ingiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ingiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Nisan 2017 Pazar
Korku Vadisi
Tal des Grauens
Arthur Conan Doyle
Elimdeki e-okuyucuya ücretsiz olarak indirebildigim ve uzun zamandir okumami bekleyen bir kitapti bu. Bir Sherlock Holmes Klasigi... Oglumun severek okudugu ??? Üc soru Isareti serisinde de bu kitaba ve bazi Sherlock Holmes karakterlerine gönderme vardi, ayrica merak ediyordum. Almancasini okudum; Ingilizce orijinali "The Valley of Fear" adiyla yayinlanmis. Türkcesi ise "Korku Vadisi" sanirim. Aslinda iki ayri hikayeden olusuyor denebilir. Bir simdiki zaman olayi ve bunun gecmisteki kaynagi seklinde. Her iki hikayede de kritik gercegi aciklanmadan anlayabildigim icin kendimle pek gururlandim :) Kitap e-okuyucu icin optime edildiginden okumasi pek keyifliydi; ayrica asagiya bir iki örnegini ekleyecegim gayet hos da cizimler vardi; cizimlerde karakterler kitapta tarif edildikleri sekilde canlanip karsimiza cikiyordu. Pek sevdim, giriste bir tek-adam-yayinevi islettigini belirten yayincinin eline saglik...
7 Mayıs 2016 Cumartesi
Yavaşlığın Keşfi
Die Entdeckung der Langsamkeit
Sten Nadolny
Ilk kez ne sekilde okuma listeme girdigini animsamiyorum. Galiba kütüphanenin katalogunda Kundera'nin Yavaslik'ini ariyordum da öyle karsima cikmisti. Epey bir zamandir okunmayi bekliyordu, ancak sira geldi.
Kitabin konusu gercek bir yasam öyküsüne dayaniyor. Alman yazar Sten Nadolny, Kuzey kutbundan dünyanin öte tarafina deniz üzerinden bir gecit arayan Ingiliz kasif Sir John Franklin'in ilginc yasamini anlatiyor bize. Internetteki biyografilerinde hic bahsedilmese de, kitapta anlatildigina göre John Franklin biraz "yavas" biri cocuklugundan beri. Düsünürken, hareket ederken, konusurken, algilarken yavas. O yüzden denizcilige ve kasiflige uzak gibi görünse de, bir ögretmeninin kendisinde isik görmesiyle donanmaya katiliyor, yavasligini bir avantaja ceviriyor. Nadolny de bu maceradan bir yavaslik güzellemesi cikariyor bize. Ister tipik bir deniz-kesif macerasi, ister 18.-19. yy Ingiliz tarihi, ister yavaslik güzellemesi niyetine...Okunasi bence. Roman okumakla ilgili bir sorunum oldugunu saniyordum. Bu kitapla bir kez daha anladim ki, hayir roman okuma sorunum yok. Fakat entellektüelin bunalimini anlatan romanlarla bi sorunum var. John Franklin'in hic bunalimi yok örnegin. Bunalacak zamani yok cünkü. O yüzden gayet rahat okudum :)
Aklimda kalan bir kac sey... Franklin'in kendini bir daga benzetmesi. "Savas icin hepimiz cok yavasiz, Sir" cümlesi. "Yola ulasmak icin hedef önemlidir" cümlesi...
Yavasligin Kesfi adiyla Türkce'ye de cevrilmis.
14 Şubat 2016 Pazar
Trendeki Kız
Trendeki Kiz
Paula Hawkins, Ithaka Yayinlari
"Trendeki Kiz"i trende okumanin ilginc olacagini düsünmüstüm ama trene varamadan dün okuyup bitirdim :) Elimizden birakamadigimiz kismi galiba dogru :)
Rachel'in eskiden oturdugu evin Megan'larin evine cok yakin olmasini biraz fazla tesadüf gibi görmüstüm, neredeyse "Türk filmi" gibi. Hikayenin gelisimi acisindan onun bir önemi varmis, peki.
Yine de trendeki kizin hikayedeki hic kimseyi tanimadigi ve sadece "trendeki şahit" oldugu bir hikayeyi daha heyecanli bulurdum sanirim. Bu türden benzerleri var. Agatha Christie'nin Bayan Murphie'li bir hikayesi var örnegin.
Hikayenin üc kadinin agzindan anlatilmasi ilginc de, ölen kadinin agzindan anlatilmasi biraz tuhaf miydi ne? Sadece Rachel'in agzindan anlatilmasi ilginc olurdu ama teknik olarak galiba mümkün degildi. Acaba yazar kadinlarin agzindan konusmak yerine hikayeyi kendisi, ücüncü tekil sahis agzindan anlatsaydi daha mi iyiydi?
Hikayedeki banliyo kadinlarinin anne olma, kadin olma, birey olma, özgür olma, es olma, kariyer kadini olma, ev kadini olma etrafinda dönen bunalimlari, ne bileyim biraz sıkıcıydı sanki.
Sonuna kadar herkesten süphelendik. Hatta Megan'in kendisinden bile... :) Bu acidan basariliydi. En sona varmadan katili anlamistik ama olsun, o kadar olur :)
Rachel'in aslinda işsiz olan bir commuter olmasi ilginc bir detaydi. Rachel'in Scott'un meslegi ve o kücük oda hakkinda yanilmasi ic rahatlaticiydi.
Bu türün severlerine ve baska türleri okuyanlardan arada kücük bir mola vermek isteyenlere mümkünse yolculukta, özellikle trende okunmasi tavsiye olunan kitaptir :)
4 Kasım 2015 Çarşamba
Afacan Beşler
Cocukken en severek okudugum kitaplardandi: Afacan Besler - Enid Blyton
Rüzgarli tepeler, acik hava, kayaliklar, okyanus kiyilari, yagmur botlari ve yagmurluklar, yürüyüsler, zencefilli kurabiye. Aklimda bunlar kalmis.
