26 Ocak 2026 Pazartesi

Ragnarök: Tanrıların Alacakaranlığı


Canongate'in "The Myths" serisinden bir kitap daha okudum. Bu seferki kitap İngiliz yazar A. S. Byatt'ın kaleminden İskandinavya mitolojisini konu alan "Ragnarök: Tanrıların Alacakaranlığı".

Daha önce üzerine çok konuşulup yazıldığını bildiğim halde ilk kez İskandinav mitolojisi hakkında okudum. Beni kimi açılardan farklılığıyla, kimi açılardan başka coğrafyaların mitolojileriyle benzeşip örtüşmesiyle şaşırttı. Elbette bu konuda ilk kez bu kitabı okuduğum için hangi detayların birincil kaynaklara dayandığını, ne kadarının yazarın yorumlaması olduğunu bilemiyorum. Kuzey Avrupa mitolojisine daha çok dalmam gerektiği kesin.  A. S. Byatt mitolojik anlatısını otobiyografik özellikler taşıdığı belli olan bir hikayenin içine yerleştiriyor. II. Dünya Savaşı sırasında  büyük İngiliz şehirlerinin Almanlar tarafından bombalanmasından kaçan bir ailenin küçük kızı taşrada geçen savaş yıllarında bir yandan doğada vakit geçirirken, bir yandan da "Asgard ve Tanrılar" adında kuzey mitolojisini anlatan bir kitap okuyor. Biz de okuyucu olarak ona eşlik ediyoruz. 

Kitabı okurken ilgimi çeken ortaklık ve farklılıkları not aldım:

  • Dünyanın merkezindeki dişbudak ağacı Yggdrasil: Hemen her coğrafyada karşımıza çıkan, her şeyin merkezinde ve başlangıcında var olan "hayat ağacı" motifi burada da var. Mezopotamya'da bir palmiye ağacı olarak tasvir edilen hayat ağacı burada, iklim sebebiyle olacak, dişbudak ağacına dönüşüyor. Hayat ağacı motifi ve onun evrenselliği çok ilginç. Bu konuda da bir derleme paylaşım yapasım var.
  • Nornlar: Ölümcül Kızkardeşler olarak bilinen üç kızkardeş. Urd, Werdandi, Skuld adındaki bu kardeşler sırasıyla geçmişi, şimdiki ve geleceği görme yetisine sahipler. İp eğiren ve kaderin ağlarını da ören kardeşler bunlar. Bir yerden tanıdık mı? Bana Yunan mitolojisinden tanıdık geldi. Hem ip, hem kaderin ağlarını ören kadın da de çok tekrarlayan bir motif. Bu da bir derleme konusu olabilir.
  •  Ymir: Varolan dünyanın kendisinden yaratıldığı kadim varlık. Üç tanrı (Odin, Wili, We) Ymir'e karşı gelip onu katlederler, bedenini parçalara ayırırlar. Her şey bu bedenden yaratılır. Ymir'in hikayesi hemen Tiamat'ı ve onu yenerek bedenini evrenin malzemesi yapan ikinci nesil Mezopotamya tanrılarını çağrıştırıyor. Biraz da Gaia'yı. 
  • İskandinav mitolojisinde ilk kadın ve erkek çürümeye yüz tutmuş iki cansız kütükten can bulurlar. Neden balçık ya da toprak değil? Çünkü coğrafya :) Odin onlara zihin, Hönir (herhalde Willi) sevgi ve hisler, Loki (herhalde We) kan ve renk bahşeder. 
  • Loki: Çok ilginç bir tanrı. Her şekli alabilen, dönüşebilen, bu yolla karmaşa yaratan biri. Sürekli titreşen, eriyen, iç içe ve şekilden şekile geçen, bazen de şekilsiz bir aleve benzeyen bir varlık. Fiziğin dilinden konuşacak olursak sanki madde değil, dalga. Ya da hem madde, hem dalga. Nereden baktığına bağlı olarak ;) Adının "alev, ateş" anlamına geldiği, Hristiyanlık'ta "Işık taşıyan" veya "Sabahın yoldan çıkmış oğlu" gibi ünvanlarla bilinen Lucifer'in öncülü/kaynağı olduğu iddiaları var. Ne tam anlamıyla iyi, ne de kötü, kaos kaynağı, oyuncu, tehlikeli. Tam bir Trickster. Şöyle bir cümle var ki Loki'yi çok iyi tanımlıyor:"Loki'yi asıl ilgilendiren, yok oluşun içindeki düzeni ve düzenin içinde saklı olan yok oluşu bulup çıkarmaktı."
  • Baldur: Odin ile Frigg'in oğlu. Her iyi, güzel, aydınlık şeyin simgesi olan bu karakter annesi Frigg'in çabasıyla dünyadaki hiç bir şeyin zarar veremeyeceği, adeta ölümsüz biri. Küçücük bir istisnası var bu zarar görmezliğinin, o da ökseotu. Loki bu sırrı oyunla öğrenip Baldur'un hakkından yine bir oyunla geliyor. Aa, ne kadar da anneciğinin küçücük bir ihmali yüzünden topuğundan vurulup ölen Achilleus'u anımsatıyor, değil mi? İşte bir benzerlik daha.
  • Yeraltı dünyasının hükümdarı Hel'in mağarasının girişinde vahşi, devasa bir köpek/kurt: Aaa... Kerberos mu o? Yok, "... Garm derlerdi bu kurda". Zorlu yolculuk, bir köprüden geçme, yeraltındaki ölüler diyarının tarifi, haksızca öldüğüne/öldürüldüğüne inanılan bir kahramanın geri istenmesi, ölüler diyarı hükümdarının zorlu şartları...İşte yine tanıdık motifler. 
  • Loki'nin üç tuhaf çocuğundan bir diğeri Jörmungand; devasa "dünya yılanı". Dünyayı sarıp sarmalar, "Ragnarök"e dek (dünyanın sonu, kıyamet) uykudadır: Ejderha, dev yılan, deniz yılanı barındırmayan bir tek mitoloji bulamayız herhalde. 
  • Ragnarök'ü diğer kıyamet anlatılarından ayıran şey sadece dünyanın ve yaratılmışların değil tanrıların da sonu olması. Odin ve Thor da en başından yaralı tanrılar zaten. Bu yönüyle farklı geldi bana kuzeyin mitolojisi.  


