Farklı farklı zamanlarda kediyi öldüren merakima yenildim, gidip baktim.
Meğerse "Hamdolsun" ile "Hallelujah" ayni anlama geliyormus.
Bu ikisini söyleyen dilleri barıştırmayı bir başarsak, "Tanrı'nın Krallığı"yla "Cennet" birbirine misafirliğe bile gidip gelir gibi geldi. Arada "Nirvana" da katılır onlara gibi geldi. Hatta ne güzel olur gibi geldi...
Sen de kediyi öldüren merakına yenil.
Elimizde ondan başka bir şey yok.
17 Ağustos 2017 Perşembe
16 Ağustos 2017 Çarşamba
Çok bol oldu kızılcık
Çok güneşli oldu o yıl.
Olsa olsa ev yapımı pratik limonata (maden suyunun içine misket limonu sıkmaca) içilmiştir. Çok.
Ve çok bol oldu kızılcık.
Şair kusurumuza bakmazsa...
PFAPA - Sıkça Yanıtladığım Sorular
PFAPA hakkında tam 7 yıl önce yazdığım yazı bu blogun en çok ziyaret edilen yazılarından biri. Epeyce soru da sorulan bu konuda bir ara rapor da yazmıştım ama yorumlarda ve özelden hala tekrarlanan sorulara kısa öz yanıtlar içeren, ek bilgiler veren bir tür SSS(Sıkça Sorulan Sorular) yazısının da gerekli olduğunu fark ettim. Bu yazı işte o yazı:
(Bu yazi herhalde güncellenmeye devam eder.)
- Yorumlarda veya özelden sorulan sorulari yanitlamak beni yormaz, zorlamaz. Zamanim elverdikce tekrar tekrar, severek yanitlamaya calisiyorum ve yanitlarim da. Ancak blogda yayinladigim PFAPA yazilarini tam olarak okuyup, yanitlar orada yoksa sormak soru sahiplerine zaman kazandirir diye düsünüyorum. Bazen bir ateş atağı gecesinin köründe anne-babanin aklina düsen bir soruya hizla yanit alabilesinin ne demek oldugunu iyi bilirim.
- Uzman degilim. PFAPA cok cesitli görünüsleri olan bir hastalik (aftli, aftsiz, karin agrili, karin agrisiz, 3 haftada gelen, 6 haftada gelen ates ataklari vb. vb). Sadece oglumun PFAPA vakasi hakkinda uzmanim diyebilirim. Bilgilerim güncel degil. Son 6 yildir bilimsel PFAPA literatürünü takip etmeyi biraktim. Son gelismelerden haberim yok.
- Son gelismeleri takip etmek, bilimsel makalelere ulasmak istiyorsaniz bunlara internet üzerinden direk erisim olmadigini farketmissinizdir. Fakat dünyanin dört bir yanindaki pek cok üniversitenin internet aglarindan (ister tip fakültesi olsun, ister olmasin) bu makalelere özel erisim hakki var. Herhangi bir üniversitede calisan ve hatta okuyan tanidiklarinizdan yardim isteyebilirsiniz. Ben öyle yapmistim. (Elsevier ve denklerine özel not: Kusura bakma ama o makale seninse, bu da benim cocugum! Senin de dedigin üzere "Non Solus"...)
- Özel olarak sorulmak istenen sorularda e-mail adresim Blogger profilimde ve ilk PFAPA yazisinin sonunda var. Hem Almanya'da yasadigim, hem de internet üzerinde anonim kalmanin önemine inandigim icin birakilan telefon numaralarini geri aramam sözkonusu degil, üzgünüm.
- Ilk PFAPA yazisinin bir öncesindeki ve bir sonrasindaki yazilar da cok tiklaniyor, ki konuyla bir ilgileri yok. Sanirim bu konuda blogda baska yazilar da var mi diye ariyor okuyanlar. Var, ama onlara en kisa yoldan PFAPA etiketine tiklayarak ulasmak mümkün.
- Tekrar özetlemek gerekirse, oglum ilk kez 1 yasindayken ates ataklari basladi. 4 haftada bir tekrarlayan ataklara dair PFAPA teshisi 3 yasinda kondu. 4 yas civarinda ates ataklari kendiliginden gecti. Bademcik ameliyati olmadi, bademcikler alinmadi. Teshis icin verilen bir doz disinda hic kortizon (prednisol) almadi. Oglum su anda (Agustos 2017) 10 yasinda.
- Dolayisiyla kortizon veya bademcik ameliyati konusunda kendi deneyimimize dayanan bir görüs bildirmem mümkün degil.
- Her PFAPA vakasinda cocugun ve ailenin kendine özgü durumlari (yasadiklari yer, acil durumda doktora erisebilme durumu, atak sıklığı, cocukta havaleye yatkinlik, yüksek ates toleransi, ailede havale gecirme hikayesi, vb, vb, vb..) farkli farkli oldugundan hic kimseye kendi tercihlerimizi bu işin tek dogrusu gibi tavsiye edemem; herhangi bir tedavi tavsiyesinde bulunamam. Bizim yaşadıklarımıza ve tercihlerimize dair soruları memnuniyetle yanıtlarım.
