insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Ekim 2017 Pazar
Sofia
Youtube'da dünyanin ilk kez bir ülkenin vatandasligina kabul edilen robotuyla* yapilan röportaji izliyordum da aklima geldi; gittikce insanlara benzeye(bile)n robotlar mi daha büyük tehlike, yoksa gittikce robotlara benzeyen insanlar mi?
* Sofia (robotlarin -simdilik- soyadlari olmaz) - Suudi Arabistan vatandasligina kabul edilmis.
22 Eylül 2017 Cuma
3 Ağustos 2017 Perşembe
isteksizim ne yalan söyleyeyim
Birini söküp digerini örmeye devam ediyorum. Bazen hatta tamamen üşengeçliğimden eş zamanlı olarak birinden söküp digerine örüyorum. Ve bu görünüste basit iş beni derin derin düsündürüyor. Evrende hiçbir şey yoktan var olmuyor ve var iken yok olmuyorsa yaşam da şu yukarıdaki fotoğraftan farklı mı? Doğdugumuz andan itibaren neyi 'simültane' söküp yaşadıgımıza örüyoruz ilmek ilmek? Öldügümüzde söktügümüz nedir ve neye 'örüyoruz' devamla?
Neyse ki renk var. Çünkü ışık var neyse ki... Sessizce, kendini çok öne çıkarmadan, kenardan fotoğrafa vuranımız. Ama o olmazsa olmazımız. Olduğu için olduğumuz. Söke öre dönüşüp dönüştürdüğümüz...
Ve insan ne ve insanın sınırı ne aslında?
Ve muğlak bütün bunlar, biliyorum ve açık net yazmaya isteksizim ne yalan söyleyeyim.
Ve yine de bir şey anlatıyorsa sana ne mutlu bana, ve bir şey söylemiyorsa sana bil ki üşengeçliğimden ve üzgünüm.
11 Eylül 2016 Pazar
bir köprüdür belki de...
Esyalarin da bir ruhu olduguna inananlardan misin, yoksa inanmayanlardan misin?
Ben esyalarin insan eli degdikce ruhlandiklarina inananlardanim.
Ne kadar cok insan eli, o kadar cok ruh.
Ben insanlarin da makina "eli" degdikce ruhsuzlandiklarina inananlardanim.
Ne kadar cok makina eli, o kadar az ruh.
Belki de insanin dünyadaki görevidir bu.
Esyaya ruh katmak.
Insan bir ayagini esyaya, diger ayagini ruha uzatmis bir köprüdür belki de...
29 Ekim 2015 Perşembe
Ada
Eiland (Island)
Aldoux Huxley, 1962
Aldoux Huxley "Ada"yi ömrünün son yillarinda yazmis. Piper Yayinlarindan cikmis Almanca baskisinin arka kapaginda da belirtildigi üzere "Cesur Yeni Dünya"nin pozitif yöndeki zitti. Cesur Yeni Dünya bir distopi ise, Ada ütopik bir roman.
Hikaye Ingiliz gazeteci Will Farnaby'nin bir deniz kazasindan sonra Pala adli adaya yarali olarak cikmasiyla basliyor. Pala Endonezya civarlarinda, bir milyon kadar insan yasayan tropik bir ada. Bagimsiz bir devlet. Kendine göre kanunu, hukuku, egitim sistemi, bilimi var. Adaya girisler kontrol altinda ve yabancilar ancak özel izinle girebiliyor olsa da, cikislar serbest. Isteyen gidip Ingiltere'de veya kita Avrupa'sinda okuyabiliyor. Bunu özellikle not ediyorum, cünkü bir robinsonad veya issiz ada hikayesi okuyacagimi sanmistim. Öyle degil. Palalilar 19. yüzyilin sonlarinda Ingiliz bir doktorla adanin Raca'sinin ilginc sartlar altindaki karsilasmasinin ardindan bildigimiz dünyanin sartlarini büyük ölcüde reddeden, kendine özgü bir yeryüzü cenneti, bir "ütopik uzak ülke" kuruyorlar kendilerine. Ingiliz doktor bilimden islerine yarayacak ne varsa onu alip getiriyor, Raca ruhsal acidan derin ve zengin bir adam. O taraftan alip getirilecek, ise yarar ne varsa getiriyor. Yeni Pala bu ikisinin bir bilesiminden kuruluyor. Dünyadan kopuk degiller, "disarida" olan her seyden haberdarlar ama disaridakiler gibi yasamaya istekli degiller. Bütün hikaye boyunca Huxley bize kafasindaki bu ütopik cennetin detaylarini anlatiyor aslinda. Hareket az, uzun konusmalar var. Bir fikir kitabi da olabilirdi ama Huxley kendini roman formatinda daha rahat hissediyor belki de.
Huxley'in Budizm hakkinda epey bilgi sahibi oldugu anlasiliyor. Cennet adasinda din ve genel olarak onun afyon tarafi reddedilse de, basbayagi Budizm üzerine kurulmus bir sistem var. Her noktada bütünsellik, birlik, empati, olmak vb. prensipler tekrar tekrar karsimiza cikiyor. Daha adaya ilk ciktigimiz anda bizi "Dikkat!" , "Simdi ve burada!" diye seslenen papaganlar karsiliyor.