20 Ocak 2026 Salı

Medea.Sesler

 


"Evet, bir zamanlar bu dünyadaki görevimiz nedir bilirdik, o günler geçmişte kaldı"

Geçen yıl tragedya okumalarını bitirdikten sonra, hemen mitoloji/tragedya uyarlamaları okumaya başlamıştım ve ilk okuduğum uyarlamalardan biri Christa Wolf'un "Kassandra"sıydı. Şimdi de onun ikinci uyarlaması olan "Medea.Sesler"i okudum. Yazarın kitabın ismini neden böyle koyduğunu bilmiyorum. Evet, kitap Medea, Iason ve olaya dahil olan diğer kişilerin anlatımından oluşuyor; yani başlıktaki "Sesler" anlamlı, ama neden ".Sesler" bitişik yazılmış, bilmiyorum. Almanca orijinal adı da böyle: Medea.Stimmen

Medea'nın hikayesini anlatan en ünlü eser Euripides'in Medea adlı tragedyası. Seneca da daha sonra aynı konuyu işlemiş. Christa Wolf'un Medea'sı Kassandra'sı gibi çok katmanlı bir eser, türlü türlü okunabilir. Yunan mitolojisinin ilginç bir karakterinin/hikayesinin modern bir yeniden anlatımı gibi veya Euripides'in daha babaerkil bir bakış açısından anlattığı hikayeye daha feminist, anaerkil bir açıdan verilen bir cevap gibi... Nitekim evlat ve kardeş katli gibi iddiaların Euripides öncesi kaynaklarda geçmediği, onun tarafından hikayeye eklendiği hep yazılagelmiştir. Christa Wolf kadınca bir bakış açısıyla Medea'nın hakkını Medea'ya veriyor. Ben şahsen kitabın bu yönünü çok sevdim. Bir üçüncü katmanda kitabın yazıldığı dönemin sosyopolitik dinamiklerine göndermeler yaptığını da tahmin ediyorum. Wolf alttan alta Korinth ile BRD ve Kolkhis ile DDR arasında özdeşlik kuruyor gibi. İktidar, güç dengeleri, bu uğurda verilen kurbanlar ve kalabalıkların manipülasyonu ne Korinth'de, ne Kolkhis'de, ne de modern dünyada farklı. Bu yönüyle de etkileyici bir kitap.

