beyin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beyin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Ekim 2017 Salı
Andre Stern. Hic okula gitmemis. Süddeutsche'de dünden beri hakkinda bir yazi var. Tek etkili ögrenme yöntemi oyundur diyo. Sadece istek duydugu seyleri ögrenerek egitmis kendi kendini...
Foto: Dibine kadar klasik tedrisattan gecip kirk yasindan sonra Sophie'ye aşık olan ben.
Çünkü hicbir zaman geç değil,
çünkü beyin plastik,
çünkü snapslerinden sen sorumlusun,
çünkü yaşasın oto-didaktik öğrenme!
4 Haziran 2017 Pazar
Sessiz Adimlarla Beyine
Auf leisen Sohlen ins Gehirn - Politische Sprache und ihre heimliche Macht
George Lakoff, Elisabeth Wehling
Carl-Auer, 2009
George Lakoff Kaliforniya Üniversitesi'nde görevli bir bilim adami. Uzmanlik alanini Türkce nasil tarif etsem diye düsünürken Wikipedia'da "Amerikali bilişsel dilbilimci" diye tarif edildigini gördüm. Peki, aynen aliyorum (Wikipedia hala yasakli mi bu arada?). George Lakoff''un bir baska kitabini Sanem tavsiye etmisti. Ben onu bulamayinca yine kütüphanedekiyle idare edeyim demistim. Bbu arada kendime not, baskalarina tavsiye : "Metaphors We Live By", Almanca "Leben in Metaphern" de okunacak...
Dönelim bu kitaba... Ingilizcesini bulamadigim ve Almancasinin orijinali oldugunu tahmin ettigim bu kitap, Lakoff ile Alman meslektasi Wehling arasindaki bir röportaj ama biraz da bir sohbet, bir diyalog seklinde... Lakoff uzun zamandir ABD'nde politik dili bilissel acidan analiz ediyor. Bu kitap Körfez Savasi'ndan hemen sonra yazildigi icin en canli örnekler 11 Eylül ve ardindan Körfez savasi döneminden geliyor. George Bush incilerinin derinliklerine daliyoruz. Ama genel olarak da oldukca bilgilendirici ve hatta sasirtici bir kitap.
Neden bazen benim söyledigim senin anladigin kadardir? Ben sana bir paket lokum paketleyip göndersem, sen evde actiginda icinden cikolata cikar mi? Cumhuriyetciler ve Demokratlar arasindaki temel fark nedir? Düsünmenin ne kadari bilinclidir? Dünyayi algilama ve anlama seklimizi ne belirler? Kitapta acikca yazmasa bile Obama'nin secim slogani neden "Yes, we can" ve Trump'inki neden "Amerika first" idi? Trump ABD'nin Paris Iklim Anlasmasi'ndan çıkışını ilan ederken neden kendini bu kadar hakli hissediyor? Politik dile her gün maruz kalan bizler nelere dikkat etmeliyiz? Eger yanlis animsamiyorsam dönemin Istanbul valisiydi; neden "... kizimiz teröristtir" demisti? Neden madenlerde ölen isciler birden "isci kardesimiz" olur? Neden çoban retorigi bazi ülkelerde kabul görüp, bazilarinda görmüyor? Anavatan? Devlet baba? Vaterland? Annecik Rusya? Mother India?
Ilginc...
Bundan sonra güclükle dinledigim politik konusmalari bile ilgiyle dinleyecegim.
Tavsiye...
Sanem'e tesekkürler.
