farkindalik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
farkindalik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Mayıs 2016 Perşembe
Şüpheci için Meditasyon
Meditation für Skeptiker,
Ulrich Ott, 2010
Meditasyon yap(a)madigi halde, meditasyon üzerine okuyup duran bir komik tipim :)
Bu kitap süpheci bakis icin meditasyondan bahsediyor. Yazari Ulrich Ott, Gießen Justus Liebig Üniversitesi'nde calisan Alman psikolog ve meditasyon arastirmacisi. Kitapta kendi yaptigi deney ve arastirmalara ek olarak son yillarda dünyanin dört bir yaninda büyük artis gösteren meditasyon arastirmalarindan örnekler vererek meditasyonun uygulayanlari üzerindeki kanitlanmis, bilinen olumlu etkilerinden bahsediyor. Kitabin her bölümünde konuyla ilgili bilimsel bulgulari paylastiktan sonra bilinen dinsel sembol ve mesajlarindan soyulmus, gayet "seküler" meditasyon tekniklerinden örnekler sunuyor. Günlük yasamimizda hangi sorunlara iyi gelebilecegini, yasam kalitemizi hangi yönlerde etkileyebilcegini de acikliyor. Ott kitabin catisini ve genel olarak meditasyonu bize su adimlarla sunuyor:
-Oturmak
-Nefes almak
-Bedensel farkindalik (duyusal ve duygusal farkindalik)
-Düsünmek
-Olmak
Meditasyona süpheci bakan; her konuyu mümkün oldugunca bilimsel , rasyonel yönüyle irdelemek isteyen; uzak dogu, mistisizm, budizm vb. sosundan uzak durmak isteyen okuyucuya tavsiye olunur. Bu yönde meditasyon okumasi yapmak isteyenlere iki kitap daha önerilebilir. Biri Dr. Heinz Hilbrecht'in Meditation und Gehirn (Meditasyon ve Beyin) adli kitabi. Digeri ise Jon Kabat-Zinn'in Türkce'ye de cevrilmis olan Neredeysen Orada Ol adli kitabi. Jon Kabat-Zinn'in henüz okumadigim bir iki kitabi daha var ki, seküler bakisla meditasyon okumalarina dahil edeilebilecegini saniyorum. Okuyalim, görelim :)
29 Ekim 2015 Perşembe
Ada
Eiland (Island)
Aldoux Huxley, 1962
Aldoux Huxley "Ada"yi ömrünün son yillarinda yazmis. Piper Yayinlarindan cikmis Almanca baskisinin arka kapaginda da belirtildigi üzere "Cesur Yeni Dünya"nin pozitif yöndeki zitti. Cesur Yeni Dünya bir distopi ise, Ada ütopik bir roman.
Hikaye Ingiliz gazeteci Will Farnaby'nin bir deniz kazasindan sonra Pala adli adaya yarali olarak cikmasiyla basliyor. Pala Endonezya civarlarinda, bir milyon kadar insan yasayan tropik bir ada. Bagimsiz bir devlet. Kendine göre kanunu, hukuku, egitim sistemi, bilimi var. Adaya girisler kontrol altinda ve yabancilar ancak özel izinle girebiliyor olsa da, cikislar serbest. Isteyen gidip Ingiltere'de veya kita Avrupa'sinda okuyabiliyor. Bunu özellikle not ediyorum, cünkü bir robinsonad veya issiz ada hikayesi okuyacagimi sanmistim. Öyle degil. Palalilar 19. yüzyilin sonlarinda Ingiliz bir doktorla adanin Raca'sinin ilginc sartlar altindaki karsilasmasinin ardindan bildigimiz dünyanin sartlarini büyük ölcüde reddeden, kendine özgü bir yeryüzü cenneti, bir "ütopik uzak ülke" kuruyorlar kendilerine. Ingiliz doktor bilimden islerine yarayacak ne varsa onu alip getiriyor, Raca ruhsal acidan derin ve zengin bir adam. O taraftan alip getirilecek, ise yarar ne varsa getiriyor. Yeni Pala bu ikisinin bir bilesiminden kuruluyor. Dünyadan kopuk degiller, "disarida" olan her seyden haberdarlar ama disaridakiler gibi yasamaya istekli degiller. Bütün hikaye boyunca Huxley bize kafasindaki bu ütopik cennetin detaylarini anlatiyor aslinda. Hareket az, uzun konusmalar var. Bir fikir kitabi da olabilirdi ama Huxley kendini roman formatinda daha rahat hissediyor belki de.
