1 Şubat 2026 Pazar
Uluğ Bey'in Hazinesi
6 Ocak 2026 Salı
Kim var imiş biz burada yoğ iken
Profesör Cemal Kafadar "Kim var imiş biz burada yoğ iken"de dört Osmanlı'nın; bir yeniçeri, bir derviş, bir tüccar ve bir kadının hikayelerini anlatıyor. Kitap iki sebepten ilginç: Alıştığımızın dışında, Osmanlı'da sıradan insanın hikayesini anlattığı için ve bilinen klişelerin aksi veya dışında örnekler verdiği için. Yeniçerilerin kendilerine ait malları olmasının yasak olduğu bilinirken Mustafa adlı yeniçeri babasından kalan miras hakkında Divan-ı Hümayun'a başvuruyor. Günlük ve kişisel edebiyat örneğinin neredeyse hiç görülmediği bir dönemde İstanbul'da bir derviş (Seyyid Hasan) günlük tutuyor, Üsküp'te bir kadın (Asiye Hatun) rüya notları tutuyor ve bunları şeyhine anlattığı mektuplar yazıyor. Türklerin, hele de Anadolu'da ticarete uzak durduğu resmi tarih anlatımının aksine Ayaşlı tüccar Hüseyin Çelebi ticaret için gittiği Venedik'te ölüyor. Cemal Kafadar tarihi belgelere dayanarak anlattığı bu hikayelerde uzmanlık alanı tarih olmayan biz sıradan okuyucu için de anlaşılır ve akıcı bir dil tutturmuş; ben şahsen ilgi ve keyifle okudum.
Asiye Hatun'un oldukça sıradışı hikayesi ve mektupları zaten son derece ilginç. Fakat örgü ören bir insan olarak örgünün ve yün üretiminin dünyadaki ve özellikle Anadolu'daki tarihine ilgi duyuyorum. Bu yüzden sof tüccarı Hüseyin Çelebi'nin Venedik'teki hikayesini merakla okudum. Bugün Ankara sokaklarında "sof nedir?" diye sorsak kaç kişi bilir? Böylesine muhafazakarlık iddiasındaki bir toplumda coğrafi ve kültürel zenginliklerimize bu ilgisizliğin bir örneği olarak ibretlik bir hikayeydi kanımca. Hüseyin Çelebi'nin Venedik'te İslami usullerle fakat gondollarla kalkan cenazesi tam romanlık veya filmlik bir hikaye. "Venedik'te Bir Ölüm" başlığını atarken herhalde yazar da benimle aynı fikirde. Moher sözcüğü "muhayyer"den (seçkin, seçilmiş) geliyormuş, bu vesileyle bunu da öğrendim:
Tarih okumaktan sıkılanlara, özellikle Osmanlı tarihini sıkıcı bulanlara bile tavsiye edilebilecek, bizim hikayemizi anlatan bir kitap.
14 Mayıs 2017 Pazar
Böyle bir gün...
Bugün oglan bir dogum gününe davetli ve gitmek icin sabirsizlaniyorken, onu oyalamak icin oyun uydurdum. Bir ülkenin baskentini soruyoruz birbirimize; sonra da o ismin nereden geldigine dair tamamen uydurmaca bi seyler anlatiyoruz. Örnegin 'Uruguay'in baskenti Montevideo; orada eskiden video filmleri oynatilan bir dag vardi, adi oradan geliyor' dedim. Sonra Wikipedia'dan baktim; en cok ismin "Orada bir dag görüyorum" diyen adi bilinmeyen bir gemiciden kaynaklandigina dair olan hikayeyi sevdim.
Bugün annemi aradim. Ondan Ikea'da düsürdügünü sandigi ve manevi degeri oldugu icin cok üzüldügü saatini evde buldugunu ögrendim, onunla beraber sevindim. Allah'in sevdigi kuluyla ilgili o lafi bilirsin.
Bugün giysi dolabina daldim, aklimca biraz ceki düzen verdim. Uzun zaman önce armagan olarak gelmis, kapüsonundaki yapay kürk gibi süsler ve abartili deri dügmeleri yüzünden giyemedigim bir yün yelegin o süslerini sökebilecegimi farkettim, söktüm, simdi üstümde. Dügmeleri de sökecegim, tam olacak.
Bugün oglanin itfaiye ve sövalye giysilerinin kücüldügünü farkettim, onlari da verilmek üzere bir torbaya tıktım.
Bugün mısır cipsi yedim. İcinde sadece mısır, yağ ve tuz var, bi yanlislik olmaz derken galiba cok abarttim.
Bugün oglumdan okulda yaptigi ve gazete kagidina sarilmis bir anneler günü armagani aldim. Ögretmene oglumu elisinden soguttugu icin kizgin olmakla beraber, bize el yapimi bir armaganin yeterince mükemmel oldugu ve özel bir takim kagitlara sarilip sarmalanmasi gerekmedigi mesajini verdigi icin takdir ettim. Sagol ögretmen.
Bugün (simdilik) Pinhani'den Haftanin Sonu'nu, Banu'nun Unutursun'unu, Cesaria Evora'nin Sodade'ini ve Leonard Cohen'in Steer Your Way'ini dinledim. Oradaki keman hosuma gidiyor, "past the ruins of altar and mall" deyince bi hüzünleniyorum çağım adına. Cohen'in sarki sözlerinden kendime özel siir kitabi basacagim, bahsetmis miydim? Bugün o konuda bir sey yapmadim.
