9 Aralık 2014 Salı
7 Aralık 2014 Pazar
Dünün sorusu:
Anne, örümceklerin olmadigi bir dünya nasil bir yer olurdu? (Cünkü örümceklerden korkuyor, icinde örümcek resmi olan kitaplari bile almiyor.)
Bu kez "Himm, güzel soruymus, acaba nasil olurdu, sen ne dersin?" demedim. Herseyin bir yeri, bir önemi, bir görevi, bir anlami olan güzel bir dünyadan bahsettim ona. Bu mesaj bana önemli geliyor. Kendisi bulsa herhalde daha iyiydi. Ama kendimi tutamadim.
5 Aralık 2014 Cuma
Bu diyalogu anlamak icin ön bilgi: Ya uzay arastirmacisi olmak istiyor, ya deniz biyologu. Hangisi olacagina henüz karar verememis. Üniversiteye gidene kadar da karar verememis olmaktan cok korkuyormus.
O- Anne uzay istasyonunda noel kutlanabilir mi?
Ben- Hiim, olabilir.
O- Ama hani hep calismasi gerekirdi oradakilerin?
Ben - Olsun, önemli islerini bitirip öyle kutlayabilirler. Hastanedek nöbetteki doktorlar ve hemsireler gibi. Hem calisir, hem kutlarlar.
O - Peki deniz biyologlari?
Ben - Onlar kutlar canim, evinde.
O-Peki uzay istasyonuna Noel Baba gelir mi?
Ben -Eh heh heh , o zor iste :) Sanmiyorum gelebilecegini :)
O- Peki deniz biyologlarina ?
Ben -(Artik konusmanin aktigi yönü nihayet anlamis olarak) Kesin gelir!
O - Peki tamam, deniz biyologu olayim ben öyleyse.
O- Anne uzay istasyonunda noel kutlanabilir mi?
Ben- Hiim, olabilir.
O- Ama hani hep calismasi gerekirdi oradakilerin?
Ben - Olsun, önemli islerini bitirip öyle kutlayabilirler. Hastanedek nöbetteki doktorlar ve hemsireler gibi. Hem calisir, hem kutlarlar.
O - Peki deniz biyologlari?
Ben - Onlar kutlar canim, evinde.
O-Peki uzay istasyonuna Noel Baba gelir mi?
Ben -Eh heh heh , o zor iste :) Sanmiyorum gelebilecegini :)
O- Peki deniz biyologlarina ?
Ben -(Artik konusmanin aktigi yönü nihayet anlamis olarak) Kesin gelir!
O - Peki tamam, deniz biyologu olayim ben öyleyse.
Kendi isini kendi görmeyi ve sosyal iliskileri ögrensin diye, yolda ufak tefek bir sey istediginde ekmekciye kendisini gönderiyorum. Ben de dükkanin önünde bekliyorum, camdan takipteyim. Bizimki ufak tefek bir 7 yas cocugu. Hemen her zaman siradaki kalabaligin icinde kayboluyor. Ve hemen her zaman sira ona geldiginde, yüksek tezgahin diger tarafindaki satici kadin onu görmüyor ve gözünü siradaki diger yetiskine dikip ne almak istedigini soruyor. Ve her zaman , ama her zaman bu degerli yetiskin oglumu gösterip "simdi kücük sirada", "sirada bu cocuk var" gibilerden bir sey söylüyor. Bi tanesi bile "aksamin bi saati, yorgunum arginim, anasi nerde zaten bunun, gelsin kendisi alsin, hazir bana sorulmusken aradan siyrilayim dur ben" demiyor! Kendi cocuklugumun bile göre beni cigneyerek "bi dakka bir sey soracaktim" kücük kurnazligiyla öne kaynayan tüm isgüzar teyzeleri... Hepinizi özel bir sekilde aniyorum.
30 Kasım 2014 Pazar
29 Kasım 2014 Cumartesi
Gördüm.
Fotograf makinem yanimda degildi, hicbirini cekemedim; söze döküyorum:
Sislere gömülmüs bir irmak gördüm.
Kiyisinda kahkahalar atan ördekler vardi.
Bütün yapraklarini dökmüs, meyvelerini özenle saklamis bir cakal erigi gördüm.
Üstünde sessizce duran bir karatavuk vardi.
Akciger bronslarini andiran ya-kış-ıklı agacları gördüm.
Dallarinda önemli bir haberi birbirlerine duyuran kargalar vardi.
Hoplayip duran, cok cocuk duruslu bir cocuk gördüm.
Üzerine ne kış konabiliyordu, ne karanlik, ne sis.
"Ne diyor bu kargalar?" diye sordu çocuk.
Ne yanit verecegini bilemeyen bir kadin gördüm.
Sislere gömülmüs bir irmak gördüm.
Kiyisinda kahkahalar atan ördekler vardi.
Bütün yapraklarini dökmüs, meyvelerini özenle saklamis bir cakal erigi gördüm.
Üstünde sessizce duran bir karatavuk vardi.
Akciger bronslarini andiran ya-kış-ıklı agacları gördüm.
Dallarinda önemli bir haberi birbirlerine duyuran kargalar vardi.
Hoplayip duran, cok cocuk duruslu bir cocuk gördüm.
Üzerine ne kış konabiliyordu, ne karanlik, ne sis.
"Ne diyor bu kargalar?" diye sordu çocuk.
Ne yanit verecegini bilemeyen bir kadin gördüm.
28 Kasım 2014 Cuma
27 Kasım 2014 Perşembe
Uzun zamandir okuma listemde olan kitabi, dün kütüphanede buldum. "Haa, inceymis de, hemen okuyup bitiririm bunu ben" dedim, okudum bitirdim. Nereden animsadigimi düsündüm, cikaramadim; cünkü biliyordum ben bu hikayeyi.
Sonra animsadim. Susette sagolsun:
Jean Giono
L’homme qui plantait des arbres
The man who planted tree
Der Mann, der die Bäume pflanzte
Ağaç Diken Adam
Tugla gibi kitap. Kafana düsse, kafan dagilir.
Hos acip icini okuyunca da, kafanin icini dagitiyor :)
Kitaplarla ilgili bi pis huyum daha var üstelik :(
Bitmeyince birakmam.
Önümüzdeki yila kadar bunu okuyor olabilir miyim?
Fakat sunu da söylemeden gecemeyecegim. Cümle icinde sürekli "vor der Trennung" kullaniyor mechul yazar. Her seferinde ayriliktan sikayet eden ney geliyor aklima da, icim ciz ediyor.
Hos acip icini okuyunca da, kafanin icini dagitiyor :)
Kitaplarla ilgili bi pis huyum daha var üstelik :(
Bitmeyince birakmam.
Önümüzdeki yila kadar bunu okuyor olabilir miyim?
Fakat sunu da söylemeden gecemeyecegim. Cümle icinde sürekli "vor der Trennung" kullaniyor mechul yazar. Her seferinde ayriliktan sikayet eden ney geliyor aklima da, icim ciz ediyor.
26 Kasım 2014 Çarşamba
Komşunun külü
Yüzbin kere tekrar edebilirim, "Komsu komsunun külüne muhtacmis"
Dün biriken ve artik dolaplarin almadigi kavanozlara bakip, "sunlardan nasil kurtulsam" diyordum, simdi kapiya gelen komsu ayva jölesi yapacagim, kavanozun var mi diye sordu. Mutfaga davet ettim, sec begen al dedim. Ikimiz de birbirimize tesekkür ede ede bi hal olduk smile ifade simgesi Armagan ekonomisi reloaded wink ifade simgesi
Dün biriken ve artik dolaplarin almadigi kavanozlara bakip, "sunlardan nasil kurtulsam" diyordum, simdi kapiya gelen komsu ayva jölesi yapacagim, kavanozun var mi diye sordu. Mutfaga davet ettim, sec begen al dedim. Ikimiz de birbirimize tesekkür ede ede bi hal olduk smile ifade simgesi Armagan ekonomisi reloaded wink ifade simgesi
25 Kasım 2014 Salı
24 Kasım 2014 Pazartesi
Her insan yaşamının bir noktasında, birden, Tanrı'nın kendisinden daha genç olduğunu hisseder mi?
Eğer hissederse bu genellikle hangi yaşa denk gelir?
Eğer hissederse bu genellikle hangi yaşa denk gelir?
Gerçeği, sadece gerçeği...
The best defense, as always, is not to attack another's position, but rather to
protect the truth.
protect the truth.