26 Mayıs 2016 Perşembe
Şüpheci için Meditasyon
Meditation für Skeptiker,
Ulrich Ott, 2010
Meditasyon yap(a)madigi halde, meditasyon üzerine okuyup duran bir komik tipim :)
Bu kitap süpheci bakis icin meditasyondan bahsediyor. Yazari Ulrich Ott, Gießen Justus Liebig Üniversitesi'nde calisan Alman psikolog ve meditasyon arastirmacisi. Kitapta kendi yaptigi deney ve arastirmalara ek olarak son yillarda dünyanin dört bir yaninda büyük artis gösteren meditasyon arastirmalarindan örnekler vererek meditasyonun uygulayanlari üzerindeki kanitlanmis, bilinen olumlu etkilerinden bahsediyor. Kitabin her bölümünde konuyla ilgili bilimsel bulgulari paylastiktan sonra bilinen dinsel sembol ve mesajlarindan soyulmus, gayet "seküler" meditasyon tekniklerinden örnekler sunuyor. Günlük yasamimizda hangi sorunlara iyi gelebilecegini, yasam kalitemizi hangi yönlerde etkileyebilcegini de acikliyor. Ott kitabin catisini ve genel olarak meditasyonu bize su adimlarla sunuyor:
-Oturmak
-Nefes almak
-Bedensel farkindalik (duyusal ve duygusal farkindalik)
-Düsünmek
-Olmak
Meditasyona süpheci bakan; her konuyu mümkün oldugunca bilimsel , rasyonel yönüyle irdelemek isteyen; uzak dogu, mistisizm, budizm vb. sosundan uzak durmak isteyen okuyucuya tavsiye olunur. Bu yönde meditasyon okumasi yapmak isteyenlere iki kitap daha önerilebilir. Biri Dr. Heinz Hilbrecht'in Meditation und Gehirn (Meditasyon ve Beyin) adli kitabi. Digeri ise Jon Kabat-Zinn'in Türkce'ye de cevrilmis olan Neredeysen Orada Ol adli kitabi. Jon Kabat-Zinn'in henüz okumadigim bir iki kitabi daha var ki, seküler bakisla meditasyon okumalarina dahil edeilebilecegini saniyorum. Okuyalim, görelim :)
1 Ocak 2016 Cuma
Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk
Der Junge, der wie ein Hund gehalten wurde, Türkce'de bilinen adiyla Köpek Gibi Büyütülmüs Cocuk veya Ingilizce orijinal adiyla The Boy Who Raised as a Dog, cocuk psikiyatristi Bruce D. Perry tarafindan 2006 yilinda yazilmis. Perry'nin uzmanlik konusu her türden cocukluk dönemi travmalari ve bunun cocuk psikolojisine ve beynine etkileri. Son 20-30 yilin nörobilim bulgularina dayanarak beynin plastisitesinin travma gecirmis cocuklarda nasil bir dezavantaj haline dönüsebildigini cok carpici örneklerle anlatiyor.
Kitap cok hassas bünyelere göre degil. Iki yerde agladim. Bir cok hikayede insanlarin (yetiskinlerin) nasil bu kadar... yani bu kadar.... hani gercekten bu kadar...... olabildigine sastim. Yaklasik 15-20 yildir bilincli bir secimle korku gerilim romani okumam , o türden filmler seyretmem. Bu kitapta kendimi bir Stephen King kitabinda hissettim yer yer. Hayir o tuhaf Texas kasabalari degil, hayir acayip mezhepler ve onlarin takipcileri degil, hayir zavali cocugu köpek gibi büyütmeye karar veren yasli adam degil, hayir Amerikan devletinin cocuk korumadan sorumlu birimleri degil, hayir Leon ve ailesi degil sadece; bütün dünya, bütün sistem cildirmis gibi geldi bana. Hikayelerin hemen hepsinde travma gecirmis cocuktan daha önce travmalanmis en az bir kac yetiskin veya ergen vardi. Sanki her "suclu", daha önceki bir baska olayin "kurban"iydi. Vakalarin bir kacinda ekonomik sistemin ve ona bagli olarak olarak sosyal örüntünün cöküsünün nasil da olaya sebep oldugu acik net görülebiliyordu. Ama hemen her vakada bu sosyal ve ekonomik cildirmanin bütün bu travma hikayelerinin geri plan resmi oldugu tahmin edilebiliyordu. Bütün sistem cildirmis derken öylesine demiyorum. Bütün bu travma hikayelerinin aslinda travmalanmis bütün bir toplumun/sistemin hikayesi oldugunu düsünüyorum.
Köpek gibi büyütülmüs cocuk kitabin en dokunakli hikayesi degildi bence. O cocuk belki de köpeklerle beraber büyümenin sansini yasadi ama köpek gibi büyütülmüs cocuklarin hikayesi iyi satar ;) En dokunakli hikaye bence annesinin dört yasindaki abisiyle her gün parklara ve müzelere gittigi cocugun hikayesiydi. En endise verici hikaye de oydu bence. Her gün ne hikayelerin yanindan geciyor olabilecegimizi düsündüren hikaye oydu cünkü. Bir sosyopat olmaya kac adim mesafede durdugumuzu sorgulayan hikaye de oydu.
Perry her vakada bize insan beyninin nasil sekil aldigini, özellikle negatif deneyimlere karsi nasil tepki verdigini ve bu tepkilerin uzun vadedeki sonuclarini oldukca anlasilir bir dille anlatiyor. Kitap beynimizin nasil calistigini daha iyi anlayabilmemiz icin en uc örneklerin verildigi bir vakalar listesi gibi. Bir iki yil önce Einstein'in bakis acisindan icinde yasadigimiz evreni anlatan bir kitap okumustum. Hemen her bölümde sözkonusu fiziksel fenomeni daha iyi anlayabilmek icin bir karadeligin kiyisindaki bir uzay gemisinde oldugumuzu hayal ediyorduk. Cünkü günlük yasamda göze görünür olmayan etkiler kara deligin kiyisinda birden gözlenir ve anlasilir oluyordu. Perry'nin travma öyküleri cocuk psikolojisi ve insan beyninin bu türden kara delikleri iste...
