..."Gate"e dogru yürürken daha cok zamanim oldugunu , beklemem gerektigini biliyordum. Yanimda kitabim ve yiyecek birseyler oldugu icin cok dert etmedim. Ankara kapisindan bir sonraki kapi Mumbai kapisiydi. Ikisinin arasindaki koltuklara agirlikli olarak Hintli ve Türk yolcular yayilmislardi. Bir kac sira daha fazla yürüyüp Mumbai kapisina yaklasmaya karar vedim cünkü hizli bir bakisla Türk yolcularin arasinda aradigima uygun kisiyi bulamamistim. Tahmin ettigim gibi bir huzursuzluk, bir kipirti, bir eylem yogunlugu hakimdi oraya. Sakin bir bekleyis enerjisi ariyordum. Icimdeki huzursuzlugu belki o yatistirir diye umuyordum. Geleneksel kiyafetlerinin icinde, ücüncü gözü noktali (miydi? yoksa ben mi uyduruyorum?) yaslansa da dimdik duruslu, yasli bir Hintli kadindi. Cok sakindi. Seyrediyordu. Tam aradigim kisiydi. Belki de ben onu aradigim icin oradaydi. Basimi kaldirdigimda onu görecegim bir koltuk secip oturdum. Kitabimi okurken zaman zaman basimi kaldirip onu seyrettim. Iyi geldi. Sakinligi, seyretmesi. Cok iyi seyredebiliyordu. Sakinlestigimi, huzursuzlugumun azaldigini hissettim.
Türk yolculara haksizlik mi ediyordum? Iclerinde enerjisi Hintli kadina benzeyen birini bulabilmek icin biraz bakindim. Bir kac adam yakindan bildigim bir yayilisla koltuklara serilmislerdi. Hakim olmak isteyen, rahatmis izlenimi vermek isteyen, mekandan gerek duydugundan fazlasini talep eden bir yayilis. Bir el telefonla mesgul, gözler de ona odakli. Üc kadin vardi, yanyana oturmus. Bana güne giden kadinlari animsatiyorlardi. Ne konustuklarini duymasam da, uzaktan uzaga konusma tarzlarinda , duruslarinda öyle bir sey vardi. Üc saatlik ucak yolculugla güne gidenler var midir, bu isler o kadar ilerlemis midir diye ciddi olarak merak ettim. Birinin ucak yolculugundan korkutugunu saniyordum. Yüz ifadesi sürekli gergindi. Digerlerinin anlattiklarina gülerken bile gergindi. Hep mi böyleydi, yasama gergin mi bakiyordu yoksa ucaktan mi korkuyordu cok merak ettim. Ankara'da ucaktan inerken özellikle aradim onu gözlerimle . Buldum da... Baska türlü gülüyordu artik, ucaktan korkuyordu :)
Kapiya dönelim. 9-10 yaslarinda bir kiz cocuguyla oturan orta yasli bir kadin vardi. Simdi animsamadigim bir sebepten kadinin kizin annesi degil, bir yakini oldugunu saniyordum. Telefonuyla mesguldü. Arada bir telefondan basini cok kaldirmadan cocugu uyariyordu. Ne icin oldugunu cözemedim. Neden kendileri de huzursuzken yetiskinler 9-10 yasindaki cocuklari sakin durmalari icin uyarip durur? Kimseyi rahatsiz etmiyordu oysa. Böyle böyle huzursuzlugumuzu bastirmayi ögrendigimiz sonucuna vardim. Böyle böyle huzurla oturmayi basaramayan, belki kipirtisiz ama disariya huzursuz bir enerji yayan yetiskinler oluyorduk. Hintliler bu isi baska türlü mü yapiyorlar diye merak ettim. Mumbai kapisina yakin, kendi oturdugum sira ve cevresindekilere baktim. Bi kac genc cift vardi, cocuklu bir iki aile. Elimizdeki örnekleri genellemek mümkün olsa, Hintli genc kadinlarin batili giyindiklerini, uzun, cok güzel siyah saclari oldugunu ve kilolu olduklarini söyleyebilirim :) Karsimdaki ciftin yine uzun, siyah ve cok güzel sacli bir kizi vardi. Kimse uyarmiyordu. Sakin duruslu bir cocuktu. Iki sira ilerideki 9-10 yaslarindak Türk kiz gibi.