Girişteki cümleye ek olarak şunları da not etmişim:

"İnsanların inanmak için duydukları gizli bir isteğe karşılık veriyorsa hiçbir yalanın inanılmayacak kadar saçma olmayacağını ögrendim."

"Korkularını ancak başkalarına saldırarak yatıştırabiliyorlar."



18 Ocak 2026 Pazar

Ardavirafname

 


Kökeni 3. yüzyıla dek inmekle beraber, son şeklini 9.-10. yüzyılda aldığı tahmin edilen Ardavirafname Zerdüşt dininin geç döneminden ilginç bir kaynak. Kitap Ardaviraf adlı bir Zerdüşt din adamının öte dünyayı ziyaretini; yedi gün ve yedi gecede cennet, araf ve cehennemde gördüklerini anlatıyor. 

Ardaviraf'ın metafizik alemden getireceği kimi bilgilerle İskender'in seferleri sırasında zarar görüp zayıflayan Zerdüşt dinini yeniden güçlendirmesi beklenmektedir. Hikaye Ardaviraf'ın bu amaçla bir din adamları kurulu arasından seçilişi, "seyahate" hazırlanması ve yola çıkışı ile başlar.  İki büyük melek tarafından Çinvad köprüsünden geçirilir. İyiler için gepegeniş, kötüler için kılıçtan ince bu köprü bizim kültürümüzdeki Sırat köprüsüne benzer.  Ardaviraf'ı köprünün diğer tarafında karşılayan genç ve olağanüstü güzellikteki kadın da tanıdıktır. Elbruz Dağları'nın ötelerindeki cennet Zerdüştlüğün "iyi düşünce, iyi söz, iyi eylem"e verdiği önemin bir yansıması olarak üç seviyeden oluşur. İyi düşünce ile yıldızlar, iyi sözle ay ve iyi eylemle güneş ülkesine erișilir. "Hemistekan" iyilikleriyle kötülükleri birbirine denk olanlanların kıyamete dek ayakta bekledikleri mekandır, yani bizim bildiğimiz adıyla "araf". Ardavirafname'nin büyük kşsmı (101 bölümün 84'ü) cehennemi tarif eder. Cehennem cennetin aksine kötülüğün bireysel olarak cezalandırıldığı bir yerdir. Cezaya bağlı olarak  ya  çok soğuk ya da sıcak, ama her durumda sisli, karanlık, dehşet ve korku dolu bir kuyu gibidir. Orada herkes tek başına ve yapayalnız olduğunu ve pek uzun zamandır orada kaldığıını sanmaktadır. Okumuş olanların hemen farkedeceği üzere başta cehennem olmak üzere tüm hikaye Dante'nin 'İlahi Komedya'sını çağrıştırmaktadır. Ya Dante'nin Ardavirafname'yi bildiği, ya da her iki hikayenin ortak bir kaynağa dayandığı düşünülebilir. Aslında ne olduğunu uzmanları bilir. Bence her durumda 'Doğunun İlahi Komedyası' demeyi hak eden bir eser. Sasani dönemi Zerdüştlüğünün dünyaya bakışı ve ahlak anlayışını anlamak için de başvurulabilir.  

Her durumda dinler tarihini ve İran'ı birincil kaynaklardan okuyup öğrenmeyi veya dinlerin kesişim noktalarını keşfetmeyi  önemseyenler için Ardavirafname önemli bir kaynak.   


2026/3 - Grip çorabı

 


68/2,5

Ocak ayının ilk haftası grip oldum. Gribin ateşli aşaması geçip de, o derin yorgunluklu aşaması başlayınca yattığım veya oturduğum yerde en iyi gelen şey kitap okumak veya çorap örmek. Hatta mümkünse kitabı dinleyip aynı anda örgü örmek.


Bu çorabın ipini Noel tatilinde şehirde gezerken stok sonu indiriminde görüp almıştım. Renkten renge geçişiyle ayrıca bir motif, desen, ölçme, sayma olmaksızın, grip halimle başka türlü başaramayacağım bir hareketlilik sağlıyordu. 


Dümdüz metreleeeerce ördüm, bir yandan da sisli, puslu Sherlock Holmes külliyatını ve gotik, korkunçlu Edgar Allan Poe öykülerini okudum/dinledim. Pek iyi geldi.


