigi icin tesekkürü bir borc bilirim :)

Peki neymis Yudkin'in seker hakkinda bu kadar etki yaratan görüsleri? Aslinda cok özel seyler degil. Özel olan bütün bunlarin 1972'de söylenmis olmasi. Bizler yasadigimiz yillardan bakinca anlamakta güclük cekebiliriz ama 1970'lerin basi güclü seker lobisinin seker hakkinda "vücudun ihtiyac duydugu bir maddedir, cok sagliklidir, müthis enerji verir, kilo aldirmaz tam tersine zayiflatir" türünden masallar anlattigi bir dönem. Böyle bir dönem de cikip diyor ki Prof. Yudkin...

...durun, direk alintilayayim:



Bunlari demekle kalmiyor, seker cevresinde oynanan kelime oyunlarina dikkat cekiyor. Örnegin kanda seker derken kastedilen "glikoz", günlük yasamda tüketip konustugumuz seker ise cogunlukla "sucrose". Ayrica fruktoz, laktoz, maltoz gibi bir alay "seker"daha var. Ama endüstri bilincli olarak glikozu kastederken de, kendi ürününü kastederken de "seker" sözcügünü kullaniyor. Sucrose ve glikozun vücuttaki etkileri tamamen farkli. Bu aliskanlik sokaktaki insanda da bilerek veya bilmeyerek devam ediyor. Sekerin yasamsal oldugu ve kanda zaten sürekli bulundugu söylenirken sucrose degil, glikozun kastedildiginin büyük olasilikla farkinda degil. 

Ayni kelime oyunlari "enerji" sözcügünün cevresinde de oynaniyor. "Sekerin enerji verdigini söylemek, sirf arabaya fazladan bir kac galon benzin eklediginiz icin arabanin daha hizli gittigini iddia etmeye benzer" diyor yazar ve ekliyor: " Bazen sekerin enerji sagladigina dair bu israrli aciklama , bunun disinda hicbir sey icermiyor olusundan mi kaynaklaniyor diye merak ediyorum."...

Kitabin bir bölümü de insanligin beslenme tarihinde sekerin yerine ayrilmis. Tahminen 2milyon yil kadar insanoglu omnivor, proteinden yana zengin , yag acisindan dengeli ve karbonhidrat acisindan zayif bir diyeti takip ediyor. Karbonhidratin cok büyük kismi nisasta; cok az kismi meyvelerden ve cok nadiren baldan gelen seker. Yani sekersiz de yasanir mi yasanir dedirten en az 2 milyon yillik bir deneyim var :) Kaldi ki 18. yüzyila dek seker hala bir lüks gida maddesi. 150 yil öncesine dek seker kutulari kilitli ve anahtarli imal edilir ve satilirmis. 

Bunun disinda anlatilanlarin bir kismi günümüzde yaygin olarak bilinen gercekler ancak o zamanlar icin anlasilan yeniymis. Bir kismi ise günümüzün güncel bilgileriyle onaylamadan direk kabul etmemek yerinde olur. Sekerin vücutta asitligi arttirdigi icin mide-sindirim sorunlarina yol actigi birinci tür bilgilerden, bazi kalp-damar hastaliklarinda sekerin hayvansal yagdan bile öncelikli olumsuz etkisi oldugu veya miyopa sebep oldugu gibi iddialar ilginc ama herhalde ikinci tür bilgilerden. Sanirim sekerin kalp hastaliklarindan, görme bozukluklarina, cilt hastaliklarindan kanser ve sindirim sistemi sorunmlarina dek pek cok rahatsizliga sebep olan genel bir sorun olduguna (belki de ilk kez) dikkat cekmesi Yudkin'in kitabini bu kadar "tehlikeli" hale getirmis. Bununla da kalmayip sekerin ciddi ciddi yasaklanmasi gerektigini, cünkü zararlarini bilmenin insanlarda yeterli vazgecici motivasyonu yaratamadigini savunmus Yudkin. Kitabin son iki bölümünde ise seker endüstrisinin "saldiri en iyi savunma mekanizmasidir" kabilinden eylemlerini, üreticinin nasil da dürüst olmadigini ve bilim adaminin nasil da tarafsiz kalamadigini bizzat basindan gecen örnekleriyle anlatmis. 

Saglikli ve dogal beslenme ve bu konuda oynanan endüstriyel oyunlar özel ilgi alaninda olan ve bu konudaki literatürü yakindan takip edenler icin 40 yil ötesinden yükselen ve mutlaka okunmasi gereken bir ses Pure, White and Deadly. Savasin gecmis cephelerinden önemli bilgiler tasiyor. Genel olarak seker ve sagliga zararlari üzerine bilgilenmek isteyen okuyucu ayni konularda güncel gelismeleri aktaran daha yeni kitaplari secse iyi olur. Bir kafa karisikligi yaratabilir yoksa bu kitap. Ama bu türden okuyucu bile uyari sinyallerinin bu kadar eski tarihlerden itibaren verilemye baslandigi bilgisini bu kitapla beraber bir kenarina not etmeli aklinin. Bu kitapta yazilanlarin, özellikle sekerin yasaklanasi bir madde oldugu iddiasinin ben dogmadan önce yapilmis ciddi uyarilar oldugunu görmek beni dehsete sürüklüyor örnegin...

Söyledigim gibi hard-copy olarak bulunmasi güc bir kitap, sehir efsanesi galiba dogru.  Ilgilenenler icin e-book örnegin surada var.   



3 Ocak 2015 Cumartesi

Rafine şekerin gereksizliği ve zararları üzerine...

