6 Mart 2026 Cuma

Öğlen Kadını ( Die Mittagsfrau)



Çağdaş Alman edebiyatının kadın yazarlarından Julia Franck "Die Mittagsfrau"yu 2007'de yazmış. Yazarın en bilinen romanı olan kitap aynı yıl Deutscher Buchpreis'ı (Alman Kitap Ödülü) kazanmış. "Öğlen Kadını" adıyla 2010'da Türkçe'ye de çevrilmiş.  Ancak baskısı var mı; piyasada, sahaflarda bulunabilir mı, bilmiyorum. Ben Almanca'sından okudum.

Kitap 1945'te, Stettin'de yedi yaşındaki Peter'in bakış açısından II. Dünya Savaşı'nın bitimini izleyen günleri izlediğimiz bir prologla açılıyor. Bazı şeyler söze dökülmese de anlaşılıyor. Peter'in anlamadığı veya belki de anlamazlıktan geldiği şeyleri, annesinin söze dökmediklerini okur olarak fark ediyoruz. Prolog Peter'i bir tren istasyonunda bir bankta tek başına, okuru ise yanıt verilmemiş sorularla başbaşa bırakarak kapanıyor.

İzleyen bölümlerde I. Dünya Savaşı ve ardından Weimar Cumhuriyeti dönemine geri dönüyor, iki kızkardeş Martha ve Helene'nin öyküsünü okumaya başlıyoruz. Çünkü roman aslında Peter değil, Helene üzerine. 20.yy Alman tarihinin bu üç önemli dönemini ve her bir dönemin toplumsal atmosferini Helene'nin I. Dünya Savaşı arifesindeki çocukluğu, 1920'lerin parlak ve bohem Berlin'inde geçen gençliği ve Nazi dönemine denk gelen evliliği ve anneliği üzerinden okumak mümkün. Özellikle Berlin'de kuzen Fanny ve çevresindekilerin yaşamı biraz Herman Hesse'in "Bozkırkurdu"nu, biraz da Sabahattin Ali'nin "Kürk Mantolu Madonna"sını çağrıştırıyor.

Çeşitli açılardan sert bir kitap "Öğlen Kadını". Gittikçe suskunlaşan Helene'nin çevresinde diyalogların da azaldığı, yer yer kısa, kesik kesik cümlelerin hakim olduğu bir anlatımı var. Kimi bölümler gereksizce uzatılmış veya detaylandırılmış hissi verebilir. Fakat bu kitabın ne için okunduğuyla da ilgili. Bir toplumu, bir dönemi tarih kitaplarından çok, edebiyat üzerinden  anlamak isteyen okuyucu açısından, tam tersine hazine bile sayılabilir bu detaylar. Bazı  karakterlerin, örneğin Wilhelm'in oldukça klişe geldiğini söyleyebilirim. Wilhelm'in neden öyle olduğuna biraz girebilseydik, belki de amacına daha yaklaşmış ve daha derinlikli bir kitap olurdu.

Kitaba adını veren Öğlen Kadını (Die Mittsgsfrau / Midday Lady) Slav mitolojisinin tekinsiz bir karakteriymiş. Edebiyatta mitolojik göndermeler ilgimi çeken bir konu. Bu kitapta bu detaya rastlamak hoş bir tesadüf oldu. Meraklısına "Mittagsfrau" inanışını mutlaka araştırmasını tavsiye ederim. Kitapta bu inanışa tek bir yerde doğrudan gönderme yapılıyor. Fakat inanç ve inançsızlık, susma ve konuşma, yüzleşme ve kaçınma gibi tekrarlanan bazı motiflerin de dolaylı olarak Mittagsfrau ile ilgili olduğu söylenebilir.

İlgimi çekti ama okuyamam diyenler için; filmi de varmış.

27 Şubat 2026 Cuma

Yunanlı Bir Kız Aranıyor

 


 İlk gençliğimde Ankara Yeni Sahne'de izledigim "Fizikçiler"den tanıdığım ve sevdiğim Friedrich Dürrenmatt'ın romanlarını ve oyunlarını okumayı planlamıştım. 1955de yayımlanan"Grieche sucht Griechin" (Yunanlı Bir Kız Aranıyor) ile başladım. Bir fabrikanın forseps bölümünde sayman yardımcısı(nın yardımcısı) olarak çalışan, eskiyeni presbiteryen kilisesine bağlı, etyemez, sigara kullanmayan, maden suyu ve sütten başka bir şey içmeyen, dürüstlük ve erdemi her seyden cok önemseyen Arnolph Archilochos'un hikayesi. Olayların gelişimi öylesine absürd, öyle inanılmaz ki insan bir süre acaba kahramanımız bir rüya mı görüyor, diye düşünüyor. Kısa ama etktileyici bir kara mizah, bir toplumsal hiciv. 

