matematik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
matematik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2026 Pazar

Uluğ Bey'in Hazinesi


2024 yılında her ülke edebiyatından bir kitap okuyarak kitaplarla "edebi" bir dünya seyahati yapmaya karar verdiğinde Özbekistan'dan Adil Yakubov'un "Uluğ Bey'in Hazinesi" adlı tarihi romanını seçmiştim. O yıl pek çok ülkeden seçtiğim kitapta olduğu gibi bu kitabı bulmam da mümkün olmadı. Daha sonra gerçi Türkçe'sini bulamadım ama Almanca'sını buldum. Böylece kitabı Almanca çevirisinden (Die Schätze des Ulug Begs) okumuş oldum. Mümkün olsaydı Türkçe çevirisinden okumayı tercih ederdim. Tarihi veya kurgu pek çok karakter içeren kitapta bazı kişilerin isimlerini, (örneğin Kalender Karnaki veya Mirim (Miram?) Çelebi)  veya bazı kavramları (çekmen, sarayban) kendimce doğru çevirdiğimden hala emin değilim çünkü. 

Buna rağmen son derece ilginç bir konuyu, etkileyici bir şekilde anlatmayı başaran bir roman. İlk kez Adil Yakubov okudum, bana atmosfer yaratmakta oldukça başarılı geldi. Semerkant sokaklarında, sarayda, gözlemevinde,  Bağ-ı Meydan'da hep belli bir atmosfer var. Adeta yazar mekanlara belli duygu durumlarını atamış gibi. İyi veya kötü, pek çok karakter en zorlu anlarında göğe bakıyor, ki gök aslında hem çok uzak ve bilinemez, hem de tüm hikayenin kalbindeki çok özel bir mekan.
 Dediğim gibi pek çok karakter gerçekten yaşamış tarihsel kişiler. Uluğ Bey, oğulları Mirza Abdüllatif ve Mirza Abdülaziz, Ali Kuşçu gibi. Diğer karakterlerden ne kadarının gerçekten yaşamış olduğunu bilmiyorum fakat hepsi de gayet gerçekçi. 15. yüzyılın Semerkant'ında başka isimlerle de olsa,  böyle dervişler, böyle demirci ustaları, böyle hoca ve şeyhler, böyle tüccar ve zenginler ve emirler ve akademi (medrese) öğrencileri ... yaşamıştır ve olup bitenler de oldukça gerçeğe yakın anlatılmış duygusunu vermeyi başarıyor kitap. 
Karakterlerin yazarın baktığı açıya göre siyah ve beyaz, iyi veya kötü diye yaftalandığı, grilikliklerinin ve derinliklerinin olmadığı tarihi romanları sevmem. Adil Yakubov'un kitabı yazarken kimin ve neyin yanında olduğu açık. Buna rağmen Uluğ Bey yeri geldiğinde siyasi/askeri yetersizliği ve yaptığı haksızlıklardan da bahsedilen bir hükümdar, Mirza Abdüllatif'in kısacık iktidarı yıkıma doğru giderken onun için neredeyse üzüleceğimizi sandığımız anlar var. Mevlana Muhiddin kötülüğün çoğu zaman kötücüllükten değil zayıflıktan kaynaklandığının canlı bir örneği. Kitabın eleştirilecek bir yönü varsa kadın eksikliği. Hikayesi insanı kadere isyan ettiren Hurşide Banu ve Ali Kuşçu'nun annesi dışında hikayede neredeyse hiç kadın yok. Uluğ Bey'in karısı nerede (belki tarihsel olarak bu olaylar sırasında ölmüştür? Araştırmak gerek), Mevlana Muhiddin'in karısı nerede, her halde evli olması gereken Abdüllatif'in karısı nerede? Bütün bu olup bitenlere bir noktada bir kadın sağduyusuyla "ehh, yeter, durun artık!" diyebilecek pek çok kadın, pek çok eş, anne, kızkardeş figürü romanda eksik. Belki tarihsel bir gerçeklik olarak da etkisiz oldukları için, fakat buna pek inanasım gelmiyor.

"Uluğ Bey'in Hazinesi"ni Özbek edebiyatını, kültürünü, tarihini, Doğu'nun kayıp aydınlanma çağını merak edenlerin, matematik ve astronomiye, bilim tarihine ilgi duyanların okumasını tavsiye ederim. 

