sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2025 Cuma


1. Haftasonu aklımı başımda tutacak şeyin ne olduğunu biliyorum galiba 




2. - 4. Introduction to autumn

 

8 Kasım 2017 Çarşamba

Ne cabuk kalkip gittin be sonbahar...
Otursaydin oysa, daha karpuz kesecektim :(

27 Eylül 2017 Çarşamba


Haa, bu arada...
Çakal eriği de çok oldu.
Hem de nasıl çok...










26 Eylül 2017 Salı


Komsum dünyanin en büyük yaprakli adaçaylarını yetistiriyor olabilir mi?

4 Eylül 2017 Pazartesi

Çok oldu, gerçekten çok oldu.


Çok oldu, gerçekten çok oldu.
Daha da güzel olanı, burada çok az kimsenin kızılcıkların yenebildiğini biliyor olmasıydı ;)

Hemen yanda ise (fotografta sol alt köşede) yenemeyen, zehirli bir meyve bulunmaktaydı.
Yeridir deyip hemen oğlana gösterdim. Bak bu yenir, bu da yenmez. Her kırmızının meyvesi yenmez. Kırmızı doğada bazen 'olgunum, yararlıyım' demek, bazen de 'uzak dur, başın belaya girer' demek.
"Off, tabii ki biliyorum anne!" deyip elinde bir avuc kızılcıkla yoluna devam etti.

Off, ne zaman ögrendin bütün bunlari sen?
Off, ve bazen ne kadar da tekrara düşen bir didaktigim ben?

2 Ekim 2016 Pazar

Endiseye mahal yok.



Su güzel tabaklara, su güzel mevsim meyveleriyle su güzel natürmortlari cizen su güzel komsu teyzelere keske anlatabilsek. Endiseye mahal yok; daldan da düsseler, kuslar da yeseler, esek arilari da didikleseler, insan kursagina da girmese bu güzeller, endiseye mahal yok. Insanlarla kurtlar ve kuslar arasinda biz ve onlar yok, yarisma yok, catisma yok. Onlar yediginde de biz yemis gibi, biz yedigimizde de onlar yemis gibi. Iste öyle teyzeler... Hepsi nefisti, tesekkürler...


Ve bi de... Instagram'da söylemedigim bir sey daha söyleyecegim. Ayva sari, nar kirmizi, evet hepimiz biliyorduk. Ama bundan o harika siir ortasi hauki'sini cikarmak icin birinin gelip arkalarina tek bi sözcük,  "sonbahar"  eklemesi gerekti. Sanat öyle bi sey iste, sair öyle biri iste. Herkes bilir, belki herkes hisseder ama bilmez hissettigini. Sonra biri gelir hissettigini bilmekle kalmaz, söze de döker. 

Ve asil... Bazen sairler de unutabilir, veya ne bileyim belki de dizede şık durmaz. Ama sonbahar biraz da mordur, mavidir, iste su tabaktir. Onu da bazi teyzeler bilir. Alzheimer'in kiyisinda dolasan kimi teyzeler, tabagi ne zaman nerede kime verdigini unutacagini bilir, o yüzden verirken bize tembih eder, geri istedigini :) Hepimiz herseyi bilemeyiz, hepimiz herseyi animsamayabiliriz. Endiseye mahal yok.  


24 Eylül 2016 Cumartesi

hayran



Sen Manuel Neuer hayrani olabilirsin, ben bu elinde tuttuklarinin hayraniyim.

18 Kasım 2015 Çarşamba

Geçer



Gecen yil bu vakitler ayni yerde durup, buna cok benzeyen bir fotograf cekmistim. Altina da "içim gibi" yazmistim. Bu fotograf da "içim gibi". Oysa o zamanki ve simdiki içim birbirinden ne kadar farkli. O gecti, bu da gecer. Her sey geciyor, bu da gecer. Yüzünü günese dön, objektifte parlayan ve gözüne dolan günesi engelleme. Ama unutma, bu da gecer.


