dokuma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dokuma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Eylül 2016 Pazar

bir köprüdür belki de...

Esyalarin da bir ruhu olduguna inananlardan misin, yoksa inanmayanlardan misin?

Ben esyalarin insan eli degdikce ruhlandiklarina inananlardanim.
Ne kadar cok insan eli, o kadar cok ruh.

Ben insanlarin da makina "eli" degdikce ruhsuzlandiklarina inananlardanim.
Ne kadar cok makina eli, o kadar az ruh.

Belki de insanin dünyadaki görevidir bu.
Esyaya ruh katmak.
 Insan bir ayagini esyaya, diger ayagini ruha uzatmis bir köprüdür belki de...







4 Haziran 2016 Cumartesi

Mümkünse kücük seyler...

Bu haftasonu güzel bir haftasonu olsun. Gazetelere az bakalim, haberleri az okuyalim. Biliyorum zor gözünü bazi seylere kapamak. Ben cok zorlaniyorum sahsen. Ama yine de bize iyi gelen seyleri paylasalim, büyütelim.

Güzel, naif bi sey görmek ve dinlemek istersen örnegin, suna bak; bak bakalim bu amatör müsamere havasi, bu altmislar,  senin icinde de bir yeri titretiyor mu? :



Amerika'da genc bi kadin cesitli sehirlerde dokuma kurslari veriyor. Gitmesek de, katilmasak  da fikirler edinebiliriz dersen, instagram hesabina bi ugra.


Cok uzun yillar boyunca erteledigim bi kitabi okuyorum su ara. Daha sonra detayiyla yazarim ama sen de cok ertelemek istemezsen bi bak bakalim nereden bulursun Bitmeyecek Öykü'yü...



Veya onu bulamazsan baska bi cocuk kitabini oku. Arada bir mutlaka icindeki cocuga kitaplar oku.

Acayip, pek biriktirilmeyen seylerin koleksiyonunu yap. Ben örnegin birbiriyle itistigi kapistigi iddia edilen kitaplardaki ortak cümlelerin koleksiyonunu yapiyorum. Kücük, gündelik, iyi haberlerin koleksiyonunu yapiyorum. Bi de cevremde gördügüm yüreklerin koleksiyonunu...:




Yaninda kücük bi defter tasi. Ne zaman gününü aydinlatan, sana iyi gelen bi sey görür veya duyarsan, hemen not et onu. Ne kadar kücükse o kadar iyi. Ne kadar kücükse o kadar önemli not düsmen, kayit altina alman:

 






Bi kusun sesini dinle. Varsa etrafindaki bi kusun, yoksa ac Youtube'dan dinle...

Cocuklugundan beri bildigin, hep kullandigin bir sözcügün kökenini arastir. Hangi dilden geliyor, hangi fiil kökünden? Cok zihin acicidir, yok düsündürücüdür. Cok rahatsiz edicidir bazen. Ama o rahatsizligi astiginda cok büyütücü, cok huzur vericidir. Inan.

Uzun zamandir tanidigin ama haber almadigin birinin ne yaptigini arastir. Ünlü biri olabilir, interneti kullan. Ilkokul arkadasin olabilir. Interneti kullan veya ortak arkadaslarina sor.

Kaliteli bi seyler kesfet. Duru, sade olsun; ama mutlaka özen gösterilmis, emek verilmis olsun. Bagirmasin, dikkat cekmeye calismasin ama dikkatini cektiginde "iste bu" dedirtsin. Biliyorum kolay degil. aramak bazen bosuna. Bu konuda güvenebilecegin tek sey  belki de tesadüflerdir. Tesadüflere güven. Onlarin seni ona götürecegine inan. Inan ki bulabilesin. Örnegin >>

Sen de bana fikirler versene. Günü ışıtan, anlam veren, yeni bir heyecana bulayan, büyüten seyler... Yikmayan seyler, bölmeyen seyler... Mümkünse kücük seyler...

19 Ekim 2015 Pazartesi

Hımmmm...

Himmm...
Sanki bir kac firin ekmek daha yedim.
Sanki bir yasima daha girdim.
Sanki biraz daha iyi anliyor ben...


Bu kez aralıklardan çift atkı ipliği gecirdim. Yani atki ipligi sayisini iki katina cikardim, araliklar da yariya inmis gibi oldu.  