 

21 Ocak 2017 Cumartesi

Sonsuzlugun Kisa Tarihi





Eine kleine Geschichte Der Unendlichkeit
Brian Clegg
rororo


Bu konuda yazilmis ve hatta ayni ismi tasiyan baska kitaplar da var sanirim. Yazar isminden ayirt ediniz. Zenon'dan baslayip 20. yy a kadar matematikte sonsuzluk kavraminin hikayesini anlatiyor yazar. Arada Pisagor okulu, Aristo, Arsimed ve onun evrendeki kum tanelerini sayışı, Galileo ve onun afaroz tehdidinden sonra yazdigi kitabina uzaniyoruz. Bitmiyor Augustinus, Bacon, Schrödinger ve kedisi, Newton ve Leibniz arasindaki klasik tartisma, Cantor ve deliligi.....derken daha aklimda kalmamamis bir cok matematikci ve felsefeci arasinda zip zip zipliyoruz.  Yazar gayet dikkatli, gayet özenli biz kendi halindeki hedef okuyucu kitlesi icin. f(x)= x+1'i bile özenle aciklayip anlatiyor, belki anlamayiz diye. Yine de anliyor muyuz kitaptaki her seyi ? Hayir anlamiyoruz :) Yine de seviyoruz. Tavsiye...

16 Ekim 2015 Cuma

keşke origami

Uzun zamandir 3sat'taki Scobel programini seyretmiyordum. Scobel (programi yayina hazirlayan ve sunan kisi) hep ilginc konular bulur. Bu kez konu "Muster des Lebens"(Yasamin desenleri, sekilleri) idi.

Programa eslik eden belgeselde (Der Origami-Code)  temel konu origamiydi. Origaminin veya genel olarak katlama sanatinin inanilmaz derinlikli bir arastirma alani oldugunu ögrendik. Katladiklari kompleks formlari önce bilgisayarda tasarlayan amatörleri, matematik ve enformatik gibi uzmanlastiklari konularda origaminin kullanim alanlari üzerine calisan iyi üniversitelerden bir takim profesörleri dinledik.

Dogadaki objeleri origami benzeri tekniklerle ve inanilmaz bir gercekcilikle tasarlayip katlayan Fransiz bir sanatciyla tanistik. Normalde origami sanatindan bilinen kimi katlama tekniklerinin icat degil kesif oldugunu, doganin inanilmaz yetenekli ve etkin bir katlama ustasi oldugunu ögrendik. Bitkilerden, hayvanlardan ve galaksilerden verilen örnekleri saskinlikla izledik. Harvard Üniversitesi'nden Hint asilli bir matematik profesörü kayin yapraklarinin kis tomucuklarinin icindeki katli durma tekniginin matematigini arastiriyordu; özel uzmanlik konusu buydu. Bir Alman origami ustasi  dogadaki "instant" katlama pattern'lerini arastiriyordu.

Yine Almanya'dan Katalan bir origami ustasinin odalar, duvarlar dolusu kitaptan olusan kisisel kütüphanesi bize katlama sanatinin sadece Japonya'da degil, tüm dünyada öteden beri insani mesgul eden harika hikayesini anlatiyordu.

Biri Avustralyali , bir Japon iki bilim insani mesafelerin aralarina girmesine izin vermeden internet üzerinden birlikte calisiyor, her türlü objenin önce matematik diline dökülüp, oradan katlama teknigine cevrilerek tek parca kagittan katlanmis bir kopyasini üretmenin mümkün oldugunu kanitliyorlardi.

Ucak endüstrisinde mühendisler hafif malzemeleri inanilmaz saglam ve stabil kilan teknikler ararken yaniti origamide buluyor, özel katlanmis pattern'ler sayesinde üzerinden bir tonluk  otomobil gectiginde zarar görmeyen son derece hafif ve esnek objeler üretebiliyorlardi. Ileri dönemde ucaklarin agirliginda %20-%30'luk azalma olabileceginden ve bunun cevre zararlisi ucak yakiti tüketimine de olumlu yansiyacagindan bahsediyorlardi.

Hokkaido Üniversitesi'nden genc bir Japon bilim insani insan bedenine katli sekilde sokulan ve damardaki daralma noktasina geldiginde acilan "origami" stendler üzerindeki calismalarindan bahsediyordu. Deprem bölgelerinde girilmeyecek noktalara katli seklinde girip orada kendi kendine acilabilecek ve canli arayacak mini robotlar üzerine calisan bir Ingiliz bilim adami bile vardi.


Icimde günlerdir uykuda olan bir yerin yeniden uyandigini hissettim. Darbe üstüne darbe almaktan hissizlesmis ve artik hicbir seye saglikli ve dogal tepki veremeyen bir yerde hislenme isaretleri farkettim. Kabuk üstüne kabuk baglayan bir yarada yasam izleri gördüm.