Peki bu ütopya nereye varir? Kitaba dair her yazida bangir bangir bagirarak belirtildigi icin spoiler'e girmez. Hikayenin sonunda dis dünya gelip yok ediyor o cenneti. Ya da yok edisinin ilk adimlarina sahit oluyoruz ve sonucunu bildigimiz eski hikayelerden tahmin ediyoruz o yikiciligi. Yine de sarsici, yine de beklenmedik. Huxley sanki umutlu bir hayal kuruyor; sonra hayale kapilmaktan, o umudu duymaktan yana korkup geri cekiliyor. Yine de okunasi, üzerine düsünülesi ve umut duyulasi bir hayal :)
Ilginc bulup not aldigim kisimlar (Kitabin sonlarinda sözü gecen bir sebepten Bach'in Brandenburgisches Konzert Nr 4' ü esliginde okunabilir) :
- "Dikkat et" diye bagiriyordu dile gelmis obua. "Dikkat et!"
"Neye dikkat?" diye sordu Will, Mary Sarojini'nin verdiginden daha doyurucu bir yanit almayi umarak "Dikkat etmeye" dedi Dr. MacPhail.
"Dikkat etmeye mi dikkat?"
"Elbette"
Büyük Raca'nin Notlarindan:
- Hiçbirimizin bir baska yere varmak icin çabalaması gerekmiyor. Çünkü, aslında -keske bilseydik- hepimiz zaten oradayiz.
-Dinde tüm sözcükler kirlidir. Buda, Tanrı veya İsa’yı dillerinden düşürmeyenlerin ağızlarını
karbonatli sabunla yıkamasi gerekir.
-Olduğumu sandığım kişi ve özvarlığım – diğer bir deyişle, acı ye acının bitimi. Olduğumu sandığım kişinin çektiği acıların aşağı yukarı üçte biri kaçınılmazdır. Bu acı insan olmanın doğası gereğidir; özgürleşme peşinde koşarken doğa yasalarına bağımlı, geri döndürülmez zaman içinde, esenliğimize, tümüyle kayıtsız bir evrende yaşlılığa ye ölümün kaçınılmazlığına doğru ilerlemeye mahkum, sezgili ve bilinçli, varlıklar olmamızın bedelidir. Acıların üçte ikisiniyse kendimiz yaratırız ve evrensel açıdan bakıldığında, bunlar kesinlikle gereksizdir.
-Bize günlük güvenimizi ver ve bizi imandan kurtar Tanrim! (Güven ve iman karsilastirmasi!)
Will'in Susili, Vijaja , Dr. MacPhail ve digerleriyle ile yaptigi sohbetlerden:
- "Insan unutmayi ögrenebilir mi?"
"Mesele unutmak degil. Insanin ögrenmesi gereken animsamak ama gecmisin yükünü buna ragmen tasimamaktir."
-Iki ayri bakis acisi : Tanri , "Tamamen öteki" olarak <> Tanri, "immanent" (içkin) olarak.
"Bir toplumun Tanrıbilim kuramları o toplumda çocukların popolarının durumunu yansıtır" ( Bir toplumda cocuklarin fiziksel siddet görmesiyle teolojik bakis acisinin paralelligi üzerine baglanti kuruyor. Augustinus ve Luther'den yola cikip , Ikinci Dünya Savasi'na kadar dayak yiyen cocuk popolari üzerinden toplumbilim, tarih ve felsefe. Daha öz bir deyisle, Tanri içkinse cocugunu dövmezsin. Okunmali!)
-"Insan oraya nasil erisir?"
"Insan oraya erismez. Orasi insana gelir. Ya da daha ötesi, "orasi" gercekte buradadir."
-Deli (aptal) deliliginde (aptalliginda) israr ederse bilgelige ulasir. (Blake'den oldugunu sandigim bir alinti)
-Acaba hangisi daha iyi; akıllılar arasında bir aptal olmak mı, yoksa çılgınlar arasında
akıllı olmak mı?
-Buddha: "Size acı ve ızdırabı gösterecegim ve aci ile izdirabin sonunu..."
-Buddha'nin konusmadan cicek gösterme vaazi.
- Dr.MacPhail: "Biz burada daima ulusal ekonomimizi ve teknolojiyi insanlara uydurma yönünde karar verdik. Halki ekonomi ve teknolojiye uydurmak yönünde degil...
...
8 Ekim 2015 Perşembe
Yaşama, insana, gezegene dair
Bunlar bir ara sıkı bir sosyal medya diyeti uyguladigim sira topluca seyrettigim filmler. Hepsinin benim icin ortak bi tarafi var ama adini koyamiyorum. Bu gezegen üzerindeki yasama ve insana dair az/hic konusmali belgeseller/filmler diyelim. Arada sistem elestirisi yapanlar da var. Degisik bir seyler izlemek istediginde ve az konusmadan rahatsiz olmayacagini hissediyorsan tavsiye ederim.

