9 Nisan 2017 Pazar

Korku Vadisi




Tal des Grauens
Arthur Conan Doyle

Elimdeki e-okuyucuya ücretsiz olarak indirebildigim ve uzun zamandir okumami bekleyen bir kitapti bu. Bir Sherlock Holmes Klasigi... Oglumun severek okudugu ??? Üc soru Isareti serisinde de bu kitaba ve bazi Sherlock Holmes karakterlerine gönderme vardi, ayrica merak ediyordum.  Almancasini okudum; Ingilizce orijinali "The Valley of Fear" adiyla yayinlanmis. Türkcesi ise "Korku Vadisi" sanirim. Aslinda iki ayri hikayeden olusuyor denebilir. Bir simdiki zaman olayi ve bunun gecmisteki kaynagi seklinde. Her iki hikayede de kritik gercegi aciklanmadan anlayabildigim icin kendimle pek gururlandim :) Kitap e-okuyucu icin optime edildiginden okumasi pek keyifliydi; ayrica asagiya bir iki örnegini ekleyecegim gayet hos da cizimler vardi; cizimlerde karakterler kitapta tarif edildikleri sekilde canlanip karsimiza cikiyordu. Pek sevdim, giriste bir tek-adam-yayinevi islettigini belirten yayincinin eline saglik...



2 Nisan 2017 Pazar

kendine ait bir kafa

Bazen kendime bakiyorum, bi gülme tutuyor; "Ne kendine ait bi oda'si Virginia'cigim; kendine ait bi koltuk, kendine ait bi kafa" diyesim geliyor.

Almanca'da büyük koltuk, kanapenin adi "Sofa", öyle deyince daha da komik oluyor: "...kendine ait bir sofa, kendine ait bir kafa"

Hakketen komiksin Virginia'cigim.

Mavi Tüy / Illusions



Ilk kez 1991'de okudugum, sonra döne döne kimbilir ne cok okudugum Mavi Tüy'ü bir kez de Ingilizce aslindan okuyayim demis, bulamamistim. Sonra Sule Seda bana nereden bulabilecegimi gösterdi. Bu bahar bir kez daha Ingilizce'sinden okumus oldum :) Richard Bach'i tarif etmek  icin hep "Marti'nin yazari" derler, bütün kitaplarinin ve bu arada Mavi Tüy/ Illusions'un kapaginda da "Marti'nin yazarindan" yazar. Benim icin Richard Bach Mavi Tüy'ün yazaridir ve bütün diger kitaplari -Marti dahil- "Mavi Tüy'ün yazarindan"dir :) Donald Shimoda'nin gönülsüzlügü de, hikayenin

"Bu 
kitaptaki 
hersey 
yanlis 
olabilir"

diye bitisi de hosuma gider. Bir gün bir yerlerde kendisiyle karsilasmayi umuyorum. Bach'la degil, hayir, Shimoda'yla :)

19 Mart 2017 Pazar

Sürü zekası


Die Intelligenz des Schwarms - Was wir von Tieren für Unser leben in einer komplexen Welt lernen können, Peter Miller, 2010

Kendini hayvan sürülerinin (karincalar, arilar, termitler, baliklar, cekirgeler, geyikler, vb.) inanilmaz koordineli ve etkin davranislarini aciklamaya adamis bir bilim dali var. Son derece akillara zarar yöntemlerle calisiyorlar; örnegin 4000 ariyi tek tek sogutup numaralandiriyorlar ya da binlerce sigircik veya sercenin cekilmis videolarda tek tek koordinatlarini tespit edip bunlari analiz ederek sürü davranislarini aciklamaya calisiyorlar.  Uzun süredir bu konuda bir kitap okumak istiyordum. Kütüphane raflarinda tesadüfen rastlayinca alt basligina bakmadan ("Komplex bir dünyada yasamayi ögrenmek adina hayvanlardan neler ögrenebiliriz?") hemen almis, kendimi bir doga kitabi okumaya hazirlamistim. Önsözündeki "human kapital", "is dünyasi", "sirketler", "günümüz ekonomisi" bidi bidilari bu yüzden basta irkilmeme yol acti. Neyse ki, vazgecmeyip devam edince ilginclesti kitap. Her bir bölüm belli bir hayvan sürüsüne ve ona dair yapilmis arastirmalara dayaniyor. Devaminda da bu hayvanlardan ögrenebilecegimiz seyler ve hangi alanlarda bu bilgilerin simdiden uygulanmaya baslandigi anlatiliyor.

Karincalardan elde edilen dagitik is organizasyonu bilgilerini kullanan Air Liquid diye bir sirketten bahsedilyior örnegin. Boeing test departmani ari demokrasisini baz alan bir yapi kurarak karmasik ortamlarda bütünün yararina kararlar almaya calisiyormus. Kus ve balik sürülerinin analizi ayni sekilde merkeziyetci olmayan , az bilgiyle yerel karar alan yapilarla, bütünün nasil  senkronize ve verimli hareket edebildigini gösteriyormus. Ayrica Yüzüklerin Efendisi ve benzer filmlerdeki büyük, kalabalik ordularin oldugu sahneler, dijital animasyon yöntemleriyle ama gayet dogal cekilebiliyorsa sebebi de yine bu bilim daliymis. Cekirge sürülerinin davranisi ile insan kalabaliklarinin dar alanlarda panige kapildigi durumlarda yasadiklari (Filipinler'de bir stadyumda yasanan felaket ve 2006 yilinda Hac'da  yasanan felaket analiz ediliyor bu bölümde; benim aklima 2010'da Almanya'da yasanan Love Parade felaketi geliyor ek olarak) arasinda paralellikler kuruluyor. Hatta Izlanda'da 2009 yilinda devletin iflasina sebep olan ekonomik krizin aciklanmasinda bile cekirge davranislari yol gösteriyor. Hangi durumlarda sürünün bir avantaj, hangi durumlarda dezavantaj haline dönüstügü irdeleniyor.

