Hala azimle kendi isime bakmaya calisiyorum...
Bugünlerde dünya -özellikle sabahlari- sadece mürver ve karatavuktan ibaret gibi.
Sadece o aciyor, o kokuyor...
Sadece o ötüp, o şakıyor...
Gibi
Bu hafta,
sevgili günlük,
alerjim yine alevlendi.
20 yillik alerjimin hala otlara karsi oldugu tekrar tescillendi.
Sinüzit oldugum tespit ve 4-5 yildir devam edegelen muglak dertlerimin bundan oldugu iddia edildi.
Ameliyat olmam tavsiye edildi.
Yeni ameliyat teknikleri (yarim saatte, tamponsuz, iki gün sonra isine gücüne...) anlatildi.
"Hi hi, ooooldu, ben bunu bi düsüneyim" dendi.
Olay yerinden firar edildi.
Biraz örüldü,
biraz okundu,
çokça şaşa kalındı.
Almanca, bir sürü yan cümleli, upuzuuun cümleler kuruldu. Mükemmel Almanca yazamayan birinin sanki anadilindeymiscesine yan cümleli felan cümleler kurmasi cok ayip aslinda. Cok cüretkar...
Öyle bir haftaydi.
Iste...
kara tavuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kara tavuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Haziran 2017 Cuma
6 Ocak 2017 Cuma
Portakal, karatavuk ve kalpler
Bu gece -18'i gördük. Yilin en soguk günü. "Axel" gelip gecerken soguk vuruyor elbet. Fakat dün sabah 06:00'da kapidan kör karanliga ciktigimda burnuma taptaze bir hava carpti. Geceleri sanki dünya yeniden ve tertemiz yaratiliyor. Sonra biz insanlar gün icinde kirletiyoruz dünyayi. Sonra ertesi sabah yeniden... Böyle sabahlarda aciklamasi zor, biliyorum ama hava portakal kokuyor. Karanlikta duraga dogru yürürken nasil olup da Orta Avrupa'da, kis ortasinda ve sabahin köründe burnuma portakal kokusu carpabildigine sasiyorum, yanit bulamiyorum. Bazi seylere yanit bulamiyorum. Havalar iyice soguyana kadar, yaklasik Aralik basina dek, bana pek cok sabah duraga yürürken hep ayni bir kac metrede eslik eden bir karatavuk bey vardi. Bu aralar o da görünmüyor. Nerelerde kimbilir , ama mutlaka ümitle, ve hatta ümit de ne kelime, ümite gerek duyurmayan bir güvenle bahari bekliyor. O zaman bulusacagiz :) O zamana dek kalpler örelim...
24 Haziran 2015 Çarşamba
Odur.
Karnı acıkınca yere iner, çalı diplerini eşeler. Midesi hep yere ceker.
Aşka gelince de böyle civarin en yüksek ve ufka açık noktasina yerlesir; aşkı hep göğe çeker.
En vefalı arkadaşım odur;
hüznümün ortağı, tesellim odur;
umudum odur;
dersimiz yaşam olunca en şahane ögretmenlerimden biri odur.
Bi sabah yağmur yağıyordu gün dogarken. Gök gürültüsünü bile dinlemeden söylüyordu şarkısını.
Boyuna bakmadan pervasızdır, korkusuzdur, kahramanım odur.
Veya yaşamın karşısında gökgürültüsü neyse, kendisinin de o oldugunun gayet farkında,
ve hiçbir gün doğumunu, ama hiçbirini kaçırmaması gerektiğinin farkında,
bilge odur.
Zoologlar şarkıcılığı için başka sebepler anlatabilirler bize.
Benim icin, sırf benim için öttüğünü sandığım odur.
Kainatta bi yerdeydim...
Bazi yazilar var ki yazmaya ya zamanim yok, ya istegim... Ama aklimi mesgul eden konular olarak tarih(im)e izi düssün istedigim de oluyor bazen. Arada bir yazamadigim yazilari mi listelesem?
Bu ara sunlar var örnegin...
Pifff, bu da Hindiba'nin yaz(a)mayisini anlatan, yine de basli basina, bir yazi oldu be... Herseyi Karabas gibi, bir Hitit aslani gibi sessizce , yorum yapmadan izlemek ne kadar da zor...
Bu ara sunlar var örnegin...
- Lavantali cilek marmeladinin ne kadar da iyi bir fikir oldugu...
- Komsunun budayip attigi asma dallarinin bizim mutfakta zeytinyagli yaprak sarmasina dönüsmesinden ve bizim mutfaktan çıkan sogan, salatalik, havuc kabuklarinin onun bahcesinde komposta dönüsmesinden yola cikarak "komsu komsunun külüne muhtactir" sözünün literal anlamiyla da dogru oldugu...
- Günlük sosyal medya dozajimi minimumda tutma cabama ragmen, yine de bazen savundugu seyden cok (cünkü evet, herkes caninin istedigini düsünmekte özgürdür), düsündügü seyi savunma seklini cok ucuz, cok berbat, cok can sıkıcı buldugum yazilara denk gelmem, sosyal medyada aldigi onay ve begeniyi göz önüne alarak, ayni dili konustugum insanlardan yana süpheye, umutsuzluga düsmem ve "Günesimden kac!" deme istegiyle dolmam... Kainatta bi yerdeydim...la la la... Bir türkü söylemekteydim... la..la..la (Bi dakka, video kaydinin sonlarinda dinleyiciler gercekten "Hülooooggg" diye mi bagiriyor, yoksa bana mi öyle geldi? :)
- Baska sebeplerle degilse de, en azindan carpim tablosunu ezberletmeden carpma ögretebilme becerisi sebebiyle Alman egitim sistemi karsisinda sapka cikardigim...