21 Kasım 2014 Cuma
Okyanuslara, deniz hayvanlarina, balinalara merak saldik. Bu filmleri seyrettik. Gözümüze heryer mavi gözüküyor :) Tavsiye ederiz. Özellikle ilk iki filmde irkiltici sahneler var. Bir katil balina birden fok baliklarinin arasina dalip birini yakaliyor, öldürmek icin defalarca havaya firlatiyor, suya kavusmak icin kosturan bebek kaplumbagalari birden yengecler ve kuslar kapiyor vb gibi. Siddet sahnesi degil, ama irkiltici. O yüzden cocuk seyrederken yaninda bulunup aciklayici olmali.
Fransiz doga belgeseli - Jasques Perrin
Az konusma, bol görüntü, harika :)
Okyanuslarda yasam üzerine BBC belgesel filmi. Oceans filmine cok benzer.
Tortuga
Bir deniz kaplumbagasinin yumurtadan cikisindan itibaren hayat hikayesi
20 Kasım 2014 Perşembe
19 Kasım 2014 Çarşamba
Bu aralar maymunlar üzerine epey okudum. Saldiriya ugrayan kizkardesine sarilip teselli eden maymunu okudum. Agac kovugundan su ve karinca cikarmak icin alet yapan maymunu okudum. Kendi cocuklarini iktidara getirmek icin alfa disinin yavrularini öldüren maymunu okudum, 1000'den fazla ingilizce sözcügü taniyan, o sözcüklerden kafiyeler kurabilen, zebra icin "kaplan-at", pinokyo icin "fil bebek" diyecek kadar allegoriden anlayan, ölüm soruldugunda "rahatlik-magara-hoscakal" diye yanitlayan maymunu okudum, iki yasinda cocuk zekasina sahip maymunu okudum. Girtlak yapisi farkli olsaydi konusabilecek olan, beyinde iki konusma merkezi insaninki gibi yerli yerinde maymunu okudum. "Sen insansin, Koko goril" diyecek kadar senlik-benlik duygusuna sahip maymunu okudum. Insanla maymun arasindaki cizgi muglaklasti. Insani insan yapan, insani hayvandan ayiran nedir süpheye düstüm. Nedir insani insan yapan?
FB - 24.06.2014
İyi insanlarin kuzey kutbu ile imtihani
O- Anne, Kuzey Kutbunda -65 derece olabilir, biliyor musun?
Ben- Ooo, gercekten mi? Insan donar yahu, ölür o sogukta!
O- Ne yapar insanlar orada ölmemek icin?
Ben- E, kalin giysiler giymeleri gerek, özel giysiler hatta.
O- Iyi insanlar yasayamaz orda, ölürler.
Ben- Iyi insanlar mi? Neden?
O- E tabii, kalin giysiler icin hayvanlarin postuna gerek var. Iyi insanlar da postu icin hayvanlari öldürmez.
Ben- Uupps! Himm, simdi buna hayir da diyemeyecegim tam :)
Ben- Ooo, gercekten mi? Insan donar yahu, ölür o sogukta!
O- Ne yapar insanlar orada ölmemek icin?
Ben- E, kalin giysiler giymeleri gerek, özel giysiler hatta.
O- Iyi insanlar yasayamaz orda, ölürler.
Ben- Iyi insanlar mi? Neden?
O- E tabii, kalin giysiler icin hayvanlarin postuna gerek var. Iyi insanlar da postu icin hayvanlari öldürmez.
Ben- Uupps! Himm, simdi buna hayir da diyemeyecegim tam :)
18 Kasım 2014 Salı
Kendimi sık sık Üçüncü Durum'un kahramanı Fima gibi gazetede felaket haberlerini okurken sözcük secimleri üzerine kivranirken buluyorum.
Bugün örnegin su cümle:
“28 Ekim’den bu yana aralıksız devam eden arama kurtarma çalışmaları sonucunda madenin 4. ‘başyukarı’ bölümünde iki işçi kardeşimizin daha cenazelerine ulaşılmıştır.
O "kardesimiz" sözcügü beni cok kivrandiriyor. Ölmeden kardesiniz olamamanin ve ancak ölünce kardesiniz olabilmenin derin acisi beni cok kivrandiriyor.
Bi de "daha" var. Bi de cümlede geçmeyen "dahasi" var :(
Bugün örnegin su cümle:
“28 Ekim’den bu yana aralıksız devam eden arama kurtarma çalışmaları sonucunda madenin 4. ‘başyukarı’ bölümünde iki işçi kardeşimizin daha cenazelerine ulaşılmıştır.
O "kardesimiz" sözcügü beni cok kivrandiriyor. Ölmeden kardesiniz olamamanin ve ancak ölünce kardesiniz olabilmenin derin acisi beni cok kivrandiriyor.
Bi de "daha" var. Bi de cümlede geçmeyen "dahasi" var :(
17 Kasım 2014 Pazartesi
Meraki kurtarmak!
RETTET DIE NEUGIER! - Gegen die Akademisierung der Kindheit (Meraki kurtarin! - Cocuklugun Akademiklestirilmesine Karsi)
Salman Ansari
2013
NOTLAR:
- Büyüklerin tasarladigi ögrenme projeleri cocugun zihinsel hareketliligini kisitliyor ve önemli günlük deneyimlere zaman birakmiyor.
- Iletisimde göz hizasi önemli!
- Doga bilimleri özel bir zeka düzeyi veya türü gerektirmiyor. Soyutlama becerisi bebeklerde bile var, kanitlanmis. 3 yasindaki cocuklar bile sebep-sonuc iliskilerini tahmin edebiliyor.
Peki neden en gec ilkokulun sonunda son derece merakli ve sürekli sorular soran okul öncesi cocuklarindan son derece ilgisiz ve meraksiz ögrencilere ulasiyoruz?
Cünkü ögrenme anlamini yitiriyor. Ögrenmek bizim icin sadece elde edilen bilgiyi kendi basimiza baska ögrenilenlere baglama veya baska alanlara tasima imkani oldugunda anlamli.
Dolayisiyla "ders" sasirma fenomeniyle baslamali, cocugun sorulariyla tetiklenmeli, cocuk tahminler yürütebilmeli ve tahminlerini deneyerek test edebilmeli. (Deneyleri olabildigince cocuklar kendisi tasarlamali)
- Ögrenme gündelik deneyimlerden baslamali. Örnek: Bedenin bir bildigi var. Vücudumuz Newton yasalarina göre davraniyor. Vücudumuz implicit olarak bunu biliyor ama bu bilgi bilinc düzeyine yükselmemis. Newton yasalari okulda ögreniliyor ve ölü bilgiler olarak beynimizin bir kösesinde takili kaliyor.
Örnegin bir nesneye uygulanan kuvvetlerin toplami 0 ise nesne kipirtisiz kalir. Bu soyut bilgi halat cekme oyununda var, iki tarafta ipe ayni miktarda kuvvet uygularsa berabere kalirlar :) Kaldirma kuvveti bilgisi tahtiravalli oyununda var. Eylemsizlik kanunu harekete gecen arabada sarsilmamizda ve ani frene karsi emniyet kemeri kullanmamiz gerekmesinde var.
Okulda ögretilen soyut bilgiyle bedenin bildigi implicit ama somut bilgi bir araya getirilmeli. Ögrenmek budur.
- Hicbir cocuk kendi gercekligini anlamak, aciklamak, kavramak ve idare etmekte kullanamayacagi bir seyi ögrenmek istemez. Cocukluk döneminde ögrenme daima elde edilen bilginin kullanilmasiyla iliskilidir.Cocuklar cevrelerindeki gercekligi kavrayip yönetmelerine yardimci olmayan sorulari sormaz, merak etmez.
- Dikkat etmeli!: Cocuk sorulari genelde soru gibi gelmez. Icinde "Nasil?" "Niye?" gecmeyebilir. Örnegin cocuk "Tahta küre yuvarlandi ama Lego parcasi yuvarlanmadi" seklinde durum tespiti yapabilir. "Neden?" sözcügü tespitte gecmese de cocugun duydugu saskinlikta gizlidir.
- Yetiskinler ögretmemeli, sadece destek olmali!Hic bir zaman hazir yanitlar vermemeli.
- Cocuk yetistirmek risk almaya hazir olmayi gerektirir! Kendine zarar vermesinden korktugumuz icin herseyi cocugun yerine yaparsak hicbir seyi ögrenemez.
