26 Şubat 2017 Pazar


  • Organik yumurtalarin bile organikligiyle yetinmeyip, "mış gibi" yapmak zorunda hissettigi bir dünya... Ye tüyüm ye dünyasi... Insan bir süre sonra yoruluyor be.

Jamie Livingston belki de dünyanin ilk Instagrammer'i. Belki Instagram yokken o vardi. Ilk kez 31 Mart 1979'da tesadüfen cektigi bir Polaroid fotografla baslamis fikir. Sonraki 18 yil boyunca, yani 1997'de ölene dek her gün bir Polaroid fotograf cekmis. 6500 fotograftan fazla imis cektigi fotograf sayisi. Hikayesine internette rastladim.  Fotograflar http://photooftheday.hughcrawford.com adresinde. Icimden bir ses onu da bir-insan-ömrünü-neye-vermeli serisine dahil etmem gerektigini söylüyor.


(arsiv)

25 Şubat 2017 Cumartesi


Bünyemin mecra tercihi var sanki.
Dönem dönem kimi mecralarda bi geveze bi geveze, kimilerine elim gitmiyor.
O yüzden bitirdigim kitaplari da yazamadim.
Söylece listeleyeyim:


Sulak Bir Gezegenden Öyküler
Sargun A. Tont
Vaktiyle kitapcilarda cok görüp okumaya hic firsat bulamadigim bu kitap, yillar sonra ilginc sekilde beni buldu. Sevdim :)


Cöplügün Generali

Daha önce hic Oya Baydar okumamistim. O beni gelip buldu. Ilgincti. Kapaktaki resim etkileyiciydi ve bana birini animsatip duruyordu. Sanki hem cocuk, hem yasli, bi de palto...deyip durdum kitap boyunca. Sonra anladim kim oldugunu. 2009 - 2010 civari oglumla seyrettigimiz bir Alman cizgi filmindeki Momo'ydu :) Beyaz saclarini saymazsak... Sence de öyle sayilmaz mi? :



Zaten cöplügün generali de bir cesit Momo'ydu. Türk Momo'su :) O da zaman hirsizlariyla mücadeledeydi bi cesit :)

O Muhtesem Hayatiniz 

Bu da okudugum ikinci Oya Baydar kitabiydi. Ikinci ve sembolik bir düzeyde de okunabilir gibi geldi. Diva ve Toplayici'nin neleri simgelediklerini buldugumu saniyorum :) Kitabin Diva'nin yasamini anlatmanin ötesinde bir sirri oldugunu tahmin ediyordum ama ne oldugunu anlamam kitabin yarisini buldu. Zaten ondan hemen sonra da cözülmeye basladi sir. Bu durumda iyi kurgulanmis oldugunu söyleyebiliriz sanirim. Örnegin  Zülfü Livaneli'nin Kardesimin Hikayesi'nde cözülme asamasindan cok önce anlamistim sirri. Ama belki de yazarlar aslinda tercih ediyordur zaten sirri yari yolda anlamamizi. Belki  o cözüm asamasini birlikte yürüyelim istiyorlardir. Dedektiflik romani degil ya bunlar. Neyse... Bilemedim simdi.

Bildigim su var ki, yeni dönem Türk romanlarindaki düzgün aile yasaminin disina cikarak kocasini aldatan (veya terkeden) ve ama gercek bir ask yasayan kadin yan temasinin cok klise oldugunu düsünüyorum. Galiba bir sosyal, politik, tarihsel mesaj vermek isteyen kitaplarin okuyucuya bir yan heyecan yasatma cabasi oluyor bu. Elif Safak da Ask da yapiyordu bunu ve ne kadar gereksizdi. Burada da gereksiz. Cok klise. Hikayenin icine tam oturmuyor. Bir sürü alternatif arasindan bu klisenin secilmesi hayal kirikligi yaratiyor. Gercekten. Bence okuyucuya daha cok güvenebilmeli yazarlar. Hikayede ask olmayinca sıkılmayız, endiseye mahal yok. Düzgün aile yasaminin rutininden bunalmis aile kadinin hikayesini yazmak istiyorsa insan, örnegin Murakami'nin Uyku'su gibi bi sey yazmali.  Cok müskülpesentim degil mi? Iyi ki edebiyat elestirmeni felan olmamisim ben.