Özetle, oldukca ilgi cekici bir konuda, gayet anlasilir bir dille yazilmis iyi bir kitap. Sadece doga ve hayvanlar alemiyle ilgilenenler icin degil, kitle davranislari, karmasik yapilarda etkin karar alma mekanizmalari, grup dinamikleri ve bu dinamiklerin zararinin önlenip yarara cevrilmesi gibi konulara ilgi duyan herkese tavsiye...

Ingilizce orijinali The Smart Swarm - How to Work Efficiently, Communicate Effectively, and Make Better Decisions Using the Secrets of Flocks, Schools, and Colonies adiyla yayimlanmis.

14 Mart 2017 Salı


Kücük isler, büyük hayaller...

(Instagram'dan arsive)

5 Mart 2017 Pazar

Latin Amerika'nin Kesik Damarlari



Latin Amerika'nin Kesik Damarlari
Eduardo Galeano

Galeano'nun 1971 yilinda yayinlanan ve kimi intenet yorumcularina göre "kült olmus", kendi ifadesine göre ise "ben olsam tekrar okumazdim" dedigi kitabi. Kesfinden bu yila kadar Latin Amerika'yi sahne alarak, döne döne sömüren ve sömürülen hikayesinin anlatildigi kitap. Okuyanin sonunda basi dönüyor. Üstelik kitabin bittigi yerde hikayenin henüz bitmedigini de biliyorsun. Okurken aklima ard arda son 15 yil boyunca tanistigim Latin Amerikalilar geldi. Onlar kitabi, kitap da onlari daha iyi anlamama yardimci oldu. Neden Latin Amerika'da sabah erken kalkan darbe yapar, onu da anlar gibi oldum.

Kitabin Türkce ismi, Almanca ve Ingilizce isimlerine göre daha sert olsa da, baska nasil cevrilebilirdi, onu da bilemedim.

Bir vakit önce okudugum tek bir sözüyle kalbimde taht kuran Galeano ile bu ilk ve gecikmis tanismamdi.


Ilginc



Gecen gün bu karikatürü gördüm, cok güldüm; paylasan kisi kardesimdi , o yüzden daha da cok güldüm. Simdi ilginc olmak icin daha bi sebebim var. Allahim beni ilginc yap :) Mümkünse arkadaslarimi da... :)

(Instagram'dan arsive)

4 Mart 2017 Cumartesi

Fark ettim.



Bu göğü ve bu agacı sevdigimi farkettim. Bu anı ve bu kareyi sevdigimi farkettim. Bu gökyüzündeki geçen kışa bakıp "bu da geçiyor" demeyi, bu daldaki gelecek yaza bakıp "bu da geçecek" demeyi... Bu uzatmalari, bu iki ileri bir gerileri, bu zıtlarin valsini seyretmeyi, baharin böyle birden gelmeyisini, kisin böyle ha deyince gitmeyisini... Alistigimi farkettim.

(Instagram'dan arsive)

26 Şubat 2017 Pazar


  • Organik yumurtalarin bile organikligiyle yetinmeyip, "mış gibi" yapmak zorunda hissettigi bir dünya... Ye tüyüm ye dünyasi... Insan bir süre sonra yoruluyor be.

Jamie Livingston belki de dünyanin ilk Instagrammer'i. Belki Instagram yokken o vardi. Ilk kez 31 Mart 1979'da tesadüfen cektigi bir Polaroid fotografla baslamis fikir. Sonraki 18 yil boyunca, yani 1997'de ölene dek her gün bir Polaroid fotograf cekmis. 6500 fotograftan fazla imis cektigi fotograf sayisi. Hikayesine internette rastladim.  Fotograflar http://photooftheday.hughcrawford.com adresinde. Icimden bir ses onu da bir-insan-ömrünü-neye-vermeli serisine dahil etmem gerektigini söylüyor.


(arsiv)

25 Şubat 2017 Cumartesi


Bünyemin mecra tercihi var sanki.
Dönem dönem kimi mecralarda bi geveze bi geveze, kimilerine elim gitmiyor.
O yüzden bitirdigim kitaplari da yazamadim.
Söylece listeleyeyim:


Sulak Bir Gezegenden Öyküler
Sargun A. Tont
Vaktiyle kitapcilarda cok görüp okumaya hic firsat bulamadigim bu kitap, yillar sonra ilginc sekilde beni buldu. Sevdim :)


Cöplügün Generali

Daha önce hic Oya Baydar okumamistim. O beni gelip buldu. Ilgincti. Kapaktaki resim etkileyiciydi ve bana birini animsatip duruyordu. Sanki hem cocuk, hem yasli, bi de palto...deyip durdum kitap boyunca. Sonra anladim kim oldugunu. 2009 - 2010 civari oglumla seyrettigimiz bir Alman cizgi filmindeki Momo'ydu :) Beyaz saclarini saymazsak... Sence de öyle sayilmaz mi? :



Zaten cöplügün generali de bir cesit Momo'ydu. Türk Momo'su :) O da zaman hirsizlariyla mücadeledeydi bi cesit :)