- Anaokullarinin amaci cocugu ilkokula duygusal ve zihinsel olarak hazirlamak olmaliyken pek cok anaokulunda ilkokuldaki ders programina paralel bilgi yüklemesi yapiliyor.
- Benjamin Franklin - Joseph Priestly. Ikisi de doga bilimlerini üniversitede ögrenmemis. Biyografilerinden cikan ortak noktalar: Gözlem yetenegi, iletisim ve soyutlama becerisi, gözlediklerine bir yorum aciklama getirme konusunda derin ihtiyac, elde edilen bilginin amaca yönelik organizasyonu, algi ve hayranligin simbiyozu, deneme yapmaktan duyulan sürekli mutluluk.
- Heterojenlik dogada sürekli karsimiza cikan bir fenomendir. Cocuklara sürekli vurgulamali. Egitimcilere de , cünkü homojen bir grubun basarili bir dersin ön sarti oldugunu sanan egitimciler var!
- Ögrenmenin üc asamasi:
1) Cocugun soru karsisindaki kendi fikir ve aciklamalarini dile getirmesi
2) Yanitlarin grup icinde tartisilmasi, olasi görünenleri denemek icin deney tasarlanmasi (cocuklar olabldigince deneyi kendi tasarlamali)
3) Sonuclarin gruba sunulmasi
Bazi pedagojik yaklasimlar cocugun önüne önce deneyi koyuyor. Yazar bunu yanlis buluyor. Soru olmadan deney olmamali. Yoksa deney neye hizmet edecek?
- Kullanilan dil önemli. Okul öncesi yasta cocuklar örnegin "Gaz" sözcügüne asina degildir, onlara Gaz" yerine "Hava"dan bahsedilmeli. Basinctan, kütleden, hacimden bahseden anaokullari var!
Ingilizce, Cince falan ögretmeye kalkan anaokullari var. Bazi cocuklar daha kuru üzümün adini (Almanca Rosinen) bile bilmiyor. Gösterildiginde adlandiramiyor!
Doga deneyimleri ve gözlemleri üzerinden konusmak , olusan diyalog ortami dili de, dilsel becerileri de gelistirir.
Salman Ansari
2013
NOTLAR:
- Büyüklerin tasarladigi ögrenme projeleri cocugun zihinsel hareketliligini kisitliyor ve önemli günlük deneyimlere zaman birakmiyor.
- Iletisimde göz hizasi önemli!
- Doga bilimleri özel bir zeka düzeyi veya türü gerektirmiyor. Soyutlama becerisi bebeklerde bile var, kanitlanmis. 3 yasindaki cocuklar bile sebep-sonuc iliskilerini tahmin edebiliyor.
Peki neden en gec ilkokulun sonunda son derece merakli ve sürekli sorular soran okul öncesi cocuklarindan son derece ilgisiz ve meraksiz ögrencilere ulasiyoruz?
Cünkü ögrenme anlamini yitiriyor. Ögrenmek bizim icin sadece elde edilen bilgiyi kendi basimiza baska ögrenilenlere baglama veya baska alanlara tasima imkani oldugunda anlamli.
Dolayisiyla "ders" sasirma fenomeniyle baslamali, cocugun sorulariyla tetiklenmeli, cocuk tahminler yürütebilmeli ve tahminlerini deneyerek test edebilmeli. (Deneyleri olabildigince cocuklar kendisi tasarlamali)
- Ögrenme gündelik deneyimlerden baslamali. Örnek: Bedenin bir bildigi var. Vücudumuz Newton yasalarina göre davraniyor. Vücudumuz implicit olarak bunu biliyor ama bu bilgi bilinc düzeyine yükselmemis. Newton yasalari okulda ögreniliyor ve ölü bilgiler olarak beynimizin bir kösesinde takili kaliyor.
Örnegin bir nesneye uygulanan kuvvetlerin toplami 0 ise nesne kipirtisiz kalir. Bu soyut bilgi halat cekme oyununda var, iki tarafta ipe ayni miktarda kuvvet uygularsa berabere kalirlar :) Kaldirma kuvveti bilgisi tahtiravalli oyununda var. Eylemsizlik kanunu harekete gecen arabada sarsilmamizda ve ani frene karsi emniyet kemeri kullanmamiz gerekmesinde var.
Okulda ögretilen soyut bilgiyle bedenin bildigi implicit ama somut bilgi bir araya getirilmeli. Ögrenmek budur.
- Hicbir cocuk kendi gercekligini anlamak, aciklamak, kavramak ve idare etmekte kullanamayacagi bir seyi ögrenmek istemez. Cocukluk döneminde ögrenme daima elde edilen bilginin kullanilmasiyla iliskilidir.Cocuklar cevrelerindeki gercekligi kavrayip yönetmelerine yardimci olmayan sorulari sormaz, merak etmez.
- Dikkat etmeli!: Cocuk sorulari genelde soru gibi gelmez. Icinde "Nasil?" "Niye?" gecmeyebilir. Örnegin cocuk "Tahta küre yuvarlandi ama Lego parcasi yuvarlanmadi" seklinde durum tespiti yapabilir. "Neden?" sözcügü tespitte gecmese de cocugun duydugu saskinlikta gizlidir.
- Yetiskinler ögretmemeli, sadece destek olmali!Hic bir zaman hazir yanitlar vermemeli.
- Cocuk yetistirmek risk almaya hazir olmayi gerektirir! Kendine zarar vermesinden korktugumuz icin herseyi cocugun yerine yaparsak hicbir seyi ögrenemez.
- Anaokullarinin amaci cocugu ilkokula duygusal ve zihinsel olarak hazirlamak olmaliyken pek cok anaokulunda ilkokuldaki ders programina paralel bilgi yüklemesi yapiliyor.
- Benjamin Franklin - Joseph Priestly. Ikisi de doga bilimlerini üniversitede ögrenmemis. Biyografilerinden cikan ortak noktalar: Gözlem yetenegi, iletisim ve soyutlama becerisi, gözlediklerine bir yorum aciklama getirme konusunda derin ihtiyac, elde edilen bilginin amaca yönelik organizasyonu, algi ve hayranligin simbiyozu, deneme yapmaktan duyulan sürekli mutluluk.
- Heterojenlik dogada sürekli karsimiza cikan bir fenomendir. Cocuklara sürekli vurgulamali. Egitimcilere de , cünkü homojen bir grubun basarili bir dersin ön sarti oldugunu sanan egitimciler var!
- Ögrenmenin üc asamasi:
1) Cocugun soru karsisindaki kendi fikir ve aciklamalarini dile getirmesi
2) Yanitlarin grup icinde tartisilmasi, olasi görünenleri denemek icin deney tasarlanmasi (cocuklar olabldigince deneyi kendi tasarlamali)
3) Sonuclarin gruba sunulmasi
Bazi pedagojik yaklasimlar cocugun önüne önce deneyi koyuyor. Yazar bunu yanlis buluyor. Soru olmadan deney olmamali. Yoksa deney neye hizmet edecek?
- Kullanilan dil önemli. Okul öncesi yasta cocuklar örnegin "Gaz" sözcügüne asina degildir, onlara Gaz" yerine "Hava"dan bahsedilmeli. Basinctan, kütleden, hacimden bahseden anaokullari var!
Ingilizce, Cince falan ögretmeye kalkan anaokullari var. Bazi cocuklar daha kuru üzümün adini (Almanca Rosinen) bile bilmiyor. Gösterildiginde adlandiramiyor!
Doga deneyimleri ve gözlemleri üzerinden konusmak , olusan diyalog ortami dili de, dilsel becerileri de gelistirir.
16 Kasım 2014 Pazar
Afrika
Bu fotografı bitki ve meyve kesitlerinde beliren bazi sekillere özellikle bir anlam yüklemek cabasinda olan sevgili insan zihnine adiyorum. Hadi bakalim, kivi kesitinde beliren Afrika icin ne buyuracagiz?
Jonas Jonasson'un "Yüz Yasinda Camdan Atlayip Kaybolan Adam"i son okudugum bi kac kitaptan sonra, iyi bir yemegin üzerine önüme konmus tatli gibi. Kedi gibi keyifle miril miril mirildanabilirim :) Bu arada kedi dedim de
---spoiler--- Allan gercekten dokuz canli olmali. Stalin'in tam o anda ölmesini ve Mao'nun tam o anda odada olmasini baska nasil aciklamali?