Taniyanlarin bildigi üzere, bazen yazinin girişinde yerinde olmayan aklım, yazinin sonunda gelir başıma. Simdi bendeki ortak yanlarini biliyorum bu filmlerin. Hepsi de yasami kutlamak, yasami daha da yasam dolu kilmak (Dürr) ve yasam dolu olmayan herseyi bozguna ugratmak (Thoreau) cabasini ayakta tutan filmler. Bu kontenjandan proce kapsamina alalim bi zahmet.
- Qatsi üclemesi. (Godfrey Reggio) Qatsi sözcügü Hopi Kizilderilileri'nin dilinde "yasam demekmis. Üclemeye ilham verenlerin arasinda Ivan Illich ve Leopold Kohr'un da oldugunu ise yeni ögrendim.
- Koyaanisqatsi (1982): Bir magara duvarindaki resimle baslayip yine onunla biten medeniyet elestirisi. Philip Glass'a ait müzik cildirtici ama yine de kötü diyemiyor insan. Tuhaf bir etkisi var. Internette bulunabilir. En azindan finali kacirilmamali. "Koyaanisqatsi" cilgin, dengesinden cikmis, cözülmekte olan yasam demek.
- Powaqqatsi (1988): Müzikler yine Philip Glass'a ait. "Powaqqatsi" kimi cevirilere göre dönüsüm icindeki yasam, kimilerine göre ise baska yasamlari kendisi icin sömüren parazit yasam veya canli türü anlamina geliyormus. Bu filmin ana temasi dünya üzerinde yasamin gelenekselden endüstriyele dönüsmesi, endüstri ülkelerinin dünyanin kalan kismini sömürmesi oluyor haliyle. Filmin giris sahneleri Brezilya'daki altin madeni Serra Pelada'dan. Mutlaka, en azindan bu sahneler izlenmeli. Ben kendime ceki düzen vermek icin arada bir dönüp yeniden izlerim. Giristeki düdük sesi, madenci amcalarin bakislari, sonlara dogru cuval yerine sirtta tasinan madenci cok sey anlatiyor.
- Naqoyqatsi (2002). Üclemenin sonuncusu. Naqoyqatsi bir savas olarak yasam demekmis. Filmin stüdyolari World Trade Center'a cok yakinmis ve 11 Eylül saldirilari filmin icerigini etkilemis. Müzik yine Philip Glass'tan. Fakat yillar gectikce ve sinema/müzik teknigi ilerledikce daha harika seyler yapilmasi beklenirken bu ücüncü film sanki ilk ikisinin siirselligini ve etkisini yakalayamamis. Bende bir iz birakmamis örnegin, hic bir sahnesini animsamiyorum.
- Ron Fricke'in yorumsuz konusmasiz üc belgeseli. Ücleme denmiyor acikca ama öyle denebilecegini saniyorum. Bu gezegen üzerinde yasam, kültür, gelenek, endüstri, modernite, ..Ne arasan var.
- Chronos (1985) - Filmin adi Antik Yunanca'da "zaman" demek. Senkronize, kronolojik gibi modern sözcüklerden de taniyoruz kendisini. Film boyunca zamanin degisik ölceklerdeki akisini izliyouz. Tarihsel veya mevsimsel ölceklerde.
- Baraka (1992) - 6 kitada , 24 ülkede 14 ay boyunca cekilen materyalin bir araya getirilmesiyle olusmus. teknik acidan bir ilke imza atiyormus ama ben anlamiyorum tabii neyin nesi oldugunu. Filmin adi, "Baraka", Ibranice ve Arapca'daki tanrisal kutsayici güce isaret eden ortak sözcükten geliyor. Yanlis bilmiyorsam, Türkce'deki "bereket".
- Samsara (2011) - 5 yilda 25 ülkede cekilmis. Samsara Sanskritce'de yasam/ölüm/yasam döngüsüne isaret eden sözcükmüs. Film belirgin bir mesaj vermiyor olusu sebebiyle elestirilmis. Pardon? Su sahneler bir mesaj vermiyor mu yani?

- Home (2209) neredeyse tamamen yukaridan, havadan cekilmis yeryüzü görüntüleri. Evimize dair 120 dakikalik bir belgesel :) Yann Arthus Bertrand tarafindan 50'den fazla ülkede cekilmis. TED'de yaptigi bir konusmada filmin copyright korumasi altinda olmadigini söylemis. Ben Wikipedia'nin yalancisiyim :) Öyleyse buyurun :)
- Life in a day: 192 ülkeden 80.000 kisi yapilan cagriya uyarak youtube'da yasamlarindan belli bir günün (24 Temmuz 2010) cekimlerini paylasmis. Film bu paylasimlarin birlesiminden olusuyor. Gezegenimizde normal bir gün :) Insan olmak üzerine bir film diyebiliriz ya da... Ilginc deneme, hos film. Tamami burada...
- The Tree of Life. Bilenler diyecek ki "ama The Tree of Life belgesel degil ki?" Biliyorum ama hem yaklasik ayni dönemde ve ayni ruh haliyle izledigimden, hem de sessiz derinliginin verdigi mesaj yüzünden yukaridaki diger filmlerle bir arada düsünürüm ben bu filmi hep. Ve ne zaman haberlerde cocugunun cenazesine gitmek zorunda birakilan bir anneye rastlasam, filmden su kisim gelir aklima ve anne rolündeki Jessica Chastain'in "Neredeydin? Neden?" diye sormasi.