24 Şubat 2026 Salı

2026/5 - Pamuklu soket çorap

 Son zamanlarda yaklaşık aynı zamanda (çoğunlukla aynı gün) bir kitap ve bir çorap bitirdiğimi farkettim. Bu kez de öyle oldu :) 


Ben çorap insanıyım ( "Sen giyersin, giymezsin, baldırı çıplak gezersin, beni ilgilendirmez." 🤣 ). Eh, yaşadığım iklimde de kışlar uzuuuun ve soğuk, yazlar kısa ve serin olduğundan ben yılın büyük kısmını çorap giyerek geçiriyorum. Dedim ki kendime bahar ve yazda giyilebilecek pamuklu ipten bir çorap öreyim, hazırlık olsun. Yazlık olacağından soket çorap olsun. Gerekirse ayakkabı içinde bile giyilebilsin. İşte böyle.


Hızlıca örüldü, bitti. Pamuklu iple örmenin de demek ayrı bir keyfi var. Yalnız 50 gr. kadar tutarsa, aynı yumaktan bir çorap daha çıkarabilirim diye düşünmüştüm. 53 gr. tuttu. Kalan 47 gr. ile ne yapabilirim, bilmiyorum. Fikri olan beri gelsin pls. Ayakkabıyla dışarıda ayrıca test edeceğim.


Dipnot: Yaralı çorap kalıplarını geçmişte açıklamıştım, o da işte böyle, dünya da işte böyle (:

İnsan ve Sembolleri

 


Sanırım ilk kez Jung okudum. Fakat uzmanlığı psikoloji olmaksızın Jung psikolojisine veya sembollerin dünyasına dalmak isteyenler için belki de iyi bir başlangıç olabilir. Çünkü zaten en başından sıradan okuyucuya yönelik yazılmış. Jung'un ölümünden (1961) önce kaleme aldığı son metin olduğu kabul ediliyor, 1964'de Jung'un ölümünden sonra yayımlanmış. Gerçi Jung kitabın tamamını değil,  sadece ilk bölümünü yazmış; fakat diğer meslektaşları tarafından yazılmış kısımları da gözden geçirip incelediği önsözde belirtiliyor. Bu yüzden olacak, hem Türkçe'de, hem diğer dillerdeki baskılarında kapakta sadece Jung'un adı geçiyor. Kitap şu bölümlerden oluşuyor:

  1. C. G. Jung - Bilinçdışı’na giriş
  2. Joseph L. Henderson - Modern İnsan ve Mitler
  3. M. L. von Franz - Bireyleşme Süreci
  4. Aniela Jaffé - Görsel Sanatlarda Sembol
  5. Jolande Jacobi - Olgunlaşma Yolundaki Simgeler
  6. M. L. von Franz - Bilinçdışı ve Bilimler (Sonsöz)

Kitabın ana konusu rüyalarda, mitlerde, sanatta sembollerin anlamı ve herşeyden önemlisi nasıl anlamlandırılması, yorumlanması gerektiği.  Yazarlarımız pek çok coğrafya ve kültürden, pek çok kaynaktan zengin görsel örneklerle bilinçdışından bilince, bireyselleşme sürecinden kültüre, rüyalardan, mittlere ve çağdaş sanata dek sembollerin izini sürüyor.  Açıkça kahve falına bakarcasına "balık: kısmettir" deyip çıkan bir sembol indeksleme kitabı değil, öyle de okunmamalı. Şahsen hakkını vererek okuyabildiğimden de emin değilim.  Bir çok not aldım. Bir süre daha onları çalışacağımı tahmin ediyorum. Uzun vadede de sık sık okuduğum başka kitaplardan referans olarak bu kitaba geri döneceğimi sanıyorum. 

16 Şubat 2026 Pazartesi

2026/4 - Deli Kızın Çorabı

 Pi çorabı örecektim, vazgeçtim, bir adet kontrollü "deli kızın çorabı" ördüm. Çok ipli, çok renkli çoraplar bende ilk bittiğinde biraz karmankarışık  görünüyor. Hızlı örülüyorlar, fakat arka yüzdeki ince çalışmayı da ekleyince diğer çoraplardan daha hızlı bitmiyorlar. Her açıdan deli kızın çorabı yani. 