- Oglumun tüm PFAPA hikayesi boyunca yurtdisinda yasiyorduk. O sirada götürdügümüz ilk doktorlar ne olup bittigini anlayamadiysa da en azindan antibiyotik konusunda daima cekimser davrandilar. En agir gecen ataklarda bile antibiyotik kullanmadik. Teshis Almanya'da kondu. Bu sebeple Türkiye'de PFAPA konusunda uzman bir doktor bilmiyor, tanimiyorum. Maalesef herhangi bir sehirde önerebilecegim herhangi bir doktor yok. Tek bildigim, genel olarak cocuk doktorlarinin PFAPA'yi , KBB doktorlarindan veya baska uzmanlardan daha iyi tanidigi...Cünkü bu bir cocuk hastaligi.
- Benim bilgime göre PFAPA oto-immun bir hastaliktir; yani bagisiklik sistemi ortada bir sebep yokken asiri tepki vermektedir. Yani aslinda vücutta atesin yükselmesine sebep olacak bir virüs ya da bakteri ile bunlarin yol actigi bir enfeksiyon bulunmamaktadir. PFAPA ates ataklarinin 3-6 gün icinde, antibiyotik kullanilmaksizin, kendiliginden gectigi (elbette ates düsürücü destegiyle) tıp çevrelerinde bilinen ve kabul gören gercektir. Ve hatta tekrarlayan ateslerde doktorun aklina PFAPA'yi getiren önemli bir olgudur. Dolayısıyla PFAPA teshisi kondugu andan itibaren bir cocuga ates ataklari sirasinda kortizon ile veya tek basina antibiyotik veren doktora ben olsam (ve benim cocugum olsa) sebebini mutlaka sorardim. Bana bu resimde ya teshis, ya tedavi sorunlu görünüyor. Kisisel fikrimce PFAPA cocuklarina yapilacak en büyük iyilik, atesi kontrol altinda tutmayi basardiktan sonra, gereksiz antibiyotik almalarini en aza indirgeyebilmektir.
- Oglumun ates ataklarını sadece ates düsürücü kullanip kontrol altinda tutarak kendiliginden gecmesini bekledik. Bu sirada yaygin kullanilan ates düsürücü Paracetamol tek basina yetmedigi icin (ki sürekli kullanimda yan etkileri de artik yüksek sesle konusuluyor), Paracetamol ve Ibuprofen'i kombine ederek kullandik. Bu iki ilacin nasil kombine kullanilacagini mutlaka doktorunuza sorarak ögrenin, kendi kararinizla kullanmayin.
- "Ates bagisiklik sisteminin normal ve saglikli bir tepkisidir; yararlidir, o yüzden hemen ilac verip düsürülmemelidir. Atesin enfeksiyon ile mücadele etmesine zaman taninmalidir" diye bir görüs var ve ben de dogru olduguna inaniyorum. Bu yüzden normal enfeksiyonlarinda mecbur kalmadikca ve ates asiri yükselmedikce ates düsürücü vermemeye calisiyorum ogluma. Fakat PFAPA bundan farkli bir sey, vücutta aslinda mücadele edilmesi gereken bir faktör yok, bagisiklik sistemi bilinmeyen bir sebeple kendi kendine ve asiri tepki veriyor. Bunu (gec de olsa) anladigim zaman oglumun fazla hirpalanmamasi icin PFAPA ataklarinda nispeten düsük ateste bile ("nispeten düsük ates" cocuktan cocuga degisir ve doktorla görüserek verilmesi gereken bir karardir) ates düsürücü kullandim. Elbette asiriya kacmamaya özellikle dikkat ederek.
- Blogdaki cesitli PFAPA yazilarindaki bazi linklerin gecerliligini yitirdigini ve kırılmış olduğunu farkettim. Zaman buldukca yenilemeye calisacagim. Bu tür linkleri bildirdiginiz taktirde hizla güncellemeye calisirim.
- ...
(Bu yazi herhalde güncellenmeye devam eder.)
15 Ağustos 2017 Salı
Deli kızın battaniyesinde mutlu son
Eli tığ tutanların 15 Ağustos Granny Square Günü kutlu olsun
:) Bu vesileyle içimdeki granny'i uyandıranlara , başta Funda, Yaban Elma ve canım harunlar olmak üzere teşekkürü bir borç bilirim. Kare olmasa da granny olan "deli kizin battaniyesi"ni de yine bir delilik ederek sökmeyip sonunda dün aksam bitirmem ayrica bir hos tesadüf oldu. Geçmiş vakalarım malum olduğundan, son ana dek sökerim diye kendimden korktum doğrusu. Nihayet aferin bana
:)
Her ne kadar battaniyede 'deli kız' ekolünü takip etsem de, battaniye kenarında favorim @mrsssnufflebean'dir. Ördüğü battaniyelerin o derli toplu bitişlerine bayılıyorum :) Kare kafama fazlasıyla hitap ediyor. Instagram'daki hesabına bir göz atın derim.