14 Nisan 2017 Cuma
Dinler Tarihi
Dinler Tarihi
Dinlerin tarihini bir de Ali Seriati'den okuyayim dedim :)
Henüz giris kisminda söyledikleri...
yaklasimi hakkinda umut vadediciydi. Sanki yine de azicik tarafli miydi tarzi? Sanirim dönemine göre yine de tarafsiz sayabiliriz. Bir de tüm hikayeye sosyolog gözüyle bakisi ilginc tabii ki...
Dili, ifade tarzi biraz alismayi gerektiriyor ama bunu normal görüyorum. Bir kere cok asina olmadigim bir kültürden (Iran - Sii) , ikincisi bize artik uzak sayilacak bir dönemden (yetmisli yillar) sesleniyor. Tartistigi bazi konular bu yüzden bizim derdimiz, bizim konumuz degil. Her söyledigine de katilamiyorum. Yine de sabirla okuyunca önemli bir seyler anlatiyor. Icerikten biraz bahsedecek olursak tarihsel diyebilecegimiz bir sirayla ilkel kabile dinlerinden basliyor, Cin dinleri, Hint dinleri, Iran'in Islam öncesi dinleri... diye gidiyor. Semavi dinleri ayrica incelemiyor, bunlara paralel tartisiyor. Arada Avrupa felsefesi ve Avrupa'da aydinlanma dönemine dair de dogulu bakisla üc bes söylüyor. Konuyla ilgilenenlerin herhalde ilgisini cekecektir...
21 Haziran 2015 Pazar
Yazının tarihi
Geschichte der Schrift
Harald Haarman
C.H.Beck, 2002
Bu kitabı gecen ay mı ne okumuştum, arada kaynamis... :) Bize daha önce sayilarin tarihini anlatan Haarman, bu kitapta da yazinin tarihini anlatiyor. O kitapta oldugu gibi bu kitapta da Tuna Medeniyeti diye bir seyden bahsediyor. Mezopotamya'dan da önce sehir benzeri yerleskeler kuran, esitlikci, demokratik, tarim yapan, yetistirdiginin fazlasini depolamak üzerine ilk ekonomik hareketleri baslatmis gül gibi bir Avrupa medeniyeti koyuyor önümüze. "Işık doğudan yükselir demiştiniz, ama bak galiba Batı'dan yükselmis" derken, icinden kikirdiyor mu hafiften? Sanki öyle geliyor kulaga... Yaklasik M.Ö. 5000'lerden bahsediyor. Pek güzel, pek ilginc... Ama biraz arastirinca internette bu teoriden bahseden Haarman'dan baska kimseyi de bulamiyoruz. Daha tarafsiz kaynaklardan belki bir kez daha okumak üzere Tuna medeniyetini simdilik aklimizin kuytu bi rafina kaldiriyoruz. Onun disinda ilgiyle ve merakla okuyoruz. Bol bol not aliyoruz. Dünyanin üc bes bin yil önce ne kadar "networked" olduguna pek bi sasiyoruz. Nehir kenarlarinda yasayip sistematik tarim yapan bazi insan topluluklari, yetistirdiklerinden artani almaya, satmaya baslamasaydi ve alip sattigini sıkı sıkıya akli disinda bir yerlere not etmek ihtiyaci duymasaydi bugün yazi diye bir teknolojimiz olur muydu, süpheye düsüyoruz. Kuslardan, ilkbahar dallarindan, insanin yüzünü isitan günesten bahseden bi sair medeniyet örnegin, ugrasir miydi yazi diye bi seyi kesfetmekle. Neyse, ne kadar kizsak da iste bu biriktirici, toplayici, istifci, alici , satici medeniyetin de ise yarar bi kac icadi var. Diye düsünüyoruz. Veya gercekten öyle mi diye yazidan da, yararliligindan da süpheye düsüyoruz. Mesela yazi olmasa internet olur muydu? veya sadece begen tusu olan bir instagramdan mi ibaret olurdu. Diye düsünüyoruz... Düsünüyor oglu düsünüyoruz... Bu da böyle bi kitap iste...Diyor, huzurlarinizdan saygilarla ayriliyoruz.
8 Şubat 2015 Pazar
Sayıların Tarihi
4 Ocak 2015 Pazar
Insanligi etkileyen bes bitki
- Neden Seylan kahvesi degil de, Seylan cayi iciyoruz?
- Neden Amerika'nin kesfinden itibaren kölelik sorunu Amerikan yerlileri üzerinden degil Afrikalilar üzerinden gelisti?
- Neden Karibikler de "siyah" nüfus var ama "kirmizi" nüfus yok?
- Binlerce yillik Çin kültürü hangi bitki ugruna neredeyse yikilacakti? Hangi bitki bu amacla kullanildi?
- Hangi bitki Amerika'yi (ABD) daha Katolik yapti?
Bu arada ilginc kitaplar ilginc sekillerde bulur beni. Bu kitabi da mahallenin kütüphanesinin eski ve fazla talep görmeyen kitaplarini sattigi bit pazarindan 1 Euro'ya aldim :) Arkasindaki ödünc alinma kartina bakilirsa 1988'den bugüne dek 7 kez ödünc alinmis. 8. okuyani da ben oluyorum sanirim :) Peh peh peh...Yüzüne bakilmayan sıkı kitaplar ve bestseller olan ivir zivirlar... Sonra da dünya niye böyle oldu diyoruz.