Huxley'in Budizm hakkinda epey bilgi sahibi oldugu anlasiliyor. Cennet adasinda din ve genel olarak onun afyon tarafi reddedilse de, basbayagi Budizm üzerine kurulmus bir sistem var. Her noktada bütünsellik, birlik, empati, olmak vb. prensipler tekrar tekrar karsimiza cikiyor. Daha adaya ilk ciktigimiz anda bizi "Dikkat!" , "Simdi ve burada!" diye seslenen papaganlar karsiliyor.
Peki bu ütopya nereye varir? Kitaba dair her yazida bangir bangir bagirarak belirtildigi icin spoiler'e girmez. Hikayenin sonunda dis dünya gelip yok ediyor o cenneti. Ya da yok edisinin ilk adimlarina sahit oluyoruz ve sonucunu bildigimiz eski hikayelerden tahmin ediyoruz o yikiciligi. Yine de sarsici, yine de beklenmedik. Huxley sanki umutlu bir hayal kuruyor; sonra hayale kapilmaktan, o umudu duymaktan yana korkup geri cekiliyor. Yine de okunasi, üzerine düsünülesi ve umut duyulasi bir hayal :)
Ilginc bulup not aldigim kisimlar (Kitabin sonlarinda sözü gecen bir sebepten Bach'in Brandenburgisches Konzert Nr 4' ü esliginde okunabilir) :
- "Dikkat et" diye bagiriyordu dile gelmis obua. "Dikkat et!"
"Neye dikkat?" diye sordu Will, Mary Sarojini'nin verdiginden daha doyurucu bir yanit almayi umarak "Dikkat etmeye" dedi Dr. MacPhail.
"Dikkat etmeye mi dikkat?"
"Elbette"
Büyük Raca'nin Notlarindan:
- Hiçbirimizin bir baska yere varmak icin çabalaması gerekmiyor. Çünkü, aslında -keske bilseydik- hepimiz zaten oradayiz.
-Dinde tüm sözcükler kirlidir. Buda, Tanrı veya İsa’yı dillerinden düşürmeyenlerin ağızlarını
karbonatli sabunla yıkamasi gerekir.
-Olduğumu sandığım kişi ve özvarlığım – diğer bir deyişle, acı ye acının bitimi. Olduğumu sandığım kişinin çektiği acıların aşağı yukarı üçte biri kaçınılmazdır. Bu acı insan olmanın doğası gereğidir; özgürleşme peşinde koşarken doğa yasalarına bağımlı, geri döndürülmez zaman içinde, esenliğimize, tümüyle kayıtsız bir evrende yaşlılığa ye ölümün kaçınılmazlığına doğru ilerlemeye mahkum, sezgili ve bilinçli, varlıklar olmamızın bedelidir. Acıların üçte ikisiniyse kendimiz yaratırız ve evrensel açıdan bakıldığında, bunlar kesinlikle gereksizdir.
-Bize günlük güvenimizi ver ve bizi imandan kurtar Tanrim! (Güven ve iman karsilastirmasi!)
Will'in Susili, Vijaja , Dr. MacPhail ve digerleriyle ile yaptigi sohbetlerden:
- "Insan unutmayi ögrenebilir mi?"
"Mesele unutmak degil. Insanin ögrenmesi gereken animsamak ama gecmisin yükünü buna ragmen tasimamaktir."
-Iki ayri bakis acisi : Tanri , "Tamamen öteki" olarak <> Tanri, "immanent" (içkin) olarak.
"Bir toplumun Tanrıbilim kuramları o toplumda çocukların popolarının durumunu yansıtır" ( Bir toplumda cocuklarin fiziksel siddet görmesiyle teolojik bakis acisinin paralelligi üzerine baglanti kuruyor. Augustinus ve Luther'den yola cikip , Ikinci Dünya Savasi'na kadar dayak yiyen cocuk popolari üzerinden toplumbilim, tarih ve felsefe. Daha öz bir deyisle, Tanri içkinse cocugunu dövmezsin. Okunmali!)
-"Insan oraya nasil erisir?"
"Insan oraya erismez. Orasi insana gelir. Ya da daha ötesi, "orasi" gercekte buradadir."
-Deli (aptal) deliliginde (aptalliginda) israr ederse bilgelige ulasir. (Blake'den oldugunu sandigim bir alinti)
-Acaba hangisi daha iyi; akıllılar arasında bir aptal olmak mı, yoksa çılgınlar arasında
akıllı olmak mı?
-Buddha: "Size acı ve ızdırabı gösterecegim ve aci ile izdirabin sonunu..."
-Buddha'nin konusmadan cicek gösterme vaazi.
- Dr.MacPhail: "Biz burada daima ulusal ekonomimizi ve teknolojiyi insanlara uydurma yönünde karar verdik. Halki ekonomi ve teknolojiye uydurmak yönünde degil...
...