13 Ağustos 2017 Pazar
Kur'an'da Tanrı ve İnsan
God and Man in the Qur'an - Semantics of the Qur'anic Weltanschauung
Toshihiko Izutsu
1964
Okudugum cogu kitap gibi bunun da bir ön hikayesi var. Bir arkadasimi Kur'an'da gecen kimi sözcüklerin kaynagi, kökeni, Kuran öncesi veya onun indigi dönemdeki anlamlari, kullanim sekilleri vb. üzerine taciz etmekteydim ki, careyi bana Izutsu'yu tavsiye etmekte buldu. "Izutsu da kimdir?" diye sorulacak olursa, 1914-1993 yillari arasinda yasamis Japon Islam bilimcisi, felsefeci ve dilbilimci. Erisemeyenler icin su bilgiler de Wikipedia'dan: Eski Ahit'i okuyabilmek icin Ibranice ögrenerek baslamis ise. Sonra Almanca bir ders kitabindan (demek ki bu arada Almanca da biliyor) Arapca ögrenerek devam etmis. Yaklasik ayni siralarda Rusca, eski Yunanca ve Latince ögrenmekteymis. 10 dili otodidaktik yöntemle kendisi ögrenmis. Toplamda 30 dil biliyormus. Aralarinda Türkce'nin de olmasi da olasi. Cünkü kitapta Türkce üzerinden örnekleyerek yorum yaptigi bir kac satir var. Bu paragrafi "Vay be" diyerek bitiriyoruz.
Hikaye Izutsu kitaplarinin eyalet kütüphaneler aginda bulundugunu farketmemle devam etti. Iclerinden birinin kapagina dokunabilmemin bir siparise baktigini bilmek güzel bir duyguydu :) Fakat cesitli sebeplerle bir türlü siparis edemedim. Aklimin bir kösesinde ve okunacaklar listemin üst siralarinda beklemeye devam etti Toshihiko Bey.
Sonunda Oz Büyücüsü'nü ararken listemde gözüme carpmasiyla bu kitabini da Internette .pdf formatinda buldum. Ne yazik ki .pdf formatli e-kitaplarla bir sorunum var. Ekranda beliren minicik harflerle epeyce savasarak 50. sayfasina dek eristim (ki okurken nadiren sayfa sayarim), daha sonra buldugum ara cözümle de biraz rahatlayarak bitirmeyi basardim.
Türkce'ye (eger internet arastirmam beni yaniltmiyorsa) "Kur'an'da Allah ve Insan" ve "Kur'an'da Tanri ve Insan" adlariyla iki ayri yayimevi tarafindan iki kez cevrilmis olan kitap, önsözünde de belirtildigi gibi "Kur'an'in Semantigi" gibi bir isimle ve bu bakis acisiyla da okunabilir. Fakat Kur'an'da kullanilan kimi temel kavram ve terimler (örn. Allah, takva, küfr, kafir, vahiy, nebi, hak, batil...) üzerine yogunlasirken, bir yandan da Tanri ve insan arasindaki iliskinin bu dinin kutsal kitabinda (ve dolayisiyla dinin kendisinde) hangi cercevede tanimlandigini kelimelerin kullanilmalarini analiz ederek yorumluyor. Ayrica pek cok cizim ve aciklamayla dilbilim ve özel olarak da semantik biliminin herhangi bir metni analiz ederken nasil calistigina dair de fikir veriyor.
Kitabin güzel yani, bize Kur'an'da özenle belli sekillerde ve anlamlarda kullanilmis ve artik din dilinde birer kavrama dönüsmüs sözcüklerin Kur'an öncesi hikayesini de anlatmasi. Cünkü biliyorduk ve o yüzden kimi arkadaslari taciz ediyorduk ki, bu sözcükler bu kitapla beraber ve zembille gökten Arap yarimadasina inmediler; belki baska anlamlarla, belki ince nüans farklariyla o dönemde o cografyada zaten kullanilmaktaydilar. Iste Izutsu bunlara dair -bir teknik terim olarak- "Cahiliye" (yani Islam öncesi) dönemindeki sözlü edebiyat ve siirlerden örneklerle bize hangi sözcüklerin politeistik bir kültürde baska anlamlarda kullanilirken, Kur'anla birden tartisilmaz bir monoteistik cercevede kullanilmaya baslandigini (örn. "Allah"), hangi sözcüklerin dini dünyanin disinda, nispeten dünyevi, nispeten somut anlamlarla kullanilirken Kur'an'da soyut, ruhani ve dini anlamda kullanilmaya baslandigini (örnegin "takva") gösteriyor. Bizi cesitli örneklerle 6. yy. Arap Yarimadasi'na götürüyor, sehirlerinin sokaklarinda veya cölde Bedevi cadirlarinin arasinda dolastiriyor. O toplumun o dönemdeki ruh halini sözcükler üzerinden iz sürerek anlatiyor bize. Iste böylece bir kitabin ne yazik ki -belki de böyle olmasi bilincle tercih edilerek- adeta vakumda asili kalmis cümlelerini bir cercevenin icine, bir geri planin önüne yerlestiriyor. Bizi bir tiyatro sahnesinin önüne oturtuyor adeta Izutsu; "iste bak bu "kafir", bu da "takva sahibi" diyor. Cümleleri sahiplerinin agzindan duyuyoruz. Kur'an'da yer almayan, daha önce siirlerde söylenmis cümleleri, replikleri duyuyoruz . Kur'an'in neye cevap oldugunu daha iyi anliyoruz böylece. Yüzümüzü dekora ceviriyor, "bak bu sırâtel müstakîm (dogru yol)" diyor örnegin. Bize cölde "yol"un anlamini anlatiyor. O zaman anliyoruz "yoldan sapmak" bir Arap'in dünyasinda ne demektir. Bize "ayat"in bildigimizi sandigimiz ikinci anlamina (isaretler) baska bir gözle bakmayi öneriyor. Bizi sessiz ve tepkisiz bir Tanri'nin evreninden alip; her an, her saniye bizimle konusmakta olan bir Tanri'nin evrenine savuruyor. Sevincle doluyoruz. Bize Karl Jaspers usulüyle varolusculuk örneginde oldugu gibi yeni kitaplar, üzerine düsünecek yeni fikirler veriyor Izutsu. Sükranla doluyoruz. Disarida böyle insanlar ve böyle insanlardan haberdar eden insanlar oldugu icin mutlulukla doluyoruz...