Uzun zaman önce kütüphanede gördüm, uzun zaman önce gözüme kestirip oglanin yasinin gelmesini bekledim.
Bir süre önce zamanidir deyip bir kütüphaneciye serinin neresinden baslayabilecegimizi sordum. Bir numara hala var miydi? "Maalesef en en eskiler artik yok. Ama surada derleme ciltleri var bir kac tane, eldeki en eskileri bunlardir sanirim" dedi. Onlarin da altincisi vardi bir tek o anda, onu aldim. Yanimda oglanin anaokulundan tanidigim bir anne vardi tesadüfen; "Aaa, Afacan Besler! Ben bunlarla büyüdüm" dedi heyecanla. Ortak bir heyecanla gülümsedik birbirimize. Anlasilan epey bir ülkede epey bir cocuk "bunlarla" büyümüstü :)
Bizim oglan da bunlarla büyümeye hevesli miydi? Sanirim derleme cildinin kalinligi biraz cekinmesine yol acti. Epey bir süre kitaba yaklasmadi. Gectigimiz günlerde hastalaninca oturup birlikte okuduk. Atesi varsa, keyifsizse, kendini nasil oyalayacagini bilemiyorsa, özellikle gecenin bir yarisiysa birlikte kitap okumak hem ona hem bana iyi gelir. Onun bagisiklik sistemine, benim de sinirlerime kendi kendilerini iyilestirmek icin biraz firsat tanir.
Okudugumuz ilk hikaye, tesadüf eseri cocuklugumda da okudugum hikayelerden biriydi. Ikimiz de okuyup bitirdigimizde, kizkardesim deniz fenerinden kayaliklardaki labirentli magaralara bir baglanti oldugunu kitabin o kismina gelmeden önce anladigini söylemisti de, kiskanclikla karisik bir hayranlik duymustum kendisine hatta. Bunca yil sonra bunu animsamak ne ilgincti. Yukaridaki gri hücrelerde galiba bütün cocuklugum hala kayitliydi.
Cocuklugumdan animsamadigim yeni izlenimlerim de vardi tabii.
Yetiskin gözüyle Profesör Kirrin tam sopalik bir adamdi bana kalirsa. Durmadan evi terörize eden profesör arkadasiyla kendisiydi. Sessizlik istiyorsa kalkip kendine sessiz bir ortam bulsundu. Gören de bu ikisini atom fiziginin derin mekanizmalarini aciklamakla mesgul sanirdi. Büyük olasilikla ugrastiklari konu incir cekirdegini doldurmazdi. Bayan Kirrin bence cok taviz veriyordu.
Johanna kitabin asil kahramaniydi. Görünüste bütün gün mutfakta birseyler pisirip tasirmakla mesgulse de; ne calisma odasinda büyük icatlarin, ne rüzgarli kayaliklarda büyük maceralarin pesinde olsa da, evet, asil kahraman oydu. Bütün ögünleri, krapfenli ve kurabiyeli ara ögünleri hazirladigi bir yana, afacan beslerin "Proviant"larini hazirlayip sepet sepet kutu kutu ellerine tutusturan da oydu. Bütün hikayelerde -evden ve Johanna'dan uzak da gecseler- onun karakterine karsilik gelen birisi mutlaka vardi. Bi ciftlik sahibinin karisi veya yatili bir binicilik kursunun sahibi olan kadin... Onlarin hepsine genel olarak Johanna diyoruz.
Georg bütün erkek gibi görünme ve davranma cabasina karsilik mizmizin tekiydi, Anne'den daha fazla kiz kaprisi yapiyordu.
Ayrica hikayelerin ikisinde daha erkek gibi olma - görünme cabasinda kizlar vardi. Ortalik asil adi Henrietta olan Henry'lerden, Harriet olan Harry'lerden gecilmiyordu. Acaba bunu o dönemin Ingiltere'sinde cinsiyetci sosyal rollere karsi bir direnisin baslangici gibi mi görmek gerekirdi?
Anne aslında bayağı sıkı bir kizdi. Haydutlarin elindeyken, magarada oturdugu yerde uyuyabilmesini ve deniz fenerinde mahpusken delirmeyip hala cay demlemeyi falan düsünebilmesini baska nasil aciklayabiliriz?
Cay demisken... Evet, her firsatta deli gibi cay iciyorlardi. Deniz fenerinde islerin en karistigi anlarin birinde Julius "kendime gelmem icin bi cay icmem gerek" diyordu. Sonra olay cözülüp dertler bittikten sonra olay mahaline gelen polise de hemen cay demleyip ikram ediyorlardi. Ingiliz olmak herhalde böyle bir seydi :)
Sicak yaz günlerinde hem dondurma, hem limonatayla serinlemeye kalkmalari belki biraz züppeceydi ve üstelik Cola da iciyorlardi. Neyse ki o kismi ben okudugum icin hemen filtrelemeyi basarmistim. Ne de sansürcü bir anneydim böyle :)
Ve haklisin Handancim, Afacan Besler odanin ortasina kendi piknik düzenini kurmadan cekilmiyordu. Bizim oglan her yemekten sonra karin agrisi cektiginden odasinda azar azar ama sürekli zarar vermeyecek seyler yiyip icme moduna girmistik. Su, elma suyu, muz, elma, cubuk kraker, etimek ve pirinc patlagindan olusan menüyle bir piknik ortami Afacan Besler'e eslik etmekteydi.
Kitabin sonuna dogru oglan kitabi elimden kapmis, bir kösede kendi kendine okuyarak demlenmekteydi :)
Bi de bunlarin gizli yedi olani mi vardi? ;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