En basindan bekledigim dokuma görüntüsüne sonunda ulastim; simdi hem atki, hem cözgü iplikleri görünüyor:



Atki ipliklerinin sıklıklarının önemli oldugunu anlamistim :) diyeyim de uzmanlari azicik gülsün :)
Ne yapayim, hepsini tek tek kendi kendime kesfediyorum, kendi capinda "auto didactus" bir dokumaciyim, San Diago'daki aplalar gibi dokuma dersi aldigim yok :)




Son zamanlarda aklima cok takilan bir sözü yeniden paylasayim bu arada :

Der Mensch webt seine Gewebe und die Zeit webt die ihren.
İnsan kendi ağını (dokusunu) örer, zaman da kendininkini...

Bir Alman kentinde, dokumacilar loncasina ait bir binanin duvarlarinda yazar. 
Düsündükce icimi titretir. 

Duvarlari konusan tarihi binalarimiz olsaydi, dokudugumuz toplumsal kumasin bizden önceki cözgü ipliklerinin yanindan gecebilir, elimizi uzatip dokunabilir olsaydik, bazi seyler farkli olur muydu?


 Daha sık atki ipligi meselesi de düsündürüyor beni. Atki ipliklerimiz kim (veya ne)? Sıklaşması gereken saflar mı var?



Ben bunları düsünedurayim, Cumartesi aksami hemen hic yapmadigim bir is yaptim. Oturdum bastan sona Cumartesi aksami filmini seyrettim: Marvin'in Odasi. Filmin sonunda Marvin'in odasindaki isik yansimalari düsündürdü beni, üc nesilin yüzü de isikliydi. Sonra yabanelma'm bir hikaye paylasmis instagramda, onu okudum. Atki ipliklerini cözer gibi oldum. Yani gercekten cözmedim tabii, sembolik anlamda. Onlar sıkı sıkı olmalı, cözülmemeli. Onlar yanyana durmali, kolkola girmeli. Araya bosluklar girsin istemiyorsan, tren istasyonlarinin önünde derin, cok derin ve sessiz, cok sessiz bosluklar olusmasini istemiyorsan, atki ipliklerini sıkı tutacaksın.

 Hayat bu demek, bundan baska hicbir sey degil. Baska renklerle kaynasmayi ögrenmen gerek. Hayat tek renkliligi kabul etmez, hayat sadece cözgü iplerinden dokunmaz, sadece atki iplerinden de dokunmaz. Hayat böyle kurulmadi. Baska renk olmayi istemiyor olabilirsin, her ne isen o olmaktan cok memnun olabilirsin, mesele degil. Baska renklerle yanyana ve güzel ve kendin gibi ve uyumla durabilmeyi ögrenmek demek. Tekrar tekrar söylemekten nefeslerimiz tikansa da, hayat bazen üstte kalma, bazen de alttan alma sanatini ögrenmek demek.  Ancak böyle, sadece böyle güzel olabilecegimiz sirrini cözebilmek demek.

"Eser"e oglan kum saati benzetmesi yapti. Cok itinayla eksiltip arttirmama ragmen kum saati neden böyle egri bügrü oldu bilmiyorum. Bu noktada düzeltme imkanim da yok. Sanirim egri bügrülük de hayata dahil. Adina entropi diyorlar, kapi gibi fizik yasasi. Insan zihninin elinde cetvelle dolasan ve kendi dogrusunun disina tasan herkesi ve herseyi maket bicagiyla bicip ativeren kismi bosuna ve termodinamigin ikinci yasasina karsi savasiyor. En yasamsal , en varolussal iplerimiz öylesine birbirine dokunmus ki, kendimizi de yaralamadan "arizali"yi bicip atmanin imkani yok.

Bugünlük de bu kadar olsun.
Cünkü söz tükendi. Dokudugu cercevenin dibine vardi.
Yasamin dokumasi ise baki.


30 Eylül 2015 Çarşamba

Eylül biterken...


Yenilen pehlivan gürese doymazmis. Haftasonundan beri ben de yine dokumakla mesguldüm. Bu seferkinin adi "deli kizin dokumasi". Yok, cok delice bir sey yaptigimdan degil, internette bu tür denemelerden yüz milyon tane var. Yine de kare ve ücgen yerine dogal sekiller diye belki. Yine de öyle iste...  