Bi sey okuyordum...
da birden aklima geldi.
Satürn evlatlarini hep kahramanlik sosuna bulayarak yiyor.
Çünkü bir taraftan uyuşturup ağzına götürürken debelenmelerini önlüyor bu sos evlatlarin, diğer taraftan da lezzete lezzet katiyor.
Yep, dolambaçlı bir cümle oldu. Üstelik de dam üstünde saksağan.
Kendime not: Bir ara "saksağan"ın etimolojisini de çalışmalı...
da birden aklima geldi.
Satürn evlatlarini hep kahramanlik sosuna bulayarak yiyor.
Çünkü bir taraftan uyuşturup ağzına götürürken debelenmelerini önlüyor bu sos evlatlarin, diğer taraftan da lezzete lezzet katiyor.
Yep, dolambaçlı bir cümle oldu. Üstelik de dam üstünde saksağan.
Kendime not: Bir ara "saksağan"ın etimolojisini de çalışmalı...
12 Ağustos 2017 Cumartesi
Aralık'a örüyorum
Sökmedim, hala örüyorum :)
Ağustos'un sıcağında, Ağustos'un sıcağını, Aralık'a örüyorum.
İçimde renkler...
Yalniz bugünden itibaren hava da iyice sogudu. Annem "Eylül'ün yarısı kış" der her zaman; buradaki yaşıtı teyzeler ise "Ağustos'un yarısı kış" diyorlar. Bundan sonra belki de sadece bir Golden Oktober umabiliriz. Daha perdeleri yıkayacaktım ama ben ya.... :(
10 Ağustos 2017 Perşembe
Her sabahin 06:56'si
Tarlalarda hasat,
ray kenarlarinda esekotu zamani...
Bu arkadaslar 17. yüzyıla dek Eski Dünya topragi görmemisken, bu tarihten sonra Kücük Asya eşekleriyle hangi türden bir tanisikligi olustugunu merak ediyorum.
Bitkilere belli coğrafya ve kültürlerde verilen isimlerden o kültürlere iliskin cikarimlarda bulunabilmenin ihtimali, teorisi, bilimi üzerine hic arastirma, calisma, doktora tezi vb. var midir, eger yoksa bu neyin isaretidir diye merak ediyorum.
Cocuklugumun bazi yazlarinda en büyük eglencelerimden biri, aksam yemeklerini cala kasik bitirip tam günes batmaya yüz tutmusken bahceye kosup, iste bu arkadas veya bir kuzeninin gözle görülebilir acilisini izlemekti; cünkü esekotu falan degil, "aksam sefa"mizdi o bizim. Bu fotografi bir sabahin 06:56'sinda nasil cekebildigimi merak ediyorum.
Her sabahin 06:56'sinda bunca merak edilecek konuyu bize sunabilen bir dünyadan böylesine kapali gözlerle nasil gecip gidebildigimizi ayrica merak ediyorum.
9 Ağustos 2017 Çarşamba
Natürvital kompozisyon
Bazen doganin kendine özgü kompozisyonlari var, bizimkini kat kat aşar...
Üstelik natürmort da değil, gayet 'natürvital'...
Öyle zamanlarda kareleyip deklanşöre basmakla yetinirim, haddimi bilirim.
Sağ üst köşedeki arkadaşa annem terlik papuç alacaktı, biraz bekle de büyüsün, ayak numarası kesinleşsin dedim... Böyle de netim.
7 Ağustos 2017 Pazartesi
Oz Büyücüsü
The Wonderful Wizard of Oz, L.Frank Baum, 1900
Hic parantez acarak kitap okur musun? Ben yeni bir kitap okuma teknigi olarak görmeye basladim bunu. Okudugun kitapta bir baska kitaba ilginc bir referans varsa, ara verip referans verilen kitaba bir parantez acmak, mümkünse önce onu okuyup bitirmek, sonra parantezi kapatip kaldigin yerden ilk kitaba devam etmek...
Bazi kitaplarda (örnegin Sedlacek'in Türkce'ye "Iyi, Kötü ve Ekonomi" adiyla cevrilmis kitabinda) bunu yapmadigima bugün pismanim.