Auf der Wiese , Natur erleben-beobachten-verstehen

Özellikle cayirlara yogunlasmis bir doga gözlem kitabiydi. Gazetelerin hirpaladigi zihnime iyi geldi, böyle soguktan catlamis ele merhem gibiydi. Uzun zamandir bu türden bir kitap okumadigimi farkettim. Daha cok okumam gerektigini animsattim kendime.


Bazi kitaplari da bitiremedim, tuhaf bi sey oldu. Insan hep bitirdigi kitaplari raporlayinca böyle göze cok tutarli okuyucu gibi görünüyor. Yok, kazin ayagi öyle degil. Sunlari da bitiremedim, yarim kaldi :


Was wir sind und was wir sein könnten (Türkce'ye adi 'Neyiz ve ne olabilirdik' diye cevrilebilir galiba) bir nörobilim adaminin meslegi cercevesinden insana bakisi üzerine bir kitapti. Kötü oldugu icin degil, cok iyi oldugu icin okuyamadim. Cok önemli seyler akip gidiyormus da, not falan da alamayinca, kayboluyormus gibi hissettim. Bi saki zamanda okuyayim dedikce arkaya ötelendi. Galiba Karl Popper'in kitabini da (Alles Leben ist Problemlösen) ayni sebepten okuyamadim. Aslinda Popper'in dili bana Fromm'u cagristirdi. Okuyucunun kendilerini anlamasini cok önemseyen, fikirlerini ilmek ilmek birbirinin üzerine net ve itinayla ekleyen yazarlar ikisi de. Zaten cagdaslar da sanirim. Belki o cagin özelligidir. Sharon Salzberg'e gelince... Bana tavsiye edilmisti bu yazar. Iki kitabini denedim ama ikisini de okuyamadim. Yazarlarin ve okuyucularin dalga boylari var sanirim cesit cesit. Ayni dalga boyunda degilsek gitmiyor :)

21 Ocak 2017 Cumartesi

Sonsuzlugun Kisa Tarihi





Eine kleine Geschichte Der Unendlichkeit
Brian Clegg
rororo


Bu konuda yazilmis ve hatta ayni ismi tasiyan baska kitaplar da var sanirim. Yazar isminden ayirt ediniz. Zenon'dan baslayip 20. yy a kadar matematikte sonsuzluk kavraminin hikayesini anlatiyor yazar. Arada Pisagor okulu, Aristo, Arsimed ve onun evrendeki kum tanelerini sayışı, Galileo ve onun afaroz tehdidinden sonra yazdigi kitabina uzaniyoruz. Bitmiyor Augustinus, Bacon, Schrödinger ve kedisi, Newton ve Leibniz arasindaki klasik tartisma, Cantor ve deliligi.....derken daha aklimda kalmamamis bir cok matematikci ve felsefeci arasinda zip zip zipliyoruz.  Yazar gayet dikkatli, gayet özenli biz kendi halindeki hedef okuyucu kitlesi icin. f(x)= x+1'i bile özenle aciklayip anlatiyor, belki anlamayiz diye. Yine de anliyor muyuz kitaptaki her seyi ? Hayir anlamiyoruz :) Yine de seviyoruz. Tavsiye...

11 Ocak 2017 Çarşamba

Basho'dan Haukiler


Basho's Hauki

Matsuo Basho'dan Secme Siirler
Japonya'da Hauki gelenegi ve Basho üzerine bir giris ile birlikte.
Aralik'ta okuyup not etmeyi unuttugum kitap :) Bir seyi unuttum deyip duruyordum :)

Oysa ne güzel, oysa ne ince, oysa nasil da yürege isliyor.
Dünyaya hauki bakis baska bi sey.