"Gönlünü geçici olana bağlama, çünkü halifelik son bulsa da Dicle, Bağdat'ın içinden akmaya devam edecektir."*

Kaldı ki belki Bağdat, ve hatta belki bir gün Dicle bile gecer. 


*Şirazlı Şeyh Sadi

degil mi örümcek hanim?


Hem senin ve benim varlığımıza sebep, varlığımıza olanak olur.
Hem de ışığını döker üzerimize, seni ve beni görünür ve görür kilar.
Belki de ne sen bunun farkindasin, ne de yasam agaci,
Ama günes ne güzel sey, degil mi örümcek hanim?

12 Kasım 2015 Perşembe

Işıktı, suydu


Yine bir gün günlerden ışıktı, suydu.
Karenin hemen sağında sıra sıra arabaların parkettiği bir sokak olsa da ne gamdı.
Bu kareye izin veren bir şehir tasarlamak da az iş değildi.

8 Kasım 2015 Pazar

Mavi not

Daha sonra gri tabaka gelip Ocak'a kadar kazik caktiginda,
gök yere yakinlastiginda ve ruhlar daraldiginda animsamak üzere...

Sunu unutmadan kisisel tarihime not etmeliyim:

6.11.2015 - Orta Avrupa!


7 Kasım 2015 Cumartesi

Şenlik


Yaşamın yollarımıza konfetiler serpmeyi unuttuğu tek bir mevsim bile yok.
Gözünü aç. Şenliğe katıl.

30 Eylül 2015 Çarşamba

Eylül biterken...


Yenilen pehlivan gürese doymazmis. Haftasonundan beri ben de yine dokumakla mesguldüm. Bu seferkinin adi "deli kizin dokumasi". Yok, cok delice bir sey yaptigimdan degil, internette bu tür denemelerden yüz milyon tane var. Yine de kare ve ücgen yerine dogal sekiller diye belki. Yine de öyle iste...  


Bu sefer daha cok renk ve daha fazla  "o rengin arasina sundan, bu rengin arasina ondan" var. Ikinci deneme icin fena degil herhalde. Ama yok, hala olmuyor. Kismen cercevenin centiklerinin cok aralikli olmasindan kaynaklandigini farkettim. Daha kalin iplerle veya baska malzemelerle (rafya? bast?) daha iyi sonuclar alinabilecek belki. Bi de o renk gecislerindeki bosluk konusunu hala tam anlamamisim.



Arka tarafi da böyle oldu.


Sonra ben bütün o ipleri dügümledim, temizledim. Cerceveden de sagsalim cikarmayi basardim. Simdi geriye bu dokunmus parca ile ne yapilabilecegi sorusu kaldi. Duvara asmaktan baska? Yaptigim seylerin bir islevi olmazsa hosuma gitmiyor. Hatta normalde en basindan bir kullanim alani bulamazsam hic baslamiyorum. Zanaat zanaat icin olamiyor bende :) Bu dokuma islerinde sirf tekniğiğ biraz  cözebilmek adina islev bulmadan dokumus oldum. E, n'olucak bu simdi?

Neyse, dokuma isleri simdilik böyle. Biraz ara verip baska islere dönmeye karar verdim. Bu arada üc bes firin ekmek daha yiyeyim, sonra yine dönerim dokumaya.

Bu güzeli ilk pazartesi günü gördüm:


Fotograf makinesi yanimda degildi. Bitki fotograflamanin güzel yani, ertesi gün tekrar makineyle yanindan gectiginde genelde hala orada duruyor olmasi.

Akcaagaclar kizardi. Akdikenler, kusburunlari kizardi. Kayinlar ve atkestaneleri diplerine sanatlarini ve meyvelerini sacti. Bunlarin hepsini dün sabah serinliginde (birrr!!) nehir kenarinda yürürken gördüm. Bi de ögleden sonra Japon kirazlarinin yanindan gecerken farkettim: Bazilari yeniden cicege durmus. Agaclar bazen yapiyor bunu. Sonbaharda tekrar baharsiyorlar. Sanirim insanin gözüne herseyin zittini da barindirdigi bilgisini sokmak icin yapiyorlar. Sonbaharda cicek aciyorlar, yazin da yaprak döküyorlar bazen. Keske insanlar da yapabilse bunu. Sonbaharinda cicek acabilse. Ama abartmadan, zarafetle. Cok fazla fuşyaya, cingene pembesine bulanmadan. Japon kirazlari gibi...