O Muhtesem Hayatiniz 

Bu da okudugum ikinci Oya Baydar kitabiydi. Ikinci ve sembolik bir düzeyde de okunabilir gibi geldi. Diva ve Toplayici'nin neleri simgelediklerini buldugumu saniyorum :) Kitabin Diva'nin yasamini anlatmanin ötesinde bir sirri oldugunu tahmin ediyordum ama ne oldugunu anlamam kitabin yarisini buldu. Zaten ondan hemen sonra da cözülmeye basladi sir. Bu durumda iyi kurgulanmis oldugunu söyleyebiliriz sanirim. Örnegin  Zülfü Livaneli'nin Kardesimin Hikayesi'nde cözülme asamasindan cok önce anlamistim sirri. Ama belki de yazarlar aslinda tercih ediyordur zaten sirri yari yolda anlamamizi. Belki  o cözüm asamasini birlikte yürüyelim istiyorlardir. Dedektiflik romani degil ya bunlar. Neyse... Bilemedim simdi.

Bildigim su var ki, yeni dönem Türk romanlarindaki düzgün aile yasaminin disina cikarak kocasini aldatan (veya terkeden) ve ama gercek bir ask yasayan kadin yan temasinin cok klise oldugunu düsünüyorum. Galiba bir sosyal, politik, tarihsel mesaj vermek isteyen kitaplarin okuyucuya bir yan heyecan yasatma cabasi oluyor bu. Elif Safak da Ask da yapiyordu bunu ve ne kadar gereksizdi. Burada da gereksiz. Cok klise. Hikayenin icine tam oturmuyor. Bir sürü alternatif arasindan bu klisenin secilmesi hayal kirikligi yaratiyor. Gercekten. Bence okuyucuya daha cok güvenebilmeli yazarlar. Hikayede ask olmayinca sıkılmayız, endiseye mahal yok. Düzgün aile yasaminin rutininden bunalmis aile kadinin hikayesini yazmak istiyorsa insan, örnegin Murakami'nin Uyku'su gibi bi sey yazmali.  Cok müskülpesentim degil mi? Iyi ki edebiyat elestirmeni felan olmamisim ben.

Auf der Wiese , Natur erleben-beobachten-verstehen

Özellikle cayirlara yogunlasmis bir doga gözlem kitabiydi. Gazetelerin hirpaladigi zihnime iyi geldi, böyle soguktan catlamis ele merhem gibiydi. Uzun zamandir bu türden bir kitap okumadigimi farkettim. Daha cok okumam gerektigini animsattim kendime.


Bazi kitaplari da bitiremedim, tuhaf bi sey oldu. Insan hep bitirdigi kitaplari raporlayinca böyle göze cok tutarli okuyucu gibi görünüyor. Yok, kazin ayagi öyle degil. Sunlari da bitiremedim, yarim kaldi :


Was wir sind und was wir sein könnten (Türkce'ye adi 'Neyiz ve ne olabilirdik' diye cevrilebilir galiba) bir nörobilim adaminin meslegi cercevesinden insana bakisi üzerine bir kitapti. Kötü oldugu icin degil, cok iyi oldugu icin okuyamadim. Cok önemli seyler akip gidiyormus da, not falan da alamayinca, kayboluyormus gibi hissettim. Bi saki zamanda okuyayim dedikce arkaya ötelendi. Galiba Karl Popper'in kitabini da (Alles Leben ist Problemlösen) ayni sebepten okuyamadim. Aslinda Popper'in dili bana Fromm'u cagristirdi. Okuyucunun kendilerini anlamasini cok önemseyen, fikirlerini ilmek ilmek birbirinin üzerine net ve itinayla ekleyen yazarlar ikisi de. Zaten cagdaslar da sanirim. Belki o cagin özelligidir. Sharon Salzberg'e gelince... Bana tavsiye edilmisti bu yazar. Iki kitabini denedim ama ikisini de okuyamadim. Yazarlarin ve okuyucularin dalga boylari var sanirim cesit cesit. Ayni dalga boyunda degilsek gitmiyor :)

21 Ocak 2017 Cumartesi

Sonsuzlugun Kisa Tarihi





Eine kleine Geschichte Der Unendlichkeit
Brian Clegg
rororo


Bu konuda yazilmis ve hatta ayni ismi tasiyan baska kitaplar da var sanirim. Yazar isminden ayirt ediniz. Zenon'dan baslayip 20. yy a kadar matematikte sonsuzluk kavraminin hikayesini anlatiyor yazar. Arada Pisagor okulu, Aristo, Arsimed ve onun evrendeki kum tanelerini sayışı, Galileo ve onun afaroz tehdidinden sonra yazdigi kitabina uzaniyoruz. Bitmiyor Augustinus, Bacon, Schrödinger ve kedisi, Newton ve Leibniz arasindaki klasik tartisma, Cantor ve deliligi.....derken daha aklimda kalmamamis bir cok matematikci ve felsefeci arasinda zip zip zipliyoruz.  Yazar gayet dikkatli, gayet özenli biz kendi halindeki hedef okuyucu kitlesi icin. f(x)= x+1'i bile özenle aciklayip anlatiyor, belki anlamayiz diye. Yine de anliyor muyuz kitaptaki her seyi ? Hayir anlamiyoruz :) Yine de seviyoruz. Tavsiye...

11 Ocak 2017 Çarşamba

Basho'dan Haukiler


Basho's Hauki

Matsuo Basho'dan Secme Siirler
Japonya'da Hauki gelenegi ve Basho üzerine bir giris ile birlikte.
Aralik'ta okuyup not etmeyi unuttugum kitap :) Bir seyi unuttum deyip duruyordum :)

Oysa ne güzel, oysa ne ince, oysa nasil da yürege isliyor.
Dünyaya hauki bakis baska bi sey.