Yanima gelip oturan bi Türk kadindan cok umutlandim. Teyzeme benzettigim icin, bi de duru bir yüzü vardi. Hintli kadinin yasinda oldugu icin bi de belki. Keske o telefonu cikarmasaydi hemen cantasindan. Sanirim onu buradan yolculayanlara veya Ankara'da karsilayacak olanlara kapida oldugunu, ucagi bekledigini, herseyin yolunda oldugunu bildiriyordu. Sanki 65 yasindaki bir kadina bir havaalaninin ucus kapisinda herhangi bir sey olabilirmis gibi... Yok, o degildi. Sadece Hintli kadindi seyredebilen. Sakince, baska hicbir seyle mesgul olmadan, baska hicbir yerde olmadan, arkasina yaslansa da dimdik durarak , endiselenmeden, huzursuzlanmadan seyredebilen bi tek oydu. Karsimda oturan genc Hintli kadin cantasindan bir tarak cikardi. Taragi yasli kadina uzatirkan kizina bir seyler söyledi. Kiz taragi alip yasli kadinin yanina gitti, önüne oturdu. Yasli kadin sakince kizin saclarini taramaya basladi. Konusmadan, sakince... Hepsinin tek bir aile oldugunu ilk kez o zaman farkettim. Kizin saclarinin cocuklugumdaki bir fotograftaki benim saclarima benzedigini de... Annemin saclarimi ben cocukken ayni böyle taradigini da... Belki anneannemin de... Anneannemin de bazen böyle durabildigini o zaman animsadim.
Iste o zaman aglamak istedim. Bütün o "Gate" kalabaliginin ortasinda, fazla yayilan, kipirtili Türk amcalarin, fazla endiseli, fazla uyaran Türk teyzelerin, fazla uzaklarda, fazla baska bir yerlerde insanlarin ortasinda sessiz ve sakince aglamak istedim.
Mümkün olsaydi Ankara ucagini bir tarafa birakip Mumbai ucagina binmek güçlü isteğine galiba iste o an kapilmistim... Rica etsem saçlarımı da tarar mıydı ki?
--biriktirmeden--
28 Şubat 2016 Pazar
Ağustos böceği
...her sabah duragin önünden geciyor. Ya da ben duraga yürürken yanimdan. Hangimizin erkenci olduguna bagli. Baslarda yüzünü göremiyordum karanlikta. Günün daha aydinlik saatlerinde yolda karsilassak taniyamam galiba diyordum; komik geliyordu. Ögrenci oldugunu saniyordum. Ama bisikletini taniyor(d)um. Dislilerinden birinde, zincirinde, ne bileyim bir yerinde bir sorun var. Tamir edilmemis. Belki edilememis. Pedala her basisinda belli bir ses cikariyor. Iste o sesi agustos böcegine benzetiyorum. Pedala bastikca...bastikca...bastikca.. sanki yakinlarda bir yerlerde bir agustosböcegi ötüyor. Sanki kis ortasinda degiliz gibi geliyor. Sanki yaz ortasinda ılık bir aksam gibi oluyor. Sanki ısı birden bir kac derece yükseliyor. Kisacik bir süre icin.... Sonra agustos böcegi uzaklasip gidiyor. Kis geri geliyor.
Thoreau iyilikten ve iyi insandan bahsederken "...kendisine hicbir seye mal olmayan, farkinda bile olmadigi bir özelligi olmali" diyor ya, agustosböcegi yanimdan gecerken hep bunu animsiyorum. Bana yaptigi iyiligin farkinda mi merak ediyorum. Dünyaya bu türden bir iyiligim dokunsun cok istiyorum.
Günler uzadigindan beri yüzünü de biliyorum. Galiba ögrenci degil...
--biriktirmeden--
Thoreau iyilikten ve iyi insandan bahsederken "...kendisine hicbir seye mal olmayan, farkinda bile olmadigi bir özelligi olmali" diyor ya, agustosböcegi yanimdan gecerken hep bunu animsiyorum. Bana yaptigi iyiligin farkinda mi merak ediyorum. Dünyaya bu türden bir iyiligim dokunsun cok istiyorum.
Günler uzadigindan beri yüzünü de biliyorum. Galiba ögrenci degil...
--biriktirmeden--
toplu taşıma
...şık bayanla 'Putzfrau'yu, tulumlu boyaci kalfasiyla züppe beyaz yakayi esitleyen gözünü sevdigimin toplu tasima sistemi...