Eylül, sen de bitiyor musun bu arada? Sana ben tesekkür ederim. Harika bir otuz gündü bu gecen. Renkler, ipler, kagitlar, boyalar, temize cekmeler, hesaplasmalar, siirler, sarkilar, cicekler, böcekler, tarcinlar, elmalar... Yeterince Eylül'düm sanirim. Ama daha bitmedi, yarindan itibaren birazcik da Ekim'eyim  ben :)

Eylül'de yaptigim en iyi islerden biri, sanirim FB'u dondurmakti. Mecra kritigine baslamayacagim, hayir. Belki de mecranin kendisinde bir sorun yok. Sorun onu nasil kullandigimizda. Hesabi dondurmadan önce epey ceki düzen vermistim. Tatilden döndügümde temiz, derli toplu bir ev bulan insanlar gibi görece derli toplu bir FB hesabi bulacagim. Yükledigi negatif enerjiye gelince, onun kültürel bir sorun oldugunu saniyorum. Bir Japon'un, bir Paraguayli'nin, bir Isvicreli'nin FB hesabi bu kadar negatif yükleme yapar mi ki? Merak ediyorum.  

Bugün kapanisi neyle yapayim diye düsündüm, düsündüm; karar vermem zor oldu. Üstelik tekrara da düsmüs olabilirim.

 

23 Eylül 2015 Çarşamba

Döne döne dokuma

Hindiba'nin eylülmek procesi kapsaminda, örmek, dikmek, dügümlemek, dokumak falan filan tekniklerini calismaya devam ediyoruz :) Bu kez döne döne dokuyoruz. Bir yandan psişik, kozmik ve dogal döngüleri calisacagiz cünkü. 

Yuvarlak kalibi hazirlamak zor degil. Evdeki "bi gün lazim olur" denerek bir kenara sokusturulmus kartonlardan birini cikarip, tabak kapatiyoruz üstüne. Kesiyoruz. Sonra kenarlarina yaklasik esit araliklarla ve MUTLAKA tek sayida kesiler atiyoruz. Bu kalip daha sonra tekrar tekrar kullanilabilir. Malzeme olarak yün vb.de kullanilir, daha önce onlarla denedim ama örnegin bardak altligi yapacaksak isiya ve siviya dayanikli bir malzeme daha iyi. O yüzden bu kez "kagit rafya" / "bast" gibi bir malzeme kullaniyorum ben. 

Bu ilk fotograftaki merkezden gecen temel ipleri nasil gecirdigimi fotograflamamisim. Internette bulunabilir, veya ben merak edene bi ara detayli anlatabilirim. Neyse...



Merkezden baslayarak rafyayi bir alttan bir üstten gecirerek dokumaya basliyoruz.  Baslangicta biraz zor oluyor, ortaya da bir sey cikmiyor gibi görünüyor. Bu noktada cok takilmayip devam etmeli. Kullandigim metal aleti oglanin elisi ögretmeni okuldaki dokuma projeleri icin aldi cocuklara. Sene sonunda ben sahiplendim :) Dokumanin her türlüsünü , özellikle kagit dokumayi cok kolaylastiriyor.

Bu arada merkez... Merkez önemlidir. Döngüler hep bir merkezden baslar, veya eninde sonunda bir merkeze ulasir. Doga merkezin cevresinde dönüp durma fenomenleriyle doludur. Icinde yüzdügümüz galaksiden papatyaya kadar. Merkezi bilmek, nereden geldigini veya nereye gittigini bilmektir. Insana genellikle rastgele bir A noktasindan rastgele bir B noktasina gittigini ve bunu düz bir cizgi üzerinde yaptigini söylerler. Oysa merkezden gelip merkeze dogru gideriz. Merkez önemlidir, merkeze bi mim koyalim :)


Bir alttan, bir üstten alarak merkezin etrafinda dönüyoruz. Bir alttan bir üstten almak da önemlidir. Bir basina degilsen, ikiysen veya milyonsan, hep sen üste cikamazsin. Bazen altta kalmayi, bazen alttan almayi deneyimlemen gerekir. Hep sen üstte kalirsan, hep ben alttan alirsam tutunamayiz. Bir olamayiz.


