- Morg Sokağı Cinayetleri, Edgar Allen Poe
- Kilitli Oda, Maj Sjöwall - Per Wahlöö
- Sarı Odanın Esrarı (Mystery of the Yellow Room), Gaston Leroux
- The Case of the Constant Suicides, John Dickson Carr
- The Hollow Man, John Dickson Carr
- Doğu Expresinde Cinayet (Murder on the Orient Express), Agatha Christie
- Gece Gelen Ölüm (Murder in Mesopotamia), Agatha Christie
- Noel'de Cinayet (Hercule Poirot's Christmas), Agatha Christie
- Benekli Kordon, Arthur Conan Doyle
pandora'nın not defteri
açtım kutuyu, gördüm kötüyü...
8 Şubat 2026 Pazar
Kitap Listesi: Kapalı /Kilitli Oda Gizemi
7 Şubat 2026 Cumartesi
Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde
Olga Tokarczuk'a ilk kez David Damrosh'un "Around the World in 80 Books" adlı kitabında rastlamıştım. Damrosh özellikle "Flights"tan (Koşucular) ve "Anna In"den övgüyle bahsediyordu. Tokarczuk anlaşılan "Anna In"i Canongate Yayınevi'nin "The Myths" adlı mitoloji uyarlamaları serisi için yazmıştı. Böylece hem Olga Tokarczuk'a hem de The Myths serisine "Anna In" ile giriş yaptım. İlginç olan şey, kitabın Canongate veya başka bir yayınevi tarafından İngilizce'de yayımlanmamış, pek çok Tokarczuk kitabının çevrildiği Türkçe'de de bilinmiyor oluşuydu. Ben Almanca çevirisini bulup okumuştum ve 2024'te okuduğum "dünya seyahati" kitapları arasında en sevdiklerimden biri olmuştu. Bence mitoloji uyarlaması denen şey "Anna In" gibi olmalı. Olga Tokarczuk'un kalbime taht kurması ve tüm kitaplarını okumaya heveslenmem işte böyle oldu.
Dönelim "Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde"ye... Nihayet fırsat bularak okuduğum ikinci Tokarczuk kitabı. Spoiler sevmeyenlerin okumadan önce hakkındaki tanıtım yazılarına dikkatli yaklaşmasını gerektiren detayları var (bu yazıda spoiler yok). Ben öyle yaptım ve kitaba başladığımda konusuna, nerede, hangi zamanda geçtiğine dair en ufak bir fikrim yoktu.
Olaylar günümüz Polonya'sında, Çekya sınırında, özellikle kışın çok az kişinin yaşadığı ücra bir yaylada geçiyor. Hikayenin anlatıcısı Janina Duszejko yaşlı, egzantrik bir kadın; eski bir mühendis. Uzun kış gecelerinde tanıdığı insanların astroloji haritalarını çıkarıyor. Genç arkadaşı ile William Blake şiirlerini Lehçe'ye çeviriyor. Köydeki çocuklara İngilizce dersi veriyor ve kışın her gün komşularının ona emanet ettikleri evlerini kontrol etmek bahanesiyle yaylada uzun turlar atıyor. Çevresindeki insanlara fiziksel özellikleri ve huylarına göre adlar takıyor. En yakın komşularından Garip'in bir akşam diğer komşuları Koca Ayak'ın öldüğünü haber vermesiyle olaylar gelişiyor. Ardından gelen dört ölümle (köyün polis komiseri, zengin bir çiftlik sahibi, mantar toplama derneği başkanı ve köy papazı) öykü karanlık, gerilimli bir hal alıyor. Polisiye sevenlerin daha kitabın çok başlarında çözümünü tahmin edebileceği bir düğüm içermesine rağmen kitap bir polisiye değil. Karanlık atmosferine, dehşetli ölüm tasvirleri ve kahramanımızın kabuslarına rağmen bir gerilim romanı da değil. Bana kalırsa daha çok ekolojik ve toplumsal bir eleştiri. İnsanın doğa ve özellikle hayvanlar üzerinde tahakküm kuran, zorba ve zalim tarafının eleştirisi, güç sahiplerinin yaptıklarına göz yumup susan sıradan insanın eleştirisi, ikiyüzlü, eğilip bükülen bir etik anlayışının eleştirisi... Yazarın satır aralarına yerleştirdiği kimi fikirleri sert gelebilir, okuyanın suratına tokat gibi çarpabilir. Fakat hep aklımıza yatan şeyler söyleyen, okurun suyuna giden yazarlarla da nereye kadar?