--biriktirmeden--
--biriktirmeden--
Verse auf Leben und Tod - Yaşam ve Ölüm Üzerine Dizeler
Verse auf Leben und Tod
Amos Oz
suhrkamp
Amoz Oz'un daha önce iki kitabini okumustum, cok sevmistim. Bu kitabini onlar kadar begenemediysem de, ilgincti. Yazar (Oz yani) bu kitapta bir denemeye girisiyor sanki. Bir kac saatligine görülmüs insanlar üzerine, toplamda yaklasik 8 saatlik bir süreyi anlatan bir roman yazilabilir mi? Yazilabildigini görüyoruz. Yazar ( Oz degil, kitabin baskahramani olan yazar) yeni kitabinin tanitildigi bir söylesiye katiliyor. O aksam söyleside gördügü, tanidigi kisiler üzerine kafasinda kurdugu hikayelerden olusuyor kitap. Bir noktadan sonra gercekle yazarin kafasindaki hikayeler birbirine karisiyor. Yazar söylesiden sonra gercekten kitabindan pasajlar okuyan kadinla merdivenlerde sohbet etti mi? Sokaklarda kücük bir yürüyüs yaptilar mi gercekten? Yoksa bunlar da mi hikayelere dahildi?
Amos Oz'un diger kitaplari oldugu gibi bu kitabi da Israil'den insan manzaralari sunuyor. Az bilinen bir dünyadan bize benzer insanlarla tanismak firsati... Özellikle degisik ülkelerin edebiyatlarina ilgi duyanlara önerilir. Ingilizcesi "Rhyming Life and Death", Türkce'ye henüz cevrilmemis.
Aylak Adam
Aylak Adam,
Yusuf Atilgan
YKY
Aylak Adam'i cözebilmem biraz zaman aldi. Birinci bölümde birinci tekil agizdan konusan kisi ile, ikinci bölümde anlatilan ücüncü tekil sahis ayni kisiymis. Ama ikinci bölümde anlatilan ücüncü tekil sahis ile, ücüncü bölümde anlatilan ücüncü tekil sahis ayni kisi degilmis. Bunu anlamak icin ücüncü bölümün basinda dönüp kitaba basindan tekrar baslamam gerekti. Kitabi bitirince bazi baglantilari daha iyi anlamak icin dönüp bastan bi kez daha okudum. O kadar mi karisikti? Degildi aslinda :) Benim anlayisi kit bir dönemime denk geldi belki de.
Aylak Adam bir dönemi tanimak icin olsun okunmasi gereken kitaplardan sanirim. Baska bir Istanbul, baska bir Türkce.
Iki bucuk okumadan sonra...Sevdim :)
27 Şubat 2016 Cumartesi
Eldiven
Şık eldivenleri olanlarin ellerinin kışın daha cok üşüdüğünü farkettim.
Bu ayni şık ve marka günes gözlügü olan insanlarin gözünü günesin daha cok almasi gibi bir sey.
Güneş gözlügüm yok, eldivenlerim şık degil ama sevdigim bir berem var. Yani cok güzel degil, bana yakistigi da söylenemez ama seviyorum. Galiba bu yüzden kışın sonuna dogru, havalar biraz isinmaya basladiginda bile sanki kafam herkesinkinden daha cok üsüyor.
Anliyorum.
--biriktirmeden--
Bu ayni şık ve marka günes gözlügü olan insanlarin gözünü günesin daha cok almasi gibi bir sey.
Güneş gözlügüm yok, eldivenlerim şık degil ama sevdigim bir berem var. Yani cok güzel degil, bana yakistigi da söylenemez ama seviyorum. Galiba bu yüzden kışın sonuna dogru, havalar biraz isinmaya basladiginda bile sanki kafam herkesinkinden daha cok üsüyor.
Anliyorum.
--biriktirmeden--
Biriktirmeden
Seyrediyorum seyretmesine ama galiba olmasi gerektigi gibi seyredemiyorum.
Yargiya varmadan, etiketlemeden seyredemiyorum her zaman.
Ve bazen seyretmenin beni basbayagi bir eyleme dogru ittigini, bir türden harekete gecmemek icin kendimi güc tuttugumu farkediyorum.
Herhalde bu seyretmek degil.
Ama yine de seyretmeyi seviyorum.
Bi de seyrettigimi anlatmak gereksinimi hissediyorum.
Birikiyor, birikiyorum, yoruluyorum.
Firsat buldukca kisa kisa yazmak niyetindeyim.
Baglamindan, yerinden, zamanindan bagimsiz anlatiyorsam bil ki ben de tam bilmiyorumdur.
Kimbilir nerde, kimbilir ne zaman.
Bil ki seyrederken görmüsümdür.
Ve anlatmam gerektigine karar vermisimdir.
Biriktirmeden.
Yargiya varmadan, etiketlemeden seyredemiyorum her zaman.
Ve bazen seyretmenin beni basbayagi bir eyleme dogru ittigini, bir türden harekete gecmemek icin kendimi güc tuttugumu farkediyorum.
Herhalde bu seyretmek degil.
Ama yine de seyretmeyi seviyorum.
Bi de seyrettigimi anlatmak gereksinimi hissediyorum.
Birikiyor, birikiyorum, yoruluyorum.