(Bu kısımda tekrara düştüm,  farkındayım.)

Çoraptan bu kadar da ip arttı:


Son zamanlarda ördüğüm çoraplardan artmış bir sürü başka ip de var. Ufukta yine bir veya daha fazla pi çorabı görünüyor, yaşasın!

11 Ocak 2026 Pazar

Aşk Romanları Okuyan İhtiyar


Şilili yazar Luis Sepulveda "Aşk Romanları Okuyan İhtiyar"ı 1987-1988'de yazmış. Romanın nerede geçtiğini anlayabilmek için biraz çaba sarfettim; sonunda hikayede adı geçen yer adlarını takip ederek Ekvador'da, Peru sınırına yakın bir yerde geçtiğini anladım. Gerçi benimki sırf meraktan, aslında bir önemi yok, olay Amazon'da geçiyor, Amazon hakkında ve belki bir karakteri de Amazon diyebiliriz ve biliriz ki zaten Amazon kendi başına bir dünyadır. 

70 yaşlarındaki Antonio Jose Bolivar Proano genç yaşlarında bölgeye göçmüş, ömrünün büyük kısmını yerlilerle geçirmiş, sonra da nehrin kıyısında beyaz yerleşimcilerin kurduğu ücra bir köye yerleşmiş bir adam; aşk romanlarına meraklı. Belki de kalan ömründen beklediği tek şey kulübesinde oturup köye yılda bir iki kez gelen dişçinin bu merakını bildiği için getirdiği aşk romanlarını tekrar tekrar okumak. Öylesine küçük, uzak ve yaban bir yaşamı var ki, kitaplardan birinde okuduğu Venedik'i ve gondolları bir türlü anlayamıyor. Amazon'da hayatta kalmanın ustası bu basit adamın sakin akan yaşamı bir gün yerlilerin getirdiği bir "gringo"nun cesediyle kesintiye uğruyor.

Sepulveda'nın kısa ama etkileyici anlatısında Amazon türlü türlü varlığın kesintisiz bir bütünü, bir ölüm, yaşam ve dönüşüm yumağı olarak karşımıza çıkıyor. Kimi Traven öykülerini anımsatan bir atmosferi var. Yazarın bakış açısından iyi ve kötünün net çizgilerle ayrıldığı görülüyor. Amazon'dan ve yaşamdan yana olan iyiler ve bunlara karşı olan kötüler. Belki kötü bile değil sadece cahiller.

Sepulveda'nın bir süre Almanya'da da yaşadığını, 80lerde Hamburg-İstanbul arasında tır şoförlüğü yaptığını, "Dünyanın Sonundaki Dünya" ve harika bir çocuk kitabı olan "Martıya Uçmayı Öğreten Kedi"nin de yazarı olduğunu ve 2020'de Covid pandemisinde yaşamını yitirdiğini ekleyeyim.
 

Küresel Influenza dalgası ve diğer belalarla mücadele



 29 Aralık'tan beridir evde en az bir kişi hasta. Hastalık, keyifsizlik, bitkinlik, soğuk ve kapalı hava, yıl geçişi karanlığı, küresel çağ geçişi deliliğine karşı mücadelede araçlarım:

▪︎ Örgü: Motif, desen olmadan tek iple, metreleeeerce düz örgü

▪︎ Kitap: Le long XIXᵉ siècle edebiyatı. Kıyısından. Tercihen kısa, öykü. Tercihen polisiye. Ya Arthur Conan Doyle'un Sherlock Holmes külliyatı. Ya da Edgar Allan Poe öyküleri. Karanlık, puslu, tekinsiz. Bulabildiklerimi dinleyerek. 56 Sherlock Holmes öyküsü de Youtube'da Türkçe okunmuş var. İsteyen arayıp bulabilir, soranlara ben de link atarım. Edgar Allan Poe'nun tüm öykü külliyatını 90larda almıştım. Fakat okuyamıyordum. Şimdi okuyabileceğimi hissediyorum. Çünkü "o" yaştayım ve daha önemlisi birdenbire "o" çağa erdik. Yapay zeka bu iki yazarın iki zıt uçta bitmeyen yüzyılın atmosferini temsil ettiklerini söylüyor, ben onun yalancısıyım. 

