kış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2017 Cumartesi

Aralık'a örüyorum



Sökmedim, hala örüyorum :)
Ağustos'un sıcağında, Ağustos'un sıcağını,  Aralık'a örüyorum.
İçimde renkler...

Yalniz bugünden itibaren hava da iyice sogudu. Annem "Eylül'ün yarısı kış" der her zaman; buradaki yaşıtı teyzeler ise "Ağustos'un yarısı kış" diyorlar. Bundan sonra belki de sadece bir Golden Oktober umabiliriz. Daha perdeleri yıkayacaktım ama ben ya.... :(

4 Mart 2017 Cumartesi

Fark ettim.



Bu göğü ve bu agacı sevdigimi farkettim. Bu anı ve bu kareyi sevdigimi farkettim. Bu gökyüzündeki geçen kışa bakıp "bu da geçiyor" demeyi, bu daldaki gelecek yaza bakıp "bu da geçecek" demeyi... Bu uzatmalari, bu iki ileri bir gerileri, bu zıtlarin valsini seyretmeyi, baharin böyle birden gelmeyisini, kisin böyle ha deyince gitmeyisini... Alistigimi farkettim.

(Instagram'dan arsive)

6 Ocak 2017 Cuma

Portakal, karatavuk ve kalpler


Bu gece -18'i gördük. Yilin en soguk günü. "Axel" gelip gecerken soguk vuruyor elbet. Fakat dün sabah 06:00'da kapidan kör karanliga ciktigimda burnuma taptaze bir hava carpti. Geceleri sanki dünya yeniden ve tertemiz yaratiliyor. Sonra biz insanlar gün icinde kirletiyoruz dünyayi. Sonra ertesi sabah yeniden... Böyle sabahlarda aciklamasi zor, biliyorum ama hava portakal kokuyor.  Karanlikta duraga dogru yürürken nasil olup da Orta Avrupa'da, kis ortasinda ve sabahin köründe burnuma portakal kokusu carpabildigine sasiyorum, yanit bulamiyorum. Bazi seylere yanit bulamiyorum. Havalar iyice soguyana kadar, yaklasik Aralik basina dek, bana pek cok  sabah duraga yürürken hep ayni bir kac metrede eslik eden bir karatavuk bey vardi. Bu aralar o da görünmüyor. Nerelerde kimbilir , ama mutlaka ümitle, ve hatta ümit de ne kelime, ümite gerek duyurmayan bir güvenle bahari bekliyor. O zaman bulusacagiz :) O zamana dek kalpler örelim...  

28 Şubat 2016 Pazar

Ağustos böceği

...her sabah duragin önünden geciyor. Ya da ben duraga yürürken yanimdan. Hangimizin erkenci olduguna bagli. Baslarda yüzünü göremiyordum karanlikta. Günün daha aydinlik saatlerinde yolda karsilassak taniyamam galiba diyordum; komik geliyordu. Ögrenci oldugunu saniyordum. Ama bisikletini taniyor(d)um. Dislilerinden birinde, zincirinde, ne bileyim bir yerinde bir sorun var. Tamir edilmemis. Belki edilememis. Pedala her basisinda belli bir ses cikariyor. Iste o sesi agustos böcegine benzetiyorum. Pedala bastikca...bastikca...bastikca.. sanki yakinlarda bir yerlerde bir agustosböcegi ötüyor. Sanki kis ortasinda degiliz gibi geliyor. Sanki yaz ortasinda ılık bir aksam gibi oluyor. Sanki ısı birden bir kac derece yükseliyor. Kisacik bir süre icin.... Sonra agustos böcegi uzaklasip gidiyor. Kis geri geliyor.

Thoreau iyilikten ve iyi insandan bahsederken "...kendisine hicbir seye mal olmayan, farkinda bile olmadigi bir özelligi olmali" diyor ya, agustosböcegi yanimdan gecerken hep bunu animsiyorum. Bana yaptigi iyiligin farkinda mi merak ediyorum. Dünyaya bu türden bir iyiligim dokunsun cok istiyorum.

Günler uzadigindan beri yüzünü de biliyorum. Galiba ögrenci degil...

--biriktirmeden--

29 Aralık 2014 Pazartesi

Deli

Disarida isi sifirin altinda, kar yagiyor, rüzgar da bi güzel savuruyor onlari. Pencereden burnumun ucunu cikarasim bile yok. Fakat 3 gün önceden söz vermisim, mecbur kütüphaneye gidecegiz. Kat kat giyinip cikiyoruz yola. Tramvayda diyorum ki; "bakalim bizden baska kac deli daha var bu havada cikip kütüphaneye giden..."
Kütüphaneden iceri girince, aa, bir de ne göreyim, bizim sehrin delisi! Yaz kis sokaklarda Noel sarkilari söyleyerek dolasan bi adam. Giristeki genis alanda dikilmis, sanki gelenleri karsiliyor. Yüzünde de böyle bi hafif gülümseme...
Önce "ah hah hah , bak en az üc deliymisiz" dedim, güldüm gectim. Sonra düsündüm de, yok deli degil bu adam, gayet akilli. Bu havada kapisindan iceri girilince "buyur, ne istiyosun, niye geldin, ne yapacaksin, ne alacaksin?" diye sorulmayan sehirdeki yegane yeri bulmus...

21 Aralık 2014 Pazar

Bugün ayaklarimizin karanligin en dibine vurup, yukari yükselmek icin ivme aldigi gün...
Bugün her karanligin bir aydinliga, her kisin bir ilkbahara gebe oldugunu anladigimiz gün...
Bugün "bu da gecti"nin günü...
Üc gün sonra gectigi gözlere görünür olacak. O zaman mutlu dogum kutlamalari baslayacak.
Bugün sarkacin ucunun umutsuzluga dokundugu gün. Ki oradan biliyoruz, sadece oradan biliyoruz bir gün de umuda dokunacagini...
Bugün her inisin bir cikisi oldugunu anlayip sevinme, her cikisin bir inisi oldugunu anlayip düsünme günümüz.

Kutlu olsun, mutlu olsun, umutlu olsun.

29 Kasım 2014 Cumartesi

Gördüm.

Fotograf makinem yanimda degildi, hicbirini cekemedim; söze döküyorum:

Sislere gömülmüs bir irmak gördüm.
Kiyisinda kahkahalar atan ördekler vardi.
Bütün yapraklarini dökmüs, meyvelerini özenle saklamis bir cakal erigi gördüm.
Üstünde sessizce duran bir karatavuk vardi.
Akciger bronslarini andiran ya-ş-ık agacları gördüm.
Dallarinda önemli bir haberi birbirlerine duyuran kargalar vardi.
Hoplayip duran, cok cocuk duruslu bir cocuk gördüm.
Üzerine ne kış konabiliyordu, ne karanlik, ne sis.
"Ne diyor bu kargalar?" diye sordu çocuk.
Ne yanit verecegini bilemeyen bir kadin gördüm.



28 Kasım 2014 Cuma



Bunun bi de "One Love"lı versiyonu vardı ama karanlık kış günlerinde gözüm daha cok bunu görüyor :)