Firsat buldukca kisa kisa yazmak niyetindeyim.
Baglamindan, yerinden, zamanindan bagimsiz anlatiyorsam bil ki ben de tam bilmiyorumdur.
Kimbilir nerde, kimbilir ne zaman.
Bil ki seyrederken görmüsümdür.
Ve anlatmam gerektigine karar vermisimdir.
Biriktirmeden.
14 Şubat 2016 Pazar
Trendeki Kız
Trendeki Kiz
Paula Hawkins, Ithaka Yayinlari
"Trendeki Kiz"i trende okumanin ilginc olacagini düsünmüstüm ama trene varamadan dün okuyup bitirdim :) Elimizden birakamadigimiz kismi galiba dogru :)
Rachel'in eskiden oturdugu evin Megan'larin evine cok yakin olmasini biraz fazla tesadüf gibi görmüstüm, neredeyse "Türk filmi" gibi. Hikayenin gelisimi acisindan onun bir önemi varmis, peki.
Yine de trendeki kizin hikayedeki hic kimseyi tanimadigi ve sadece "trendeki şahit" oldugu bir hikayeyi daha heyecanli bulurdum sanirim. Bu türden benzerleri var. Agatha Christie'nin Bayan Murphie'li bir hikayesi var örnegin.
Hikayenin üc kadinin agzindan anlatilmasi ilginc de, ölen kadinin agzindan anlatilmasi biraz tuhaf miydi ne? Sadece Rachel'in agzindan anlatilmasi ilginc olurdu ama teknik olarak galiba mümkün degildi. Acaba yazar kadinlarin agzindan konusmak yerine hikayeyi kendisi, ücüncü tekil sahis agzindan anlatsaydi daha mi iyiydi?
Hikayedeki banliyo kadinlarinin anne olma, kadin olma, birey olma, özgür olma, es olma, kariyer kadini olma, ev kadini olma etrafinda dönen bunalimlari, ne bileyim biraz sıkıcıydı sanki.
Sonuna kadar herkesten süphelendik. Hatta Megan'in kendisinden bile... :) Bu acidan basariliydi. En sona varmadan katili anlamistik ama olsun, o kadar olur :)
Rachel'in aslinda işsiz olan bir commuter olmasi ilginc bir detaydi. Rachel'in Scott'un meslegi ve o kücük oda hakkinda yanilmasi ic rahatlaticiydi.
Bu türün severlerine ve baska türleri okuyanlardan arada kücük bir mola vermek isteyenlere mümkünse yolculukta, özellikle trende okunmasi tavsiye olunan kitaptir :)
13 Şubat 2016 Cumartesi
Gercekten miyim?
Alinti: Oruc Aruoba
Iki satir da ben eklemek isterim.
Bazi günler o bosluk hic olusmamis, giden hic gitmemis, hep burdaymis, hala burdaymis gibi geliyor insana.
Bazi günlerse tam tersi, o bosluk zaten hep varmis, hep boslukmus, giden zaten hic burada olmamis, zaten hep yokmus gibi geliyor. Cok eskiden, baska bi dünyadan, baska bi hayattan tanidigimiz biri...
Tuhaf duygu, tarifi zor.
Ikinci türden günlerde insan bazen kendi varligindan bile süpheye düsüyor.
Burada miyim? Var miyim? Gercekten miyim?
30 Ocak 2016 Cumartesi
Beklemek
Penceremin önünde bir disbudakla bir at kestanesi var.
Tomurcuklari yerli yerinde, bahari bekliyorlar.
Ben de onlarla beraber bahari bekliyorum.
Bu baharı göremeyecekler için de...
Gecen bahari görememiş olanlar icin de...
Göremeyecegimiz baharlar için de...
Bekliyorum.
Beklemek güzel...
Tomurcuklari yerli yerinde, bahari bekliyorlar.
Ben de onlarla beraber bahari bekliyorum.
Bu baharı göremeyecekler için de...
Gecen bahari görememiş olanlar icin de...
Göremeyecegimiz baharlar için de...
Bekliyorum.
Beklemek güzel...
24 Ocak 2016 Pazar
Trene yetişmek için koşmamak
Siyah Kuğu'dan içimdeki yavaş yaşam meraklısı "pendler"e tavsiye...
Pendler: Almanya'da bir şehirde oturup bir diger sehirde calışan ve günlük olarak bu iki şehir arasinda gidip gelene verilen ad. Ingilizce Commuter karsiligi.