---/spoiler---
15 Kasım 2014 Cumartesi
A Boy and a Bear in a Boat veya Bär im Boot veya Sandalda bir Cocuk ve Bir Ayi
Tavsiye edildigi dergide "9 yasindan itibaren cocuklar icin" diyordu. Ama 40 yasindaki anneler icin de kesinlikle gec degil. Gittikce kaptan ayiya benzemekte oldugumu farkettim. Dünya batsa sabah kahvesi veya ögleden sonra saat 4 cayini kacirmama gibi aliskanliklarimiz benzesiyor. Belki de cok hizli okudugumdan bazi sembolikleri tam cözemedigimi hissediyorum, sanirim bu yüzden bir ara yine okuyacagim. Ama sevdim; 9 ve 99 yas arasi tüm cocuklara ve ayilara, iiiimmm, sey, herkese yani tavsiye ederim.
13 Kasım 2014 Perşembe
Illustris Simulation of the Universe (w/ music)
Bi gün "Anne Big-Bang'den bu yana tam olarak ne oldu?" diye sorarsa (cünkü, sorar kesin, biliyorum) elimin altinda olsun.
Philae icin kücük, bizim icin büyük bir inis :)
Daha gecen hafta ogluma "kuyruklu yildiz mi? yok, daha ona inebilecek babayigit cikmadi" demistim.
Dün yanima cagirip, "su haberi oku bak, cikmis simdi o babayigit" dedim :)
Zamane annelerinin verdigi enformasyonu haftada bir güncellemesi gerekiyor.
Daha gecen hafta ogluma "kuyruklu yildiz mi? yok, daha ona inebilecek babayigit cikmadi" demistim.
Dün yanima cagirip, "su haberi oku bak, cikmis simdi o babayigit" dedim :)
Zamane annelerinin verdigi enformasyonu haftada bir güncellemesi gerekiyor.
Duruş
Serin duruş, derin duruş, kararlı duruş, alternatif duruş, duruş oğlu duruş...
Arada kaynamasın, dünyaya karşı bi de çocuk duruş diye bi şey var.
En duruşlu duruş işte o duruş.
12 Kasım 2014 Çarşamba
11 Kasım 2014 Salı
8 Kasım 2014 Cumartesi
Sofie'nin Dünyasi
Jostein Gaarder - 1991
Evet, biliyorum, oldukca gec bir okuma.
Herkesin ayni anda okuyup konustugu kitaplardan özellikle kacinma gibi pis bir huyum var.
O yüzden bu kadar uzun sürdü kendisini elime almam.
Zamani miydi? Sanirim zamaniydi.
Örnegin Sofie'nin Dünyasi'ndan önce Christop Süss'ün "Ich denke, also bin ich verwirrt" ini okumak ve felsefe tarihine ciddiyetsiz bir giris yapmak bir avantajdi bence.
Kitabin son sayfasini da okuyup bitirince aklimda olusan fikir su: Aslinda hepsi bir puzzle'in basinda durdular, ve birer parcasini bulup gittiler. Hepsi de biraz yanildi, cünkü bütünü göremiyorlardi. Öte yandan hepsi de hakliydi, kendi kücük felsefe mikrokosmoslarinda.
Puzzle henüz bitmedi, hepimizin koyacagi ufak tefek birer parca var. Sonunda ortaya cikacak resim harika bir sey olacak :)
Jostein Gaarder - 1991
Evet, biliyorum, oldukca gec bir okuma.
Herkesin ayni anda okuyup konustugu kitaplardan özellikle kacinma gibi pis bir huyum var.
O yüzden bu kadar uzun sürdü kendisini elime almam.
Zamani miydi? Sanirim zamaniydi.
Örnegin Sofie'nin Dünyasi'ndan önce Christop Süss'ün "Ich denke, also bin ich verwirrt" ini okumak ve felsefe tarihine ciddiyetsiz bir giris yapmak bir avantajdi bence.
Kitabin son sayfasini da okuyup bitirince aklimda olusan fikir su: Aslinda hepsi bir puzzle'in basinda durdular, ve birer parcasini bulup gittiler. Hepsi de biraz yanildi, cünkü bütünü göremiyorlardi. Öte yandan hepsi de hakliydi, kendi kücük felsefe mikrokosmoslarinda.
Puzzle henüz bitmedi, hepimizin koyacagi ufak tefek birer parca var. Sonunda ortaya cikacak resim harika bir sey olacak :)
6 Kasım 2014 Perşembe
Merhaba "bugün günlerden hüzün", benim adim da "bugün günlerden kurabiye", tanistigimiza memnun oldum.
Imza: Bugün
5 Kasım 2014 Çarşamba
"I don't believe in charity. I believe in solidarity. Charity is so vertical. It goes from the top to the bottom. Solidairty is horizontal. It respects the other person. I have a lot to learn from other people."
Mealen: "Hayır işlerine inanmıyorum. Dayanışmaya inanıyorum. Hayırseverlik çok dikey. Yukarıdan aşağı iniyor. Dayanışma yataydır. Ötekine saygı duyar."
Eduardo Galeano
Mealen: "Hayır işlerine inanmıyorum. Dayanışmaya inanıyorum. Hayırseverlik çok dikey. Yukarıdan aşağı iniyor. Dayanışma yataydır. Ötekine saygı duyar."
Eduardo Galeano
"I may appear to be an eccentric old man... But this is a free choice."
http://www.bbc.co.uk/news/magazine-20243493
Sirf bu adam yüzünden gidip Uruguay'a yerlesen Türkler var.
http://www.bbc.co.uk/news/magazine-20243493
Sirf bu adam yüzünden gidip Uruguay'a yerlesen Türkler var.
Loaves and Fishes
Loaves and Fishes
This is not
the age of information.
This is not
the age of information.
Forget the news,
and the radio,
and the blurred screen.
This is the time
of loaves
and fishes.
People are hungry
and one good word is bread
for a thousand.
-- David Whyte
This is not
the age of information.
This is not
the age of information.
Forget the news,
and the radio,
and the blurred screen.
This is the time
of loaves
and fishes.
People are hungry
and one good word is bread
for a thousand.
-- David Whyte
Kaybolur, maybolur neme lazim...
Young, qualified and jobless: plight of Europe's best-educated generation
Genc, kalifiye ve issiz: Avrupa'nin en egitimli neslinin zor durumu...
4 Kasım 2014 Salı
Kim güzel derse, güzel olmayani da yaratir.
Kim iyi derse iyi olmayani da yaratir.
Var olan olmayani gerektirir.
Karmasik olan basit olani gerektirir.
Yüksek alcagi,
Sesli olan sessiz olani,
Sartli olan kayitsiz sartsiz olani,
Simdi bir zamanlari gerektirir.
Iste bu yüzden aydinlanmis kisi:
Eylem göstermeden etki eder.
Konusmadan söyler.
Her seyi birlige karar kilinmis halde icinde tasir.
Üretir ama sahip olmaz.
Yasami tamamina erdirir ama talepte bulunmaz.
Talepte bulunmadigi icin de hic kayiba ugramaz.
FB - 23.05.2014
Japon baligi
Oglumun evcil hayvan istegiyle, yer, zaman ve bütce sınırlarını bir orta yolda bulusturmak icin balik almaya karar verdik. Bilgilenmek icin bir evcil hayvan dükkanina gittik.
"Ee, sey, biz oglum icin eve balik almak istiyorduk da..." diye basladim cümleye...
"Cok kücük daha yasi" buyurdu satici memnuniyetsiz bir surat ifadesiyle.
"Ben de yardim edecegim tabii, ama onun ögrenebilmesi icin olabildigince basit ve kücük baslamak istiyoruz" dedim.
"En kücük her zaman en basit degildir, simdi su gösterecegimle baslamalisiniz" diyerek bayagi teskilatli bir akvaryum gösterdi bize. Epey de anlatti.
Son bir deneme olarak dedim ki, "Simdi ben cocukken animsiyorum, büyükce bir fanusum vardi, icinde de iki tane baligim, bayagi tecrübelenmistim ben onunla, acaba benim de yardimimla oglum öyle bir seyle baslayamaz mi?"
"Anliyorum, fanusta Japon baligi, o eskidendi. Simdi Hayvan Koruma Kurumu tarafindan yasaklandi. Fanusta balik besleyemezsiniz. Yakalansaniz cezasi bile var" dedi.
Agzim acik kalakaldim oracikta.
Aynisindan dogup büyüdügüm ülkeye de istiyorum.
Hayir, Japon baliklari icin degil.
Maden iscileri, tersane iscileri, insaat iscileri icin... En azindan...
Hatta yakalaninca cezasi "bile" olsun.