Cocukluk dönemi psikolojik "rahatsizliklari"na ve davranis "bozukluklari"na nörobilim yaklasimiyla aciklama getiren bu okudugum ücüncü kitap. Digerleri "Disconnected Kids" ve "The Whole Brain Child" idi. Sanirim kendimizi ve cocuklari anlamak icin daha coook nörobilimsel kitap okuyacagiz. Sanirim bir gün bütün analar nörobilim okuyacak :) Saka bir yana, sadece ebeveynler degil, ögretmenler, doktorlar, amcalar, dayilar, teyzeler, halalar ... , bazi insanlari anlamakta güclük cektigini düsünenler , kendisi de bir vakitler (travmalisindan ya da travmasizindan) cocuk olmus olanlar, yani herkes okusa iyi olacak bir kitap. Cünkü bütün bu yalnizlasip giden toplumlarin icinde dahi, bir iliskiler aginin icinde yasiyoruz ve komsunun cocugu yarin bir yetiskin olarak otobanda sollandiginda sapitmazsa, bu belki de bugün sokakta rastladigimizda basini sevgiyle oksadigimiz icindir. Baska hicbir sebeple olmasa da kelebek etkisine ve büyük aileye övgü olarak da okunabilir. Önerenler sagolsun.
Dipnot: Yine de nöroplastisitenin gücüne ve avantajina inanmak istiyorum. Bir de Mama P. gözümden kacmadi. Nörobilimin dedigi herseyi bütün bunlari okumadan icgüdüsel olarak bilen kadin. Belki de her sey iyi olacak. Biz gercekten istersek. Ve seversek.
11 Kasım 2015 Çarşamba
Meditasyon ve beyin
Meditation und Gehirn
Dr. Heinz Hilbrecht
Schattauer, 2010
Uzun zaman önce yarim birakip ancak geri dönebildigim bir seri kitaptan birisi bu.
Yazar tip doktoru degil, doga bilimcisi. 30 yildir meditasyon yapiyormus. Hem kisisel deneyimlerini anlatiyor, hem de bilimsel arastirmalarin isiginda meditasyonu anlamamiza yardimci oluyor. Kitabin amaci zaten meditasyon hakkinda eski dogu bilgelik geleneklerinde söylenmis seylerle, bugünkü bilimsel arastirmalari karsilastirmak.
Önce meditasyonun tarihcesiyle giriyor konuya Hilbrecht. Budizm ve Taoizm'den önce de doguda derinlikli bir zihinsel egzersiz gelenegi oldugunu ögreniyoruz. Dahasi Eski Yunanlilar'da ve Germen ve Keltler'de de bugünkü anlayisa paralel meditasyon benzeri uygulamalar varmis. Yunanlilardaki meditasyonun Büyük Iskender dönemindeki bilinen ilk Yunan-Hint (Bati-Dogu) bulusmasindan da önceye gittigini söylüyor. Hristiyanlik'ta iki türlü "meditasyon" var: Meditasyon (: Bir konuda yogunlasan derinlikli düsünme) ve Contemplation. Bugünkü anlamiyla meditasyon aslinda Hristiyan gelenekte Contemplation :) 19 yy.da Bati ve özel olarak Hristiyan mistik bakisin Contemplation'u Dogu meditasyonu ile tanisiyor. Örneklerini Rudolf Steiner ve Hermen Hesse'de görmek mümkün.
Ikinci bölümde beynin biyolojik gelisimi üzerine bilgiler veriliyor.Genc beyin ve yasli beyin üzerine söyledikleri bugün kabul ettiklerimizden farkli ve ilginc.
Ücüncü bölümde eski budist kayanklara göre meditasyonun 9 seviyesi aciklaniyor. Bu ilginc; meditasyonun zihin ötesi bir yani olmasina ragmen epey "zihni", analitik bir tarifiyle karsilastigima sasirdigimi söyleyebilirim. Burada (aslinda kitabin genelinde de) kendimizi yüzme bilmeden yüzme üzerine yazilmis bir kitabi okur gibi hissediyoruz. Üstelik kitabi okuyarak yüzme ögrenme olasiligi da yok, suya girip hareket etmeden yüzme ögrenemeyiz :)
Dördüncü bölümde Hilbrecht bir önceki bölümdeki bazi kavramlar, deneyimler ve onlarin bilimsel acidan aciklanmasina daha cok yer ayiriyor. Sözsel düsünce, "Bilincdisi düsünce" , ayna nöronlar, theory of mind, "ücüncü göz" (Bkz. Dipnot),"büyük bosluk", özgür irade bunlardan bir kismi. Oldukca bilgilendirici. Bunca zamandir o veya bu kitapta "Theory of Mind" konusuna rastlarim, Sally'nin misketinden bir adim öteye gidenini görmedim diyebilirim. Bu kitap gidiyor.