Dipnot: Bana seyredilecek kiymetli ama az bilinen filmler bilip bilmedigimi sorarak bu listeyi üc yil sonra aklima düsürene tesekkürler.
Dipnot 2: Basligin yaziyla kesinlikle bir ilgisi var. Bi sey deniyorum da...
6 Ekim 2015 Salı
Perdede yeni renk trendleri
We share the same biology,
regardless of ideology
Son ikibin yilin en cok tartisilan cümlelerinden biridir herhalde: "Düsmaninizi sevin."
Kulaga biraz oksimoron gelmiyor mu? "Ha, anladim, evet" deyip gecilecek cümlelerden degil.Haber bültenlerini arada bir bu cümleyi anlayisimi kontrol etmek icin kullanirim. Cümleyi olayin üzerine yatiririm. Bi alttan bakarim, bi üstten bakarim. Bakalim simdi anlayabiliyor muyum diye sorarim kendime. Bakalim simdi cümleyi haberin camuruna, cirkefine ve kanina bulayip somutlastirdigimda hala parlamaya devam ettigini düsünüyor muyum? Anlamak da degil, icimde hissedebiliyor muyum hala?
Son zamanlarda anlar ve hisseder gibi oldugumu saniyorum.
Insan varolussal bir güdünün sonucu olarak belki, hayatta kalmak sansini arttirabilmek icin galiba, kendi gibi olani, kendine benzeyeni, kendinden olani daha kolay ve daha cok seviyor. Bunu normal sart kabul edip, su kenara koyalim.
Ama son tahlilde düsmanimizla bile (en az) bir ortak yanimiz vardir: Insan olusumuz.
(Bi kaplan bize saldirabilir ama bunu kendi varolussal icgüdülerinden dolayi yapar, düsmanlik duygusundan degil, cizgi filmler bu konuda yaniltir, Shir Khan'in Mogli ile özel bir derdi yoktur. Dolayisiyla düsmanimiz daima bir insandir.)
Simdi, takip edebiliyor musun mantik cizgisini? Düsmanin en azindan insan olmasi acisindan seninle ortak bir paydayi paylasir, sana benzer, senin gibidir, sendendir. Insanligindan cikmis olabilir. Cok feci seyler yapiyor olabilir. O zaman bile öyledir. Özümüz fecilik degil, insan olmaktir cünkü. Sahip oldugumuz herseyden silkelendigimizde (feciligimiz dahil) geriye bi tek insan olusumuz kalir cünkü.
En azindan bunu yapabilir miyiz? "Düsman"in icindeki "uyuyan güzeli", insani sevebilir miyiz? Onun icin üzülebilir miyiz? Secimlerinden dolayi? Onun icin endiseye kapilabilir miyiz? Varacagi noktadan dolayi? Kendimize üzülür gibi, kendimiz icin endiselenir gibi? Sevmek dedigin nedir ki sonucta? Yürek cirpintisi mi? Birak, "düsman"ini görünce kelebekler ucusmayiversin karninda. Gözlerin zaten parlayacak degil. Oksitoksin de salgilamazsin. Bunlari beklemek cok fazla olur. Ikibin yillik cümlenin kastettigi de bu degildi sanirim. Yoksa devami "Size zulmedenler icin dua edin" diye gelmezdi. Bize kötülük edenler icin, ortak insanligimiz icin, üzülebilir miyiz, endise edebilir miyiz, dertlenebilir miyiz? Insan gibi davranabilir miyiz? Düsmanligimizi, "düsman"imizin insan olusundan dolayi hakki olan herseyi, her sart altinda korumak üzere, adabiyla yasabilir miyiz? Cünkü, evet, düsmanligin bile bir adabi vardir.
Cocugu öldügünde, örnegin, kendi cocugumuz ölmüs kadar üzülemeyiz sanirim. Ama onun, bizim cocugumuz ölse ne kadar üzüleceksek, en az onun kadar , en az o kadar üzüldügünü tahmin edebilir miyiz? Hissedebilir miyiz bunu? Cünkü, derler ki Ruslar da sever cocuklarini ve zaten - insan olusa dahildir- herkes sever cocugunu.
Bunu yapabilecegimi saniyorum.
En azindan bunu yapabilmemiz gerektigini saniyorum.
Bir tek bunu yapabilsek bile büyük fark yaratacagina inaniyorum.
Dipnot 1: Bu yazi, bir kavram olarak düsmanin ne oldugunu ve gercekligini tartismaz; yazidaki bütün "düsman"lar, ben eklesem de , eklemesem de, tirnak icindedir.
Dipnot 2: Basligin yaziyla bir ilgisi yok. Bi sey deniyorum.