▪︎ Hastalıkta adaçayı-okaliptus. Nekahatta kahve. Litrelerce. Şimşek McQuin fincanından sıkıldım. Zaten benim bile değil, bir zamanlar beş yaşında olan oğlanın. Bana bunun gibi normal bir kahve fincanı boyutunda ve fakat üzeri güllü, çiçekli, klasik/romantik desenli bir kupanın linkini gönderip sipariş etmeme aracılık eden büyük hayra vesile olur. Yaşadığım şehirde o derece bulamadım. Ya desen uymuyor , ya büyüklük.

▪︎ İlle de yün çorap, ille de battaniye. Ya kendinizce ya bir seveninizce örülmüş. 

10 Ocak 2026 Cumartesi

The James Joyce Murder

 


Amanda Cross'un Kate Fansler serisindeki ikinci kitabı The James Joyce Murder (James Joyce Cinayeti) beklemediğim bir yerde, Amerikan taşrasında geçiyor. Kimi motifler Agatha Christie'nin İngiliz köylerinde geçen kitaplarını anımsatıyor. Çiftçinin meraklı ve çok konuşan karısı gibi. Kitabın başında "duvarda asılı" bir silah var ve ta daaa!, tabii ki o silah bir noktada patlıyor.
Ulysses 'i okumaya her heves eden gibi titreyerek etrafında dolaşıp, biraz bilgi toplamaya çalışan kişiyim :) Bu kitabı biraz da o bakış açısıyla okudum. Evet, öyle de okunabilir. Tabii ki James Joyce ve Ulysses hakkında bu kitaptan okunacak bilgiler 15 dakikalık bir internet taramasından da öğrenilebilir, fakat böylesi daha güzel. Ulysses okuma rehberi arayan bence Banu Yıldıran Genç'in Ulysses hakkındaki videosunu izlesin. Neyse, biz dönelim bu kitaba. 60ların kadın hareketi ABD'de dahi nelerle uğraşıyormuş, insan şaşıp kalıyor. Ve cinayeti sanki Kate değil de, arkadaşı çözdü ama olsun. Bunun da bir güzelliği var. Niye hep Kate çözsün ki? Çevre yine edebiyat ve akademi çevreleri. En temel soruyu sormayı başarırsanız çözüm zaten elinizde. İş sebebini anlamakta, onu da size yazar söyleyiverecek, kasmayın. Gripten yatıyordum da okurken, oh mis gibi hasta kitabı.  Bakalım üçüncü Kate Fansler kitabı akademiyanın hangi alanından...

6 Ocak 2026 Salı

2026/2. çorap


64/3
2026'nın biten ikinci çorabı eşim için. Kendisi yün çorap hayranı; ördüğüm çorapları en çok öven ve en çok eleştiren kişi :) 
İpi gidip birlikte seçtik. Tabii ki %100 merino ipten, onun zevkine uygun düz, koyu gri, renksiz, desensiz, motifsiz bir çorap oldu. Kış bitmeden bitirebildiğim için tebrik etti. Oysa bir kaç hafta önce başlamıştım. Bitirmesi bir yıl süren çoraplarımdan haberi yok belli ki :) 


 

Kim var imiş biz burada yoğ iken

 


Profesör Cemal Kafadar "Kim var imiş biz burada yoğ iken"de dört Osmanlı'nın; bir yeniçeri, bir derviş, bir tüccar ve bir kadının hikayelerini anlatıyor. Kitap iki sebepten ilginç: Alıştığımızın dışında, Osmanlı'da sıradan insanın hikayesini anlattığı için ve bilinen klişelerin aksi veya dışında örnekler verdiği için. Yeniçerilerin kendilerine ait malları olmasının yasak olduğu bilinirken Mustafa adlı yeniçeri babasından kalan miras hakkında Divan-ı Hümayun'a başvuruyor. Günlük ve kişisel edebiyat örneğinin neredeyse hiç görülmediği bir dönemde İstanbul'da bir derviş (Seyyid Hasan) günlük tutuyor, Üsküp'te bir kadın (Asiye Hatun) rüya notları tutuyor ve bunları şeyhine anlattığı mektuplar yazıyor. Türklerin, hele de Anadolu'da ticarete uzak durduğu resmi tarih anlatımının aksine Ayaşlı tüccar Hüseyin Çelebi ticaret için gittiği Venedik'te ölüyor. Cemal Kafadar tarihi belgelere dayanarak anlattığı bu hikayelerde uzmanlık alanı tarih olmayan biz sıradan okuyucu için de anlaşılır ve akıcı bir dil tutturmuş; ben şahsen ilgi ve keyifle okudum.