Siyah Kuğu
Der Schwarze Schwan. Die Macht höchst unwahrscheinlicher Ereignisse
Nassim Nicholas Taleb
Ingilizce ilk basim: The Black Swan. The Impact of Higly Improbable (2007)
Türkce basim: Siyah Kugu. Olasiliksiz Görünenin Etkisi (2008)
Dün itibariyle bu kitabi bitirdim. Daha önce ayni yazarin aforizmalarindan olusan bi kitabini okumustum. Bu ondan farkli, daha yogun, kismen teknik ve uzun bir kitap. Taleb son derece ukala, ayriksi, saldirgan, sert ve dalgaci bir yazar. Genel gecer kabul görmüs bir cok seye ve kisiye saldiriyor. Normal dagilim ve çan eğrisine, ortalamaya, regresyona, Harvard akademisyenlerine, takim elbiseli danismanlara (özellikle finans ve risk danismanlarina), politikacilara, Nobel ödülünü dagitanlara ve alanlara acimasizca saldiriyor. Fransizlarla inceden dalgasini geciyor. Acayip ama düsününce hak verilesi seyler söylüyor:
smile ifade simgesi Fransizlarla inceden dalgasini geciyor. Acayip ama düsününce cok hak verilesi seyler söylüyor: "Can egrisini cöpe atin","Beni radikal Islam teröründen cok, diyabet ve kanser endiselendiriyor", "Ortalama derinligi 1.20 m. olan ırmakta yüzmeyin", "Bin gündür sevgi ve itinayla bakilip beslenmis bir hindiyseniz rahatlamayin, tam tersine endise duyun. Belki yarin Sükran günüdür", "Platoniklik tehlikelidir","Dogrudur, kendisinde cok olana verilecek, kendisinde olmayandan alinacak" gibi ...
Siyah Kugu'nun Türkce cevirisi de var. Fakat benim okudugum Almanca'sinda olasi bir ceviri hatasina denk geldim ve kimbilir daha neler vardi dedim. Mümkünse ya Ingilizce orijinalinden okuyun ya da iyi bir cevirmenden.
Dipnot: Hayir, olayin o balerin filmiyle ilgisi yok. Evet, olayin Cygnus atratus ile ilgisi var.
9 Ocak 2016 Cumartesi
Dejavu
Bazen cok kuvvetli bir dejavu yaşıyorum. 'Dejavu hissi yaşıyorum' demiyorum bak. Sabah köprünün üzerindeki durakta ayni anne anaokulu yaslarindaki ayni iki kizla tramvaya bindiginde... Kizlar bastan asagi pembe, bastan asagi cocukluk, bastan asagi nese formunda yan koltukta bittiklerinde... Tam bu sirada basimi cevirip camdan bakinca durakta tramvaydan yeni inmis görme özürlü adami farkettigimde... Elinde sopasi, son derece güvenli adimlarla nasil yürüyüp gittigini izledigimde... Zaten on dakika önce tramvaya ilk bindigim durakta yine o okul cocuguyla benden baska kimse olmadigini farkettigimde... Soföre günaydin dedigimde...Tramvaydan ayni kapidan inerek ayni islak taslarin üzerinde ayni hizla yürüdügümde... Buna dejavu hissi denmez. Bu dejavunun bizzat kendisidir.
Trenlere gelince...Sanirim trenlerde her yolculuk baska bir macera...Asla bilemezsin.
Trenlere gelince...Sanirim trenlerde her yolculuk baska bir macera...Asla bilemezsin.
Yürüyen merdivenler
Her ne kadar mümkün oldugunca durmanin ve seyretmenin erdemine inansam da, yürüyen merdivenlerde durum baska. Yürüyen merdivenler dogal duruma dahil degil. N.Ş.A. o merdivenleri yürüyerek inmemiz/çıkmamız beklenirdi. Tabii iyi ki var yürüyen merdivenler. Özellikle sol dizim cok agridiginda. Neyse, demek istiyorum ki, yürüyen merdivenlerde yürümeye devam etmek isteyen o gıcık kişi benim. Evet, alisveris merkezinde de. Evet, metronun gelmesine daha 3 dakika varken de. Lütfen sol tarafi benim icin bos tutun smile ifade simgesi
1 Ocak 2016 Cuma
Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk
Der Junge, der wie ein Hund gehalten wurde, Türkce'de bilinen adiyla Köpek Gibi Büyütülmüs Cocuk veya Ingilizce orijinal adiyla The Boy Who Raised as a Dog, cocuk psikiyatristi Bruce D. Perry tarafindan 2006 yilinda yazilmis. Perry'nin uzmanlik konusu her türden cocukluk dönemi travmalari ve bunun cocuk psikolojisine ve beynine etkileri. Son 20-30 yilin nörobilim bulgularina dayanarak beynin plastisitesinin travma gecirmis cocuklarda nasil bir dezavantaj haline dönüsebildigini cok carpici örneklerle anlatiyor.