27 Eylül 2015 Pazar
Kolkola dokuma
Persembe - Cuma günlerini -büyük balkon aksiyonunu saymazsak, ki bes yilin balkon temizligiydi, sayalim bence- bu isle gecirdim. Dokuma teknikleri dersine calisiyorum :) Introduction to Weaving - 101 :) Cocugu okuldayken, felsefeden dokumaya, botanikten quantum fizigine kendi ögreneceklerini kendi kendine ögrenen "okulsuz egitim annesi"yim :)
Malzeme konusunda destek yine oglanin ögretmenlerinden. Bu dokuma cercevesi setini anaokulunda dokuma islerine el attiklari sira, ögretmen tavsiyesiyle almistik. Oglanin ögretmenleri olmasa benim elisi proceleri arac gerec acisindan öksüz kalirdi, halim nice olurdu :)
Cercevenin iki kenarina takilan metal cubuklar bi harika. Dokuma isinin kenarlardan ortaya dogru büzülmesini önlüyorlar. Iste bu islere iptidai kosullarda baslamanin iyi yani bu. Sonra her teknik gelisme asamasinda "aa, bu bi harika!" deyip seviniyorsun :) Esere, eser denirse tabii, "Hindiba'nin dokuma ying-yang'i" adini verdim. Her rengin arasina baska renkli parca, desen katmaca teknigini denemek istemistim cünkü.
Yalniz bu boslugu sevmedim. Bu bosluk beni cok düsündürdü, bana cok ders oldu. Sunu düsündüm: Herkes sirtini ötekine dönüp kendi yoluna gidince olmuyor. O zaman iste böyle arada bir bosluk doguyor. Fizik kanunlari geregi her bosluk dolmak egilimindedir. Sonra o boslugu neyin veya kimin dolduracagini Allah bilir. Sonuc hic hosuna gitmeyebilir. O yüzden dönüp kendi yoluna gidecek bile olsan, önce "öteki"nin koluna bir kolunu atmadan, kolkola girmeden gitmemeli. Sonucta "öteki" kardesindir, komsundur, "your next"tir. Daima. Bu hatayi ikinci ücgende tekrarlamadim. Sonucta pembeyle, onun icindeki beyaz ücgen arasinda böyle bir bosluk olusmadi bu yüzden.
Fakat yine de dokumacilik zor ismis. Özellikle bitirip cerceveden cikardiktan sonraki kismi beni asti. Yok, yapamadim. Asagidaki fotograftan sonra isler sarpa sardi. O temel ipleri (cözgü iplikleri) püskül yapmayi sevmedigimi söylemistim. Onlar arkaya edeplice nasil gizlenecek, biten dikdörtgenle ne yapilacak diye debelenirken bütün isi bozdum. Bu asamada tüm dokumacilara saygi, selam gönderdim. Hepsi büyük isler kotaran ustalar. Cin mali tisörte bile saygim artti. Benim daha kirk bilmem kac firin ekmek yemem gerek. Bu acidan cok verimli bir denemeydi :)
23 Eylül 2015 Çarşamba
Döne döne okuma
Üzümünü ye, bagini sorma demisler arkadas.
Kütüphanede rafta her yeni Erich Fromm kitabi bulusumda "aa, böyle bir kitabi da mi varmis, katalogda da vardi da ben mi görmedim?" diye sormuyorum hic.
Bu kitap bagini sormadigim üzümlerden.
Bu mevsime, bu "proce"ye, bu ruh haline, bu gündeme, dis dünyanin bu günlerine nasil da uydu.
Fromm kitabi 1964'de yazmis. Ingilizce orijinali "The Heart of Man. Its Genius for Good and Evil" adiyla basilmis. Almancasi "Die Seele des Menschen: Ihre Fahigkeit zum Guten und zum Bösen" adiyla 1979'da yayimlanmis. Türkce'sinin adi ise "Sevgi ve Şiddetin Kaynagi". Böylece kitabi bulamama olasiligini elinden aliyorum sevgili okuyan :)
1960'larin ortasi. Ikinci Dünya Savasi sonrasi. Soguk savas yillari. Atom savasi korkusu. Fromm diger kitaplarinda oldugu gibi böyle bir dönemden, böyle bir cercevenin icinden sesleniyor bize. Buna ragmen tespitlerini kendi cagimiza uygun buluyor olmamiz, kitabin hala güncel olmasi ne kadar da ilginc ve ne kadar da yazik sevgili okuyan.
Fromm'un birinci bölümdeki temel sorusu insan kurt mudur, kuzu mudur? Insan özünde iyi midir, kötü müdür? Evet, bu soru caglardan bagimsiz sanirim. Her daim soruyor olacagiz. Seni bilmem ama bugünlerde ben tekrar tekrar soruyorum sevgili okuyan. Kitap iste bu temel soruyla basliyor.
Ikinci bölümde siddet eyleminin cesitli sekillerini tartisiyor yazar. "Nefsi müdafaa"dan "kana susamak"a , "oyun gibi siddet"ten "intikamci siddet"e kadar insanoglunu siddete yönelten ve bir psikanalizcinin yakindan bilip tanigi siddet sebeplerini önümüze seriyor. Ve sonunda tüm bu siddet eylemlerinin az ya da cok dogal, dogamiza uygun ve "selim" (iyi huylu) siddetler oldugunu belirtiyor. Iyi de öyleyse kötü ne sevgili okuyan?