Bu sefer daha cok renk ve daha fazla  "o rengin arasina sundan, bu rengin arasina ondan" var. Ikinci deneme icin fena degil herhalde. Ama yok, hala olmuyor. Kismen cercevenin centiklerinin cok aralikli olmasindan kaynaklandigini farkettim. Daha kalin iplerle veya baska malzemelerle (rafya? bast?) daha iyi sonuclar alinabilecek belki. Bi de o renk gecislerindeki bosluk konusunu hala tam anlamamisim.



Arka tarafi da böyle oldu.


Sonra ben bütün o ipleri dügümledim, temizledim. Cerceveden de sagsalim cikarmayi basardim. Simdi geriye bu dokunmus parca ile ne yapilabilecegi sorusu kaldi. Duvara asmaktan baska? Yaptigim seylerin bir islevi olmazsa hosuma gitmiyor. Hatta normalde en basindan bir kullanim alani bulamazsam hic baslamiyorum. Zanaat zanaat icin olamiyor bende :) Bu dokuma islerinde sirf tekniğiğ biraz  cözebilmek adina islev bulmadan dokumus oldum. E, n'olucak bu simdi?

Neyse, dokuma isleri simdilik böyle. Biraz ara verip baska islere dönmeye karar verdim. Bu arada üc bes firin ekmek daha yiyeyim, sonra yine dönerim dokumaya.

Bu güzeli ilk pazartesi günü gördüm:


Fotograf makinesi yanimda degildi. Bitki fotograflamanin güzel yani, ertesi gün tekrar makineyle yanindan gectiginde genelde hala orada duruyor olmasi.

Akcaagaclar kizardi. Akdikenler, kusburunlari kizardi. Kayinlar ve atkestaneleri diplerine sanatlarini ve meyvelerini sacti. Bunlarin hepsini dün sabah serinliginde (birrr!!) nehir kenarinda yürürken gördüm. Bi de ögleden sonra Japon kirazlarinin yanindan gecerken farkettim: Bazilari yeniden cicege durmus. Agaclar bazen yapiyor bunu. Sonbaharda tekrar baharsiyorlar. Sanirim insanin gözüne herseyin zittini da barindirdigi bilgisini sokmak icin yapiyorlar. Sonbaharda cicek aciyorlar, yazin da yaprak döküyorlar bazen. Keske insanlar da yapabilse bunu. Sonbaharinda cicek acabilse. Ama abartmadan, zarafetle. Cok fazla fuşyaya, cingene pembesine bulanmadan. Japon kirazlari gibi...

Eylül, sen de bitiyor musun bu arada? Sana ben tesekkür ederim. Harika bir otuz gündü bu gecen. Renkler, ipler, kagitlar, boyalar, temize cekmeler, hesaplasmalar, siirler, sarkilar, cicekler, böcekler, tarcinlar, elmalar... Yeterince Eylül'düm sanirim. Ama daha bitmedi, yarindan itibaren birazcik da Ekim'eyim  ben :)

Eylül'de yaptigim en iyi islerden biri, sanirim FB'u dondurmakti. Mecra kritigine baslamayacagim, hayir. Belki de mecranin kendisinde bir sorun yok. Sorun onu nasil kullandigimizda. Hesabi dondurmadan önce epey ceki düzen vermistim. Tatilden döndügümde temiz, derli toplu bir ev bulan insanlar gibi görece derli toplu bir FB hesabi bulacagim. Yükledigi negatif enerjiye gelince, onun kültürel bir sorun oldugunu saniyorum. Bir Japon'un, bir Paraguayli'nin, bir Isvicreli'nin FB hesabi bu kadar negatif yükleme yapar mi ki? Merak ediyorum.  

Bugün kapanisi neyle yapayim diye düsündüm, düsündüm; karar vermem zor oldu. Üstelik tekrara da düsmüs olabilirim.

 

27 Eylül 2015 Pazar

Kolkola dokuma

Persembe - Cuma günlerini  -büyük balkon aksiyonunu saymazsak, ki bes yilin balkon temizligiydi, sayalim bence- bu isle gecirdim. Dokuma teknikleri dersine calisiyorum :) Introduction to Weaving - 101 :) Cocugu okuldayken, felsefeden dokumaya, botanikten quantum fizigine  kendi ögreneceklerini kendi kendine ögrenen "okulsuz egitim annesi"yim :) 

Malzeme konusunda destek yine oglanin ögretmenlerinden. Bu dokuma cercevesi setini anaokulunda dokuma islerine el attiklari sira, ögretmen tavsiyesiyle almistik. Oglanin ögretmenleri olmasa benim elisi proceleri arac gerec acisindan öksüz kalirdi, halim nice olurdu :)