Asiye Hatun'un oldukça sıradışı hikayesi ve mektupları zaten son derece ilginç. Fakat örgü ören bir insan olarak örgünün ve yün üretiminin dünyadaki ve özellikle Anadolu'daki tarihine ilgi duyuyorum. Bu yüzden sof tüccarı Hüseyin Çelebi'nin Venedik'teki hikayesini merakla okudum. Bugün Ankara sokaklarında "sof nedir?" diye sorsak kaç kişi bilir? Böylesine muhafazakarlık iddiasındaki bir toplumda coğrafi ve kültürel zenginliklerimize bu ilgisizliğin bir örneği olarak ibretlik bir hikayeydi kanımca. Hüseyin Çelebi'nin Venedik'te İslami usullerle fakat gondollarla kalkan cenazesi tam romanlık veya filmlik bir hikaye.  "Venedik'te Bir Ölüm" başlığını atarken herhalde yazar da benimle aynı fikirde. Moher sözcüğü "muhayyer"den  (seçkin, seçilmiş) geliyormuş, bu vesileyle bunu da öğrendim:


Tarih okumaktan sıkılanlara, özellikle Osmanlı tarihini sıkıcı bulanlara bile tavsiye edilebilecek, bizim hikayemizi anlatan bir kitap.

2 Ocak 2026 Cuma

Verblendung (Renk harmanı) çorabı

Geçen yılın son çorabı olacağını sanmıştım,  bu yılın ilk çorabı oldu.


68/2,5

Bu tekniğe Verblendung/Blending deniyor. Birden çok yakın tonlarda ipi yumuşak geçişlerle kullanma tekniği. Tam Türkçe adını bilmiyorum; belki de yok. Renk geçişi veya renk harmanlama tekniği diyebiliriz.


Endüstriyel boyanmış iplerin keskin renkleri olduğu için bu ilk denemede mümkün olduğunca elde boyanmış ipler kullanmaya çalıştım. Doğal boyanmış iplerin renk tonları genelde daha yumuşak oluyor. Kiremit rengi ve mavi endüstriyel boyanmış. Diğerleri benim mürver suyuyla ve bir arkadaşımın ökaliptus yaprağı, gelincik vb. ile boyadığı ipler: 







Renk harmanlamanın 16,18 veya 19 sırada tamamlanan üç yöntemini buldum. Bu çorapta 16 
sıralık varyantı kullandım:
 


27 Aralık 2025 Cumartesi

Ters konseptli çorap (yeşil)


68/2,5
Bazı çoraplar bitirmesi bir yıl süren koca bir parantez gibi...Bu çoraba geçen yılın sonunda başlamıştım. Ancak bu yılın sonunda bitirebiliyorum. Aynı anda birden çok çorabı paralel örünce böyle olabiliyor. Bu çorapta kurduğum öndeki düz, sade; arkadaki motifli konsepti sevdiğim için değişik renklerde dört ayrı çorap başlamıştım. Bu yeşil çorap onların biten üçüncüsü.




Arkadaki büyük motifi bir tarafa bırakırsak birden çok iple oluşturulabilecek en temel motiflere dayanıyor. Alıştırma yapmak için, ilk kez denemek için, başka bir aktivite sırasında sayma hesaplama olmadan örebilmek ve daha önemlisi akışa girebilmek için en uygun motif bu:

💚🤍
🤍💚

ya da

💚🤍
💚🤍

Bu kadar basit :)



 Bakalım yılı bu çoraplar mı bitireceğim, yoksa bir çorap daha gelecek mi? 