- 5 yasinda okumayi söken oglanin 8 yas itibariyle "Sen okuuu!" deme huyundan vazgecerek, bazi kitaplari artik bastan sona kendi okudugu ve bu konunun da annelerin bosu bosuna endiselendigi konular listesine eklenmesi gerektigini yolda benden geride olan baska annelerle paylasma istegim...
- Aslinda tek cocuklu analara, özellikle o cocuk 5 yasindan kücükse sosyal medyada annelik üzerine yayin yapma yasagi getirilmesi üzerine bazi anti-demokratik fikirlerim... (Bebegin ilk disini ve mutfak zeminine unu serpip onun üzerine ilk ciziklerini atma fotografini filan yayinlayabilir, onda sorun yok, hepimiz yaptik iyi kötü...)
- Kara tavuklarin ne sahane ögretmenler oldugu... (Himm, bunu belki ayrica ve uzunca yazabilirim..)
- Bir sürü iyi film önerisi almis olmama ragmen bir filmi basindan sonuna izleme yetenegimi yaklasik 9 yildir yitirmis olmam sebebiyle izleyememem ve üzünc duymam...
- ...
6 Mart 2015 Cuma
Kareler
Deklansörüne basilmamis karelerim var.
Deklansörüne basilmamis karelerim vaaaar!
Var mi isteyen?
Icinde bir catinin en ucunda dikilmis ask sarkilari söyleyen bir karatavuk var.
Ve bir agackakan , agac gövdesini gagasiyla trompetleyen.
Bir kardelen var karelerimde, bir insaat molozunun orta yerinden,
ölüm sahasinin kiyisindan bas veriyor yasama...
Bir leylak agaci var, dallarindaki kalpler baslamis atmaya...
Bir kızılcık agacı var; sarı, uykulu gözlerini acmak cabasinda...
Karelerim var, cok karelerim var, deklansörüne basilmamis.
Birazina teknoloji yetmez, birazina gönlüm yorgunsa da...
Coğu dikilmesi tuhaf sokaklar, aşması ayıp çitler yüzünden.
Hepsi de benimdi oysa,
Çünkü ben gördüm, ben duydum, ben oldum.
Sokaklar ve çitler icat oldu, mertlik bozuldu.
Deklansörüne basilmamis karelerim vaaaar!
Var mi isteyen?
Icinde bir catinin en ucunda dikilmis ask sarkilari söyleyen bir karatavuk var.
Ve bir agackakan , agac gövdesini gagasiyla trompetleyen.
Bir kardelen var karelerimde, bir insaat molozunun orta yerinden,
ölüm sahasinin kiyisindan bas veriyor yasama...
Bir leylak agaci var, dallarindaki kalpler baslamis atmaya...
Bir kızılcık agacı var; sarı, uykulu gözlerini acmak cabasinda...
Karelerim var, cok karelerim var, deklansörüne basilmamis.
Birazina teknoloji yetmez, birazina gönlüm yorgunsa da...
Coğu dikilmesi tuhaf sokaklar, aşması ayıp çitler yüzünden.
Hepsi de benimdi oysa,
Çünkü ben gördüm, ben duydum, ben oldum.
Sokaklar ve çitler icat oldu, mertlik bozuldu.
29 Kasım 2014 Cumartesi
Gördüm.
Fotograf makinem yanimda degildi, hicbirini cekemedim; söze döküyorum:
Sislere gömülmüs bir irmak gördüm.
Kiyisinda kahkahalar atan ördekler vardi.
Bütün yapraklarini dökmüs, meyvelerini özenle saklamis bir cakal erigi gördüm.
Üstünde sessizce duran bir karatavuk vardi.
Akciger bronslarini andiran ya-kış-ıklı agacları gördüm.
Dallarinda önemli bir haberi birbirlerine duyuran kargalar vardi.
Hoplayip duran, cok cocuk duruslu bir cocuk gördüm.
Üzerine ne kış konabiliyordu, ne karanlik, ne sis.
"Ne diyor bu kargalar?" diye sordu çocuk.
Ne yanit verecegini bilemeyen bir kadin gördüm.
Sislere gömülmüs bir irmak gördüm.
Kiyisinda kahkahalar atan ördekler vardi.
Bütün yapraklarini dökmüs, meyvelerini özenle saklamis bir cakal erigi gördüm.
Üstünde sessizce duran bir karatavuk vardi.
Akciger bronslarini andiran ya-kış-ıklı agacları gördüm.
Dallarinda önemli bir haberi birbirlerine duyuran kargalar vardi.
Hoplayip duran, cok cocuk duruslu bir cocuk gördüm.
Üzerine ne kış konabiliyordu, ne karanlik, ne sis.
"Ne diyor bu kargalar?" diye sordu çocuk.
Ne yanit verecegini bilemeyen bir kadin gördüm.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