Kitabin izleyen üc bölümü Fromm'a göre "gercek" kötünün genis bir tarifinden olusuyor. Bunlar, bu üc sey gercekten kötü, cünkü dogamiza aykiri, insan olusun disinda ve patolojik seyler sevgili okuyan. Dinle:
3. Bölüm:Yasama sevgisine karsilik ölüm sevgisi . Yasam sevgisi dogamiza uygun. Ölüm sevgisi dogamizin disinda. Fromm burada "nekrofili" terimini psikolojide bilinen "ölüsevicilik" anlaminin ötesinde ölüme, ölüye, ölümcül süreclere, savasa, yikiciliga ve bunun gibi seylere merak, ilgi, karsi durulamaz bir egilim ve son noktasinda sevgi duymak anlaminda kullaniyor. En bilinen örneginin Hitler ve Stalin oldugunu söylüyor. Bu egilimin mottosu ise Ispanyol ic Savasi'ndan geliyor: "Viva la muerte!" (Yasasin ölüm!) Burada bahsedilen yasam sevgisi, ölümü yadsimak, gözardi etmek, "hep yasayalim , hep tat alalim dünyadan, ölümü düsünmeyelim, lay lay lay" degil. Fromm Estes'in KKK'da bahsettigi türden bir Yasam/Ölüm/Yasam döngüsünün tabii ki farkinda. Daha cok Dürr'ün bahsettigi sekilde "yasamakta olani daha da yasam dolu kilmak" türünden bir yasam sevgisinden bahsediyor. (Kitaplar bazen birbirine ne güzel, nasil da dügüm dügüm, ilmek ilmek baglaniyor, degil mi sevgili okuyan?) Hatta bir baska kitabinda "Gercekte yasam ne, ölüm ne, aktif olmak ne? pasif olmak ne? Aktif görünen pasiflerden, pasif görünen aktiflerden ne haber? Diri görünen ölülerden, ölü görünen dirilerden ne haber?" diye soran da Fromm degil miydi?
4.Bölüm: Narsizm (Bireysel ve Toplumsal düzeyde). Freud'a ve onu izleyen psikanalistlere göre bebek narsisttir ve bu dogaldir. Anne karnindan itibaren yasamin ilk döneminde bebek (insan) dis dünyanin ve onun kendisinden ayri/bagimsiz bir varolus icinde oldugunun farkinda degildir. Buna primer narsizm deniyormus. Yasamin daha ileri dönemlerinde kisi hala "ben" ve "ben olmayan" arasindaki siniri cizemiyor, bu ikisinin ayriligini kabul edemiyorsa, dis dünyayi kendisinin bir parcasi olarak algilamaya devam ediyorsa, daha ötesi dis dünya kisi icin reel olarak varolmayi sürdürmüyorsa bu da sekunder ve patolojik bir narsizm imis. Fromm'a göre Misir firavunlarindan, Roma imparatorlarina , Hitler'den Stalin'e pek cok lider bu dertten muzdaripmis. Narsizmin kisinin sahip oldugu seylere ve özelliklere dogru yayilmasi cok görülen bir özellik. Kendi vücuduna, kendi fikirlerine, kendi cocuklarina, kendi ürettiklerine, kendi mülkiyetinde olan seylere ölcüyü asan ve rasyonelligin ötesine gecen düzeyde hayranlik ve sevgi duymak patolojik narsistik kisilikten kaynaklaniyor. Kendini, fikirlerini, cocuklarini, ürettiklerini bir dereceye kadar sever tabii insan. Bu varligini devam ettirme, hayatta kalma dinamikleri acisindan gereklidir de hatta. Burada bahsedilen örnegin cocugunun hatalarini göremeyen, ürettiginin bozuk, düzeltilmesi gereken taraflarini, fikirlerindeki aksayan yanlari göremeyen bir narsizm.
Eger narsizm bir toplu cilginlik halini alirsa, bir grup insan kendi grupsal özelliklerini (millet, renk, irk, din, sosyal renk, ekonomik düzey vb) ölcü disinda begenmeye baslarsa ve kendini bu gruba aidiyetle bir üst noktaya tasirsa alarm canlari calmaya baslamali. Arkasindan radikallikten yikiciliga ne gelecegi belli olmaz cünkü. Grup narsizminde grup eger narsizminden (sembol, simge, özellik, lider) yana yara alirsa, asiri bir öfke, intikam ve yikicilik duygusu aciga cikabilir. Fromm'a göre bütün hümanist dinlerin (semavi dinler ile budizm ve taoizmi bu kategoriye sokuyor) temel amaci insanin yapisindaki narsizmi asabilmesidir. 18.-19. yy.'in pek cok filozofu da (Spinoza, Leibniz, Rousseau, Herder, Kant, Goethe, Marx) "tek bir insanlik" ve "her insanda tüm insanlik" türünden hümanist fikirlerin etrafinda dolasmis, ayricalikli grup fikrine karsi durmustur.