Ve bu yüzden David Graeber'in Borç:Ilk 5000 Yil adli kitabini okurken Amerikan cocuk edebiyatinin önde gelen hikayelerinden Oz Büyücüsü'nün aslinda allegorik bir kitap oldugunu; cocuklara anlattigi yüzeydeki hikayenin altinda biz yetiskinlere de para ve ekonomi üzerine 1900'lerin Birlesik Devletler'inden bir hikaye anlattigini okuyunca "iste burasi parantez acmaya uygun bir yer" diye düsündüm. Cünkü Borc: Ilk 5000 yil; Iyi, Kötü ve Ekonomi ve Kutsal Ekonomi gibi kitaplar bence böyle okunmali, yoksa eksik olacaklar.
Dönelim Oz Büyücüsü'ne... Gerci yazari Baum hicbir zaman kitabi bir allegori olarak yazdigini söylememis. Fakat Graeber ve baskalari Dogu ve Bati'nin Kötü Cadilari'inin, Oz Büyücüsü'nün, Teneke Adam, Korkuluk ve Aslan'in, Zümrüt sehre giden sari tugladan döseli yolun, Dorothy'nin gümüs ayakkabilarinin...hepsinin birer simge oldugunu söylüyorlar.
Evet, bilerek ve buna dikkat ederek okununca bir allegori var gibi gercekten. Konuyu ilginc bulanlar Oz Büyücüsü'nün hemen ardindan 1964 yilinda Henry M. Littlefield tarafindan yazilmis "The Wizard of Oz: Parable on Populism" adli makaleyi de okuyabilirler; internette PDF olarak var.
Hizimi alamayip bir de "The Wizard of Oz and Philosophy" adli kitabi okumaya baslamistim ki, hayal kirikligina ugrayip yarim biraktim. Yüzlerce sayfalik bir kitap, 2008 yilinda yazilmis, "herhalde epey bir arastirmaya dayanmistir" varsayimiyla eline aliyor insan ama orijinal kitaptan cok 1939'da cevrilmis filmine dayandigini ve allegorik yapisindan habersiz göründügünü, bu konuda tek bir söz bile etmedigini ve örnegin Littlefield'in son derece basit ve akla yakin aciklamalar getirdigi temalar icin onlarca sayfa boyunca, cok da aklima yatmayan sekilde "felsefe yaptigi"ni anlayinca okumak icin bir istek birakmadi bende.
Haa bir de, 1939'da cevrilmis ve neredeyse klasik haline gelmis olan filmi su veya bu kanalda bir kac karesini görmenin ötesinde seyretmemistim ben. Bir kitabi daha filmini seyretmeden okumayi basardim :) Oz Büyücüsü'nü ilk baskisindaki gibi W.W. Denslow'un cizimleriyle okumak ise ayri bir zevk oldu:
Simdi parantezi kapatip Borc:Ilk 5000 Yil'a geri dönebilirim :)
6 Ağustos 2017 Pazar
Hindibanin ebeveynlik halleri - no. 127453
Temmuz sonu itibariyle ilkokulu bitirmis bir cocuga sahibim :) Ve gecen dört seneye, üc yillik anaokulu deneyimini de eklersek, kendimi Almanya'da (en azindan belli bir eyaletinde) (ilk)okul sistemi üzerine üc bes laf etmeye yeterli gördügümü söyleyebilirim :) Türkiye'nin seksenlerinde ilkokul okumus biri olarak da birazcik karsilastirma yapabiliyorum.
Bazi seyler cok farkli. Örnegin elisi derslerinde cinsiyet ayrimi yok. Erkekler ve kizlar bir arada kille calismakla kalmadilar, kizlar ve erkekler bir arada cekic kullanip marangozluk yaptilar ve bir arada tığ kullanmayı öğrenip sıkı iğne teknigiyle fotografta görülen eseri calistilar. Yani? Simdi hem cekic, hem de tığ kullanmayı biliyorlar, yetişkin yaşamlarında hangisini kullanmaya devam edecekleri kişisel tercihlerine bırakılmış.
Bazi seyler ise ayni :) Örnegin eli isi ögretmeni sinifta üc bes sıra örmelerinden sonra eseri eve gönderdi, bir hafta sonra 8 cm. örülmüs olarak geri getirmelerini istedi ve acikca söylemese de 8 cm.yi kimin ördügünü önemsemedigini, ebeveynin de yardim edebilecegini ima etti. Ev Ekonomisi dersinde ördügü dantel isini bitirmesi icin annesine götürmüs bir cocuk olarak hic garipsemedim, hic yabancilamadim... Yalniz bu ögretmen "ebeveyn"in yardimini ima etti dikkat, "anneniz örsün" demedi :) Anneniz önümüzdeki hafta parçacık teorisiyle ilgili çok önemli bir uluslararasi kongreye katilacagindan azicik mesgul olabilir, degil mi? Babaniz ilkokuldayken sinifin en iyi tığ kullanılanı seçilmiş olabilir, değil mi? Neyse ki yillardir kullanmaya kullanmaya unuttugum tığı son bir kac yildir tekrar kullanmaya baslamistim da, ögretmen eve elisi ödevi gönderince alnimin akiyla ciktim bu 8 cm. meselesinin icinden :)
Fotograf ayni zamanda bir itiraftir :)
Aslinda Almanya'da ilkokul sistemi üzerine edilecek daha bir araba dolusu lafim var, ama onlar da baska fotograflarin altina kalsin bakalim :)
5 Ağustos 2017 Cumartesi
Engerek/kafası/otu/vb.