8 Ocak 2017 Pazar

Aralik ve Ocak'in 4 Kitabi

Aralik ayi ve Ocak basinda okudugum kitaplari yazmaya firsatim olmadi (evet, biraz da hizli okunup bittiler). Hepsini bir postta listeleyeyim:





Ralp Skuban ceviri ve yorumlamasiyla Bhagavad Gita. Önce Skuban'in yorumlarinin orijinal metnin arasina girip durmasi bütünlügü bozuyor gibi geldi, rahatsiz etti. Ama sonra cok yararlandim notlarindan , iyi olduguna karar verdim. Bhagavad Gita'yi "21. Yüzyil icin Bilgelik" alt basligiyla cevirmis kendisi. Kitabin cok katmanli cevrilmesi gerektigini düsünüyor ve bu katmanlardan en derindekinin, yani "bireyin kendi ruhundaki ic mücadelesi" yorumlayisinin 21. yüzyil insanina özellikle yardimci olacagini düsünüyor. Bu tür metinleri ek olarak hangi kültür, hangi cografya, hangi dönemden cikip gelirlerse gelsinler, aralarinda paralellikler bulma gayesiyle de okurum. Yine buldum. Hem de cok.
Bhagavad Gita yorumlamasinda Skuban bir cok baska kitaptan ve yazardan da alinti yapiyordu. Bir kismi daha önce baska kitaplarda da rastladigim ve bir firsatini bulursam okumak istediklerimdi. Firsat yaratip okumaya karar verdim:

Songs of Kabir: 15. yüzyilda Hindistan'da yasamis Müslüman mistik Kabir'in "sarki"larinin 1915'te yapilmis Ingilizce cevirisi. Gutenberg basta olmak üzere internet üzerinde pek cok sitede tam metni bulmak mümkün. Müslüman aileden gelmis, Hintli ustadan ders almis, sarkilarinda her iki inanisin da izleri ve ortodoks egilimlerinin sıkı elestirisi var. Kabir dokumaciymis bir de :) Gutenberg linki fotografa tiklayinca:



Der cherubinische Wandersmannn: 17. yüzyilda yasamis Alman mistigi Angelus Silesius'un (asil adi Johann Scheffler) kisa dörtlüklerinden olusan kitabi bu da. Ingilizce'ye The Cherubinic Pilgrim" adiyla cevrilmis. Türkce'ye cevrilmis mi, cevrilmisse hangi isimle bilmiyorum. Oldukca eski bir baskiya dayanan Almanca metin Gutenberg'de var:


 Faust, Goethe: Faust'u yillar önce Türkce'sinden okuyup tam anlamadigimi hissetmistim.  Bu kez bir de Almanca'sindan okuyayim dedim. Galiba yine anlamadim. Yani cümleleri yanyana koyunca anliyorum, anlasiliyor. Fakat yine de bazi kitaplar bittginde kendini ele vermemis hissi cok baskin oluyor. Bu sefer utanıp sıkılmadan galiba kütüphaneden bir Faust yorumu bulup bir de onu okuyacagim.

6 Ocak 2017 Cuma

Portakal, karatavuk ve kalpler


Bu gece -18'i gördük. Yilin en soguk günü. "Axel" gelip gecerken soguk vuruyor elbet. Fakat dün sabah 06:00'da kapidan kör karanliga ciktigimda burnuma taptaze bir hava carpti. Geceleri sanki dünya yeniden ve tertemiz yaratiliyor. Sonra biz insanlar gün icinde kirletiyoruz dünyayi. Sonra ertesi sabah yeniden... Böyle sabahlarda aciklamasi zor, biliyorum ama hava portakal kokuyor.  Karanlikta duraga dogru yürürken nasil olup da Orta Avrupa'da, kis ortasinda ve sabahin köründe burnuma portakal kokusu carpabildigine sasiyorum, yanit bulamiyorum. Bazi seylere yanit bulamiyorum. Havalar iyice soguyana kadar, yaklasik Aralik basina dek, bana pek cok  sabah duraga yürürken hep ayni bir kac metrede eslik eden bir karatavuk bey vardi. Bu aralar o da görünmüyor. Nerelerde kimbilir , ama mutlaka ümitle, ve hatta ümit de ne kelime, ümite gerek duyurmayan bir güvenle bahari bekliyor. O zaman bulusacagiz :) O zamana dek kalpler örelim...  

18 Aralık 2016 Pazar

Ah erenler...

"Komsunu kendin gibi sev"i "Cünkü komsun sensin" diye yankiladi biri bin yillar sonra.
"Düsmanini sev"i de "Cünkü düsmanin sensin" diye yankilamak mümkün mü?
Iki ayri sekilde mümkün gibi geliyor bana.

Bazen insanlar görüyorum; bir aynadaki yansimalari kadar "düsman"larina benziyorlar, öylesine aynilar. Zaten belki de o yüzden düsmanlar...

Bir aynaya bakar gibi birbirlerine bakiyorlar. Biri kendini süt gibi ak, digerini kömür karasi sayarken, öteki de kendini ak, berikini kara sayiyor.

Disaridan bakarken, kendini gri, ötekini gri, berikini gri görürken kahkahalarla aglamak istiyorsun, veya hickira hickira gülmek...