8 Ocak 2017 Pazar

Aralik ve Ocak'in 4 Kitabi

Aralik ayi ve Ocak basinda okudugum kitaplari yazmaya firsatim olmadi (evet, biraz da hizli okunup bittiler). Hepsini bir postta listeleyeyim:





Ralp Skuban ceviri ve yorumlamasiyla Bhagavad Gita. Önce Skuban'in yorumlarinin orijinal metnin arasina girip durmasi bütünlügü bozuyor gibi geldi, rahatsiz etti. Ama sonra cok yararlandim notlarindan , iyi olduguna karar verdim. Bhagavad Gita'yi "21. Yüzyil icin Bilgelik" alt basligiyla cevirmis kendisi. Kitabin cok katmanli cevrilmesi gerektigini düsünüyor ve bu katmanlardan en derindekinin, yani "bireyin kendi ruhundaki ic mücadelesi" yorumlayisinin 21. yüzyil insanina özellikle yardimci olacagini düsünüyor. Bu tür metinleri ek olarak hangi kültür, hangi cografya, hangi dönemden cikip gelirlerse gelsinler, aralarinda paralellikler bulma gayesiyle de okurum. Yine buldum. Hem de cok.
Bhagavad Gita yorumlamasinda Skuban bir cok baska kitaptan ve yazardan da alinti yapiyordu. Bir kismi daha önce baska kitaplarda da rastladigim ve bir firsatini bulursam okumak istediklerimdi. Firsat yaratip okumaya karar verdim:

Songs of Kabir: 15. yüzyilda Hindistan'da yasamis Müslüman mistik Kabir'in "sarki"larinin 1915'te yapilmis Ingilizce cevirisi. Gutenberg basta olmak üzere internet üzerinde pek cok sitede tam metni bulmak mümkün. Müslüman aileden gelmis, Hintli ustadan ders almis, sarkilarinda her iki inanisin da izleri ve ortodoks egilimlerinin sıkı elestirisi var. Kabir dokumaciymis bir de :) Gutenberg linki fotografa tiklayinca:



Der cherubinische Wandersmannn: 17. yüzyilda yasamis Alman mistigi Angelus Silesius'un (asil adi Johann Scheffler) kisa dörtlüklerinden olusan kitabi bu da. Ingilizce'ye The Cherubinic Pilgrim" adiyla cevrilmis. Türkce'ye cevrilmis mi, cevrilmisse hangi isimle bilmiyorum. Oldukca eski bir baskiya dayanan Almanca metin Gutenberg'de var:


 Faust, Goethe: Faust'u yillar önce Türkce'sinden okuyup tam anlamadigimi hissetmistim.  Bu kez bir de Almanca'sindan okuyayim dedim. Galiba yine anlamadim. Yani cümleleri yanyana koyunca anliyorum, anlasiliyor. Fakat yine de bazi kitaplar bittginde kendini ele vermemis hissi cok baskin oluyor. Bu sefer utanıp sıkılmadan galiba kütüphaneden bir Faust yorumu bulup bir de onu okuyacagim.

6 Ocak 2017 Cuma

Portakal, karatavuk ve kalpler


Bu gece -18'i gördük. Yilin en soguk günü. "Axel" gelip gecerken soguk vuruyor elbet. Fakat dün sabah 06:00'da kapidan kör karanliga ciktigimda burnuma taptaze bir hava carpti. Geceleri sanki dünya yeniden ve tertemiz yaratiliyor. Sonra biz insanlar gün icinde kirletiyoruz dünyayi. Sonra ertesi sabah yeniden... Böyle sabahlarda aciklamasi zor, biliyorum ama hava portakal kokuyor.  Karanlikta duraga dogru yürürken nasil olup da Orta Avrupa'da, kis ortasinda ve sabahin köründe burnuma portakal kokusu carpabildigine sasiyorum, yanit bulamiyorum. Bazi seylere yanit bulamiyorum. Havalar iyice soguyana kadar, yaklasik Aralik basina dek, bana pek cok  sabah duraga yürürken hep ayni bir kac metrede eslik eden bir karatavuk bey vardi. Bu aralar o da görünmüyor. Nerelerde kimbilir , ama mutlaka ümitle, ve hatta ümit de ne kelime, ümite gerek duyurmayan bir güvenle bahari bekliyor. O zaman bulusacagiz :) O zamana dek kalpler örelim...  