22 Mart 2015 Pazar
The Whole Brain Child
Achtsame Kommunikation mit Kindern - The Whole Brain Child
Daniel J. Siegel - Tina Payne Bryson
arbor, 2013
Son zamanlarin cok okunan cocuk gelisimi kitabini Almanca'sindan okudum.
Yazarlar Siegel ve Bryson özellikle insan beyni ve isleyisi üzerine son arastirmalardan yola cikarak cocuklarin gelisimi üzerine anne-babalarin yasamini kolaylastirici bir kitap yazmislar. Ana savlari beynin cesitli acilardan entegre olmasi durumunda daha bütünsel, saglikli, uyumlu calisacagi ve cocuklarimizla yasadigimiz cesitli ebeveynlik sorunlarinin ortadan kalkacagi. Mutlu cocuk, mutlu anne-baba :)
Kitabin her bir bölümünde belli bir entegrasyon acisini ele almislar. Somut örneklerle ve uzman olmayanlarin anlayacagi bir dille aciklamislar. Bunun üzerine iki cözüm stratejisi tanimlamislar. Her bölümün sonuna cocuga ayni konuyu anlayabilecegi dille nasil anlatabilecegimizi, yani cocugun kendi beyninde olup bitenleri nasil anlayabilecegini gösteren cizimli diyaloglar eklemisler. Ayni entegrasyon ihtiyacinin ayni zamanda yetiskinlerin beyninde de (yani ebeveynlerin) olabileceginden yola cikarak bir de ebeveynlere kendi beyinlerini nasil entegre edeceklerini tarif etmisler. Kitabin sonunda tüm bu bölümleri özetleyen bir bölüm var. Bir de her bir stratejinin 0-3, 3-6, 6-9 - 9-12 yas gruplari icin nasil uygulanmasi gerektigini detaylandiran bir kapanis bölümü.
Siegel ve Bryson'a göre cocuk ve insan beyni son arastirmalarin isiginda su acilardan entegre edilmeli:
1) Sag - sol beyin
2) Üst - alt beyin ( düsünen beyin - sürüngen beyni)
3) Muglak (implicite) ve acik- kesin (explicite) animsama
4) "Ben" in cesitli halleri
5) Ben - Biz
Önce cocugun duygusal durumunun farkinda oldugunu göstermek ve beynin bu duygusal yaniyla kontaga gecmek , sonra beyni rasyonel-mantiksal düsünmeye davet etmek önerisi güzel. Her anne-babanin, en tecrübesiz olanin bile, eninde sonunda kesfettigi yöntemdir sanirim. Duygularin söze dökülmesi, onlara bir isim verilmesi, cocugu etkileyen olaylarin tekrar tekrar hikaye edilmesi geregi dikkat cekici. Derhal bilincli olarak uygulamaya aldim, hemen yararini gördüm. Ben'in cesitli hallerine karsi cocukta farkindalik yaratmak süper fikir ama dogru anladiysam cok orijinal oldugunu söyleyemeyecegim. Siegel bu yönteme Mindsight adini vermis ve bunun üzerine bir kitap daha yazmis. Kitabin belli bir yerinden itibaren her seye aspirin niyetine ve adeta markalastirarak "mindsight" tavsiye ediyorlar. Hatta beyni adeta "Mindsight" icin bicilmis kaftan gibi yaratilmis bi sey olarak tanimladiklari bir cümle bile okudum. Galiba kalem sürctü, tersini demek istediler. Bu cok Amerikan bir tarz, maalesef Amerikan akademisyenlerin yazdigi pek cok kitapta görülüyor bu belli bir yönteme belli bir isim verme, ciddi bir cerceve cizme ve markalastirma cabasi... Oysa Mindsight güzel olmasina güzel ama bana Jon Kabat Zinn'in MBSR (Mindfullness Based Stress Reduction - Farkindalik Bazli Stres Azaltimi) yöntemi - ki o da orijinal degildir, Budizm'den ve meditasyondan sekülerlestirilmis tonlar tasir- ile Erich Fromm'un Vom Haben Zum Sein adli kitabinda tavsiye ettigi günde en fazla 15-30 dk ayrilan kisisel psikoanaliz arasi bi seyi cagristirdi.
Bunun disinda beynin sosyal bir organ oldugu ve sosyal iletisim icin tasarlandigi, beynin her yasta degisebilir , plastik (sekillenebilir) bir organ oldugu , cocukta empati, kendini tanima ve moral duygusunun nasil gelistirilebilecegi üzerine tespitlerini dikkat cekici buldum, not aldim.
Okunasi kitap. Mindsight kisimlari gülümsetse de diger taraflari gölgelememeli. Hepimizin az cok yasadigi "Bu cocugun beyninde ne olup bitiyor, bazen hic anlayamiyorum" ani var ya, hah, tam o an icin :) Hatta kendimizi anlayabilmek icin de :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