5.Bölüm: Inzestuöse (Aile ici) bag(ım)lılık: Fromm burada bir kez daha günlük hayatta dar anlamiyla kullanilan bir psikolojik terimi daha genis bir anlamla kullaniyor. Kastettigi Freud'un Oidipus kompleksini de kapsayan ama cocukta bu kompleksin gelismesinden bile önce var olan; anneye, ana kucagina yönelik bag(im)lilik. Burada anne cocugun fiziksel annesi olmak zorunda degil. Normalde annenin karsiladigi fiziksel ve duygusal ihtiyaclari (besin, sicaklik, koruma, sevgi, güvenlik) karsilayan, cocugun yasaminda anne rolünü oynayan bir baska kadin ve hatta kimi özel durumlarda bizzat baba olabilir. Cocukluk döneminin bu dogal egilimi de ayni narsizm gibi yetiskinlige gecis döneminde asilmalidir. Her kus birgün yuvadan ucmasi gerektigini bilir. Ucmak istemeyenleri de anne kus yuvadan asagi birakiverir. Insan annelerinde bu icgüdüsel bilgi bazen kaybolabilir. Fromm'un özellikle anneye yönelik "inzestuöse bag"i bana okurken KKK'daki "fazla iyi annenin öldürülmesi"ni animsatti. Her insan evladi, eger fazla iyi annesi onu yuvanin kenarindan asagi birakmiyorsa, bir noktada o fazla iyi anneyi tirnak icinde öldürmelidir. Fromm'a göre insan isikla anne kucagi (ve hatta anne karni), macerayla güvenlik, riskle koruma, bagimsizlikla bagimlilik arasinda bir secim yapmak zorundadir. Normal sartlarda her insan ergenlik döneminde bu sürecten gecer. Bazi toplumlarda özellikle erkek cocugun anaya ve aileye bagliliktan saglikli kopusuna özel ritüeller eslik eder ( Bkz. Under Saturn's Shadow) . Ancak bazen bu saglikli kopus gerceklesmez veya baska (patolojik) sekillere bürünür. Anneye bagliligin devami veya genis aileye, kabileye, belli bir irka, halka, belli bir dine, belli bir politik partiye annelik rolünün yüklenmesi gibi. Toplumsal düzeyde, büyük kalabaliklar koruma, sicaklik, aidiyet, sevgi gibi ihtiyaclarini bunlardan karsilama egilimine girer. Burada sürec kisisel narsizmin toplumsal narsizme dönüsmesine benzer dinamikler esliginde olur. Bu bag(im)liligin ilginc bir yönü "anne"ye duyulan derin sevginin öteki yüzünün ondan duyulan büyük korku olmasidir. Anne besler ,doyurur ama ona karsi tamamen savunmasiz oldugumuz da bir gercektir. (Fromm belki bilmez ama biz biliriz, anne dövünce "anneee!!!" diye aglanir) Normal bir dinamik olarak "doga anne" yasatir, "doga anne" öldürür. Bagliligin son noktasinda, yani simbiyozda insan/cocuk kendini "anne"de kaybeder. Simbiyozda "sen" ve "ben" arasindaki cizgi kayboldugundan baglilik veya bagimliliktan bile bahsedilmez. Bilincaltindaki bu tür egilimler okyanusta bogulma veya toprak tarafindan yutulma seklinde rüyalarla kendini gösterir. Bu tür rüyalarda korku, dehset duygularina ayni anda derin nese duygusunun eslik etmesi ilginctir. Narsizmde oldugu gibi bu egilimde de kisi rasyonel düsünme ve hem kendini hem de "öteki"ni (anneyi, idolü) ayri, bagimsiz bir varlik olarak görebilme becerisini yitirir.
Eger bu üc patolojik egilim (nekrofili, narsizm ve inzestuöse bag(im)lilik) bir insanda veya bir grupta bir arada görülürse Fromm buna "Çürüme sendromu" adini veriyor. Iste asil kötü bu. Eger bireyler ve toplumlar dogal olan yasama sevgisi, narsizmin asilmasi ve anneye, (aileye, topraga...) duyulan bag(im)liligi asip bagimsizliga erismeyi saglikli bir sekilde deneyimliyorsa buna da "Büyüme sendromu" adini veriyor. Dogamiza uygun olan bu oldugundan asil iyi de bu. Normal sartlar altinda insan bu ikisinin tam ortasinda duruyor. Büyüme sendromuna götüren her asama progresyona/ilerlemeye dahil, cürümeye götüren her egilim ve asama da regresyona/gerilemeye dahil.
Bitti mi? Bitmedi. Daha Özgürlük, Determinizm, kader ve insanin kaderini eline alisi üzerine harika bir 6. bölüm var. Özellikle özgür irade, zorunluluk, kaderin ördügü ve insanin ördügü aglar, karma, determinizm, indeterminizm, alternativizm, vb. konulara ilgi duyanlar okumali. Ama ben birazcik yoruldum, burada birakiyorum, şuracığa bi parmak bal çalıp kaçıyorum, oldu mu sevgili okuyan? :)
Dipnot: Neden proceye dahil? Cünkü yasama ve diri olana duyulan sevgi üzerine. Cünkü dünyayla hesabimi temize cekecegim demistim. Iyilik ve kötülük hesaba dahil. Cünkü oraya buraya bana iyi gelen seyler birakacagim demistim. Fromm bana hep iyi gelir.