Besinci bölümde eskilerin deneyimle tanimlayip kayit altina aldigi kimi fenomenlere bilimsel aciklama getiriyor. Önsezi, gelecegi görme, ice dogma, altinci his, beyin okuma, "Chi" (qi), Kundalini, ölüme yakin deneyimler, beden disi deneyimler gibi. Son ikisini ileri meditasyon asamalarinda kendisi de deneyimlemis, "sahadan" bildiriyor :) Buradaki aciklamalar da epey bilgilendirici ve akla yakin.
Altinci bölüm dikkatsizce ve yanlis meditasyon uygulamalarinin sebep olabilecegi sorunlar üzerine. Meditasyonu, önyargilara sebep olan yanlis bilgi ve uygulamalardan temize cikariyor diyelim :)
Yedinci bölüm meditasyonun saglik üzerinde arastirmalarla kanitlanmis yararlari üzerine.
Sekizinci bölüm meditasyonun uygulamasi üzerine. Tüm bu anlatilanlar üzerine yazardan bi meditasyon tarifi olmasi gerekirdi diye düsünmüstüm, bu bölüm iste tam da bunu yapiyor. Taoismus kaynakli ve 2000 yildir denenmis bir usulün tarifini yapiyor.
Dokuzuncu ve son bölüm meditasyon yapanin nasil beslenmesi ve beynini nasil beslemesi gerektigine dair.
Oldukca kapsamli ve bilgilendirici bir kitap. Meditasyon üzerine adinin vadettiginden da fazlasini sunuyor. Üstelik eski kaynaklarin ne söyledigini de aktariyor, üstelik modern bilimin ne dedigini de söylüyor, üstelik kendi kisisel deneyimlerini de paylasiyor. Spekülasyon yok; akla hitap etmeyen bi tarafi yok; asiri mistik, spiritüel laflar yok. Insana beynini ve kendini sevdiriyor :) Daha ne olsun?
(Dipnot: Kapak fotografi uzun zaman meditasyon yapanlarin beyninde etkinlestigi tespit edilen , orbitofrontal kortex üzerindeki bir noktayi isaret ediyor. Sözkonusu bölge dogu geleneginde "Ücüncü göz" diye bilinen noktayla ayni yerdeymis.)
28 Ekim 2015 Çarşamba
Tırmanma
5 yasindan beri tirmanma kursuna gidiyor. Gecen 3 yil ciplak elle, aletsiz tirmanma kursuydu. Bouldering diyorlar o türlüsüne. Bu yil aletli, özel kemerli ve ipli tirmanmaya gecti. Bu ikisi birbirinin öncülü ardili degil. Aletsiz tirmanma tamamen ayri bir uzmanlik alani. Bu yöntemle gökdelenlere tirmanan gencler var. Bu türlüsüne Roofing deniyor. Illegal. Dertleri tam ne, bilmiyorum. Deli olduklarini düsünebiliriz ama bir belgeselde gördüm, aksam haberlerinden tanidigim bazi insanlardan daha akli basinda göründüler bana.
Simdi aletli tirmanmada daha yakindan izliyorum oglani ve kursa katilan diger cocuklari. Sadece fiziksel kondisyonu gelistiren bir spor degil. Bütün kaslar calisiyor, hem de müthis calisiyor, o ayri hikaye. Fakat ayni zamanda koordinasyon, dikkat, organizasyon, planlama gibi beceriler de gelisiyor. Cüsselerine bakarak 5 yasinda oldugunu söyleyebilecegim cocuklar, mini mini cocuklar, ciddi ciddi planlama yapiyor, kendilerini duvarin sartlarina ve cevrelerindeki diger cocuklara göre koordine ediyorlar. Evet tek kisilik spor gibi görünse de bir yandan, aslinda kesinlikle takim oyunu. Futboldan daha fazla takim oyunu. Duvari ortak kullanmalari ve birbirlerine zarar vermemeleri gerekmesi bir yana, bütün cocuklar bir saatlik egitim boyunca üc kisilik gruplar halinde, üc ayri rolü de talim ediyorlar her hafta. Cocuklardan biri tirmanirken diger ikisi asagida onun ipini güvenli sekilde tutuyor, asagiya inis icin kendini saliverdiginde de güvenli inisini sagliyor. "Schutzengel" yani koruyucu melek deniyor asagidaki o iki cocuga. Böylece cocuklar sosyal iliskinin de ötesinde bir örüntüde hem birbirlerine güvenmeyi, hem de baskalarinin güven duyacagi bireyler olma sorumlulugunu almayi ögreniyorlar. Sonra türlü türlü dügüm atmayi ögrenmeleri gerekiyor. Benim oglan hararetle dügüm atma tekniklerini ögrenmeye kafa yoruyor bugünlerde.