Temmuz ayından kalma bu 'tutunan', bir doğumgünü kutlamasina giderken durakta karşımiza çıktı. Ilginc olan su ki, hep ayni arkadasimla bulusmaya giderken karsima cikiyor (bu kez dogum günü cocugu o) ve hep günese vermis oluyor kendini; ben fotograflamakta güclük cekiyorum hep. Bu kez oglumdan rica ettim gölge etmesini fakat cok da ise yaramadi bu ihsani.
Echium, ve herhalde vulgare. Almanca'da 'Natternkopf' diyorlar, ki 'Engerek kafası' demek. Kaldı ki Türkçe'de de 'engerek otu' diyorlar. Ve zaten "Echium"un da Yunanca engerek olduğunu okumak mümkün. Ingilizce'sine, Fransizca'sina, Ispanyolca'sina filan bakmiyorum artik, vaktim yok, ama baksam eglenceli olacak kesin :)
Niye?
Çünkü
a) rivayet o ki, engerek sokmasina karsi kullaniliyor eski Yunan'da
ve
b) tohumlari engerek kafasina benziyor
ve
c) belki de ikisi birden
Bitkilerin "tutunan"ını ve isimlerinin etimolojisini çağın engerek sokmasından beter yaralarına yara bandı diye kullanıyorum, belki biliyorsun. Geniş bir yara bandı repertuarım var, belki bilmiyorsun.
Ondan bu sinirlerimi aldırmış hallerim...
3 Ağustos 2017 Perşembe
isteksizim ne yalan söyleyeyim
Birini söküp digerini örmeye devam ediyorum. Bazen hatta tamamen üşengeçliğimden eş zamanlı olarak birinden söküp digerine örüyorum. Ve bu görünüste basit iş beni derin derin düsündürüyor. Evrende hiçbir şey yoktan var olmuyor ve var iken yok olmuyorsa yaşam da şu yukarıdaki fotoğraftan farklı mı? Doğdugumuz andan itibaren neyi 'simültane' söküp yaşadıgımıza örüyoruz ilmek ilmek? Öldügümüzde söktügümüz nedir ve neye 'örüyoruz' devamla?
Neyse ki renk var. Çünkü ışık var neyse ki... Sessizce, kendini çok öne çıkarmadan, kenardan fotoğrafa vuranımız. Ama o olmazsa olmazımız. Olduğu için olduğumuz. Söke öre dönüşüp dönüştürdüğümüz...
Ve insan ne ve insanın sınırı ne aslında?
Ve muğlak bütün bunlar, biliyorum ve açık net yazmaya isteksizim ne yalan söyleyeyim.
Ve yine de bir şey anlatıyorsa sana ne mutlu bana, ve bir şey söylemiyorsa sana bil ki üşengeçliğimden ve üzgünüm.
29 Temmuz 2017 Cumartesi
Müdahalesi minimumda.
En sevdigim belediyecilik anlayisi sehri biraz kendi haline birakan türlüsü...
Yani biraz relax, sadece gerektigi kadar, ama daha fazla degil...
Müdahalesi minimumda. Doğaya ve şehre güveni maksimumda.
28 Temmuz 2017 Cuma
Book of Mercy
Book of Mercy, Leonard Cohen, 1984
Rivayet o ki; Leonard Cohen'i "kesfeden" John Hammond "Bob Dylan'da oldugu gibi bir şarkıcıdan bir şair çıkabiliyorsa, neden Leonard Cohen'de de bir şairden bir şarkıcı çıkmasın?" diyesiymis.:) Leonard Cohen'in önce şair iken, sonra şarkıcı olduğu malumumdu; şarkılarını şiir gibi okumayı seviyordum. Bu kez oturup kitap diye yazdığı bir kitabini okuyayım dedim. Çok beğendim. Bana aforizma gibi gelen, kimi yorumcuların 'modern ilahi' diye nitelediği 50 kısa metinden oluşuyor. Bazi yerlerde siir kitabi dendigini okudum bu kitap icin. Bana kalirsa siir kitabi degil ama siir gibi kitap.)Derin, sembolik bir dili var var. Internette kitabın yorumuna adanmış web sayfaları, üzerine yazılmış bir master tezi ve en güzeli aranırsa bulunabilecek gayet temiz bir .epub versiyonu var
Dip not: Almanca'ya "Wem Sonst als Dir" (Senden Baska Kime) adiyla cevrilmis, acaba metnin icinde mi geciyordu bu soru diye tekrar okumamda dikkat ettim, rastlayamadim. Ama yine de yerini bulmus bu isim, o da güzel... Yalniz biraz serbest cevrilmis gibi geldi bana Almanca'sı. Kitapta orijinal Ingilizce metin de var; cift dilli hazirlanmis. Dolayisiyla Almanca'sindan okunsa da Ingilizce'sine sadik kalmak daha iyi olur. Türkce'ye gördügüm kadariyla cevrilmemis. Her henüz Türkce'ye cevrilmemis kitapta, "peki ya cevrilseydi adi ne olurdu?" kendime diye sormayi seviyorum. Bu kez cok yaratici olamadim. "Merhametin Kitabi" mi olurdu?