18 Aralık 2016 Pazar

Ah erenler...

"Komsunu kendin gibi sev"i "Cünkü komsun sensin" diye yankiladi biri bin yillar sonra.
"Düsmanini sev"i de "Cünkü düsmanin sensin" diye yankilamak mümkün mü?
Iki ayri sekilde mümkün gibi geliyor bana.

Bazen insanlar görüyorum; bir aynadaki yansimalari kadar "düsman"larina benziyorlar, öylesine aynilar. Zaten belki de o yüzden düsmanlar...

Bir aynaya bakar gibi birbirlerine bakiyorlar. Biri kendini süt gibi ak, digerini kömür karasi sayarken, öteki de kendini ak, berikini kara sayiyor.

Disaridan bakarken, kendini gri, ötekini gri, berikini gri görürken kahkahalarla aglamak istiyorsun, veya hickira hickira gülmek...

Ah erenler, ah erenler...
Kuytuda söylediniz duymadik, meydanda söylediniz dinlemedik.
Örtülü söylediniz anlamadik, asikar söylediniz baldiran icirip derinizi soyduk.
Ah erenler...

9 Aralık 2016 Cuma

Etty Hillesum'un günlükleri



Das denkende Herz
Die Tagebücher von Etty Hillesum 1941-1943

Etty Hillesum'un Günlükleri 1941 - 1943

Kütüphanede yoktu, getirecek de degildi. Kitapcida yoktu, "Anne Frank versek? Ayrica dönem tarihi kitaplari da var" dediler. Olmaz canim, ille de Etty Hillesum. Uzun zamandir okudugum en anlamli, en dokunan seydi. Dünya sana da bazen kötü, yasam aci cekmekten ve savas alanindan ibaret geliyorsa bul bulustur oku. Ingilizce, Almanca, Fransizca ve bilumum dile cevrilmis. Yayinevinden rica et, bunu da cevirsin bi zahmet. Neleri cevirmedi ki...


3 Aralık 2016 Cumartesi

Schopenhauer Tedavisi


Die Schopenhauer-Kur
Irvin D. Yalom

Irvin Yalom'un psikoterapiye felsefe bakisi, felsefeye psikoterapistin bakisi serisinden ikinci kitap.
Ne yazik ki  Schopenhauer'in Aforizmalar'ini okuyamadan bu kitabi okudum. Okuyamadim ben Schopenhauer'i. Oysa filozofu önce kendisinden, sonra da Yalom'dan okuyacaktim hesabimca...

Peki Schopenhauer Tedavisi? Schopenhauer/Philip'in dediklerini bir kenara yazmakla, sahsin suratina bir yumruk indirmek arasinda (sanal bi yumruk tabii, siddet yok! siddet yok!) gidip geldim. Grup terapisi ve dinamikleri ne ilginc seydi, sastim. Sonunda gercekten not etmek istedigim tek söz ise Schopenhauer'in degil, bi Guru'nundu. Hindistan'da meditasyon merkezine dogru giderken trende tanistigi adamin Pam'a söyledigi... Rahatsiz edilmek hakkindaki söz...

Özetle...Fikrimce... Bütün Yalom kitaplari gibi güzeldi.

25 Kasım 2016 Cuma

Hasretlerin Adı



Hasretlerin Adi - Die Namen der Sehnsucht
Nazim Hikmet
Ammann, 2008

Bu kitap kütüphanede rastladiklarimdan. Nazim Hikmet'ten secme siirler.  Türkce ve Almanca. Yok olmuyor, siir baska dile kolay cevrilmiyor... Adi

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
                                               ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
                                               ben hasretlerin

dizelerinden geliyor.

Azicik memleket havasi cektim icime. Biraz "anadil anavatan midir?" diye düsündüm. Azicik "Anavatan aslinda nedir, neresidir ki?" diye düsündüm. Aklima bi vakitler bi brosürde okudugum bi laf geldi: "Vatan mi? Hic orada olmadim!" Bazen bana da hic orada olmamisim gibi geliyor derken tam...Icimde bir yer dedi ki "Burasi vatan, burasi memleket, burasi yuva. Diger her sey hikaye..."