Bir yandan icime Cetin Altan'in dedigine benzer seyler doguyor. Her köye tenis kortu hayali kurardi hani. Her köye tirmanma duvari keske diyorum :) Öte yandan absürd geliyor. Ne bileyim...
Daha da öte bir yan var öte yandan. Köyde büyüdügünü bildigim pek cok kisi buna cok benzer dogal deneyimlerden bahseder. Dere kiyisina inip cikma, tepeye, kayaliklara tirmanma, yürüyerek yaylaya cikma... Dereyi aldilar, kayaligi aldilar, yayla yoluna asfalt döktüler, yerine bir tirmanma duvari koysalar cok mu?
Cünkü bunun iyi geldigini hissediyorum. Cünkü bunun önemli oldugunu hissediyorum . Fiziksel, beyinsel ve sosyal cabalamanin bu türden bir aradaliginin, bu fiziksel, zihinsel ve duygusal "challenge"i deneyimlemenin... Her derde deva aspirin oldugunu ilan etmiyorum. Bütün cocuklar tirmanmali demiyorum. Fakat cocuklar ne kadar da tüm bunlari deneyimlemeden büyüyorlar. Bir aradaligini gectim, ayri ayri bile deneyimlemiyorlar neredeyse... Artık tepelere, kayalıklara tırmanarak büyüyen çocuklar değiliz. Ister istemez bir karsilastirma yapiyor zihnim. Ister istemez sorular uyaniyor aklimda. Oglum duvarin en yüksek kismina henüz cikamiyor. Yukarilarda cikintilarin azaldigini, basacak yer bulamadigini söylüyor ki, disaridan bakan bana göre durum öyle degil. Sanirim yukarilara ciktikca korku da yükselmeye basliyor icinde ve bu da durumu tam degerlendirmesine engel oluyor. Kurs ögretmeni hicbir zaman zorlamiyor. Istedigi zaman asagiya koruyucu meleklere seslenebilir ve onlarin yardimiyla güvenle asagiya inebilir. Ama bir gün en yukariya tirmanmayi basardiginda, bunu korkusuna ragmen basardiginda ve yukaridan asagiya baktiginda ve orada durup buraya bakmayi deneyimlediginde ve sonunda koruyucu meleklere seslendiginde ve kendini asagi onlara duydugu takimdas güvenle sallandirdiginda ve asagiya indiginde ve bir digerinin yukariya dogru tirmanmasi sirasinda aslinda gayet de sıkıcı bir is gibi görünen koruyucu meleklik rolüne büründügünde ne hissedecek? Ve o duyguyla büyümeyi basarirsa nasil bir yetiskin olacak? Ne kadar absürd gelirse gelsin kulaga, her "köyde" bir "tirmanma duvari" olsaydi, nasil yetiskinler olurduk biz?
Dipnot: Üc gün ugrastim su yaziya. Yazdim, cizdim, sildim, dagittim, toparladim, dagittim. Alt tarafi oglanin fotografinin altina "tirmanmak cok iyi bi sey" minvalinde iki satir yazacaktim. Her günün sonunda yayinlamaktan vazgectim. Bugün ücüncü gün. Sıkıldım, yayinlayacagim. Üstelik bu sabah ilginc bir sey oldu. Elimdeki ütopik kitapta kayaliklara tirmanmanin bir tür ergenlige gecis ritüeli gibi kullanildigina dair bir bölüm okudum. Tesadüfe bak! Sanirim tam olarak böyle bir seyi anlatmaya calisiyordum. Ya da en azindan "tirmanmak cok iyi bir sey"...
5 Eylül 2015 Cumartesi
Günler gecip gidiyor sevgili günlükcüm
Öglen oglanin epey bir kücülmüsünü ve benim dolaptan cikan bir kac parcayi islerine daha cok yarayacagini sandigim kisilere verilmek üzere teslim etmeye gittim.