21 Aralık 2025 Pazar

Empati Çağı


Bu ay kurgudışı, bilimsel kitap olarak Frans de Waal'ın 'Empati Çağı'nı (The Age of Emphatie) okudum. Primatolog ve davranış bilimcisi olan De Waal'in bu kitabi 2009 yılında yayınlanmış. İnsanlarda empatik davranışın kökenlerini incelerken, primatlar başta olmak üzere memelilerden zengin örnekler veriyor. De Waal'e göre insan tamamen bencil değildir; empati ve fedakarlık gösterir. Öte yandan empati insana özgü, ayırıcı bir özellik de değildir. Empatinin daha temel düzeydeki bileşenleri (örneğin perspektif değiştirebilme, bir olaya başkasının perspektifinden bakabilme becerisi, kendini ayrı bir varlık olarak hissedebilme, benlik duygusu) memelilerde ve hatta balıklarda bile tespit edilmiş. Empati ise özellikle hem anekdot ve gözlemlerden, hem bilimsel deneylerden insansılarda da (şempanzeler, bonobolar, orangutanlar, ...) olduğu bilinen bir özellik. Yazar evrimsel açıdan bakıldığında bunun tamamen özgecilikle açıklanamayacağını, empatinin bir amaca hizmet ediyor olduğunu kabul ediyor. Yazara göre bu amaç türün devamıdır ancak bireysel düzeyde empati biyolojimizin derinlerine işlemiştir, rasyonel bir çıkar hesaplaması olmaksızın, refleks olarak adeta kendiliğinden gelişir. Dolayısıyla empati insan düşüncesinin, medeniyetinin, örneğin din ve ahlak öğretilerinin bir ürünü de değildir.  Empati ve onun bir sonraki adımı olarak adalet, insan toplumlarında da, çeşitli hayvan türleri ve topluluklarında da biyoloji ve çevresel kimi bileşenlere bağlı olarak farklı şekillde ve derecelerde göze görünür olur.  Örneğin De Waal bir öğrencisinin yaptığı deneylere dayanarak bir iktisat terimi olan 'adaletsizlik tiksintisi'nin sadece insanlarda değil, memelilerde de görüldüğünü iddia ediyor. Adaletsizlik tiksintisinin neye benzediğini merak eden olursa Frans De Waal'in TED konuşmasından şu alıntıya göz atabilir.  

İnsanlarda empati, yardımlaşma, fedakarlık ve adaletin çeşitli yönlerini daha iyi anlayabilmek için okunası bir kitap. De Waal'in insan davranışlarını ve bunların kökenlerini daha iyi anlayabilmek için primat araştırmalarından gelen deneyimlerini paylaştığı başka ilginç kitapları da var. Şempanze Siyaseti bunların en ünlüsü. 

'Öküzü gördün, koyunu görmedin'

Geyik avlayanlardan mısın, tavşan avlayanlardan mı?

20 Aralık 2025 Cumartesi

 


64/2,5

İlk kez moher iple çorap ipine kombinledim. Hem örmesi, hem sonucu hoş bir şey oldu.



 



16 Aralık 2025 Salı

Kitap Listesi - Bulaşıcı Hastalık ve Salgın

Kurgu Dışı:
  • II. Murşili'nin Veba Duaları
  • Tüfek Mikrop Çelik, Jared Diamond
  • Tahıla Karşı, James C. Scott (Zoonozlar: Kusursuz bir Epidemiyolojik Fırtına adlı 3. bölümü)

15 Aralık 2025 Pazartesi

Kitap Listesi - II. Dünya Savaşı

Tamamı veya bir kısmı II. Dünya Savaşı döneminde geçen, farklı coğrafyalarda, farklı bakış açılarından tarihsel gerçeklikleri arkaplanına alarak dönemi anlamamıza yardım eden romanlar ve bir günlük. Özellikle tarihi olayları edebiyat üzerinden daha iyi öğrenebilenler için...   

  • O Gece Gördüm Onu, Drago Jancar (Slovenya)
  • Dönüşüm Hastanesi, Stanislaw Lem (Polonya)
  • Paçinko, Min Jin Lee (Kore, Japonya)
  • Toprak Ana, Cengiz Aytmatov, Kırgızistan
  • Moskova Önlerinde, Aleksandr A. Bek (Rusya)
  • Ağaçların Üstüne Kar Yağıyordu (Snow Falling on Cedars), David Guterson (ABD, Japonya) 
  • Etty Hillesum'un Günlükleri (Hollanda)
  • Nuh'un Çocukları, Eric-Emmanuel Schmitt (Belçika)
  • ...




Son güncelleme: 10.01.2026

14 Aralık 2025 Pazar

Kitap Listesi - Ankara

 Bir yandan romanlarda bir şehrin izini takip etmeyi seviyorum, bir yandan Ankara'yı... Çünkü şehirler "denizi var" diye değil; sebebini bilmeden, açıklayamadan sevilir.  