:)
20 Temmuz 2017 Perşembe
Leonard Cohen, Songs of a Life
Leonard Cohen, Songs of a Life
Christof Graf, dtv, 2002
Cohen sarkilarinin sözlerini oturup internetten siir gibi okudugumu farkedince, bu konuda mutlaka bir kitabin da oldugunu tahmin etmem ve kütüphanede bir örnegine rastlamam uzun sürmedi :) Hayir, bu bir Cohen biyografisi degil. Ilk albümünden baslayarak 2001'deki "Ten New Songs"a kadar tüm albümlerindeki sarkilarin kronolojik olarak sözleriyle beraber siralandigi bir kitap. Sonraki albümleri ayrica calismak gerekecek :) Cift dilliydi kitap. Sarki sözünün baska dile cevrilmesi hep sıkıntılıdır ama yine de Almanca'ya da cevrilmis. Cok sart mi bu kitap, ille de tavsiye mi? Hayir, disiplinli ve organize bir okumayla internet üzerinden de okunabilir bu sarkilar. Benim böylesi daha kolayima geldi. Sabahlari ve aksamlari trende bir yandan sözleri okurken, diger yandan telefona yükledigim bir "Best of" albümünden bir kismini dinleyebiliyordum da... Ya da aksamlari evde bir yandan kitabi okurken, diger yandan bilgisayar basinda kim varsa ona "The Guests'i calar misin bir? Stranger Song'u alayim" seklinde siparislerde bulunuyordum :) Oldukca Leonard Cohen dolu, oldukca güzel bir haftaydi. Bazen kitap yetmedi, bazi detaylari da internette buldum. Özellikle ilgili eksi sözlük girisleri tavsiye edilir. Neler ögrendim? Suzanne, o "Suzanne" degilmis (himm, bunu biliyordum aslinda). Famous Blue Raincoat'i adinin bu oldugunu bilmeden coook eskilerden beri biliyormusum. Yesil corapli Nancy'nin hikayesini kitapta degil, eksi sözlük'te buldum. Ama The Guests'in Rumi ve Attar'dan ilham alinarak yazildigi kitapta yaziyordu. "Take This Waltz"in sözlerinin Frederico Garcia Lorca'nin bir siirinden serbest ceviri oldugu da...
Iste böyle. Leonard Cohen haftasi bitmedi. Devami bir sonraki "biten"de...
18 Temmuz 2017 Salı
Açık hava kitaplığı
Köylerin birinde gördük.
Acik hava kitapligi...
Sanirim önce belediye baslatmis aksiyonu. Ama aldigini verdigini takip eden yok. Zaten nasil etsin? Istersen geri verme, vicdanina kalmis. El koyma yani :)
Ya da cok sevdiysen kitabi sende kalsin, yerine bir baska kitap yerlestir raflara. Takas yani.
Ya da ödünc almasan bile, evde artik okumadigin kitaplar varsa getir, birak. Bağış yani.
Biz yolumuzun fazla düsmedigi bir köy oldugu icin oglumun begenip aldigi kitabi acaba tekrar iade edebilir miyiz diye biraz endise etmistik. Bosuna endise ettigimizi eve gelince anladik. Meger o kitap da yakinlardaki bir baska köyün acik hava kitapligina aitmis; oradan alinip buradakine iade edilmis :)
17 Temmuz 2017 Pazartesi
'Oğul'dil
Son zamanlarda yine birimizin Türkce sorup, digerimizin Almanca yanitladigi (veya tersi) bir dönemden geciyoruz. Neden? Cünkü en son Türkiye ziyaretinin üzerinden epeyce gecti.
Simdilerde ben onu Türkce'de düzeltirken ( "yüra degil, rüya; dört futbolcular degil dört futbolcu, Türkce'de sayi cok bile olsa yanindaki isim tekildir") o da beni Almanca'da düzeltiyor ("DAS Datum demek istiyorsun sanirim; Absatz mi? Ne Absatz'i? Ansatz mi diyorsun?")
Yine de son zamanlarda bir degisiklik dikkatimi cekti. O anneannesiyle telefonda futbol üzerine konusabilmek icin futbol terimlerinin Türkce'lerini ögrenmeye calisirken; bana da Almanca eskisi kadar "Deutsch als Fremdsprache" degil. Nasil ki Türkce oglumun anadiliyse, Almanca da benim 'oğul'dilim :)
Simdilerde ben onu Türkce'de düzeltirken ( "yüra degil, rüya; dört futbolcular degil dört futbolcu, Türkce'de sayi cok bile olsa yanindaki isim tekildir") o da beni Almanca'da düzeltiyor ("DAS Datum demek istiyorsun sanirim; Absatz mi? Ne Absatz'i? Ansatz mi diyorsun?")