"Ee, sey, biz oglum icin eve balik almak istiyorduk da..." diye basladim cümleye...
"Cok kücük daha yasi" buyurdu satici memnuniyetsiz bir surat ifadesiyle.
"Ben de yardim edecegim tabii, ama onun ögrenebilmesi icin olabildigince basit ve kücük baslamak istiyoruz" dedim.
"En kücük her zaman en basit degildir, simdi su gösterecegimle baslamalisiniz" diyerek bayagi teskilatli bir akvaryum gösterdi bize. Epey de anlatti.
Son bir deneme olarak dedim ki, "Simdi ben cocukken animsiyorum, büyükce bir fanusum vardi, icinde de iki tane baligim, bayagi tecrübelenmistim ben onunla, acaba benim de yardimimla oglum öyle bir seyle baslayamaz mi?"
"Anliyorum, fanusta Japon baligi, o eskidendi. Simdi Hayvan Koruma Kurumu tarafindan yasaklandi. Fanusta balik besleyemezsiniz. Yakalansaniz cezasi bile var" dedi.
Agzim acik kalakaldim oracikta.
Aynisindan dogup büyüdügüm ülkeye de istiyorum.
Hayir, Japon baliklari icin degil.
Maden iscileri, tersane iscileri, insaat iscileri icin... En azindan...
Hatta yakalaninca cezasi "bile" olsun.
3 Kasım 2014 Pazartesi
"Birlesmis Milletler Beslenme ve Tarim Organizasyonu'nun arastirmalarina göre insanlar tarih boyunca 7000 bitki türünü beslenme icin kullandilar. Bunlarin cogu kayboldu ve onlarla birlikte mutfakta nasil hazirlandiklarina dair bilgiler de... Bugün beslenmemizin %95'i sadece 30 botanik türden saglaniyor. Bu gecmiste tarim ve bahcivanlik islerindeki cesitliligin %0,5'ine denk gelir. Sadece bu da degil, Botanik tür Solanum tuberosum , yani patatesi ele alalim. Ciftciler yüzyillar icinde 4000 farkli patates türü yetistirdi, pirincte bu 100.000 türdü. Bilimsel acidan yedigimiz seylerin genetik cesitliligi daraldi. Kritik bakmayan tüketici bunu fazla farketmiyor. Yogun sekilde üretilen bugday ve misir akla gelebilecek her türlü gidaya dönüstürülüyor. Tahillar patlatiliyor, gevrek yapiliyor, micky mouse veya kücük kalpler sekli veriliyor, sari, mor, mavi veya yesil oluyor. Aroma maddeleri sayesinde vanilya, cilek, karamel, mango tadi aliyor. insan kendini cesitlilige inandirabilir ama bagirsak bakterileri buna kanmaz. Onlar sindirmeleri gereken maddenin sonunda ayni sey oldugunu bilirler."
FB 15.10.2014
Ögle yemegi sofrasinda farkettim. Elmayi dikine kesersen icinde kalp var, enine kesersen icinde yildiz var. Bu dünyada bi sey var, bi tarafindan bakinca isik gibi görünüyor, aydinlatiyor; bi tarafindan bakinca kalp gibi görünüyor, sicaklik yayiyor. Ayni sey aslinda ama baktigin yere göre, bir öyle, bir böyle görünüyor. Bi cocuk taniyorum; resimlerine kalp seklinde günesler ciziyor. Bi sey var biz yetiskinlerin bilmedigi; cocuklar biliyor.
FB-17.10.2014
1 Kasım 2014 Cumartesi
İşsizlik Hakkı (The Right to Useful Unemployment and its Professional Enemies)
Ivan Illich
Ilk yayinlanma yili: 1978
Türkce'de yayinlanma yili: 2011
Yeni Insan Yayinlari
Senlikli Toplum'a devam olsun diye yazilmis. Önce onu, sonra bunu okumak daha iyi.
Bi hak oldugu aklimiza bile gelmezdi, degil mi?
Ivan Illich
Ilk yayinlanma yili: 1978
Türkce'de yayinlanma yili: 2011
Yeni Insan Yayinlari
Senlikli Toplum'a devam olsun diye yazilmis. Önce onu, sonra bunu okumak daha iyi.
Bi hak oldugu aklimiza bile gelmezdi, degil mi?
31 Ekim 2014 Cuma
Bu kitabi 9 yil önce okumus olsaydim, o siralarda kendisini olusturmayi düsündügüm blogun adi "Şenlikli Bir Yaşam" olurdu, tarzi sonunda eristigi şenlikli kivama en basindan kavusurdu ve Google'da şenlik arayan herkes gelip beni bulurdu :) Aaah, ah , bugünkü aklim olsaydi...
Senlikli Toplum (Tools for Convivality)
Ivan Illich
Ilk yayinlanma yili: 1973
Türkce'ye kazandirildigi yil: 1989
Yayinevi: Ayrinti
Ben internetten de okurum, ingilizcem de iyidir dersen, beri gel.
Senlikli Toplum (Tools for Convivality)
Ivan Illich
Ilk yayinlanma yili: 1973
Türkce'ye kazandirildigi yil: 1989
Yayinevi: Ayrinti
Ben internetten de okurum, ingilizcem de iyidir dersen, beri gel.
30 Ekim 2014 Perşembe
29 Ekim 2014 Çarşamba
Her gün bir yerlere....
Ama bugün özellikle "Yaldızlı imgelere, Toplara tüfeklere, Kralların tacına..."
Ama bugün özellikle "Yaldızlı imgelere, Toplara tüfeklere, Kralların tacına..."
28 Ekim 2014 Salı
Girilmez
Çevresine çit çekilip kapısına 'Girilmez' yazılan her bahçede cennetten bir daha kovuluyorum sanki...
FB -27 Mayis 2014
25 Ekim 2014 Cumartesi
24 Ekim 2014 Cuma
Aradim aradim buldum yeniden:
Bir kuş uçar, gökyüzünde süzülür
Bir çocuk bütün oyunlara yazılır
Bir gül kokar, tüm çiçekler ezilir
“Bir tel kopar, âhenk ebediyyen kesilir”
Bir kuş uçar, gökyüzünde süzülür
Bir çocuk bütün oyunlara yazılır
Bir gül kokar, tüm çiçekler ezilir
“Bir tel kopar, âhenk ebediyyen kesilir”
Ekmek yogururken aklima geldi
Ekmek yogururken aklima geldi, kendi düsüncemden korktum.
Zitlari hep soldan saga dogru giden yatay ve düz bir cizginin iki ucunda gibi düsünüyoruz.
Ya aslinda bir dairenin üzerindelerse?
Ve sadece belli konularda degil, her zitlikta...
belli bir yönde cok fazla ilerledigimizde...
kendimizi zitligin öbür tarafinda bulmamiz işten degilse?
Tevazu yönünde fazla gitmenin insani böbürlenmeye götürmesi gibi...
Güzellesmek yönünde fazla cabanin insani cirkinlestirmesi gibi...
Güc göstermenin fazlasinin zayifliktan olmasi gibi...
Fazla yorgunluk insani dinlendirir mi?
Fazla zenginlik insani fakirlestirir mi?
Fazla beyazlik siyah midir?
Fazla turuncu mavi midir?
Zitlari hep soldan saga dogru giden yatay ve düz bir cizginin iki ucunda gibi düsünüyoruz.
Ya aslinda bir dairenin üzerindelerse?
Ve sadece belli konularda degil, her zitlikta...
belli bir yönde cok fazla ilerledigimizde...
kendimizi zitligin öbür tarafinda bulmamiz işten degilse?
Tevazu yönünde fazla gitmenin insani böbürlenmeye götürmesi gibi...
Güzellesmek yönünde fazla cabanin insani cirkinlestirmesi gibi...
Güc göstermenin fazlasinin zayifliktan olmasi gibi...
Fazla yorgunluk insani dinlendirir mi?
Fazla zenginlik insani fakirlestirir mi?
Fazla beyazlik siyah midir?
Fazla turuncu mavi midir?
15 Ekim 2014 Çarşamba
Der dritte Zustand
Bugünlerde bitmek üzere olan:
"Der dritte Zustand", Israilli yazar Amos Oz'un.
Kudüs'te yasayan, kariyeri yarida kesilmis entellektüel Fima'nin hikayesi.