Dönemsel sıralamayla "Ankara" romanları:

  • Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu
  • Ayaşlı ile Kiracıları, Memduh Şevket Esendal
  • Yenişehir'de Bir Öğle Vakti, Sevgi Soysal
  • Ankara Mon Amour, Şükran Yiğit 
  • Herkes Herkesle Dostmuş Gibi, Barış Bıçakçı 
Kurgudışı:
  • Ankara'nın Duygusal Tarihi, Hakan Kaynar

Son güncelleme: 2.8.2026

13 Aralık 2025 Cumartesi

Kitap Listesi - Otel

 Tamamı veya bir kısmı bir otelde geçen, otelin bir mekan veya sembol olarak önemli bir yer tuttuğu anlatılar:

Başkalarından gelenler:
  • Oteller Kitabı, Ferhan Şensoy
  • Moskova'da Bir Beyefendi, Amor Towles
Son güncelleme: 14.12.2025

8 Aralık 2025 Pazartesi

Ağaçların Sevdiği Adam


 "Ağaçların Sevdiği Adam"ı kimin tavsiye ettiğini anımsayamadım.  Ya not etmemişim, ya da belki kimse tavsiye etmemiş, bir yerlerde adı sebebiyle dikkatimi çektiği için okumaya karar vermişim.

İlk kez Algernon Blackwood'dan bir öykü okudum. Geçen yüzyılın başında gizem, gerilim alanında sayısız öykü yazmış. Bu öykü İngiltere'nin en az el değmiş ormanlarından birinin kıyısında yaşayan emekli bir adam (David) ile dindar karısı Sophie'yi konu alıyor. Bir diğer kişi ağaçları etkileyici şekilde resmeden Sanderson adında bir ressam. Blackwood bir ezoterik ve teozofistmiş. Kitapta ormanın canlı ve adeta bilinçli tek bir varlık olarak tasvirinde ve öykünün gerçeküstü ve büyülü atmosferinde bunun izleri kolayca görülüyor. Kitap genel olarak bir olaylar silsilesinden çok bir atmosfer tarifi. Bir yaz ve onu takip eden kış boyunca olanları anlatsa da büyük gelişmeler yok, daha çok Sophie'nin bakış açısından ve iç dünyasından olanları seyrediyor gibiyiz. Özetle Sophie'nin Tanrı'sı ve İncil'i, David'in ise ormanı var. Ormanın insanı büyüleyen ve ele geçiren adeta karanlık bir güç olarak resmedilmesi herhalde Blackwood'un bir icadı değil. Şahsen çok küçükken aynı temayı işleyen bir Brezilya masalı okumuştum. Öyküdeki orman karanlık ve hatta kötücül mü, yoksa bize Sophie'nin bakış açısından aktarıldığı için mi öyle sunuluyor, emin olamıyoruz. Bir yerde David ormandan döndüğünde karısına sararmış kayın yaprakları getiriyor armağan olarak. Sonbaharda ormandan kayın yaprakları toplayıp getiren ve genellikle onları değerini anlayabilecek birini bulup armağan edememenin eksikliğini yaşayan biri olarak kendimi bu öyküde David'in ve ormanın tarafında hissediyorum. 

Her şekilde etkileyici ve büyülü bir anlatı. Bulursam başka Blackwood öyküleri de okumak isterim.


7 Aralık 2025 Pazar

Kitap Listesi - Ağaç / Orman

Kurgu

  • Her Şeyin Hikayesi, Richard Powers
  • Dünyaya Orman Denir, Ursula K. LeGuin
  • Ağaçların Sevdiği Adam, Algernon Blackwood
  • Gılgamış Destanı (Gılgamış ile Enkidu'nun sedir ormanına gittiği bölüm)
  • Ağaca Tüneyen Baron, Italo Calvino 
  • Der Traum von einem Baum, Maja Lunde 
  • Yaşlı Ormanın Gizemi, Dino Buzatti
  • Aşk Romanları Okuyan İhtiyar, Luis Sepulveda
Kurgu dışı

  • Ağaçlar, Herman Hesse
  • Alıç Ağacı ile Sohbetler, Hikmet Birand
  • Ağaçların Gizli Yaşamı, Peter Wohlleben

Mor renkli kitaplar henüz okumadıklarım. 

Son güncelleme: 11.01.2026