Ah erenler, ah erenler...
Kuytuda söylediniz duymadik, meydanda söylediniz dinlemedik.
Örtülü söylediniz anlamadik, asikar söylediniz baldiran icirip derinizi soyduk.
Ah erenler...

9 Aralık 2016 Cuma

Etty Hillesum'un günlükleri



Das denkende Herz
Die Tagebücher von Etty Hillesum 1941-1943

Etty Hillesum'un Günlükleri 1941 - 1943

Kütüphanede yoktu, getirecek de degildi. Kitapcida yoktu, "Anne Frank versek? Ayrica dönem tarihi kitaplari da var" dediler. Olmaz canim, ille de Etty Hillesum. Uzun zamandir okudugum en anlamli, en dokunan seydi. Dünya sana da bazen kötü, yasam aci cekmekten ve savas alanindan ibaret geliyorsa bul bulustur oku. Ingilizce, Almanca, Fransizca ve bilumum dile cevrilmis. Yayinevinden rica et, bunu da cevirsin bi zahmet. Neleri cevirmedi ki...


3 Aralık 2016 Cumartesi

Schopenhauer Tedavisi


Die Schopenhauer-Kur
Irvin D. Yalom

Irvin Yalom'un psikoterapiye felsefe bakisi, felsefeye psikoterapistin bakisi serisinden ikinci kitap.
Ne yazik ki  Schopenhauer'in Aforizmalar'ini okuyamadan bu kitabi okudum. Okuyamadim ben Schopenhauer'i. Oysa filozofu önce kendisinden, sonra da Yalom'dan okuyacaktim hesabimca...

Peki Schopenhauer Tedavisi? Schopenhauer/Philip'in dediklerini bir kenara yazmakla, sahsin suratina bir yumruk indirmek arasinda (sanal bi yumruk tabii, siddet yok! siddet yok!) gidip geldim. Grup terapisi ve dinamikleri ne ilginc seydi, sastim. Sonunda gercekten not etmek istedigim tek söz ise Schopenhauer'in degil, bi Guru'nundu. Hindistan'da meditasyon merkezine dogru giderken trende tanistigi adamin Pam'a söyledigi... Rahatsiz edilmek hakkindaki söz...

Özetle...Fikrimce... Bütün Yalom kitaplari gibi güzeldi.

25 Kasım 2016 Cuma

Hasretlerin Adı



Hasretlerin Adi - Die Namen der Sehnsucht
Nazim Hikmet
Ammann, 2008

Bu kitap kütüphanede rastladiklarimdan. Nazim Hikmet'ten secme siirler.  Türkce ve Almanca. Yok olmuyor, siir baska dile kolay cevrilmiyor... Adi

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
                                               ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
                                               ben hasretlerin

dizelerinden geliyor.

Azicik memleket havasi cektim icime. Biraz "anadil anavatan midir?" diye düsündüm. Azicik "Anavatan aslinda nedir, neresidir ki?" diye düsündüm. Aklima bi vakitler bi brosürde okudugum bi laf geldi: "Vatan mi? Hic orada olmadim!" Bazen bana da hic orada olmamisim gibi geliyor derken tam...Icimde bir yer dedi ki "Burasi vatan, burasi memleket, burasi yuva. Diger her sey hikaye..."

Sence?

22 Kasım 2016 Salı

Tanrı'nın Enkazı



Tanrı'nın Enkazı - Bir Düşünce Deneyi / God's Debris - A Thought Experiment
Scott Adams 

Evet, bu Scott Adams, o Scott Adams imis. Evet, bu bir Dilbert kitabi degilmis, ve evet komik bir kitap bile degilmis. Bunlarin hepsini daha en basinda, pesin pesin söylüyor. Herkesin okumasi gerekmiyormus kitabi. Bence de ... Okuduklarinin net, anlamli ve özellikle de daima ve tartismasiz kendisiyle ayni fikirde olmasini isteyenler okumamali. Söyledigim her sey dogru degil diyor. Evet, bunu da diyor. Neler dogru, neler yanlis sen bul diyor.

Bütün bunlar bir sey degil de....
Bunlar Sith Lord'larindan da beter. Onlardan belli  bir anda sadece iki tane olabiliyordu.
Oysa "bir kerede sadece bir Avatar olabilir."

Ben Türkce'sini okudum. Sen Ingilizce'sinden okumak istersen...

Mutluluk



Glück, Matthieu Ricard

Elbette mutluluğu kitaplardan ögrenecek değılız :) Üstelik daha önce de mizmizlandigim gibi  Matthieu Ricard bazen cok felsefe yapiyor :) Ama yine de epey not aldigim görülüyordur. Kitabin özeti?  Mutluluk bizim icimizde, kabugu catlattigimizda isik sizan yer var ya hani. Iste orada...


 

14 Kasım 2016 Pazartesi

rabimmel, rabammel, rabumm

Gecen aksam eve dönerken karanlikta birden sokagin öbür ucunda elinde fenerlerle gezen cocuklari farkedince animsadim. Ah ya! 11 Kasim. St.Martin günü. Fener alayi :) Bu fener alayi sirasinda söylenen bazi sarkilar vardir. Bizim oglanla, o daha kücükken, anaokulundayken falan dilimize dolanmisti biri. Buralarda bir yerlerde linki de vardi galiba. "Dort oben leuchten die Sterne, da unten leuchten wir" (yukarda yildizlar parliyor, asagida biz) kismini bazen özellikle sasirmis gibi tersine cevirip " Dort unten leuchten die Sterne, da oben leuchten wir" (yukarida biz parliyoruz, asagida yildizlar) diye söylerdim, oglan her seferinde farkedip "Ama anneeee!" diye düzeltirdi :)

Tuhaf sarkidir aslinda. Düsününce... "Ich gehe mit meiner Laterne und meine Laterne mit mir" (Ben fenerimle gidiyorum, fenerim de benimle gidiyor) diye baslar örnegin. Bazen öyle oluyor ki ben fenerimle giderken, fenerimin de benimle gittigini hisseder gibi oluyorum. Sonra bazen fenerim benimle giderken ben fenerimle gitmiyormusum gibi hissettigim günler oluyor. Oysa ki biliyorum, ben fenerimle gitmezken bile, öyle günlerde bile, fenerim benimle birlikte gidiyor. Bi tuhaf oluyor. Sana da oluyor mu?