Bunlar çorabın ilk bittiğindeki hali, arkada ince temizlikten önce... :






15 Şubat 2026 Pazar

Balonla Beş Hafta

 


Bu aralar çeşitli sebeplerle 19. yy. edebiyatına taktım. Özellikle bitmekte olduğunu hissettiğimiz bir çağın başlangıcına bir göz atmak motivasyonuyla... Arthur Conan Doyle'un tüm Sherlock Holmes külliyatı, Edgar Allan Poe öyküleri,  bir kısmını çocukken okuduğumuz Jules Verne kitaplarının tam metinleri ve 20. yy'ın başında eser vermesine rağmen bu dönemin izlerini tașıdığını farkettiğim için Hüseyin Rahmi Gürpınar kitaplarını bulabildikçe okuyorum. 

Jules Verne kitapları açıkça bir de yuvaya dönüş duygusu veriyor. Bu benim jenerasyonum için tipik olabilir. Balonla Beş Hafta'yı ilk kez tam metninden okudum. Hatta belki de ilk kez okumuş olabilirim. Çünkü klasik bir Jules Verne macerasının verdiği tanıdık duygu bir yana, kitabın detayları tamamen yeni gibiydi. Örneğin Denizler Altında Yirmi Bin Fersah, Esrarengiz Ada, Dünyanın Merkezine Seyahat, konusu bir yana, detaylarını bugün gibi anımsadığım kitaplar. Balonla Beş Hafta böyle değildi. Demek ki çocukken okumamışım. 
İnsan kitabı okurken önüne bir harita açarak balonun Afrika üzerindeki rotasını izlemek istiyor. Bir de Dr. Ferguson'un rüzgarlar, balon mekaniği, coğrafya, flora, fauna ve keşifler tarihi hakkında anlattıklarının ne kadarı gerçekle örtüşüyor, ne kadarı kurgu, bilmek isterdim. Ne yazık ki, internet aramalarımda kitabı bu açılardan inceleyen hemen hiç bir kaynağa erişemedim. Oysa internetten bir teknoloji olarak beklediğim budur. 

Kitaptaki Afrikalı halklar hakkındaki kimi ifadeler bugünden bakınca basbayağı ırkçı. Genel olarak üstten bakan, Avrupalı, beyaz ve erkek bir bakış var kitapta. Dr. Ferguson'un her şeyi bilirliği ve kendinden eminliği, Kennedy'nin silah ve av takıntısı, Joe'nun sarsılmaz efendiciliği bulunduğum yer ve zamandan bakınca yer yer sinir bozucu. Hayvanlara bakış ve davranışları da öyle. Hele bir filin öldürülüşü var ki, saçmalığı ve acımasızlığıyla dumura uğradım. Bütün bunları kitabın yazıldığı dönemin "normal"leri kabul edeceğiz herhalde. Fakat bir olgu olarak not edilmeyi hak ediyorlar.

Sürekli "okumak"tan bahsettim, fakat aslında oturup uzun saatler okumaya zamanımın olmadığı bir dönemden geçtiğim için aslında kitabı yarı okuyup, yarı dinledim. Youtube'da iyi bir Almanca seslendirmesini bulduğum için akşamları vakit bulduğumda Türkçe'sinden okuyup, gündüz evde meşgul olduğum işleri hallederken bir yandan Almanca'sından dinledim.

Roman Jules Verne'in ünlü yayıncısı Pierre-Jules Hetzel ile 1862'de tanıştığında yayımlanmak üzere kendisine sunduğu iki bitmiş romanından biriymiş. Hetzel diğerini ( 20. Yüzyılda Paris) çok karamsar olduğu gerekçesiyle yayımlamayı kabul etmemiş. Balonla Beş Hafta onun önerileriyle yapılan bir kaç düzeltmeden sonra 1863'te basılmış.  Bu açıdan Verne'e Fransa'da (ve daha sonra dünyada) hızla bilinirlik sağlayan ilk kitap olma özelliğini taşıyor. Ayrıca doğal olarak yazarın bilim ve macerayı bir araya getiren romanlarından oluşan Voyages extraordinaires (Olağanüstü Yolculuklar) serisinin de ilk kitabı sayılıyor.

8 Şubat 2026 Pazar

Kitap Listesi: Kapalı /Kilitli Oda Gizemi


'Kilitli Oda' gizemi sever misiniz?
  • Morg Sokağı Cinayetleri, Edgar Allen Poe
  • Kilitli Oda, Maj Sjöwall - Per Wahlöö
  • Sarı Odanın Esrarı (Mystery of the Yellow Room), Gaston Leroux
  • The Case of the Constant Suicides, John Dickson Carr
  • The Hollow Man, John Dickson Carr
  • Doğu Expresinde Cinayet (Murder on the Orient Express), Agatha Christie
  • Gece Gelen Ölüm (Murder in Mesopotamia), Agatha Christie
  • Noel'de Cinayet (Hercule Poirot's Christmas), Agatha Christie
  • Benekli Kordon, Arthur Conan Doyle

*Mor renkliler, henüz okumadıklarım.