Yunan tragedyalarinda felaket tellalligi yapan ve varolan bütün kötü olasiliklari sayip döken karakter kimdir, koro mudur o? Her neyse, iste o karakterden bir numune de bizim komsular arasinda. Yolda görüp niyetimi ögrenince, önce taniyip bildigi bazi yardim kuruluslarini yerin dibine batirdi. Onlara vermeyecegimi duyunca, bu kez direk kullanacak kisilere mi verecegim diye sordu. "Hayir, bunlar aracilar" dedim. Bu kez direk kullanacak kisiye verilmeyen her yardimda kaymagin aracinin cebine, cantasina girdigine dair uzun bir cümleyi tek bir el hareketiyle özetledi bana :) Gülümsedim, göz kirptim, bazen riske girmek gerektigini söyledim. Karisi da benimle ayni fikirdeydi. Koro degil, koronun karisi, ben ve diger "naive risk takers" cogunlukta oldugumuz icin dünya hala kör topal gidiyor galiba diye düsündüm yolda. Emin degilim, kendimi ve koronun karisini cok önemsemis olabilirim.
Dönüste sezonun son dondurmasi olabilir diye düsünerek dondurma aldik ogulla. Sezonun son dondurmasi olabilir diyerek daha epey dondurma yeriz diye düsünüyorum, fakat bunu ona söylemedim.
Yari yolda ıssız parka ugradık. Issız parklarin bein ve yürek detoksu yapttirici etkisi var. Birazcik büyük örümcek agina tirmandik. Kimbilir ne zaman bi kitapta okumustum. Vücuttaki her kasi calistirmak gerekirmis. Beyin de bir kasmis. Onu da calistirmak gerekirmis. Hayir, Sudoku sart degilmis, hatta bazen problemmis. Beyni asil calistiran kendisine duyumsal mesajlar göndermekmis: Renk, ses, koku, tat, isi, dokunma, basinc. "Merhaba uzayli, burasi dünya ve sen buradasin" diyen her sey... Bes duyunun calismadigi anlarda bile beyin kendini üc boyutlu mekanda hissederek calisirmis. En iyi beyin egzersizi vücudun kendisini üc boyutlu mekanda hissetmesiymis. Bu da en cok yercekimine karsi hareket ettigimiz etkinliklerle olurmus. Oldu, peki, ben zaten bahaneye bakiyorum sevgili neuroscience, bilimsel aciklama icin mütesekkirim. Bak, nasil hissediyorum kendimi örümcek aginin halatlari üzerinde cambazlik yaparken ben simdi :
Neyse, sonra parkta cocugunu eyleyen klasik bir anne ciddiyetiyle banka oturdum. Fakat yine rahat duramadim, "bana iyi gelen seyler" kontenjanindan göge baktim. Bu kez hatta videoya cektim, hadi hep beraber göge bakalim:
Sonra eve dogru yürürken nehir kenarinda cantamdaki tohumlar geldi aklima. Hani cayir cicekleri karisik tohumlari vardi, hani ben bunlari dünyaya sacacagim evde bekletecegime demistim. Sevgili insan zihni rahat durmuyor, ille saga sola ceki düzen verecek. Bu yaz da nehir kenarina ceki düzen vermekle mesguldü bir takim mühendis abiler. Saga sola yigdiklari toprak yiginlari oradaki yari yabanil düzeni bozmustu. Söyle bir florayla karsi karsiyaydik yaz sonunda:
Emin degilim, belki bu florada bir yanlislik yok, belki de gelecek yaza kadar düzene koyar kendini. Ya da zaten "düzgün" belki. Her neyse, yine de cantamdaki tohumlarin tam yeri ve tam zamani gibi geldi. Hepsini saca saca yürüdük yol boyunca. Oglan " anne acaba hangi ciceklerin tohumuydu bunlar, gelecek sene acinca bilirdik bizimkileri" dedi. Ben de ona "bosver, böylesi daha iyi, gelecek sene acan bütün cicekleri bizden biliriz böylece" dedim ;) Daha cekmecede bir de arisever ciceklerin tohumlari var, bir yürüyüste de onlari serpecek ben :)
Sonra biraz da yakindan baktim floraya ve faunaya. Yok yok, gayet düzgün geldi gözüme...Yakindan bakinca sanki yasamak güzel :)

Bugün biraz dolap, biraz çekmece, biraz zihin, biraz yürek temizledim. Iyilikle doldum, umutla doldum, yasamla doldum sevgili günlükcüm, yeter mi?
Oysa sana daha masayi toplarken buldugum, son zamanlarda yaptigimiz pek cok resmi evin duvarlarina astigimi, duvarlarin epey senlendigini ve bunu da yasam dolu olani kutulayıp kaldırmak yerine duvara asarak daha da yasam dolu kilmak hanesine not ettigimi söylememistim bile...
Biliyorum, bazi günler cenem düsüyor.