Öyleyse rabimmel, rabammel, rabumm.

Hicbiri

Bazen yapmak gereken veya yapmak istedigim o kadar cok sey oluyor ki, sonunda hangisinden baslayacagimi bilemedigim icin, hicbirini yapmiyorum.

13 Kasım 2016 Pazar

Gecen ay okuduklarim

Gecen ayin okunup üzerine yazmaya firsat bulunamamis kitaplari :

1. Flatland, A Romance of Many Dimensions, Edwin A. Abbott: Bi cok yerde öyle tanitilsa da sadece matematiksel bir metin degil. Ilk bölümü asmayi basardigimizda beklentilerimize uygun sekilde ilginclesiyor. Ve hatta cok güzel. Cok güzel. Evet, evet cok cok güzel.

2. Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali: Malum. Cok popüler kitaplari popülerligi gecene dek okumama inadim yüzünden (Bkz. Sofie'nin Dünyasi) bu kadar gecikmistim. Sonra farkettim ki, okumayan bir onunla, bir ben kalmisiz. Simdi ben de okudum :) Simdi o düsünsün :)

3. Oma Hilde, Sokrates und der Dalai Lama, Kristin Raabe. Arada bir kütüphanede raflarin bana sundugu herhangi bir kitabi alip okumayi seviyorum. Arada bir. Bu onlardan biri. Alt basligi "Bilgelerden ne ögrenebiliriz?" gibi bir seydi. O yüzden ilginc olabilecegini düsünmüstüm. Bir bakima ilgincti de. Bilgelik arastirmalari (Wisdom Research) diye bir bilim dali varmis örnegin. Bir yasima daha girdim. Okumasak da olabilir. Okusak iyi de olabilir. Cok karar veremedim.

21 Ekim 2016 Cuma

Maydonozdan büyücüye TGIF

Bu hafta oglanin beni benden alan fıkrası. Hafta boyunca hatırladıkca ay, ne güldüm :)

Nüfus görevlisi kadina sorar:

"Cocugunuza gercekten de Peter adini vermek istediginizden emin misiniz bayan Silie?"

Espriyi anlamak icin dip not: Petersilie Almanca maydanoz demek! Cocugu her ise maydanoz edecek bu kadin!

Bu arada maydanozun Latince adi da bi havali: Petroselinum. Yunanca petro "kaya", selinum "kereviz" demek. Kaya kerevizi. Yunanlilar'a göre maydanoz bi tür kerevizmis. Peki o zaman Türkce'deki maydanoz sözcügünü nasil anlamali? Cünkü o da Rumca'dan...dersen, onun yaniti da su: Maydanoz sözcügü yine eski Yunanca'da bu bitkinin kaynagi ve asil yetisme alani görülen "Makedonya"dan geliyor. Gercekten. Vikipedi'nin yalancisiyim.

Ay ay konu bunlardan acilmisken ,bi de Ottfried Preußler'in harika cocuk kitabi Haydut Hotzenplotz'da büyücünün adidir Petrosilius Zwackelmann. Kahramanlarimiz caktirmadan dalgasini da gecer hatta bu isimle...

Neyse, cross check tamamdir. Cuma aksami hala bunlardan konusacak kadar gücüm var :) TGIF

17 Ekim 2016 Pazartesi

Birdenbire



Her şey birdenbire oldu.
Birdenbire vurdu gün ışığı yere;
Gökyüzü birdenbire oldu;
Mavi birdenbire.
Her şey birdenbire oldu;
Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan;
Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire.
Yemiş birdenbire oldu.

Birdenbire,
Birdenbire;
Her şey birdenbire oldu.
Kız birdenbire, oğlan birdenbire;
Yollar, kırlar, kediler, insanlar...
Aşk birdenbire oldu,
Sevinç birdenbire…

16 Ekim 2016 Pazar

Iyi


Iyi gidiyor...

B. Traven'den üc roman



B. Traven
Der Schatz der Sierra Madre (Altina Hücum)
Die Baumwollpflücker (Pamuk Iscileri)
Die Brücke im Dschungel (Köprü)
Bir kitapta üc roman...

Uzunca bir yazi yazacaktim, vazgectim. B. Traven okunmali, o kadar. Altina Hücum'un özellikle sonlara dogru her sayfada yaptigi keskin virajlar ve trajikomik sonu... Pamuk Iscileri'nde Gonzales'in o gülsem mi aglasam mi bilemedigim ölümü; tarladan pastaneye, kumarhaneden geneleve insan manzaralari... Köprü'deki 21 saat, beyaz yabancinin gözünden anne olmak, isigi cagiran ölü, yanitlanmamis ve hatta sorulmamis pek cok soru.... B. Traven inanilmaz bir hikaye anlatici...