Henry Hobhouse'in 1985 tarihli "Seeds of Change. Five plants that transformed mankind" adli kitabinin seker kamisi ile ilgili bölümünden rafine sekerin gereksizligi ve zararlari hakkinda  özetler...

  • 16. yüzyila kadar bütün Avrupa tarihinde kisi basina düsen seker miktari (dikkat! tüm ömür boyunca) : 1 fiske !
  • Rönesans boyunca Avrupa'da kisi basina yillik seker tüketim miktari: 1 caykasigi
  • 1690-1790 arasi Avrupa'ya ithal edilen seker miktari 12 milyon ton! Yol actigi sömürü düzeni sebebiyle ayni sayida insanin da ölümüne yol aciyor. Bugün ayni miktarda (12 milyon ton seker) Avrupa'da bir yilda tüketiliyor. ("Bugün" dedigi 80'li yillar)  
  • Seker insan icin temel gida maddelerinden biri degil. Yasamsal önemi yok. Bir yarari yok. Ama bagimlilik yaratiyor.  17. yüzyildan itibaren üretimiyle kölelige yol acmisti. Bu gün tüketenleri kendine köle ediyor.
  • Seker kamisi Ortacag civari Hindistan ve Cin üzerinden Akdeniz'e ulastiginda Avrupa'da hic seker taninmiyor. Tatlandirma icin bal kullaniliyor. Fakat en azindan M.Ö 650'ye dek insanlar nasil bal üretilecegini de bilmiyor. Dogadaki yabani yasayan arilarin ürettigi bali topluyorlar. 
  • 1300'lerde seker kamisindan üretilen seker Ingiltere, Danimarka ve Isvec'e ulasiyor. Pazari Italyanlar ellerinde tutuyor. Ancak o kadar pahali ki ilac niyetine kullaniliyor. Ya da aci ilaclari tatlandirmak icin. (Dogu Avrupa ülkelerinin rafine sekerle tanismasi 19. yy.da seker pancarindan seker üretilmeye baslanmasina dek gerceklesmiyor.) 
  • Bu tarihsel sürecin ilk kismi. Bir noktada seker nadir tüketilir bir madde olmaktan cikip ciddi olarak bagimlilik yaratan , genel tüketilen bir maddeye dönüsüyor. Aslinda bütün bitkisel gidalar insan metabolizmasi tarafindan lif, nisasta ve sekere dönüstürülüyor. Nisasta ve seker meyve ve sebzelerin hepsinde bulunuyor ve insanlar rafine sekerden önce binlerce yil meyve ve sebzelerden elde edilen seker ve nisasta ile sorunsuz yasadilar. 
  • Saf (rafine) seker büyük miktarlarda tüketildiginde metabolizmayi allak bullak ediyor. Bir meyve yedigimizde , bunun diyelim ki %10'u fruktoz, %10'u glikoz ise, %80'i bir dizi uzun sindirim süreci ile sindirilmesi gereken baska bilesenler. Buna karsilik saf, beyaz seker kamisi veya sekerpancari sekeri yedigimizde sindirim sistemi daha az calisiyor. Normalde vücutta sürekli ama damla damla üretilip tüketilen enerji, rafine sekerde bir bahar taskini gibi olusuyor.  
  • Normalde vücutta nisastayi sekere ceviren enzimler var. Vücut sekeri düzenli olarak yüksek miktarlarla alinca bu enzimler salgilanmaz oluyor. Bu da gidalarla alinan lif ve nisastanin sindirilmesinde güclükler olusmasina yol aciyor. Bu sebeple insanlar zor sindirdikleri dogal gidalardan uzaklasarak, daha kolay sindirdikleri hazir, paket gidalara yöneliyorlar. Hazir gidalarda lif orani kismen tüketici talebiyle sistematik olarak azaltiliyor. Buradan beslenmede endüstriyel saf sekerin arttigi, lif oraninin azaldigi bir kisirdöngü ortaya cikiyor. 
  • Seker bagimlilarinda kilo , dis sorunlari, yetersiz beslenme (!) ortaya cikiyor. Cünkü seker vücuttan vitamin ve mineralleri cekiyor. Bagirsak kanserine sebep oluyor. Kanda insülin seviyesinin hizla dalgalanmasina yol aciyor. Bu da pankreasin oldukca agir calismasi demek. Vücut asiri/yetersiz insülin gidis gelislerine alisiyor ki, bu da psikolojik degil kimyasal bir bagimliliga yol aciyor. 
  • Ingiltere'de 18. yüzyildan itibaren gelisen anlamsiz beyaz ekmek sevgisinin kaynaginin artan rafine seker kullanimi oldugu tahmin ediliyor. Yüksek seker tüketiminde vücut tam undan üretilen ekmegi sindirecek enzimlerden yoksun kaldigi icin...  Öte yandan beslenmeyle yeterli miktarda lif alindiginda vücudun sekere karsi ihtiyaci ve "istegi" azaliyor. Eger kisi örnegin sabah kahvaltisinda tükettigimiz müsli gibi hem lifli, hem sekerden zengin gidalar alirsa, seker lifin bütün yararlarini sifirliyor.
  • 1800'lerde Ingiltere'de kisi basina yillik seker tüketimi 9 kilogram. Bu sirada undan elde edilecek esit miktarda enerjiyle karsilastirildiginda 5 kat daha pahali. Dolayisiyla seker sadece zenginlerin güc yetirdigi bir lüks maddesi. Beyaz ekmegin zenginligin mistik simgesi haline gelisinde sinif mücadelesinden cok biyokimyasal faktörler rol oynuyor denebilir.