"haa, yine boslukta kaybolmus entellektüelin hüzünlü hikayesi" diye basladim okumaya. Sonra Kudüs sokaklari cekti. Sonra bi noktada Fima "ücüncü durum"u kesfetti. Simdi henüz kitabin bitmedigi yerde Fima ücüncü durumda yasamayi basaracak mi diye merak ediyorum, tam burada birakmak kitabi, tam bu umutlu noktada durmak istiyorum. O zaman o cografyanin insanlari icin de bir umut varmis gibi hissedecegim. Fima'nin ADD sendromundan muzdarip oldugunu saniyorum, yazari farkinda mi bilmiyorum. Belki de hepimiz ADD'den muzdaripiz.
"Der dritte Zustand", Israilli yazar Amos Oz'un.
Kudüs'te yasayan, kariyeri yarida kesilmis entellektüel Fima'nin hikayesi.
"haa, yine boslukta kaybolmus entellektüelin hüzünlü hikayesi" diye basladim okumaya. Sonra Kudüs sokaklari cekti. Sonra bi noktada Fima "ücüncü durum"u kesfetti. Simdi henüz kitabin bitmedigi yerde Fima ücüncü durumda yasamayi basaracak mi diye merak ediyorum, tam burada birakmak kitabi, tam bu umutlu noktada durmak istiyorum. O zaman o cografyanin insanlari icin de bir umut varmis gibi hissedecegim. Fima'nin ADD sendromundan muzdarip oldugunu saniyorum, yazari farkinda mi bilmiyorum. Belki de hepimiz ADD'den muzdaripiz.
Ingilizce'ye The Third Condition adiyla cevrilmis. Umarim Türk yayinevleri de kesfetmistir Amos Oz'u...
6 Ekim 2014 Pazartesi
Is God a mathematician?
Is God a mathematician?
Mario Livio
Adini yayinevinin pazarlama müdürünün sectigini sandigim, ic sayfalarinda daha cok "matematik bir icat midir, yoksa bir kesif mi? sorusuyla ve "unreasonable effectiveness of mathematics" kavramiyla mesgul olan, matematik ve fizik tarihine dair güzel seyler ögrenebileceginiz, "the world is something like a symphony" gibi sevilesi cümlelerin sarfedildigi, yan detaylarinda Amerikan anayasasindan cok zorlarsan bal gibi de bir diktatörlük cikarmanin mümkün oldugu bilgisini paylasan sevimli kitap...
23 Temmuz 2014 Çarşamba
Bu diyalog 4 yasini yeni doldurdugunda gecmis aramizda. Dün not defterlerimin birinin arasindan cikti, günümü aydinlatti :
O - Anne ben kelebekleri, örümcekleri, sinekleri cok seviyorum.
Ben - Aferin, onlar cok yararli bizim icin zaten. (Didaktik anne, bulmus firsati, kacirmiyor.)
O - Anne, ben aslanlari, kaplanlari da cok severim.
Ben - Aferin, hayvanlari sevmek ne güzel.
O - Anne ben bütün yaramaz hayvanlari severim. (yaramaz = vahsi)
Ben - Cok güzel...
O - Onlar da beni sevsinler ama...
Ben - ?! Eee, söyleyeyim sevsinler.
O - Anne ben bir hayvanla tanismistim.
Ben - Hangi hayvanla?
O - Bi aslanla
Ben - Öyle miii? Nerede?
O - E, bahcede ya! ("Bahcede ya kadin, baska nerde olacak?" ses tonlamasiyla okunacak!)
Ben - Aferin, onlar cok yararli bizim icin zaten. (Didaktik anne, bulmus firsati, kacirmiyor.)
O - Anne, ben aslanlari, kaplanlari da cok severim.
Ben - Aferin, hayvanlari sevmek ne güzel.
O - Anne ben bütün yaramaz hayvanlari severim. (yaramaz = vahsi)
Ben - Cok güzel...
O - Onlar da beni sevsinler ama...
Ben - ?! Eee, söyleyeyim sevsinler.
O - Anne ben bir hayvanla tanismistim.
Ben - Hangi hayvanla?
O - Bi aslanla
Ben - Öyle miii? Nerede?
O - E, bahcede ya! ("Bahcede ya kadin, baska nerde olacak?" ses tonlamasiyla okunacak!)
31 Mayıs 2014 Cumartesi
...diyo
"bireyi gücünün ve otoritesinin kaynagi...olarak kabul edip...." diyo,
"bireye komsusuna gösterdigi saygiyla yaklasan..." diyo,
"olgunlasir olgunlasmaz meyvesini dökmeye razi olan..." diyo,
Böyle hayal gibi, rüya gibi, cennet gibi bi sey diyo.
165 yil önce diyo.
"bireye komsusuna gösterdigi saygiyla yaklasan..." diyo,
"olgunlasir olgunlasmaz meyvesini dökmeye razi olan..." diyo,
Böyle hayal gibi, rüya gibi, cennet gibi bi sey diyo.
165 yil önce diyo.
Bu kadar genc ölmesine sasmamak gerek...
Gözlük ve tuvalet
An itibariyle soru: "Anne, Star Wars'da hic gözlük takan biri var mi?"
Bu cocuk Magic Tree House'da Anne ve Philip'in hic bir macerada tuvalete gitmedigine de dikkat ceken cocuktur. Bi sey demek istiyor bana ama tam sözcüklere dökemiyorum.
30 Mayıs 2014 Cuma
Salyangoz
Adı Max.
Komşunun verdiği organik marulun içinden çıkmıştı.
Kışı bizim evde geçirdi.
Nefes alıp veren herşey gibi çok öğretmendi.
O şimdi özgür.
Komşunun verdiği organik marulun içinden çıkmıştı.
Kışı bizim evde geçirdi.
Nefes alıp veren herşey gibi çok öğretmendi.
O şimdi özgür.
23 Eylül 2012 Pazar
Isim, zaman ve mekani kaldir; hikaye hep ayni hikaye oysa...
Soyutlama, üzerinde düşünülen ve tartışılan konuyu zaman ve mekân dinamiklerinden ayrı bir modellemeyle ele almak demek.
İşte bu olamıyor nedense.
Adlarının önünde parlak sıfatlar taşıyan, görünüşleriyle saygı uyandıran, ekrana çıkıp konuşan, fikirlerini yazan birçok kişiye bakın; en ufak bir soyutlama yapamadıklarını görüp dehşet içinde kalırsınız.
...
İnanmazsanız deneyin; bu ülkede teorik bir konuyu beş dakika bile sürdürme imkânı yoktur.
Televizyon kanallarında lafı birbirinin ağzına tıkamaya çalışan tartışmacılara “insanlardan ve yerlerden bahsetmeme“ kuralını getirin, anında hepsi susar.
Kaynak: http://haber.gazetevatan.com/dusunememek/482230/4/Yazarlar/5
.
İşte bu olamıyor nedense.
Adlarının önünde parlak sıfatlar taşıyan, görünüşleriyle saygı uyandıran, ekrana çıkıp konuşan, fikirlerini yazan birçok kişiye bakın; en ufak bir soyutlama yapamadıklarını görüp dehşet içinde kalırsınız.
...
İnanmazsanız deneyin; bu ülkede teorik bir konuyu beş dakika bile sürdürme imkânı yoktur.
Televizyon kanallarında lafı birbirinin ağzına tıkamaya çalışan tartışmacılara “insanlardan ve yerlerden bahsetmeme“ kuralını getirin, anında hepsi susar.
Kaynak: http://haber.gazetevatan.com/dusunememek/482230/4/Yazarlar/5
.
29 Haziran 2012 Cuma
Ein Vogel wollte Hochzeit machen
Yukaridaki sarkiyi sincap oglum ilkbahar civari anaokulunda ögrendi.
Evde söyleyip durdu ama "fiderallalla, fiderallalla" disinda hicbir sey anlamadim.
Bir seyleri duydugu sekliyle benzetiyor galiba dedim.
Sonradan farkettim; gercekten de nakarati böyle olan bir Alman cocuk sarkisi var. Aslen 1470'lere ait sarki kitaplarinda bile rastlanan bir Alman halk sarkisiymis.
Sözleri oldukca ilginc. Ormanda evlenen bir karatavukla bir öter ardic kusunun (drossel; tam ceviremiyorum) teknik acidan gercek hayatta mümkün olmayan dügünü ve o dügüne gelen bütün diger kuslarla ilgili :)
Bence bu sarkiyi ezberden söylemeyi ögrenen bir 5 yas cocugu yetiskin yasaminda taniyip görecegi kuslarin büyük kisminin da ismini ögrenmis olur :)
Ein Vogel wollte Hochzeit machen in dem grünen Walde.