Kitaptaki insana küskün, hatta cezalandırıcı doğa motifi bana Amos Oz'un "Suddenly in the Depths of Forest"ını anımsattı. Bu kitabı okuyan onu da okuyabilir veya o kitabı seven bu kitabı da sevebilir. Tüm karanlık, şiddet ve ölüm içeren atmosferine rağmen kitabın mizahi bir tarafı var. Yazar kitabın satırları arasından bize muzipçe gülümseyerek bakıyor gibi. Bu muzipçe gülüşü "Anna In"de de hissetmiştim. Olga Tokarczuk muzip bir yazar bana kalırsa.
Son olarak kitabın adı, bölüm başlarındaki küçük alıntılar gibi William Blake'den.
2 Şubat 2026 Pazartesi
2026/3 - Katmerli harman çorabı
Bu ara kiremit kırmızına bayılıyorum. Onu da topuk ve parmak ucunda kullandım.
Ocak 2026 - Okuduklarım
1 Şubat 2026 Pazar
Uluğ Bey'in Hazinesi
26 Ocak 2026 Pazartesi
Ragnarök: Tanrıların Alacakaranlığı
- Dünyanın merkezindeki dişbudak ağacı Yggdrasil: Hemen her coğrafyada karşımıza çıkan, her şeyin merkezinde ve başlangıcında var olan "hayat ağacı" motifi burada da var. Mezopotamya'da bir palmiye ağacı olarak tasvir edilen hayat ağacı burada, iklim sebebiyle olacak, dişbudak ağacına dönüşüyor. Hayat ağacı motifi ve onun evrenselliği çok ilginç. Bu konuda da bir derleme paylaşım yapasım var.
- Nornlar: Ölümcül Kızkardeşler olarak bilinen üç kızkardeş. Urd, Werdandi, Skuld adındaki bu kardeşler sırasıyla geçmişi, şimdiki ve geleceği görme yetisine sahipler. İp eğiren ve kaderin ağlarını da ören kardeşler bunlar. Bir yerden tanıdık mı? Bana Yunan mitolojisinden tanıdık geldi. Hem ip, hem kaderin ağlarını ören kadın da de çok tekrarlayan bir motif. Bu da bir derleme konusu olabilir.
- Ymir: Varolan dünyanın kendisinden yaratıldığı kadim varlık. Üç tanrı (Odin, Wili, We) Ymir'e karşı gelip onu katlederler, bedenini parçalara ayırırlar. Her şey bu bedenden yaratılır. Ymir'in hikayesi hemen Tiamat'ı ve onu yenerek bedenini evrenin malzemesi yapan ikinci nesil Mezopotamya tanrılarını çağrıştırıyor. Biraz da Gaia'yı.
- İskandinav mitolojisinde ilk kadın ve erkek çürümeye yüz tutmuş iki cansız kütükten can bulurlar. Neden balçık ya da toprak değil? Çünkü coğrafya :) Odin onlara zihin, Hönir (herhalde Willi) sevgi ve hisler, Loki (herhalde We) kan ve renk bahşeder.
- Loki: Çok ilginç bir tanrı. Her şekli alabilen, dönüşebilen, bu yolla karmaşa yaratan biri. Sürekli titreşen, eriyen, iç içe ve şekilden şekile geçen, bazen de şekilsiz bir aleve benzeyen bir varlık. Fiziğin dilinden konuşacak olursak sanki madde değil, dalga. Ya da hem madde, hem dalga. Nereden baktığına bağlı olarak ;) Adının "alev, ateş" anlamına geldiği, Hristiyanlık'ta "Işık taşıyan" veya "Sabahın yoldan çıkmış oğlu" gibi ünvanlarla bilinen Lucifer'in öncülü/kaynağı olduğu iddiaları var. Ne tam anlamıyla iyi, ne de kötü, kaos kaynağı, oyuncu, tehlikeli. Tam bir Trickster. Şöyle bir cümle var ki Loki'yi çok iyi tanımlıyor:"Loki'yi asıl ilgilendiren, yok oluşun içindeki düzeni ve düzenin içinde saklı olan yok oluşu bulup çıkarmaktı."