Böyle sonsuza kadar dönebiliriz aslinda :) Matematiksel acidan hic bir engel yok. Yalnizca basladigimiz merkezi hic unutmayalim. Unutursak bir süre sonra , dairenin coook genisledigi ve ufkumuzu astigi bir noktada, A'dan B'ye giden dümdüz bir cizgide öööyle yürümekte oldugumuzu saniriz. Bir döngünün parcasi oldugumuzu, dönmekte oldugumuzu gözden kaciririz. 

Böyle sonsuza dek dönerken bazen dokumaci renk degistirebilir. Dokumacinin islerine karisilmaz. Renk degisikligi iyidir. Yeni rengin rafyasini eskisinin arasina katistirivermek yeterli. Baglamak dügümlemek gerekli degil.  Döndükce onlar birbirini tutacak. 
   
 Matematiksel olarak sonsuza dek dönebilsek de, burasi Pisagoristan degil :) Matematiksek sonsuzlukta degil, fiziksel sınırları olan bir dünyada yasiyoruz. Tabagin capi bu döngüde sınırımızdir. Eger bir bardak altligi yapiyorsak, aklimiz daha önce durmayi da tavsiye edebilir.


O zaman kartonun arkasini cevirip arkadaki baglari teker teker keseriz. (Ben yanlislikla biraz kisa kesmisim bu kez, daha uzun olmali)  Döngülü dokumayi kartondan ayiririz. Pembe bir günesimiz olur. Duvara asabiliriz :) Uclari birbirine baglayarak hem sökülmesini engeller, hem de sekil yapabiliriz.


Veya benim gibi o uclardan hoslanmiyor, geriye tam bir daire kalsin istiyorsak, uclari geriye dogru katlar, arka taraftaki atkilarin icinden geciriveririz.



Bugün 23 Eylül, astronomik olarak sonbaharin basladigi gün. Döngülerden, her dairenin bir noktada mutlaka  "asagiya" dogru sallandigindan, bazen altta kalmanin da dogala ait oldugundan bahsetmek icin sanirim iyi bir gün :)

19 Eylül 2015 Cumartesi

Eylülmek

Komsularin bahcesinden "e, artik tatlisini da yapalim bari" dedirtecek kadar cok GERCEK elma,
Yerfistigi
Tarcin

Bunlar bir tencerede tanisip, hallesip, demlenirken...
...bir de baktim ki büyük cam kasede krep malzemeleri de toplasmakla mesgul!

Bak, açık söyleyeyim, olacaklardan ben sorumlu degilim.
Bütün suc Eylül'ün...

Ben sadece "eylülmek"le mesgulüm...

Dipnot: "Bana iyi gelen seyler" kontenjanindan posta kutuma bana iyi gelecek seyler birakan arkadasa ;) ve bana gayet iyi gelmis su yazi icin de Handan'a tesekkür eder, devamini beklerim :)

10 Eylül 2015 Perşembe

Gördüm / I saw you / Ich habe gesehen


Dün ögleden sonra ben kesip bicerken yaptigim islere vuran sonbahar günesi. Seni gördüm.
Herbstsonne auf meiner Bastelarbeit. Ich hab dich gesehen.
The lovely sun of autumn over my papier work. I saw you. 



Fromm ve Platon. Sizi gördüm.
Fromm und Platon. Ich habe euch gesehen.
Fromm and Platon. I saw you.


Dünyanin bin derdini kendi derdi gibi yüklenen, sonra aklini kaybetmemek icin careyi ellerini topraga sokmakta, hamura bulamakta, yüne yumaga kumaşa dolamakta, gökkusagi kusanmakta bulan kadinlar, kadim ananin türlü tezahürleri. Sizi gördüm.