Yunan tragedyalarinda felaket tellalligi yapan ve varolan bütün kötü olasiliklari sayip döken karakter kimdir, koro mudur o? Her neyse, iste o karakterden bir numune de bizim komsular arasinda. Yolda görüp niyetimi ögrenince, önce taniyip bildigi bazi yardim kuruluslarini yerin dibine batirdi. Onlara vermeyecegimi duyunca, bu kez direk kullanacak kisilere mi verecegim diye sordu. "Hayir, bunlar aracilar" dedim. Bu kez direk kullanacak kisiye verilmeyen her yardimda kaymagin aracinin cebine, cantasina girdigine dair uzun bir cümleyi tek bir el hareketiyle özetledi bana :) Gülümsedim, göz kirptim, bazen riske girmek gerektigini söyledim. Karisi da benimle ayni fikirdeydi. Koro degil, koronun karisi, ben ve diger "naive risk takers" cogunlukta oldugumuz icin dünya hala kör topal gidiyor galiba diye düsündüm yolda. Emin degilim, kendimi ve koronun karisini cok önemsemis olabilirim.
Dönüste sezonun son dondurmasi olabilir diye düsünerek dondurma aldik ogulla. Sezonun son dondurmasi olabilir diyerek daha epey dondurma yeriz diye düsünüyorum, fakat bunu ona söylemedim.
Yari yolda ıssız parka ugradık. Issız parklarin bein ve yürek detoksu yapttirici etkisi var. Birazcik büyük örümcek agina tirmandik. Kimbilir ne zaman bi kitapta okumustum. Vücuttaki her kasi calistirmak gerekirmis. Beyin de bir kasmis. Onu da calistirmak gerekirmis. Hayir, Sudoku sart degilmis, hatta bazen problemmis. Beyni asil calistiran kendisine duyumsal mesajlar göndermekmis: Renk, ses, koku, tat, isi, dokunma, basinc. "Merhaba uzayli, burasi dünya ve sen buradasin" diyen her sey... Bes duyunun calismadigi anlarda bile beyin kendini üc boyutlu mekanda hissederek calisirmis. En iyi beyin egzersizi vücudun kendisini üc boyutlu mekanda hissetmesiymis. Bu da en cok yercekimine karsi hareket ettigimiz etkinliklerle olurmus. Oldu, peki, ben zaten bahaneye bakiyorum sevgili neuroscience, bilimsel aciklama icin mütesekkirim. Bak, nasil hissediyorum kendimi örümcek aginin halatlari üzerinde cambazlik yaparken ben simdi :
Neyse, sonra parkta cocugunu eyleyen klasik bir anne ciddiyetiyle banka oturdum. Fakat yine rahat duramadim, "bana iyi gelen seyler" kontenjanindan göge baktim. Bu kez hatta videoya cektim, hadi hep beraber göge bakalim:
Sonra eve dogru yürürken nehir kenarinda cantamdaki tohumlar geldi aklima. Hani cayir cicekleri karisik tohumlari vardi, hani ben bunlari dünyaya sacacagim evde bekletecegime demistim. Sevgili insan zihni rahat durmuyor, ille saga sola ceki düzen verecek. Bu yaz da nehir kenarina ceki düzen vermekle mesguldü bir takim mühendis abiler. Saga sola yigdiklari toprak yiginlari oradaki yari yabanil düzeni bozmustu. Söyle bir florayla karsi karsiyaydik yaz sonunda:
Emin degilim, belki bu florada bir yanlislik yok, belki de gelecek yaza kadar düzene koyar kendini. Ya da zaten "düzgün" belki. Her neyse, yine de cantamdaki tohumlarin tam yeri ve tam zamani gibi geldi. Hepsini saca saca yürüdük yol boyunca. Oglan " anne acaba hangi ciceklerin tohumuydu bunlar, gelecek sene acinca bilirdik bizimkileri" dedi. Ben de ona "bosver, böylesi daha iyi, gelecek sene acan bütün cicekleri bizden biliriz böylece" dedim ;) Daha cekmecede bir de arisever ciceklerin tohumlari var, bir yürüyüste de onlari serpecek ben :)
Sonra biraz da yakindan baktim floraya ve faunaya. Yok yok, gayet düzgün geldi gözüme...Yakindan bakinca sanki yasamak güzel :)
Bu da köprünün üzerinde dikkatimi cekti. Önce örnegin "Ben ve Sabriye" diyen bi Türk hayal ettim; sonra "Benjamin ve Sabine" daha olasi geldi :) Her iki olasılık da gülümsetti.
Oysa sana daha masayi toplarken buldugum, son zamanlarda yaptigimiz pek cok resmi evin duvarlarina astigimi, duvarlarin epey senlendigini ve bunu da yasam dolu olani kutulayıp kaldırmak yerine duvara asarak daha da yasam dolu kilmak hanesine not ettigimi söylememistim bile...
Biliyorum, bazi günler cenem düsüyor.
22 Mart 2015 Pazar
The Whole Brain Child
Achtsame Kommunikation mit Kindern - The Whole Brain Child
Daniel J. Siegel - Tina Payne Bryson
arbor, 2013
Son zamanlarin cok okunan cocuk gelisimi kitabini Almanca'sindan okudum.