Yine de son zamanlarda bir degisiklik dikkatimi cekti. O anneannesiyle telefonda futbol üzerine konusabilmek icin futbol terimlerinin Türkce'lerini ögrenmeye calisirken; bana da Almanca eskisi kadar "Deutsch als Fremdsprache" degil. Nasil ki Türkce oglumun anadiliyse, Almanca da benim 'oğul'dilim :)
10 Temmuz 2017 Pazartesi
Vedalar, Upanişadlar, Bhagavadgita
Veden, Upanishaden, Bhagavadgita
Die drei Äste am Lebensbaum Indiens
Sri Chinmoy
Heinrich Hugendubel Verlag, 1994, 2007
Hikayesini burada uzun uzadiya anlatmayacagim bir sebepten kendi kendime bictigim bir görev var: Ölmeden önce mümkün olursa bütün dünya dinlerinin kutsal metinlerini okumus olmak. Ibrani dinlerde isimiz kolay; Kuran, Eski Ahit, Yeni Ahit. Asya'nin dogusuna uzandikca isler biraz zorlasiyor. Evet Taoizm denince akla Tao te Ching geliyor, ama bir de Güney Cicek Ülkesinin Gercek Kitabi var. Budizm'in kutsal kitabi ne? Buda'nin ögretisi en direk kaynagini arasak, nereden okunmali? Ayni güclük Hinduizm'de de var. Hinduist metinlere göz atacak olundugunda karsimiza üc kitap cikiyor: Tarihsel siralamayla Vedalar, Upanisadlar ve Bhagavadgita. Ben tarihsel siralamayi izleyemedim tabii. Bulabilme sirasiyla önce gayet iyi bir Türkce ceviriden Upanisadlar'i, sonra oldukca iyi bir Alman yorumcunun elinden Bhagavadgita'yi okudum. Thoreau'nun da Walden'da bahsettigi Veda'lari ise hicbir yerde bulamadigim icin bugüne dek okuyamadim. Kütüphanedeki bu kitabi ise belki bu eksikligi bir nebze giderir diyerek almistim. Kimilerine göre 20.yy'in en büyük spritüel ögretmenlerinden biri sayilan Sri Chinmoy'un agzindan alt baslikta da ifade edildigi gibi "Hint yasam agacinin üc dali" sayilan Vedalar, Upanisadlar ve Bhagavadgita yorumu. Son ikisi icin bir hatirlatma, ilki icin bir giris okumasi oldu diyelim. Epeyce not aldim. Yalniz yazarin bize Hindistan'daki kast sisteminin Bati'da nasil yanlis anlasildigi ve aslinda ne demek oldugunu anlattigi, bizi neredeyse kast sisteminin yanlis olmadigina ikna etmeye calistigi paragrafta kitaptan biraz sogudum. Okudugum bazi kitaplarda temel bir ikilemim, ciddi bir sorum var. Bu cok düsündürüyor beni. Ya da baska türlü ifade etmek gerekirse: Insan en temel dogruyu/gercegi tekrarlarken, araya yanlislarin sizmamis oldugundan daima emin olabilir mi? Eminim Sri Chinmoy'un buna mutlaka bir yaniti olurdu. Ama ben ikna olmazdim sanirim. Ve Sanirim Vedalar'i orijinal metinlerini bulup, direk öyle okusam daha iyi olacak... Elektronik filan bile olsa...
9 Temmuz 2017 Pazar
Ivan Ilyic'in Ölümü
Der Tod des Iwan Iljitsch, Lew Tolstoj
insel taschenbuch
Tolstoy'un nispeten gec bir dönemde yazdigi bu kitabina ilk kez kütüphanenin katalogunda Ivan Illich'in kitaplarini ararken rastlamis, bu isim benzerlerligine gülümseyerek okuma listeme eklemistim. Her zamanki gibi "ancak okuyabildim". Oldukca kisa bir kitap, bir iki günde bitiyor. Yargic Ivan Ilyic'in ölüm haberinin meslektaslarina ulasmasiyla basliyor. Arkadaslarindan birinin cenaze evine yaptigi ziyarete kisaca degindikten sonra, Ilyic'in yasamini anlatmaya basliyor Tolstoy. Baslarda ritmi biraz düsük giden ve aksiyonsever okuyucu icin elden birakilmaya aday bir kitap. Sonra hizlanmiyor, hayir, ama derinlesiyor. Ölüm üzerine okumalar diye bir listesi olan varsa, bu kitabi eklemeli, yasam üzerine okumalar diye bir listesi olan da... Ivan Illich'in Sagligin Gaspi'na paralel olarak da okunabilir, onu tamamlayan bir okuma olur, ne ilginc bir tesadüf. Hikaye Ivan Ilyich'in ölümüyle son buluyor son bulmasina ama okuyani o nispeten ritmi düsük baslangica geri dönmeye, kitabin ilk sayfalarini tekrar okumaya da zorluyor bir yandan. Simdi tabutun icindeki ölü Ilyic'in suratindaki ifadenin anlamini ve yazarin neden o cümleyi kurdugunu biliyoruz. Böylece halka tamamlaniyor. Sayisiz defa tekrarlanmak üzere.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






