13 Ekim 2016 Perşembe

Ilk adim


Bunun altina "“En uzun yolculuklar bile, tek bir adımla başlar.” yazalim ve baslayalim...

2 Ekim 2016 Pazar

Endiseye mahal yok.



Su güzel tabaklara, su güzel mevsim meyveleriyle su güzel natürmortlari cizen su güzel komsu teyzelere keske anlatabilsek. Endiseye mahal yok; daldan da düsseler, kuslar da yeseler, esek arilari da didikleseler, insan kursagina da girmese bu güzeller, endiseye mahal yok. Insanlarla kurtlar ve kuslar arasinda biz ve onlar yok, yarisma yok, catisma yok. Onlar yediginde de biz yemis gibi, biz yedigimizde de onlar yemis gibi. Iste öyle teyzeler... Hepsi nefisti, tesekkürler...


Ve bi de... Instagram'da söylemedigim bir sey daha söyleyecegim. Ayva sari, nar kirmizi, evet hepimiz biliyorduk. Ama bundan o harika siir ortasi hauki'sini cikarmak icin birinin gelip arkalarina tek bi sözcük,  "sonbahar"  eklemesi gerekti. Sanat öyle bi sey iste, sair öyle biri iste. Herkes bilir, belki herkes hisseder ama bilmez hissettigini. Sonra biri gelir hissettigini bilmekle kalmaz, söze de döker. 

Ve asil... Bazen sairler de unutabilir, veya ne bileyim belki de dizede şık durmaz. Ama sonbahar biraz da mordur, mavidir, iste su tabaktir. Onu da bazi teyzeler bilir. Alzheimer'in kiyisinda dolasan kimi teyzeler, tabagi ne zaman nerede kime verdigini unutacagini bilir, o yüzden verirken bize tembih eder, geri istedigini :) Hepimiz herseyi bilemeyiz, hepimiz herseyi animsamayabiliriz. Endiseye mahal yok.  




Dünkü calismanin sonuclari... Ben resimde iyi olmadigim icin geometrik sekillere kaciyorum. Bi de yuvarlak, kutudaki marka ismini saklamaya iyi gidiyor.... Oglan daha cesur, bir basketbol sahasi cizdi. Top yesillerde, gözden kacmayacakmis. Ve o örgü top da fotografta cikmaliymis; özel istek. Vaktiyle armagan edilmisti ama artik benzerlerini ben de örebiliyorum. Bu yil annanesinin evinde bi tane örüp biraktik. Gittiginde evin icinde top oynarken annanenin kafasini sisirmesin diye :) Her eve lazim ;)

1 Ekim 2016 Cumartesi

Öyleyse renkti...



  • Amaan beee! Yilin belki de son günesli haftasonu diye bu da ne kosusturmacaydi! Perde yikamalardi, cam silmelerdi. Fakat Hindiba da pek cabuk yorulan bir nazenindi. Arada mola gerekti. Su ayakkabi kutularini oyuncak kutusu olarak kullanmak da iyi fikirdi de böyle karton karton  biraz sıkıcı değil miydi? Amaan beee! Öyleyse renkti!

Yol yürümekle yapılır



Kaynak : Wikipedia, üsengecligimden direk kopyaladim Wiki'cim. Kusura bakma ve tesekkürler... Karsiliginda sen de fotografi kaynak belirterek kullanabilirsin :))

Gecen gün ormanin insan ayagi degerek yapilmis patikalarinda yürürken esimle "böyle bir siir vardi, bi Ispanyol'a aitti, ama kimdi kimdi?" diye düsündügümüz... Yaniti bugün Instagram'da Kardelen verdi :) Sorunu evrene sal, yanit illa ki gelir : Antonio Machado

28 Eylül 2016 Çarşamba

bu kadar kalabalıkken bu kadar sessiz


Burasi ormanin susup kendisini dinlememizi tavsiye eden kösesi. Nasil yapilacagina dair bir alistirma tarifi bile vermis. Kagit mendil paketinin konuyla bir ilgisi yok, biri birakmis...


Bu, alistirma tarifine uyarak ormani dinleyen cocuk...


Bu, o sirada saga sola bakan annenin gördügü sevdiceklerden biri... Sarmas dolas, sohbet muhabbet...Gizli gizli, sessiz sedasiz...


Bu, ayni sirada iki adim ötedeki yaban elmalarina gözünü diken babanin bakis acisi. Nyam...nyam...


Fakat yine de... yine de... bazen yürüyüs sirasinda sohbeti kesip, durdugumuzda ve susup ormana baktigimizda hep ayni sey geliyor aklima. Nasil oluyor da orman bu kadar kalabalikken bu kadar sessiz olmayi basariyor? Ve biz üc insan nasil basariyoruz bu kadar gürültü yapmayi?

27 Eylül 2016 Salı

Spinoza Problemi


Das Spinoza-Problem
Irvin D.Yalom
btb


Bir tarafta Amsterdam basta olmak üzere Hollanda. Diger tarafta Münih basta olmak üzere Almanya (Ama hikaye Estonya'da basliyor).

Bir tarafta 17. yy, diger tarafta 20. yy'in ilk yarisi.

Bir tarafta Bento Spinoza, kahramanimiz. Diger tarafta Alfred Rosenberg, kitabin anti-kahramani dersek galiba cok yanlis olmaz.