Bana iyi geldi.

Almanca bilmiyorsan bile izle, sana da iyi gelecek bence.

Bir de o soru ve o keske olmasaydi...

O soru: "Bir insan ömrünü neye vermeli?"

O keske: Herkesi kendi dogrumuzun hizasina cekme , gerekirse ölümüne hizaya cekme takintisi yerine, bu tür meraklar, takintilar gelistirseydik, ah keske okul cocuklari gibi olsaydik, ah keske origaminin dibine vursaydik, ah keske koni seklinde kivrilmis bir kagidin üzerine üc kilo kitap biraktigimizda kendiliginden olusan katlama formunun, derin, hayranlik verici basitligiyle sarsilabilen yanimiz diri olsaydi. Bütün bu insanlarin zamanlarini gecirdikleri, akillarini, fikirlerini ve yasam enerjilerini verdikleri konulari görmek kuvvetli bir aglama istegi yaratiyor bende. Origami belgeselleri sanirim sadece bazi cografyalardan gelenler üzerinde iste böyle tuhaf, duygusal etkiler yaratiyor.


Dipnot: Almanca "entfalten" da ne güzel sözcüktür. ent-falten. Katli olanin acilmasi. En cok da "yasam" sözcügünün yanina gelince güzellesiyor. "Sich enfaltendes Leben" örnegin. Kendi kendini acan, kisitli dar alandayken genisleyip yayilan, son noktasina dek potansiyelini aciga vurabilen yasam demek. Bugünlerde en eksigimiz bu.

Hepimize katmer katmer acilip dalga dalga yayilan bir dirilik, canlilik enerjisi diliyorum. Kalpten. Kalpten; cünkü bir kücücük bedene katlanip sigdigi halde acildiginda evrenlere sigmayan odur.

24 Haziran 2015 Çarşamba

Kainatta bi yerdeydim...

Bazi yazilar var ki yazmaya ya zamanim yok, ya istegim... Ama aklimi mesgul eden konular olarak tarih(im)e izi düssün istedigim de oluyor bazen. Arada bir yazamadigim yazilari mi listelesem?

Bu ara sunlar var örnegin...

  • Lavantali cilek marmeladinin ne kadar da iyi bir fikir oldugu...
  • Komsunun budayip attigi asma dallarinin bizim mutfakta zeytinyagli yaprak sarmasina dönüsmesinden ve bizim mutfaktan çıkan sogan, salatalik, havuc kabuklarinin onun bahcesinde komposta dönüsmesinden yola cikarak "komsu komsunun külüne muhtactir" sözünün literal anlamiyla da dogru oldugu...
  • Günlük sosyal medya dozajimi minimumda tutma cabama ragmen, yine de bazen savundugu seyden cok (cünkü evet, herkes caninin istedigini düsünmekte özgürdür), düsündügü seyi savunma seklini cok ucuz, cok berbat, cok can sıkıcı buldugum yazilara denk gelmem, sosyal medyada aldigi onay ve begeniyi göz önüne alarak, ayni dili konustugum insanlardan yana süpheye, umutsuzluga  düsmem ve "Günesimden kac!" deme istegiyle dolmam... Kainatta bi yerdeydim...la la la... Bir türkü söylemekteydim... la..la..la (Bi dakka, video kaydinin sonlarinda dinleyiciler gercekten "Hülooooggg" diye mi bagiriyor, yoksa bana mi öyle geldi? :)
  • Baska sebeplerle degilse de, en azindan carpim tablosunu ezberletmeden carpma ögretebilme becerisi sebebiyle Alman egitim sistemi karsisinda sapka cikardigim...
  • 5 yasinda okumayi söken oglanin 8 yas itibariyle "Sen okuuu!" deme huyundan vazgecerek, bazi kitaplari artik bastan sona kendi okudugu ve bu konunun da annelerin bosu bosuna endiselendigi konular listesine eklenmesi gerektigini yolda benden geride olan baska annelerle paylasma istegim...
  • Aslinda tek cocuklu analara, özellikle o cocuk 5 yasindan kücükse sosyal medyada annelik üzerine yayin yapma yasagi getirilmesi üzerine bazi anti-demokratik fikirlerim... (Bebegin ilk disini ve mutfak zeminine unu serpip onun üzerine ilk ciziklerini atma fotografini filan yayinlayabilir, onda sorun yok, hepimiz yaptik iyi kötü...) 
  • Kara tavuklarin ne sahane ögretmenler oldugu... (Himm, bunu belki ayrica ve uzunca yazabilirim..) 
  • Bir sürü iyi film önerisi almis olmama ragmen bir filmi basindan sonuna izleme yetenegimi yaklasik 9 yildir yitirmis olmam sebebiyle izleyememem ve üzünc duymam... 
  • ...