Sence?

22 Kasım 2016 Salı

Tanrı'nın Enkazı



Tanrı'nın Enkazı - Bir Düşünce Deneyi / God's Debris - A Thought Experiment
Scott Adams 

Evet, bu Scott Adams, o Scott Adams imis. Evet, bu bir Dilbert kitabi degilmis, ve evet komik bir kitap bile degilmis. Bunlarin hepsini daha en basinda, pesin pesin söylüyor. Herkesin okumasi gerekmiyormus kitabi. Bence de ... Okuduklarinin net, anlamli ve özellikle de daima ve tartismasiz kendisiyle ayni fikirde olmasini isteyenler okumamali. Söyledigim her sey dogru degil diyor. Evet, bunu da diyor. Neler dogru, neler yanlis sen bul diyor.

Bütün bunlar bir sey degil de....
Bunlar Sith Lord'larindan da beter. Onlardan belli  bir anda sadece iki tane olabiliyordu.
Oysa "bir kerede sadece bir Avatar olabilir."

Ben Türkce'sini okudum. Sen Ingilizce'sinden okumak istersen...

Mutluluk



Glück, Matthieu Ricard

Elbette mutluluğu kitaplardan ögrenecek değılız :) Üstelik daha önce de mizmizlandigim gibi  Matthieu Ricard bazen cok felsefe yapiyor :) Ama yine de epey not aldigim görülüyordur. Kitabin özeti?  Mutluluk bizim icimizde, kabugu catlattigimizda isik sizan yer var ya hani. Iste orada...


 

14 Kasım 2016 Pazartesi

rabimmel, rabammel, rabumm

Gecen aksam eve dönerken karanlikta birden sokagin öbür ucunda elinde fenerlerle gezen cocuklari farkedince animsadim. Ah ya! 11 Kasim. St.Martin günü. Fener alayi :) Bu fener alayi sirasinda söylenen bazi sarkilar vardir. Bizim oglanla, o daha kücükken, anaokulundayken falan dilimize dolanmisti biri. Buralarda bir yerlerde linki de vardi galiba. "Dort oben leuchten die Sterne, da unten leuchten wir" (yukarda yildizlar parliyor, asagida biz) kismini bazen özellikle sasirmis gibi tersine cevirip " Dort unten leuchten die Sterne, da oben leuchten wir" (yukarida biz parliyoruz, asagida yildizlar) diye söylerdim, oglan her seferinde farkedip "Ama anneeee!" diye düzeltirdi :)

Tuhaf sarkidir aslinda. Düsününce... "Ich gehe mit meiner Laterne und meine Laterne mit mir" (Ben fenerimle gidiyorum, fenerim de benimle gidiyor) diye baslar örnegin. Bazen öyle oluyor ki ben fenerimle giderken, fenerimin de benimle gittigini hisseder gibi oluyorum. Sonra bazen fenerim benimle giderken ben fenerimle gitmiyormusum gibi hissettigim günler oluyor. Oysa ki biliyorum, ben fenerimle gitmezken bile, öyle günlerde bile, fenerim benimle birlikte gidiyor. Bi tuhaf oluyor. Sana da oluyor mu?

Öyleyse rabimmel, rabammel, rabumm.

Hicbiri

Bazen yapmak gereken veya yapmak istedigim o kadar cok sey oluyor ki, sonunda hangisinden baslayacagimi bilemedigim icin, hicbirini yapmiyorum.

13 Kasım 2016 Pazar

Gecen ay okuduklarim

Gecen ayin okunup üzerine yazmaya firsat bulunamamis kitaplari :

1. Flatland, A Romance of Many Dimensions, Edwin A. Abbott: Bi cok yerde öyle tanitilsa da sadece matematiksel bir metin degil. Ilk bölümü asmayi basardigimizda beklentilerimize uygun sekilde ilginclesiyor. Ve hatta cok güzel. Cok güzel. Evet, evet cok cok güzel.

2. Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali: Malum. Cok popüler kitaplari popülerligi gecene dek okumama inadim yüzünden (Bkz. Sofie'nin Dünyasi) bu kadar gecikmistim. Sonra farkettim ki, okumayan bir onunla, bir ben kalmisiz. Simdi ben de okudum :) Simdi o düsünsün :)

3. Oma Hilde, Sokrates und der Dalai Lama, Kristin Raabe. Arada bir kütüphanede raflarin bana sundugu herhangi bir kitabi alip okumayi seviyorum. Arada bir. Bu onlardan biri. Alt basligi "Bilgelerden ne ögrenebiliriz?" gibi bir seydi. O yüzden ilginc olabilecegini düsünmüstüm. Bir bakima ilgincti de. Bilgelik arastirmalari (Wisdom Research) diye bir bilim dali varmis örnegin. Bir yasima daha girdim. Okumasak da olabilir. Okusak iyi de olabilir. Cok karar veremedim.

21 Ekim 2016 Cuma

Maydonozdan büyücüye TGIF

Bu hafta oglanin beni benden alan fıkrası. Hafta boyunca hatırladıkca ay, ne güldüm :)

Nüfus görevlisi kadina sorar:

"Cocugunuza gercekten de Peter adini vermek istediginizden emin misiniz bayan Silie?"

Espriyi anlamak icin dip not: Petersilie Almanca maydanoz demek! Cocugu her ise maydanoz edecek bu kadin!

Bu arada maydanozun Latince adi da bi havali: Petroselinum. Yunanca petro "kaya", selinum "kereviz" demek. Kaya kerevizi. Yunanlilar'a göre maydanoz bi tür kerevizmis. Peki o zaman Türkce'deki maydanoz sözcügünü nasil anlamali? Cünkü o da Rumca'dan...dersen, onun yaniti da su: Maydanoz sözcügü yine eski Yunanca'da bu bitkinin kaynagi ve asil yetisme alani görülen "Makedonya"dan geliyor. Gercekten. Vikipedi'nin yalancisiyim.

Ay ay konu bunlardan acilmisken ,bi de Ottfried Preußler'in harika cocuk kitabi Haydut Hotzenplotz'da büyücünün adidir Petrosilius Zwackelmann. Kahramanlarimiz caktirmadan dalgasini da gecer hatta bu isimle...

Neyse, cross check tamamdir. Cuma aksami hala bunlardan konusacak kadar gücüm var :) TGIF

17 Ekim 2016 Pazartesi

Birdenbire



Her şey birdenbire oldu.
Birdenbire vurdu gün ışığı yere;
Gökyüzü birdenbire oldu;
Mavi birdenbire.
Her şey birdenbire oldu;
Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan;
Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire.
Yemiş birdenbire oldu.

Birdenbire,
Birdenbire;
Her şey birdenbire oldu.
Kız birdenbire, oğlan birdenbire;
Yollar, kırlar, kediler, insanlar...
Aşk birdenbire oldu,
Sevinç birdenbire…

16 Ekim 2016 Pazar

Iyi


Iyi gidiyor...

B. Traven'den üc roman



B. Traven
Der Schatz der Sierra Madre (Altina Hücum)
Die Baumwollpflücker (Pamuk Iscileri)
Die Brücke im Dschungel (Köprü)
Bir kitapta üc roman...

Uzunca bir yazi yazacaktim, vazgectim. B. Traven okunmali, o kadar. Altina Hücum'un özellikle sonlara dogru her sayfada yaptigi keskin virajlar ve trajikomik sonu... Pamuk Iscileri'nde Gonzales'in o gülsem mi aglasam mi bilemedigim ölümü; tarladan pastaneye, kumarhaneden geneleve insan manzaralari... Köprü'deki 21 saat, beyaz yabancinin gözünden anne olmak, isigi cagiran ölü, yanitlanmamis ve hatta sorulmamis pek cok soru.... B. Traven inanilmaz bir hikaye anlatici...