Die Frauen, die tausende Sorgen der Welt auf dem eigenen Rücken tragen und um damit umzugehen und um nicht den Verstand zu verloren, sich mit der Erde, mit dem Teig, mit Wolle und Knäul, ja sogar mit dem Regenbogen beschäftigen. Viele verschiedene Manifestationen der Urmutter. Ich habe euch alle gesehen.

The women who carry thousands worries of the world on their own back and spend time with dirth or dough, with wool and fabric, even with rainbow in order not to loose their mind. Diverse manifestations of Mother Earth. I saw you.

* Bir arkadasim fazla Türkce düsünmektense Almanca ve Ingilizce düsünmenin bana iyi gelecegini söyledi. Hakliydi. Baska seyler de söyledi ama onlar icin simdilik erken. Simdilik arada bir Ingilizce veya Almanca da yazmaya karar verdim. Bir tür alistirma olarak. Hatalar düzeltilmeye acik :)

A friend of mine told me that it's better for me to think more in English or German and less in Turkish. She has right. She told actually more than that. But it's early for puting  all of them to practice. So I decided to write sometimes in German or English, too. I'm open to corrections and improvement recommendations :)

Eine Freundin von mir hat mir gesagt dass ich lieber mehr auf Englisch oder Deutsch denke, als auf Türkisch. Sie hat Recht. Sie hat noch andere Empfehlungen aber es ist noch früh alles umzusetzen. So habe ich mir gedacht manchmal auch auf Deutsch oder Englisch zu schreiben. Als eine Sprachübung. Jede Korrektur und jeder Verbesserungsvorschlag ist Willkommen :)




8 Eylül 2015 Salı

Merhaba

Yeni gelen mevsim merhaba...



Eskiden legolara kutuyken kapaginin son hali cok hosuma gittigi icin el koydugum ayakkabi kutusu merhaba....



Bugün okudugum ve karanlik üzerine düsündüren satirlar merhaba...



Sonbahari karsilayan nehir kenari, kiyidaki kayalar, kayalardaki catlaklar, catlaklarda biten otlar merhaba...



Sana da merhaba hindiba :)




5 Eylül 2015 Cumartesi

Günler gecip gidiyor sevgili günlükcüm

Öglen oglanin epey bir kücülmüsünü ve benim dolaptan cikan bir kac parcayi islerine daha cok yarayacagini sandigim kisilere verilmek üzere teslim etmeye gittim.

Yunan tragedyalarinda felaket tellalligi yapan ve varolan bütün kötü olasiliklari sayip döken karakter kimdir, koro mudur o? Her neyse, iste o karakterden bir numune de bizim komsular arasinda. Yolda görüp niyetimi ögrenince, önce taniyip bildigi bazi yardim kuruluslarini yerin dibine batirdi. Onlara vermeyecegimi duyunca, bu kez direk kullanacak kisilere mi verecegim diye sordu. "Hayir, bunlar aracilar" dedim. Bu kez direk kullanacak kisiye verilmeyen her yardimda kaymagin aracinin cebine, cantasina girdigine dair uzun bir cümleyi tek bir el hareketiyle özetledi bana :) Gülümsedim, göz kirptim, bazen riske girmek gerektigini söyledim. Karisi da benimle ayni fikirdeydi. Koro degil, koronun karisi,  ben ve diger "naive risk takers" cogunlukta oldugumuz icin dünya hala kör topal gidiyor galiba diye düsündüm yolda.  Emin degilim, kendimi ve koronun karisini cok önemsemis olabilirim.

Dönüste sezonun son dondurmasi olabilir diye düsünerek dondurma aldik ogulla. Sezonun son dondurmasi olabilir diyerek daha epey dondurma yeriz diye düsünüyorum, fakat bunu ona söylemedim.