Kitap cok hassas bünyelere göre degil. Iki yerde agladim. Bir cok hikayede insanlarin (yetiskinlerin) nasil bu kadar... yani bu kadar.... hani gercekten bu kadar...... olabildigine sastim. Yaklasik 15-20 yildir bilincli bir secimle korku gerilim romani okumam , o türden filmler seyretmem. Bu kitapta kendimi bir Stephen King kitabinda hissettim yer yer. Hayir o tuhaf Texas kasabalari degil, hayir acayip mezhepler ve onlarin takipcileri degil, hayir zavali cocugu köpek gibi büyütmeye karar veren yasli adam degil, hayir Amerikan devletinin cocuk korumadan sorumlu birimleri degil, hayir Leon ve ailesi degil sadece; bütün dünya, bütün sistem cildirmis gibi geldi bana. Hikayelerin hemen hepsinde travma gecirmis cocuktan daha önce travmalanmis en az bir kac yetiskin veya ergen vardi. Sanki her "suclu", daha önceki bir baska olayin "kurban"iydi. Vakalarin bir kacinda ekonomik sistemin ve ona bagli olarak olarak sosyal örüntünün cöküsünün nasil da olaya sebep oldugu acik net görülebiliyordu. Ama hemen her vakada bu sosyal ve ekonomik cildirmanin bütün bu travma hikayelerinin geri plan resmi oldugu tahmin edilebiliyordu. Bütün sistem cildirmis derken öylesine demiyorum. Bütün bu travma hikayelerinin aslinda travmalanmis bütün bir toplumun/sistemin hikayesi oldugunu düsünüyorum.
Köpek gibi büyütülmüs cocuk kitabin en dokunakli hikayesi degildi bence. O cocuk belki de köpeklerle beraber büyümenin sansini yasadi ama köpek gibi büyütülmüs cocuklarin hikayesi iyi satar ;) En dokunakli hikaye bence annesinin dört yasindaki abisiyle her gün parklara ve müzelere gittigi cocugun hikayesiydi. En endise verici hikaye de oydu bence. Her gün ne hikayelerin yanindan geciyor olabilecegimizi düsündüren hikaye oydu cünkü. Bir sosyopat olmaya kac adim mesafede durdugumuzu sorgulayan hikaye de oydu.
Perry her vakada bize insan beyninin nasil sekil aldigini, özellikle negatif deneyimlere karsi nasil tepki verdigini ve bu tepkilerin uzun vadedeki sonuclarini oldukca anlasilir bir dille anlatiyor. Kitap beynimizin nasil calistigini daha iyi anlayabilmemiz icin en uc örneklerin verildigi bir vakalar listesi gibi. Bir iki yil önce Einstein'in bakis acisindan icinde yasadigimiz evreni anlatan bir kitap okumustum. Hemen her bölümde sözkonusu fiziksel fenomeni daha iyi anlayabilmek icin bir karadeligin kiyisindaki bir uzay gemisinde oldugumuzu hayal ediyorduk. Cünkü günlük yasamda göze görünür olmayan etkiler kara deligin kiyisinda birden gözlenir ve anlasilir oluyordu. Perry'nin travma öyküleri cocuk psikolojisi ve insan beyninin bu türden kara delikleri iste...
Cocukluk dönemi psikolojik "rahatsizliklari"na ve davranis "bozukluklari"na nörobilim yaklasimiyla aciklama getiren bu okudugum ücüncü kitap. Digerleri "Disconnected Kids" ve "The Whole Brain Child" idi. Sanirim kendimizi ve cocuklari anlamak icin daha coook nörobilimsel kitap okuyacagiz. Sanirim bir gün bütün analar nörobilim okuyacak :) Saka bir yana, sadece ebeveynler degil, ögretmenler, doktorlar, amcalar, dayilar, teyzeler, halalar ... , bazi insanlari anlamakta güclük cektigini düsünenler , kendisi de bir vakitler (travmalisindan ya da travmasizindan) cocuk olmus olanlar, yani herkes okusa iyi olacak bir kitap. Cünkü bütün bu yalnizlasip giden toplumlarin icinde dahi, bir iliskiler aginin icinde yasiyoruz ve komsunun cocugu yarin bir yetiskin olarak otobanda sollandiginda sapitmazsa, bu belki de bugün sokakta rastladigimizda basini sevgiyle oksadigimiz icindir. Baska hicbir sebeple olmasa da kelebek etkisine ve büyük aileye övgü olarak da okunabilir. Önerenler sagolsun.