(Her misradan sonra tekrarlaniyor: Fiderallala, Fiderallala, Fiderallalalala)
Die Drossel war der Bräutigam, die Amsel war die Braute.
Der Sperber, der Sperber, der war der Hochzeitswerber.
Der Stare, der Stare, der flocht der Braut die Haare.
Die Gänse und die Anten, die war'n die Musikanten.
Der Uhu, der Uhu, der bringt der Braut die Hochzeitsschuh'.
Der Kuckuck schreit, der Kuckuck schreit, er bringt der Braut das Hochzeitskleid.
Der Seidenschwanz, der Seidenschwanz, der bracht' der Braut den Hochzeitskranz.
Der Sperling, der Sperling, der bringt der Braut den Trauring.
Die Taube, die Taube, die bringt der Braut die Haube.
Der Wiedehopf, der Wiedehopf, der bringt der Braut nen Blumentopf.
Die Lerche, die Lerche, die führt die Braut zur Kerche.
Brautmutter war die Eule, nahm Abschied mit Geheule.
Der Auerhahn, der Auerhahn, der war der stolze Herr Kaplan.
Die Meise, die Meise, die singt das Kyrie leise.
Die Puten, die Puten, die machten breite Schnuten.
Der Pfau mit seinem bunten Schwanz macht mit der Braut den ersten Tanz.
Die Schnepfe, die Schnepfe, setzt auf den Tisch die Näpfe.
Die Finken, die Finken, die gaben der Braut zu trinken.
Der lange Specht, der lange Specht, der macht der Braut das Bett zurecht.
Das Drosselein, das Drosselein, das führt die Braut ins Kämmerlein.
Der Hahn, der krähet: „Gute Nacht", nun wird die Kammer zugemacht.
Der Uhu, der Uhu, der macht die Fensterläden zu.
Die Vogelhochzeit ist nun aus, die Vögel fliegen all' nach Haus.
Das Käuzchen bläst die Lichter aus und alle ziehn vergnügt nach Haus.
30 Mayıs 2012 Çarşamba
Güney Kutbu'nda görüsürüz
"Neden özellikle benim icin?" diye sordu bürosuna gitmek icin acele eden Bay Summ.
"Herkes sadece kendisine degil, bir baskasina da bakmasi gerektigi icin" dedi ulak.
*
"Hosgeldin" dedi Bay Summ. Bu bir penguen yavrusuydu.
"Baba?" dedi penguen.
"Himm, denebilir" dedi Bay Summ ve kücüge Pingi adini vermeye karar verdi.
"Güney Kutbu burasi?" diye sordu Pingi.
"Güney Kutbu baska yer" dedi Bay Summ. Cünkü kücük Pingi'nin nerede oldugunu bilmesini istiyordu. Büronun kapisina bir plaka asti: "Hemen dönecegim"
Telefonla ucak bileti ayirtti, Pingi'yi aldi ve ikisi hemen o gün Güney Kutbu'na uctular.
Israil'li yazar Nurit Zarchi'nin beklenmedik dönemeclerle dolu hikayesini Batia Kolton resimlemis. Ingilizcesi "See You at the South Pole", Almancasi "Auf Wiedersehen am Südpol" adini tasiyor. Sehir kitapliginda karsimiza cikiyor. Sincap da, annesi de cok seviyor.
22 Mayıs 2012 Salı
16 Mayıs 2012 Çarşamba
Aklima gelen akla zarar sorular- No:1 478 659
Insan en temel olan hakkinda yanilmissa, her konuda yanilmis mi demektir?
15 Mayıs 2012 Salı
Filler ve örümcek agi
Sincabin anaokulunda ögrendigi bu sarki-oyunu cözmem biraz zaman aldi.
Fakat cözdügümde cok hosuma gitti. Egelenceli bi sey. Evde de cok oynadik. Bir taraftan sayilari da ögretiyor.
Oyun cocuklardan birinin "elefant" (fil) , digerinin "spinne" (örümcek) olmasiyla basliyor. Fil olan bir elini burnunda hortum seklinde tutup su sarkiyi söylüyor:
Ein Elefant, ja, der balancierte auf einem Spinnen - Spinnennetz.
Da rief er froh: Hurra, es hält! Ich hole meine Freundin jetzt.
Gruptan bir cocugu seciyor. Secilen cocuk bir eliyle digerinin elini tutup diger elini hortum seklinde tutuyor.
Sarki
Zwei Elefanten, die balancierten auf einem Spinnen - Spinnennetz.
Da riefen sie: Hurra, es hält! Da holen wir die/der (gruptan bir cocugun ismi)... jetzt
seklinde devam ediyor.
Bütün cocuklar örümcek agina ciktiginda örümcegin sirasi geliyor :) Örümcek gizlice yaklasip agini salliyor ve bütün fil-cocuklari yere deviriyor :)
Sarkinin melodisi hakkinda su video fikir verebilir:
Elefant im Spinnennetz from Peter Stukenbrook on Vimeo.
Fakat cözdügümde cok hosuma gitti. Egelenceli bi sey. Evde de cok oynadik. Bir taraftan sayilari da ögretiyor.
Oyun cocuklardan birinin "elefant" (fil) , digerinin "spinne" (örümcek) olmasiyla basliyor. Fil olan bir elini burnunda hortum seklinde tutup su sarkiyi söylüyor:
Ein Elefant, ja, der balancierte auf einem Spinnen - Spinnennetz.
Da rief er froh: Hurra, es hält! Ich hole meine Freundin jetzt.
Gruptan bir cocugu seciyor. Secilen cocuk bir eliyle digerinin elini tutup diger elini hortum seklinde tutuyor.
Sarki
Zwei Elefanten, die balancierten auf einem Spinnen - Spinnennetz.
Da riefen sie: Hurra, es hält! Da holen wir die/der (gruptan bir cocugun ismi)... jetzt
seklinde devam ediyor.
Bütün cocuklar örümcek agina ciktiginda örümcegin sirasi geliyor :) Örümcek gizlice yaklasip agini salliyor ve bütün fil-cocuklari yere deviriyor :)
Sarkinin melodisi hakkinda su video fikir verebilir:
Elefant im Spinnennetz from Peter Stukenbrook on Vimeo.
16 Nisan 2012 Pazartesi
Summ summ summ!
Arilardan korkan sincap icin...
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Ei, wir tun dir nichts zu leide,
Flieg nur aus in Wald und Heide!
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Such in Blüten, such in Blümchen
Dir ein Tröpfchen, dir ein Krümchen
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Kehre heim mit reicher Habe,
Bau uns manche volle Wabe,
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Wollen bei den Christgeschenken
freudig deiner auch gedenken
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Mit dem Wachsstock dann wir suchen
Pfeffernüss und Honigkuchen
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Bienchen summ herum!
Ei, wir tun dir nichts zu leide,
Flieg nur aus in Wald und Heide!
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Such in Blüten, such in Blümchen
Dir ein Tröpfchen, dir ein Krümchen
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Kehre heim mit reicher Habe,
Bau uns manche volle Wabe,
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Wollen bei den Christgeschenken
freudig deiner auch gedenken
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
Mit dem Wachsstock dann wir suchen
Pfeffernüss und Honigkuchen
Summ, summ, summ!
Bienchen summ herum!
29 Mart 2012 Perşembe
In den Wald hinein / Into the Forest
Bu kitap bugüne dek sincapla okudugumuz en "korkunc" kitaplardan biriydi. Kütüphanedeki varligini uzun zamandir biliyordum, kitabin sona eris seklini seviyordum fakat genel olarak hikayedeki ve cizimlerdeki detaylarin sincap icin henüz uygun olmadigini düsünüyordum. Iki hafta önceki kütüphane ziyaretimizde bazi kitaplari resimlerine bakarak kendisi secti. "In den Wald hinein" onlardan biriydi. Son zamanlarda anaokulundaki arkadaslarindan yeterince "korkunc" sey ögrendiginden ve bu tür seylerin onu büyülü bir sekilde kendine cektigini bildigimden sesimi cikarmadim. Nihayetinde bir cocuk kitabindan bahsediyoruz burada.
Kitap bir erkek cocugu hakkinda. Bir gece büyük bir gürültüye uyaniyor korkuyla. Ertesi gün babasinin gitmis oldugunu farkediyor. Annesi babasinin ne zaman gelecegini bilmiyor. Oldukca da üzgün duruyor resimde. Bir sonraki gün ogluna bir sepete koydugu pastayi verip cok hasta olan büyükannesine götürmesini söylüyor. "Ormanin etrafindan dolas, sakin icinden gitme" diyor. Tanidik geliyor, degil mi :) Cocuk, ormandaki kisa yoldan gidiyor yine de. Bir an önce gidip dönmek istiyor, cünkü, ola ki babasi o gün gelirse eve, evde olmak istiyor.