- Baldur: Odin ile Frigg'in oğlu. Her iyi, güzel, aydınlık şeyin simgesi olan bu karakter annesi Frigg'in çabasıyla dünyadaki hiç bir şeyin zarar veremeyeceği, adeta ölümsüz biri. Küçücük bir istisnası var bu zarar görmezliğinin, o da ökseotu. Loki bu sırrı oyunla öğrenip Baldur'un hakkından yine bir oyunla geliyor. Aa, ne kadar da anneciğinin küçücük bir ihmali yüzünden topuğundan vurulup ölen Achilleus'u anımsatıyor, değil mi? İşte bir benzerlik daha.
- Yeraltı dünyasının hükümdarı Hel'in mağarasının girişinde vahşi, devasa bir köpek/kurt: Aaa... Kerberos mu o? Yok, "... Garm derlerdi bu kurda". Zorlu yolculuk, bir köprüden geçme, yeraltındaki ölüler diyarının tarifi, haksızca öldüğüne/öldürüldüğüne inanılan bir kahramanın geri istenmesi, ölüler diyarı hükümdarının zorlu şartları...İşte yine tanıdık motifler.
- Loki'nin üç tuhaf çocuğundan bir diğeri Jörmungand; devasa "dünya yılanı". Dünyayı sarıp sarmalar, "Ragnarök"e dek (dünyanın sonu, kıyamet) uykudadır: Ejderha, dev yılan, deniz yılanı barındırmayan bir tek mitoloji bulamayız herhalde.
- Ragnarök'ü diğer kıyamet anlatılarından ayıran şey sadece dünyanın ve yaratılmışların değil tanrıların da sonu olması. Odin ve Thor da en başından yaralı tanrılar zaten. Bu yönüyle farklı geldi bana kuzeyin mitolojisi.
20 Ocak 2026 Salı
Medea.Sesler
Geçen yıl tragedya okumalarını bitirdikten sonra, hemen mitoloji/tragedya uyarlamaları okumaya başlamıştım ve ilk okuduğum uyarlamalardan biri Christa Wolf'un "Kassandra"sıydı. Şimdi de onun ikinci uyarlaması olan "Medea.Sesler"i okudum. Yazarın kitabın ismini neden böyle koyduğunu bilmiyorum. Evet, kitap Medea, Iason ve olaya dahil olan diğer kişilerin anlatımından oluşuyor; yani başlıktaki "Sesler" anlamlı, ama neden ".Sesler" bitişik yazılmış, bilmiyorum. Almanca orijinal adı da böyle: Medea.Stimmen
Medea'nın hikayesini anlatan en ünlü eser Euripides'in Medea adlı tragedyası. Seneca da daha sonra aynı konuyu işlemiş. Christa Wolf'un Medea'sı Kassandra'sı gibi çok katmanlı bir eser, türlü türlü okunabilir. Yunan mitolojisinin ilginç bir karakterinin/hikayesinin modern bir yeniden anlatımı gibi veya Euripides'in daha babaerkil bir bakış açısından anlattığı hikayeye daha feminist, anaerkil bir açıdan verilen bir cevap gibi... Nitekim evlat ve kardeş katli gibi iddiaların Euripides öncesi kaynaklarda geçmediği, onun tarafından hikayeye eklendiği hep yazılagelmiştir. Christa Wolf kadınca bir bakış açısıyla Medea'nın hakkını Medea'ya veriyor. Ben şahsen kitabın bu yönünü çok sevdim. Bir üçüncü katmanda kitabın yazıldığı dönemin sosyopolitik dinamiklerine göndermeler yaptığını da tahmin ediyorum. Wolf alttan alta Korinth ile BRD ve Kolkhis ile DDR arasında özdeşlik kuruyor gibi. İktidar, güç dengeleri, bu uğurda verilen kurbanlar ve kalabalıkların manipülasyonu ne Korinth'de, ne Kolkhis'de, ne de modern dünyada farklı. Bu yönüyle de etkileyici bir kitap.
Girişteki cümleye ek olarak şunları da not etmişim:
"İnsanların inanmak için duydukları gizli bir isteğe karşılık veriyorsa hiçbir yalanın inanılmayacak kadar saçma olmayacağını ögrendim."
"Korkularını ancak başkalarına saldırarak yatıştırabiliyorlar."
18 Ocak 2026 Pazar
Ardavirafname
2026/3 - Grip çorabı
Son zamanlarda ördüğüm çoraplardan artmış bir sürü başka ip de var. Ufukta yine bir veya daha fazla pi çorabı görünüyor, yaşasın!