Yari yolda ıssız parka ugradık. Issız parklarin bein ve yürek detoksu yapttirici etkisi var.  Birazcik büyük örümcek agina tirmandik. Kimbilir ne zaman bi kitapta okumustum. Vücuttaki her kasi calistirmak gerekirmis. Beyin de bir kasmis. Onu da calistirmak gerekirmis. Hayir, Sudoku sart degilmis, hatta bazen problemmis. Beyni asil calistiran kendisine duyumsal mesajlar göndermekmis: Renk, ses, koku, tat, isi, dokunma, basinc. "Merhaba uzayli, burasi dünya ve sen buradasin" diyen her sey... Bes duyunun calismadigi anlarda bile beyin kendini üc boyutlu mekanda hissederek calisirmis. En iyi beyin egzersizi vücudun kendisini üc boyutlu mekanda hissetmesiymis. Bu da en cok yercekimine karsi hareket ettigimiz etkinliklerle olurmus. Oldu, peki, ben zaten bahaneye bakiyorum sevgili neuroscience, bilimsel aciklama icin mütesekkirim. Bak, nasil hissediyorum kendimi örümcek aginin halatlari üzerinde cambazlik yaparken ben simdi :

 
Neyse, sonra parkta cocugunu eyleyen klasik bir anne ciddiyetiyle banka oturdum. Fakat yine rahat duramadim, "bana iyi gelen seyler" kontenjanindan göge baktim. Bu kez hatta videoya cektim, hadi hep beraber göge bakalim:





Sonra eve dogru yürürken nehir kenarinda cantamdaki tohumlar geldi aklima. Hani cayir cicekleri karisik tohumlari vardi, hani ben bunlari dünyaya sacacagim evde bekletecegime demistim. Sevgili insan zihni rahat durmuyor, ille saga sola ceki düzen verecek. Bu yaz da nehir kenarina ceki düzen vermekle mesguldü bir takim mühendis abiler. Saga sola yigdiklari toprak yiginlari oradaki yari yabanil düzeni bozmustu. Söyle bir florayla karsi karsiyaydik yaz sonunda:


Emin degilim, belki bu florada bir yanlislik yok, belki de gelecek yaza kadar düzene koyar kendini. Ya da zaten "düzgün" belki. Her neyse, yine de cantamdaki tohumlarin tam yeri ve tam zamani gibi geldi. Hepsini saca saca yürüdük yol boyunca. Oglan " anne acaba hangi ciceklerin tohumuydu bunlar, gelecek sene acinca bilirdik bizimkileri" dedi. Ben de ona "bosver, böylesi daha iyi, gelecek sene acan bütün cicekleri bizden biliriz böylece" dedim ;) Daha cekmecede bir de arisever ciceklerin tohumlari var, bir yürüyüste de onlari serpecek ben :)

Sonra biraz da yakindan baktim floraya ve faunaya. Yok yok, gayet düzgün geldi gözüme...Yakindan bakinca sanki yasamak güzel :)

                              







Bu da köprünün üzerinde dikkatimi cekti. Önce örnegin "Ben ve Sabriye" diyen bi Türk hayal ettim; sonra "Benjamin ve Sabine" daha olasi geldi :) Her iki olasılık da gülümsetti.



Bugün biraz dolap, biraz çekmece, biraz zihin, biraz yürek temizledim. Iyilikle doldum, umutla doldum, yasamla doldum sevgili günlükcüm, yeter mi?

Oysa sana daha masayi toplarken buldugum, son zamanlarda yaptigimiz pek cok resmi evin duvarlarina astigimi, duvarlarin epey senlendigini ve bunu da yasam dolu olani kutulayıp kaldırmak yerine duvara asarak daha da yasam dolu kilmak hanesine not ettigimi söylememistim bile...

Biliyorum, bazi günler cenem düsüyor.

3 Eylül 2015 Perşembe

Dün:

"Bana iyi gelen seyler" ve "güzellikle gelen mevsimi karsilama" kontenjanindan elmali pasta yedim. Icindeki tarcin ve üzümle beraber bana asure tadi verdi, iki kez mutlu oldum. Oglan mevsimleri sasirmisti, Krapfen yedi. Sesimi cikarmadim.