Yazarlar Siegel ve Bryson özellikle insan beyni ve isleyisi üzerine son arastirmalardan yola cikarak cocuklarin gelisimi üzerine anne-babalarin yasamini kolaylastirici bir kitap yazmislar. Ana savlari beynin cesitli acilardan entegre olmasi durumunda daha bütünsel, saglikli, uyumlu calisacagi ve cocuklarimizla yasadigimiz cesitli ebeveynlik sorunlarinin ortadan kalkacagi. Mutlu cocuk, mutlu anne-baba :)
Kitabin her bir bölümünde belli bir entegrasyon acisini ele almislar. Somut örneklerle ve uzman olmayanlarin anlayacagi bir dille aciklamislar. Bunun üzerine iki cözüm stratejisi tanimlamislar. Her bölümün sonuna cocuga ayni konuyu anlayabilecegi dille nasil anlatabilecegimizi, yani cocugun kendi beyninde olup bitenleri nasil anlayabilecegini gösteren cizimli diyaloglar eklemisler. Ayni entegrasyon ihtiyacinin ayni zamanda yetiskinlerin beyninde de (yani ebeveynlerin) olabileceginden yola cikarak bir de ebeveynlere kendi beyinlerini nasil entegre edeceklerini tarif etmisler. Kitabin sonunda tüm bu bölümleri özetleyen bir bölüm var. Bir de her bir stratejinin 0-3, 3-6, 6-9 - 9-12 yas gruplari icin nasil uygulanmasi gerektigini detaylandiran bir kapanis bölümü.
Siegel ve Bryson'a göre cocuk ve insan beyni son arastirmalarin isiginda su acilardan entegre edilmeli:
1) Sag - sol beyin
2) Üst - alt beyin ( düsünen beyin - sürüngen beyni)
3) Muglak (implicite) ve acik- kesin (explicite) animsama
4) "Ben" in cesitli halleri
5) Ben - Biz
Önce cocugun duygusal durumunun farkinda oldugunu göstermek ve beynin bu duygusal yaniyla kontaga gecmek , sonra beyni rasyonel-mantiksal düsünmeye davet etmek önerisi güzel. Her anne-babanin, en tecrübesiz olanin bile, eninde sonunda kesfettigi yöntemdir sanirim. Duygularin söze dökülmesi, onlara bir isim verilmesi, cocugu etkileyen olaylarin tekrar tekrar hikaye edilmesi geregi dikkat cekici. Derhal bilincli olarak uygulamaya aldim, hemen yararini gördüm. Ben'in cesitli hallerine karsi cocukta farkindalik yaratmak süper fikir ama dogru anladiysam cok orijinal oldugunu söyleyemeyecegim. Siegel bu yönteme Mindsight adini vermis ve bunun üzerine bir kitap daha yazmis. Kitabin belli bir yerinden itibaren her seye aspirin niyetine ve adeta markalastirarak "mindsight" tavsiye ediyorlar. Hatta beyni adeta "Mindsight" icin bicilmis kaftan gibi yaratilmis bi sey olarak tanimladiklari bir cümle bile okudum. Galiba kalem sürctü, tersini demek istediler. Bu cok Amerikan bir tarz, maalesef Amerikan akademisyenlerin yazdigi pek cok kitapta görülüyor bu belli bir yönteme belli bir isim verme, ciddi bir cerceve cizme ve markalastirma cabasi... Oysa Mindsight güzel olmasina güzel ama bana Jon Kabat Zinn'in MBSR (Mindfullness Based Stress Reduction - Farkindalik Bazli Stres Azaltimi) yöntemi - ki o da orijinal degildir, Budizm'den ve meditasyondan sekülerlestirilmis tonlar tasir- ile Erich Fromm'un Vom Haben Zum Sein adli kitabinda tavsiye ettigi günde en fazla 15-30 dk ayrilan kisisel psikoanaliz arasi bi seyi cagristirdi.
Bunun disinda beynin sosyal bir organ oldugu ve sosyal iletisim icin tasarlandigi, beynin her yasta degisebilir , plastik (sekillenebilir) bir organ oldugu , cocukta empati, kendini tanima ve moral duygusunun nasil gelistirilebilecegi üzerine tespitlerini dikkat cekici buldum, not aldim.
Okunasi kitap. Mindsight kisimlari gülümsetse de diger taraflari gölgelememeli. Hepimizin az cok yasadigi "Bu cocugun beyninde ne olup bitiyor, bazen hic anlayamiyorum" ani var ya, hah, tam o an icin :) Hatta kendimizi anlayabilmek icin de :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