(Bkz #bizimkizfrommokurdönerdöneryineokur :)
10 Eylül 2015 Perşembe
Gördüm.
"If you want, you can come with us"
diyen kadin.
Seni gördüm.
"I'm not really this kind of person" diyen adam.
Seni gördüm.
"The good man".
Seni tam göremedim. Ama yüregini gördüm.
"To be or not to be. This is the question. We will BE" diyen adam.
Seni gördüm.
"No tickets! Go, go GO!"
diyen kadin.
Seni gördüm.
"There is no difference between us. So don't be afraid of us, we are human just like you"
diyen adam.
Seni gördüm.
Bazen...
Insan bazen Homo Sapiens'ten yana süpheye düsüyor. Mensubu olmaktan üzüntü duyuyor. Yeni bir insansi kesfedilmis. Insan bazen kendine "milyonlarca yillik bütün bu yolculuk ne icindi?" diye soruyor. Umut tazelediginiz icin tesekkürler.
diyen kadin.
Seni gördüm.
"I'm not really this kind of person" diyen adam.
Seni gördüm.
"The good man".
Seni tam göremedim. Ama yüregini gördüm.
"To be or not to be. This is the question. We will BE" diyen adam.
Seni gördüm.
"No tickets! Go, go GO!"
diyen kadin.
Seni gördüm.
"There is no difference between us. So don't be afraid of us, we are human just like you"
diyen adam.
Seni gördüm.
Bazen...
Insan bazen Homo Sapiens'ten yana süpheye düsüyor. Mensubu olmaktan üzüntü duyuyor. Yeni bir insansi kesfedilmis. Insan bazen kendine "milyonlarca yillik bütün bu yolculuk ne icindi?" diye soruyor. Umut tazelediginiz icin tesekkürler.
28 Haziran 2015 Pazar
Amaaaan!
Mart ayinda GermanWings ucagi düstügünde "ucakta Türk de var miydi? vardi ... yoktu... kac taneydi? ... Disisleri dedi ki..." minvalinde dönen Türk medyasina cok kizmistim. Dün Bild'in ana sayfasinda iki kez (cünkü gazetecinin önünden iki kez gectik, yoksa ne isim olur Bild'le) "Tunus'taki saldirida ölenler arasinda Almanlar da var " diye okuyunca tepem ayni atisla atti. Amaaaan, birinizi alip ötekinize vursak care olur mu? Sahiller ve ucaklar, camiler, kiliseler ve sinagoglar, alisveris merkezleri ve meydanlar "insan" dolu, "insan", bi anlatabilsek :(
7 Mayıs 2015 Perşembe
25 Mart 2015 Çarşamba
14 Mart 2015 Cumartesi
19 Kasım 2014 Çarşamba
Bu aralar maymunlar üzerine epey okudum. Saldiriya ugrayan kizkardesine sarilip teselli eden maymunu okudum. Agac kovugundan su ve karinca cikarmak icin alet yapan maymunu okudum. Kendi cocuklarini iktidara getirmek icin alfa disinin yavrularini öldüren maymunu okudum, 1000'den fazla ingilizce sözcügü taniyan, o sözcüklerden kafiyeler kurabilen, zebra icin "kaplan-at", pinokyo icin "fil bebek" diyecek kadar allegoriden anlayan, ölüm soruldugunda "rahatlik-magara-hoscakal" diye yanitlayan maymunu okudum, iki yasinda cocuk zekasina sahip maymunu okudum. Girtlak yapisi farkli olsaydi konusabilecek olan, beyinde iki konusma merkezi insaninki gibi yerli yerinde maymunu okudum. "Sen insansin, Koko goril" diyecek kadar senlik-benlik duygusuna sahip maymunu okudum. Insanla maymun arasindaki cizgi muglaklasti. Insani insan yapan, insani hayvandan ayiran nedir süpheye düstüm. Nedir insani insan yapan?
FB - 24.06.2014
İyi insanlarin kuzey kutbu ile imtihani
O- Anne, Kuzey Kutbunda -65 derece olabilir, biliyor musun?
Ben- Ooo, gercekten mi? Insan donar yahu, ölür o sogukta!
O- Ne yapar insanlar orada ölmemek icin?
Ben- E, kalin giysiler giymeleri gerek, özel giysiler hatta.
O- Iyi insanlar yasayamaz orda, ölürler.
Ben- Iyi insanlar mi? Neden?
O- E tabii, kalin giysiler icin hayvanlarin postuna gerek var. Iyi insanlar da postu icin hayvanlari öldürmez.
Ben- Uupps! Himm, simdi buna hayir da diyemeyecegim tam :)
Ben- Ooo, gercekten mi? Insan donar yahu, ölür o sogukta!
O- Ne yapar insanlar orada ölmemek icin?
Ben- E, kalin giysiler giymeleri gerek, özel giysiler hatta.
O- Iyi insanlar yasayamaz orda, ölürler.
Ben- Iyi insanlar mi? Neden?
O- E tabii, kalin giysiler icin hayvanlarin postuna gerek var. Iyi insanlar da postu icin hayvanlari öldürmez.
Ben- Uupps! Himm, simdi buna hayir da diyemeyecegim tam :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