Bahar yesili ile sonbahar morunu bulusturdum. Cünkü petrol mavisi yoktu.

Bi arkadasa mektup attim. Postanedeki kadinin zarfi otomatik makineden gecirmeyip eliyle pul yapistirmasini yine hayranlikla seyrettim.

Seyretmek demisken... Dün yine sosyal medyada insanlarin kendi elleriyle üretmis olduklari seylerden duyduklari mutlulugu seyrettim. Benimkine kattim, büyüttüm. Üretmenin mutlulukla bi ilgisi var. Marks gelip yabancilasmayi tanimlayip hayatimiza sokmadan önce ürettigimiz türden üretimden bahsediyorum. Kendi sabununu yapmanin, kendi bostanini büyütmenin, kendi ekmegini pisirmenin, kendi eksi mayani, kefirini, yogurdunu mayalamanin, arkadasina kendi ördügün atkiyi armagan etmenin, cocuguna kendi diktigin oyuncagi vermenin, kendi kendine kutular örmenin.... o türden üretmenin diyorum...mutlulukla bi ilgisi var. Insanin kodlarina islediler bunu...

Son iki yildir okudugum kitaplardan tuttugum notlari acip bir kerede okumaya kalkistim. Beynim döndü. Hepsi ayri bir sey anlatiyordu. Ama ortak noktalar da pek coktu. Ortak noktalari biriktirmeyi seviyorum. Bi ara onlari da not edecegim burada. Delirmekte olan bir dünyada, elimizde ortak noktalara sarilmaktan baska bir sey yok.

Biraz Kurtlarla Kosan Kadinlar'i okudum (Bu blogda bu noktadan sonra KKK olarak anilacaktir). Su ara önümde yari acik duran kitaplardan biri. Bir süredir mehter marsi ritmiyle iki ileri bir geri okumustum. Artik bitiririm sanirim.

Simdilik bu kadar, bugün yapacak cok is var.
Bugünün melodisi, bugünün tinisi ne, emin degilim. Su olabilir gibi geldi ama sanki enerjisi eksik. Biraz da enerji gerek. Bakalim gün neler getirecek...

2 Eylül 2015 Çarşamba

Önceki gün...

Bir saat önce cati katina astigim gömlekleri coktan kurutmus olan yaz, sen ne güzelsin.
Ben büyük perdeleri yikayip kurutuncaya kadar da burada kalir, beni bekler misin?

demistim.
Olmadi, dün yagmur yagdi.
Ben de perde yikamayi erteledim, yagmuru seyrettim. Camdan degil, oturdugum yerden, icimde...

"Bana iyi gelen seyler" kontenjanindan Tao Te Ching okudum. Su satirlar örnegin ne güzel:

"Camurun dibe cöküp suyun temizlenmesini bekleyebilecek sabriniz var mi?
Dogru eylem kendiliginden ortaya cikana kadar hareketsiz kalabilir misiniz?"

Sunu okumak da gülümsetti beni, Lao Tzu 2500 yil öteden bana sesleniyor :)

"Varlıkların hengamesini izleyin,
ama dönüşlerini tefekkür edin."

Ben de öyle yaptim zaten. Dün epey bir dönüs tefekkür ettim. Yok, saka yapiyorum. Bu dönüsle, o dönüsün farkinin farkindayim elbet. Dün bütün gün büyük kutuda taban karesini ördükten sonra yukari dogru kivrilip yükselmenin nasil olacagini deneyip durdum. Bütün gün tekrar tekrar söküp ördüm, sonunda köseyi dönüp, yukari dogru yükselmeyi basardim :) Ama iste tam bu sirada ipim bitti. Sen su kösede dur azicik büyük kutu.




Ayrica dün mutfakta calistim biraz. Ortaya cikmasi gerekenleri ortaya cikardim, kenara kaldirilmasi gerekenleri kenara kaldirdim. Bitmesi gerekenlerin bitisini planladim. Vazgecilesi seylerden vazgectim.

Haa bir de, bazi eski notlari temizleyip ayikladim. Oradan okunacak kitaplar listesine pek cok aday adayi cikti.