Cercevenin iki kenarina takilan metal cubuklar bi harika. Dokuma isinin kenarlardan ortaya dogru büzülmesini önlüyorlar. Iste bu islere iptidai kosullarda baslamanin iyi yani bu. Sonra her teknik gelisme asamasinda "aa, bu bi  harika!" deyip seviniyorsun :) Esere, eser denirse tabii, "Hindiba'nin dokuma ying-yang'i" adini verdim. Her rengin arasina baska renkli parca, desen katmaca teknigini denemek istemistim cünkü.


Yalniz bu boslugu sevmedim. Bu bosluk beni cok düsündürdü, bana cok ders oldu. Sunu düsündüm: Herkes sirtini ötekine dönüp kendi yoluna gidince olmuyor. O zaman iste böyle arada bir bosluk doguyor. Fizik kanunlari geregi her bosluk dolmak egilimindedir. Sonra o boslugu neyin veya kimin dolduracagini Allah bilir. Sonuc hic hosuna gitmeyebilir. O yüzden dönüp kendi yoluna gidecek bile olsan, önce "öteki"nin koluna bir kolunu atmadan, kolkola girmeden gitmemeli. Sonucta "öteki" kardesindir, komsundur, "your next"tir. Daima. Bu hatayi ikinci ücgende tekrarlamadim. Sonucta pembeyle, onun  icindeki beyaz ücgen arasinda böyle bir bosluk olusmadi bu yüzden.  



Fakat yine de dokumacilik zor ismis. Özellikle bitirip cerceveden cikardiktan sonraki kismi beni asti. Yok, yapamadim. Asagidaki fotograftan sonra isler sarpa sardi. O temel ipleri (cözgü iplikleri) püskül yapmayi sevmedigimi söylemistim. Onlar  arkaya edeplice nasil gizlenecek, biten dikdörtgenle ne yapilacak diye debelenirken bütün isi bozdum. Bu asamada tüm dokumacilara saygi, selam gönderdim. Hepsi büyük isler kotaran ustalar. Cin mali tisörte bile saygim artti. Benim daha kirk bilmem kac firin ekmek yemem gerek. Bu acidan cok verimli bir denemeydi :)


23 Eylül 2015 Çarşamba

Döne döne dokuma

Hindiba'nin eylülmek procesi kapsaminda, örmek, dikmek, dügümlemek, dokumak falan filan tekniklerini calismaya devam ediyoruz :) Bu kez döne döne dokuyoruz. Bir yandan psişik, kozmik ve dogal döngüleri calisacagiz cünkü. 

Yuvarlak kalibi hazirlamak zor degil. Evdeki "bi gün lazim olur" denerek bir kenara sokusturulmus kartonlardan birini cikarip, tabak kapatiyoruz üstüne. Kesiyoruz. Sonra kenarlarina yaklasik esit araliklarla ve MUTLAKA tek sayida kesiler atiyoruz. Bu kalip daha sonra tekrar tekrar kullanilabilir. Malzeme olarak yün vb.de kullanilir, daha önce onlarla denedim ama örnegin bardak altligi yapacaksak isiya ve siviya dayanikli bir malzeme daha iyi. O yüzden bu kez "kagit rafya" / "bast" gibi bir malzeme kullaniyorum ben. 

Bu ilk fotograftaki merkezden gecen temel ipleri nasil gecirdigimi fotograflamamisim. Internette bulunabilir, veya ben merak edene bi ara detayli anlatabilirim. Neyse...



Merkezden baslayarak rafyayi bir alttan bir üstten gecirerek dokumaya basliyoruz.  Baslangicta biraz zor oluyor, ortaya da bir sey cikmiyor gibi görünüyor. Bu noktada cok takilmayip devam etmeli. Kullandigim metal aleti oglanin elisi ögretmeni okuldaki dokuma projeleri icin aldi cocuklara. Sene sonunda ben sahiplendim :) Dokumanin her türlüsünü , özellikle kagit dokumayi cok kolaylastiriyor.