Ormanda bildigimiz baska masallardan baska karakterlere ve detaylara rastliyoruz. Ilk karsilastigi cocugun "Mutlu Hans" masalindaki Hans oldugunu düsünmüstüm ilkin. Fakat resimdeki ince detaylara dikkatle bakinca arkada göge dogru yükselmekte olan bir fasulye sirigi görülüyor :) Sanirim bu fasulye sirikli masalin Jack'i. Sonraki resimde "altin sacli" diye tarif edilen bir kiza rastliyor. Onun hangi masaldan oldugunu cikaramadim. Ve son olarak atesin basinda geciken anne ve babalarini bekleyen "Hansel ve Gretel"le karsilasiyor. Resimlerde bunlarin disinda Rapunzel, Külkedisi gibi masallardan da detaylar görülüyor.
Ormanin icinde ilerledikce üsümeye basliyor ve tam da yanina bir palto almis olmayi dilemisken, bir agac dalina asili kirmizi, kapüsonlu bir paltoya rastliyor. Onu da üzerine giyip yola devam ediyor. Epey yürüyüp, neredeyse kayboldugunu düsünmek üzereyken buluyor büyükannenin evini. Kapiyi caldiginda "iceri gel, tatlim" diyen sesi biraz tuhaf buluyor. Biliyorum, biliyorum, her sey cok tanidik geliyor :) Büyük annesinin yataginda kimin yattigini söylememe gerek var mi?
Elbette büyükannesi!
Arkasinda duydugu bir ses üzerine dönüp baktiginda ne gördügünü söylememe gerek var mi?
Hayir söylemeyecegim :) Ama emin ol, düsündügün sey degil.
Ve hikaye cok cok hos ve aydinlik bir sekilde bitiyor :)
Cocukken korkulu bir rüyadan uyanip da annenin kollarini acmis sana uzandigini gördügünde "ah, neyse, rüyaymis hepsi, korkacak bir sey yokmus" dediginde hissettigin o hafiflik duygusu vardir ya, ayni o sekilde :)
Gelelim cizimlere... Anthony Browne inanilmaz ince detaylarla bezedigi resimlerle harika bir is cikarmis. Hikayedeki gerginligi resimlerde de hissetmemek mümkün degil. Hatta bu resimler olmasa, bu hikaye olmazdi diyesi geliyor insanin. Ormandaki bütün detaylar cocugun kendisi haric tamamen siyah beyaz cizilmis. Ormanin gizemli ve melankolik siyah-beyazligi ile cocugun capcanli renkleri tuhaf bir zitlik olusturuyor. Cizer, ormanin tabanindaki bütün yapraklari teker teker, ince ince cizmis. Yapraklarin arasindan bazen mini mini basini uzatmis kuslar gözüküyor. Ya da sinek mantarlari :)
Sincabin kitabi nasil bulduguna gelince... Bir kere iki noktada ne olur ne olmaz diye hikayeden bazi kisimlari okumamayi tercih ettim. Birincisi cocugun yoluna devam edip giderken ardindan gelen "Gretel'in korkunc hickiriklarini" duydugu kisim ki gercekten bir dört bucuk yas cocugu icin gereksizce huzursuz edici bir detay. Özellikle de masalin kendisini bilmezken. Ikincisi de, kirmizi paltoyu üzerine gecirdiginde birden üzerine cöken korku ve birinin kendisini takip ettigi hissinden bahsettigi kisim. Bunlari filtreleyerek okudugum hikayeyi sincap cok sevdi. Her aksam mutlaka bir kez okutuyor. Haftasonlari bazen iki kez :) "Büyükannenin yataginda kim varmis?" "Omaaaaaa!" ("Büyükanneeeee!" ) dedigimiz kismi cok seviyor :) Üstelik cok dikkatle dinliyor olmali ki, cok yorgun oldugum bir gün "Hadi, ben yorgunum sen bana anlat, neler olmus bu hikayede" dedigimde metnin pek cok cümlesini birebir kitaptaki sekliyle tekrarlayarak Almanca anlatti bana hikayeyi :)
Özetle, yetiskin filtrelemesinden gecirmek sartiyla, 4-5 yasindan itibaren okunabilecek ve yüksek olasilikla sevilecek bir kitap. Tuhaf ama gercek :))
24 Mart 2012 Cumartesi
Ein Apfel für alle / Kırmızı Elma
Feridun Oral'in Türkiye'ye gidince alsak diye düsündügüm "Kirmizi Elma"sini kütüphanede Almanca olarak görünce cok sevindim :) Birazcik gurur da duymadim degil hani :) Almanca adi "Ein Apfel für alle" , "Hepsi icin bir elma" demek. Türkce orijinalini Yapi Kredi Kültür Sanat Yayincilik'in yayinladigi kitabin Almanca baskisi minedition'a ait.
Harika bir kis masali :)
Tavsan karni acikarak sicak yuvasindan cikip yiyecek aramaya koyuluyor. Yapraklarini dökmüs, ciplak bir agacin üzerinde tek bir elmayi görünce mutlulugunu anlatmaya sözcükler yetmez. Ama tek basina elmaya erismesi imkansiz. Acaba fare, tilki ve ayi ona yardim edebilecekleri mi?
Türkce'sini okumamis olmama ragmen, cevirinin oldukca iyi oldugunu tahmin ediyorum. Almanca cümlelerin arkaplaninda Türkce'lerini görür gibi oldum. Isin ilginc tarafi cevirmen kitabi Ingilizce cevirisini baz alarak cevirmis.
Tilkinin hapsurdugu yer sincabin en sevdigi bölüm. Bu kismi kahkahalar esliginde defalarca okuyoruz. Laf aramızda, ben de hapsuran tilki taklidini iyi yapiyorum galiba ;)
Kurbaga asik oluyor!
Was ist los, Frosch?
Hollandaca orijinalinin adi Kikker is verliefd.
Ingilizce adi Frog In Love.
Türkce'ye henüz cevrilmemis.Max Velthuijs'in sevimli bir kurbaganin maceralarini anlattigi ünlü serisinden daha önce iki kitap okumustuk. Biri "Kurbaga ve Yabanci" idi, digerinin adini unuttum. Animsayinca not edecegim. Kütüphanede bir Max Velthuijs kitabi daha görünce hemen ödünc aldim haliyle.
Pembe kapagindan anlamaliydim. Kurbaga bu kez asik oluyor :)
Kitaptan kücük bir alinti:
"Simdi buldum!" diye seslendi kurbaga. "Güzel, hos ve beyaz ördege asik oldum ben!"
"Mümkün degil" dedi domuzcuk.
"Bir kurbaga bir ördege asik olamaz.
Sen yesilsin, o da beyaz."
Fakat bu kurbaganin umrunda bile degildi.
Bu kitap sincabin ask kavramiyla ilk kez karsilastigi kitap ayrica. Yas itibariyle zamanidir diye düsünüyorum :)
Bugün bana "Anne Tom (Tom ve Jerry'nin Tom'u) da kizlari öpüyor, ben de" dedi.
"Öyle mi, peki öpünce senin kalbin de kurbaganin kalbi gibi "Bump..bump bump..bump" ediyor mu?" diye sordum, ediyormus :)
"Hangi kizi öpünce peki?" dedim. "Seni tabii kiiiii!" dedi, sanki baska birisi olabilirmis(!) gibi :D
23 Mart 2012 Cuma
Merakli Ayicigin Kitabi
Erklär mir die Welt sagt der kleine Bär
Tonny Mitton - Paul Howard
Ingilizce orijinali 2008 yilinda "A Very Curious Bear" adiyla yayinlanmis.
Arka kapaktan:
"Neden rüzgar böyle cilginca eser,
neden yagmur islatir bizi ve
rüya gördügümüzde nereye gideriz?
Kücük ayinin günü uyanmasindan gece uykuya dalisina dek sorularla doludur. Gepegenis dünyayi baska nasil taniyabilir ki? Neyse ki bütün sorularina bir yanit verebilen büyük ayi var yaninda"
Dogru, büyük ayinin bazi yanitlari bilgelik dolu. Büyükler de okumali dolayisiyla bu kitabi :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