Kitap her bölümde bu iki yer, dönem ve kisi arasinda gidip geliyor. Sadece Spinoza degil Rosenberg de gercek bir kisilik. Ama romandaki herkes gercekten yasamis degil. Bir kismi hayali karakterler. En cok ilgimi ceken iki karakter (Franco ve Friedrich) hayali olanlardanmis. Rosenberg ve ekibinin bir "Spinoza Problemi" oldugu tarihi kayitlara gecmis ama "problem"in tam bir tarifi yapilmamis. Yalom olasi bir teori gelistirip onun üzerine kuruyor romani. Ama acikca söylemedigi baska bir tahmini daha mi var Spinoza Problemi'nin ne olduguna dair?

Friedrich'in Alfred'e söyledigi su sözler öyle düsündürdü bana ve gözümde kitabin en alintilanasi paragrafi olmaya da hak kazandi :)

"Sadece bir tahmin ama, kendi kendime senin herhangi bir yerde kendini "yuvada" hissedip hissedemeyecegini soruyorum, cünkü "yuva" bir yer degil, bir ruh halidir. Gercekten yuvada olmak , insanin kendi derisinin altinda kendini yuvada hissetmesi demektir. Ve bana öyle geliyor ki, Alfred, sen kendini kendi derin altinda yuvada hissetmiyorsun. Belki de hic bir zaman hissetmedin. Belki de tüm ömrün boyunca yuvani yanlis yerde aradin." 

Spinoza Problemi Yalom'un kahramanlarini ünlü felsefecilerden sectigi üc kitaptan biri. Digerleri Schopenhauer Tedavisi ve Nietzsche Agladiginda. Her birini kahramanlarindan en az bir kitap okuyarak hak etmem gerektigini düsünmüstüm. Spinoza'yi "hak ettim" :) Simdi sira digerlerinde...
 

24 Eylül 2016 Cumartesi

hayran



Sen Manuel Neuer hayrani olabilirsin, ben bu elinde tuttuklarinin hayraniyim.

17 Eylül 2016 Cumartesi

Kur'an, Incil ve Tevrat'in Sümer'deki Kökeni



Kur'an, Incil ve Tevrat'in Sümer'deki Kökeni
Muazzez Ilmiye Çığ

Ilginc bir konuda büyük bir hayalkirikligi. Oysa ki ne cok sey yazilabilirdi, ne cok sey ögrenebilirdik. Son tahlilde insanin Sümerliler'e "En uzaga sen gittin, en cabuk da sen döndün. Sen neymissin be abi" diyesi geliyor. Peki örnegin kadim Hint eserlerinde kaydedilmis Pisagor teoremini ne yapacagiz? Benim yarim aklim ve yarim bilgimle bile kolay cürütülebilir olmasin isterim okudugum kitabin fikirleri... Bi de mümkünse referans olarak Stern veya Spiegel dergisini vermesin isterim. Himpf.... Bi daha mi yazsa acaba Muazzez Ilmiye Çığ bu kitabi?

15 Eylül 2016 Perşembe

Bazen ben de...



Nih heh heh :) Oglan yapar da ben yapamaz miyim? Bazen hüzünle ardindan bakip, bazen ben de cocuk olamaz miyim?

Güney Çiçek Ülkesinin Gerçek Kitabı



Das wahre Buch vom südlichen Blütenland
Dshuang Dsi veya Chuang Tzu veya Zhuangzi veya öyle bi sey iste...

Bi kez okuyup bitirmelik degil. Bi kez okuyup bitirdikten sonra tekrar tekrar aradan acip okumalik.

Türkce'ye cevrilmis olabilir ama hangi isimle emin degilim. Dschuang Dsi'ye geldigi bölgenin adina istinaden 'Güney Çiçek Ülkesinin Gerçek Bilgesi' denirmiş. Bu yüzden kitabına da 'Güney Çiçek Ülkesinin Gerçek Kitabı' denegelmiş. Türkçe'ye bu veya buna benzer bir adla cevrilmis olabilir. Cok da iyi edilmis olabilir. Okunursa cok da iyi edilebilir.

Almanca'sindan ve online/epub/pdf de okurum diyen icin bitte schön.

Sen büyürken



Durdum baktım arkandan sen büyürken...


11 Eylül 2016 Pazar

bir köprüdür belki de...

Esyalarin da bir ruhu olduguna inananlardan misin, yoksa inanmayanlardan misin?

Ben esyalarin insan eli degdikce ruhlandiklarina inananlardanim.
Ne kadar cok insan eli, o kadar cok ruh.

Ben insanlarin da makina "eli" degdikce ruhsuzlandiklarina inananlardanim.
Ne kadar cok makina eli, o kadar az ruh.

Belki de insanin dünyadaki görevidir bu.
Esyaya ruh katmak.
 Insan bir ayagini esyaya, diger ayagini ruha uzatmis bir köprüdür belki de...







5 Eylül 2016 Pazartesi

Agustos kitaplari:

  • Bütün Siirleri, Sabahattin Ali (Dağlar ve Rüzgar, Kurbağanın Serenadı ve öteki şiirler...)
  • Ölümcül Kimlikler, Amin Maalouf (özellikle göcmen gözüyle...) 
  • Yavaşlık, Milan Kundera
  • Candide, Voltaire (Tek bir cümle icin...)
  • Ekin Sapi Devrimi, Masanabu Fukuoka (Türkiye'de uygulayan degil ama ilham alanlarin tecrübelerini merakla...)
  • Siddharta, Herman Hesse (yillar sonra tekrar, bu kez Almanca'sindan)
  • Tao Te Ching ,  Lao Tse (Yol ve Erdem Kitabi, Söz ve Can Kitabi, Ömer Tulgan cevirisi. Bunu diger ceviriden daha cok sevdim.)

3 Ağustos 2016 Çarşamba