Bu arada merkez... Merkez önemlidir. Döngüler hep bir merkezden baslar, veya eninde sonunda bir merkeze ulasir. Doga merkezin cevresinde dönüp durma fenomenleriyle doludur. Icinde yüzdügümüz galaksiden papatyaya kadar. Merkezi bilmek, nereden geldigini veya nereye gittigini bilmektir. Insana genellikle rastgele bir A noktasindan rastgele bir B noktasina gittigini ve bunu düz bir cizgi üzerinde yaptigini söylerler. Oysa merkezden gelip merkeze dogru gideriz. Merkez önemlidir, merkeze bi mim koyalim :)


Bir alttan, bir üstten alarak merkezin etrafinda dönüyoruz. Bir alttan bir üstten almak da önemlidir. Bir basina degilsen, ikiysen veya milyonsan, hep sen üste cikamazsin. Bazen altta kalmayi, bazen alttan almayi deneyimlemen gerekir. Hep sen üstte kalirsan, hep ben alttan alirsam tutunamayiz. Bir olamayiz.


Böyle sonsuza kadar dönebiliriz aslinda :) Matematiksel acidan hic bir engel yok. Yalnizca basladigimiz merkezi hic unutmayalim. Unutursak bir süre sonra , dairenin coook genisledigi ve ufkumuzu astigi bir noktada, A'dan B'ye giden dümdüz bir cizgide öööyle yürümekte oldugumuzu saniriz. Bir döngünün parcasi oldugumuzu, dönmekte oldugumuzu gözden kaciririz. 

Böyle sonsuza dek dönerken bazen dokumaci renk degistirebilir. Dokumacinin islerine karisilmaz. Renk degisikligi iyidir. Yeni rengin rafyasini eskisinin arasina katistirivermek yeterli. Baglamak dügümlemek gerekli degil.  Döndükce onlar birbirini tutacak. 
   
 Matematiksel olarak sonsuza dek dönebilsek de, burasi Pisagoristan degil :) Matematiksek sonsuzlukta degil, fiziksel sınırları olan bir dünyada yasiyoruz. Tabagin capi bu döngüde sınırımızdir. Eger bir bardak altligi yapiyorsak, aklimiz daha önce durmayi da tavsiye edebilir.


O zaman kartonun arkasini cevirip arkadaki baglari teker teker keseriz. (Ben yanlislikla biraz kisa kesmisim bu kez, daha uzun olmali)  Döngülü dokumayi kartondan ayiririz. Pembe bir günesimiz olur. Duvara asabiliriz :) Uclari birbirine baglayarak hem sökülmesini engeller, hem de sekil yapabiliriz.


Veya benim gibi o uclardan hoslanmiyor, geriye tam bir daire kalsin istiyorsak, uclari geriye dogru katlar, arka taraftaki atkilarin icinden geciriveririz.



Bugün 23 Eylül, astronomik olarak sonbaharin basladigi gün. Döngülerden, her dairenin bir noktada mutlaka  "asagiya" dogru sallandigindan, bazen altta kalmanin da dogala ait oldugundan bahsetmek icin sanirim iyi bir gün :)

7 Eylül 2015 Pazartesi

Alttan alıyorum, üstten alıyorum





Bi alttan aliyorum, bi üstten aliyorum. Bi alttan aliyorum, bi üstten aliyorum. Kagit demiyorum, kumas demiyorum, rafya demiyorum, hepsini katip katistiriyorum. Kirmizi demiyorum, mavi demiyorum, sari demiyorum, hepsini katip katistiriyorum. Bi tek ilk satirda yapistirdim, bi alttan bi üstten gectikleri icin öyle saglam oluyorlar ki, artik onlari hicbir sey kolay kolay ayiramaz saniyorum. Sonunda ortaya iyi bir sey cikacagini saniyorum.

16 Aralık 2010 Perşembe

Dokumacilar evinin söyledigi...


Zwischen Handwerk und Maschinenzeit liegt der Weberkampf und Leid.
El emegiyle makina zamanlari arasinda dokumacinin mücadele ve kederi yer alir.  

Binanin adi "dokumacilar evi".
Dokumacilar loncasi olsun diye insa edilmis en basinda, yüzyillar önce. Yikip yikip yeniden yapmislar.
Kastedilen "makina zamanlari" 19. yüzyil bu arada, endüstrilesme cagi.

Bir de fotografini cekmedigim bir cümle var baska bir cephesinde binanin:

Der Mensch webt seine Gewebe und die Zeit webt die ihren.
İnsan kendi ağını (dokusunu) örer, zaman da kendininkini...

Konusan evleri seviyorum.