Dipnot: Yine de nöroplastisitenin gücüne ve avantajina inanmak istiyorum. Bir de Mama P. gözümden kacmadi. Nörobilimin dedigi herseyi bütün bunlari okumadan icgüdüsel olarak bilen kadin. Belki de her sey iyi olacak. Biz gercekten istersek. Ve seversek.
Denedim
Denedim, ayni anda hem kitap okuyup, hem örgü örüp, hem oyun oynayip, hem de kahve icebiliyorum. Yapabiliyorum. Yapmasam daha iyi tabii... Ne demis degerli büyüklerimiz: "Multitasking is a moral weakness"
29 Aralık 2015 Salı
Cehenneme Övgü - Gündelik Hayatta Totalitarizm
Cehenneme Övgü - Gündelik Hayatta Totalitarizm
Gündüz Vassaf
Iletisim Yayinlari, 1999
(Orijinal: Prisoners of Ourselves: Totalitarianism in Every Day Life, 1992)
Cehenneme Övgü bir arkadas tavsiyesi. Ilk kez Gündüz Vassaf okudum. Genel olarak sevdim. Arka kapak yazisinda da belirtildigi gibi gündüze karsi geceden, cennete karsi cehennemden, konusmaya karsi sessizlikten, akla karsi delilikten, anlasmaya, uyuma karsu uyumsuzluktan, kahramana karsi hainden yana. Aykiri bir kitap mi? Bana pek öyle de gelmedi. Ilk kaleme alinisi 1987 civari. Belki o vakitler aykiri olan fikirler artik bize aykiri gelmiyor. Veya o kadar apacikca dogru ki fikirler ("selbsverständlich" yani) okuyunca "ha, tabii, öyle" diyoruz.
Örnegin,
"Iyi yurttas kollektif deliligin parcasi olan yurttastir. Kollektif delilik yikicidir."
"Barisi koruyan hep bizim silahlarimiz, tehdit eden ise baskalarininkidir."
"Yikici gücler yikilamaz; cünkü, bu daha da cok yikici güc kullanmayi gerektirir."
"Insan ait olmalidir"
"Insan daima simdiki zamana ihanet etmistir. Hainin kim olacagini, o andaki yapi ve o andaki gücler dengesi belirler."
"Yasamin ölüme karsi savasi diye bir sey yoktur. Yasam dogum ve ölümdür."
Kitap genelindeki tüm fikirlerin orijinal ve yeni olduklarini herhalde söyleyemeyiz. Ama bir araya getirilis sekilleri, "günlük hayatta totalitarizm" ilginc. Insan bazen ne türden bir tektiplesmenin icinde yasadigini unutuyor. Iyi bir animsatma kitabi. Sık sık açıp aradan okunasi kitap. Tavsiye edildigi gibi...
26 Aralık 2015 Cumartesi
Hic sana da olur mu?
Hic sana da olur mu?
Bazen yillarca gitmedigin bir sehre gider, yillarca ugramadigin sokaklarinda yürürsün. Kendini en son daha dün o sokaklardan gecmis gibi hissedersin.
Yillarca görmedigin birine rastlarsin. Sohbet sanki dün yarim kalmis gibi kaldigi yerden devam eder.
Aylardir gitmedigin bir eve ugrarsin. Mutfak sanki biraktigin gibidir. Süzgec sanki dün biraktigin yerdedir.
En az bir kac yildir gitmedigin yollarda gidersin, binmedigin trenlere, otobüslere binersin. Sanki daha dün binmissindir. Yaninda oturan bile sanki ayni kisidir.
Yeni tasindigin yerdeki komsularin bile bazen sanki en son dün görüsmüssün gibidir. "Yok artik!" diyeceksin ama gercekten öyle. Sanki dünya belli kliselerden olusuyor ve o komsu eski bir komsunun aynisi, klisenin iste tam o kösesini temsil ediyor, iste tam da oradan devam ediyoruz komsuluk etmeye...
Bana cok oluyor, gittikce daha cok oluyor.
Sanki ben sonsuz bir durusla yerimde duruyorum da; evler, sokaklar, insanlar, trenler, sanki dünya önümden gecip gidiyor.
Sanki her sey degisiyor, ama sanki hic bir sey degismiyor. Sanki Parmenides hakli.
Neyse...
Isimize bakalim.
Durmamiza bakalim.
Seyrimize bakalim.
Bazen yillarca gitmedigin bir sehre gider, yillarca ugramadigin sokaklarinda yürürsün. Kendini en son daha dün o sokaklardan gecmis gibi hissedersin.
Yillarca görmedigin birine rastlarsin. Sohbet sanki dün yarim kalmis gibi kaldigi yerden devam eder.