Pifff, bu da  Hindiba'nin yaz(a)mayisini anlatan, yine de basli basina, bir yazi oldu be... Herseyi Karabas gibi, bir Hitit aslani gibi sessizce , yorum yapmadan izlemek ne kadar da zor...

15 Haziran 2015 Pazartesi

Die Analphabetin, die rechnen konnte



Die Analphabetin, die rechnen konnte
Jonas Jonasson
Carl's Books, 2013

Isvecli yazar Jonas Jonasson'un ikinci kitabi. Ilki, Yüz Yasinda Camdan Atlayip Kaybolan Adam.
Bu kitap, yani matematik dehasi olan ama okuma yazmasi olmayan Güney Afrikali kizin hikayesi (sonradan ögreniyor tabi okumayi) en az yüz yasindaki adamin hikayesi kadar eglenceli, en az o kadar absürd, ayni onun gibi bir 20 yy. tarihi ayni zamanda. Nükleer gücler yine bas rolde. Tamam, bir Cinli yetkili ve bir Mossad ajani yakisir hikayeye, ikincisi göz cikarmaz. E, peki Isvec basbakaniyla kralinin  ne isi var o zaman hikayede? Patatesli tavuk falan?  Okuyup görmeli. Bu kitabi insan pamuklara sarip uygun zamani beklemeli. Agir konulu, sıkıcı kitaplarin ardarda geldigi zamanlar olur ya... Veya bazen hayat cok üstüne gelir insanin. Her sey üzücü, her sey can sıkıcı, moral bozucu, vb. Iste o zaman, tam o zaman, pamuklarin arasindan cikarip okumali :)

Ve acaba Jonasson ücüncüsünü yazar mi diye beklemeli...
Yok, bir dördüncü tadi bozar. Ama ücüncü, kararinda birakmadan önce iyi olur...  

Almanca cevirisine Isvecce orijinaliyle ayni isim verilmisse de, Ingilizce cevirisini bir de "The Girl Who Saved The King of Sweden" diye aramak iyi olabilir. Bildigim kadariyla henüz Türkce'ye cevrilmemis.

8 Şubat 2015 Pazar

Sayıların Tarihi



Weltgeschichte der Zahlen
Harald Haarman
C.H.Beck, 2008

Aslinda sayilarin degisik kültürlerdeki sembolik anlamlari üzerine tavsiye edilmis bir kitabi ariyordum kütüphanede. Onu bulamadim, bu kitabi buldum. Sayilarin insanlik tarihine paralel hikayesini anlatiyor. Homo erectus'tan itibaren insanda sayi ve hesap bilincinden basliyor. Yedi kita, 70 iklim dolasiyor. Noktalardan, cizgilerden, iplere atilmis dügümlerden, vücudunu abaküs niyetine kullananlardan geciyor. Bildigimiz sayilarin Fenike'den baslayip Hindistan'a uzanan, oradan Musevi ve Arap topluluklari üzerinden Avrupa'ya dönen hikayesini anlatiyor.  Avrupa baskin, bugünün dünyasinda yaygin sayi sistemlerinden cikiyor. Bu arada sayilarin semboligine de az bucuk dokunuyor. Hepsinden önemlisi sayilarin da birer kültür nesnesi oldugunu, su anda kullandigimiz sayil sistemlerinin belli bir kültürün ürünü oldugunu ve baska türlü olmasinin da mümkün olacagini bize animsatiyor. 

Haarman cok yazan bir dilbilimciymis. Bir iki kitabini daha not aldim. 


6 Ekim 2014 Pazartesi

Is God a mathematician?


Is God a mathematician?
Mario Livio

Adini yayinevinin pazarlama müdürünün sectigini sandigim, ic sayfalarinda daha cok "matematik bir icat midir, yoksa bir kesif mi? sorusuyla ve "unreasonable effectiveness of mathematics" kavramiyla mesgul olan, matematik ve fizik tarihine dair güzel seyler ögrenebileceginiz, "the world is something like a symphony" gibi sevilesi cümlelerin sarfedildigi, yan detaylarinda Amerikan anayasasindan cok zorlarsan bal gibi de bir diktatörlük cikarmanin mümkün oldugu bilgisini paylasan sevimli kitap...