Aylardir gitmedigin bir eve ugrarsin. Mutfak sanki biraktigin gibidir. Süzgec sanki dün biraktigin yerdedir.
En az bir kac yildir gitmedigin yollarda gidersin, binmedigin trenlere, otobüslere binersin. Sanki daha dün binmissindir. Yaninda oturan bile sanki ayni kisidir.
Yeni tasindigin yerdeki komsularin bile bazen sanki en son dün görüsmüssün gibidir. "Yok artik!" diyeceksin ama gercekten öyle. Sanki dünya belli kliselerden olusuyor ve o komsu eski bir komsunun aynisi, klisenin iste tam o kösesini temsil ediyor, iste tam da oradan devam ediyoruz komsuluk etmeye...
Bana cok oluyor, gittikce daha cok oluyor.
Sanki ben sonsuz bir durusla yerimde duruyorum da; evler, sokaklar, insanlar, trenler, sanki dünya önümden gecip gidiyor.
Sanki her sey degisiyor, ama sanki hic bir sey degismiyor. Sanki Parmenides hakli.
Neyse...
Isimize bakalim.
Durmamiza bakalim.
Seyrimize bakalim.
24 Aralık 2015 Perşembe
Prokrustes'in Yatağı - Bilinmeyenle Basa Çıkmak için Küçük El Kitabı
Kleines Handbuch für den Umgang mit Unwissen
Nassim Nicholas Taleb
Orijinal: 2010, Almanca ceviri: 2013
Bu kitabi baska bir kitaba bakarken kitapcida gördüm. Sonra da kütüphanede buldum. Yazar Lübnanli, New York'ta yasayan finans matematikcisi. Kisa kisa cümlelerden olusan , aforizma tarzi seyler yaziyor. Orijinal dil Ingilizce. Önceki kitaplari Black Swan ve Antifragility de ünlüymüs.
Bu kitabin orijinal adi The Bed of Procrustes: Philosophical and Practical Aphorisms. Ben sadece göz gezdirmekle bile sevdim. Procrustes'in yatagiyla tanistirdigi icin bile minnettarim. Hemserisi Halil Cibran'a ve onun aforizmalarina ve Sokrates'e attigi minik taslara ragmen (veya belki de bu yüzden de) sevdim. Bi kez okuyup gecmek icin degil, arada bir dönüp orasindan burasindan acarak tekrar okunasi kitaplardan. Iyi bir yol/yolculuk kitabi bir de...
Özellikle cok uyumlu, genel gecer seyler duymaktan sıkıldıgında insan, biraz çıkıntı fikirlerin iyi gidecegini hissettigi durumlar icin tavsiye olunur. Bu kitabi degil ama Black Swan "Siyah Kugu - Olasiliksiz Görünenin Etkisi " adiyla Türkce'ye cevrilmis.
Bi kac alinti:
"Kisinin karsi cikmaya en cok korktugu insan kendisidir."
"Egitim bilgeleri birazcik daha bilge yapar, aptallari ise cok daha tehlikeli."
"Modernligin cifte cezasi bizi erken yaslandirmasi ve daha uzun yasatmasidir."
"Kendi kendime ögrettigim ne varsa, hepsini hala biliyorum."
"Bilinc altimizda benzerlikleri/ortakliklari arkadaslarimizla, benzemeyisleri yabancilarla ve zitliklari
düsmanlarla bagdastiririz"
smile ifade simgesi-..
20 Aralık 2015 Pazar
Upanişadlar
Kitap kendi kendini anlatsin :)
Adi bu...
Konusu bu :)
"Upanishad" köken olarak "dizinin dibine oturmak" gibi bir anlama geliyormus. Ustanin dizinin dibine oturup onu dinlemek, anlamak anlaminda... Kavram olarak "gizli ögreti" demek. Upanisadlar pek cokmus. Bu kitapta en temel 13 tanesi var. Ayni anda kimi kisimlari "Manda yuva yapmis sögüt dalina, yavrusunu sinek kapmis gördün mü?" tadi veren, kimi bölümleri en güzelinden tek Tanri tasvirlerini havai fisek tadinda, böyle "bam....bam...bam" diye ardarda patlatan, kimi bölümleri inanilmaz derinlikli ve güzel, kimi kisimlarini anlayacak derinlikte kisiler olmadigimizi böyle acik net anladigimiz, diger dinlerin kimi kitaplariyla sasirtici (veya artik hic de sasirtmayan) cakismalar iceren güzel kitap.
Hinduizme, Hint kültürüne, Uzak Dogu'ya, genel olarak dinsel metinlere ilgisi meraki olanlara tavsiye olunur. Üstelik ceviri gayet iyi görünüyor, aciklamalar yerli yerinde, ne az ne cok.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


