Cay üzerine ne cok söz söylenmis :
"Cay bir ritüele dönüstügünde, kücük seylerde büyüklügü görme yeteneginin özünü olusturur....Yani cay seremonisi yasamimizin absürdlügünü gözle görünür bir harmoniye cevirebilme gibi olaganüstü bir güce sahiptir. Evet, dünya bosluga yönelmistir, kayip ruhlar güzelligin ardindan aglar, anlamsizlik bizi sarip sarmalar. Öyleyse bir fincan cay icelim. (Böylece) sessizlik cikar öne, insan disarida esen rüzgari ve hisirdayan sonbahar yapraklarini duyar, kedi ilik bir isigin altinda uyur. Ve her yudumda zaman kendini yüceltir."
(Kirpinin Zarafeti)
çay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Ekim 2017 Pazartesi
13 Ekim 2017 Cuma
Sekinet
Az önce okudum: Bir arkadasim (ki bunu okuyunca kendini bilecek) yakin bir arkadasini kaybetmis. Bir tanidigi da ona bassagligi dilerken "ruhunuza sekinet dilerim" yazmis. Ne ince dilek, ne etkileyici bir söz bu "sekinet". Beynimde zincirleme reaksiyon yaratti. Ilk kez bir Fromm kitabinda İbranice kardeşine rastlamıştım: Sakinah. Ne demekmis diye bakınca bildiğim benzer sözcükler olduğunu görmüstüm. Bi vakitler adi huzur ve barış anlamına gelen bir semtte oturmustum. Daha önceleriydi; isminde "Frieden" geçen bir duraktan tramvaya binerdim. Bundan öncesiydi; okudugum bazi kitaplar "dinginlik"ten bahsederdi. Daha da önceleriydi; sokakta bir komşu gördü mü "annene selam söyle cocugum" derdi. "Sakin" sokaktı o zamanlar oturduğumuz sokağın adı. Ondan da önceleriydi TRT sunucuları programları kapatırken "esenlik" dilerdi...
Cok cok sonralarıydı ben bi çay içip, bu fotografı çekip altına bi yerlerde (burada mıydı ki? arşivde bulamadım?) şunları yazmıştım:
----
"Es gibt keinen Weg zum Frieden. Frieden ist der Weg."
Frieden: Peace ama beyaz güvercinlisinden degil tam, biraz sükunet ve ic huzuru, böyle biraz tranquility, biraz Stille var icinde. Araplar selam, Ibraniler shalom diyor. Bazen Türkce medya dilinde esenlik diye gectigi de oluyor. Programi kapatirken dileniyor. Oysa kazin ayagi öyle degil, programin kapanışı degil annem o, programın ta kendisidir. Cümleye göre... "Barışa giden bir yol yok, barış yolun kendisidir."
----
Bütün bunlar kardes sözcükler. Arasan bütün dillerde bulursun. Ve cok önemli bir şey di(li)yorlar.
Ve çok içimden geldi şu an; çevremizde hiç kimsecikler ölmeden, hepimizin ruhuna sekinet diliyorum.
4 Kasım 2015 Çarşamba
Afacan Beşler
Cocukken en severek okudugum kitaplardandi: Afacan Besler - Enid Blyton
Rüzgarli tepeler, acik hava, kayaliklar, okyanus kiyilari, yagmur botlari ve yagmurluklar, yürüyüsler, zencefilli kurabiye. Aklimda bunlar kalmis.
Uzun zaman önce kütüphanede gördüm, uzun zaman önce gözüme kestirip oglanin yasinin gelmesini bekledim.
Bir süre önce zamanidir deyip bir kütüphaneciye serinin neresinden baslayabilecegimizi sordum. Bir numara hala var miydi? "Maalesef en en eskiler artik yok. Ama surada derleme ciltleri var bir kac tane, eldeki en eskileri bunlardir sanirim" dedi. Onlarin da altincisi vardi bir tek o anda, onu aldim. Yanimda oglanin anaokulundan tanidigim bir anne vardi tesadüfen; "Aaa, Afacan Besler! Ben bunlarla büyüdüm" dedi heyecanla. Ortak bir heyecanla gülümsedik birbirimize. Anlasilan epey bir ülkede epey bir cocuk "bunlarla" büyümüstü :)
Bizim oglan da bunlarla büyümeye hevesli miydi? Sanirim derleme cildinin kalinligi biraz cekinmesine yol acti. Epey bir süre kitaba yaklasmadi. Gectigimiz günlerde hastalaninca oturup birlikte okuduk. Atesi varsa, keyifsizse, kendini nasil oyalayacagini bilemiyorsa, özellikle gecenin bir yarisiysa birlikte kitap okumak hem ona hem bana iyi gelir. Onun bagisiklik sistemine, benim de sinirlerime kendi kendilerini iyilestirmek icin biraz firsat tanir.
Okudugumuz ilk hikaye, tesadüf eseri cocuklugumda da okudugum hikayelerden biriydi. Ikimiz de okuyup bitirdigimizde, kizkardesim deniz fenerinden kayaliklardaki labirentli magaralara bir baglanti oldugunu kitabin o kismina gelmeden önce anladigini söylemisti de, kiskanclikla karisik bir hayranlik duymustum kendisine hatta. Bunca yil sonra bunu animsamak ne ilgincti. Yukaridaki gri hücrelerde galiba bütün cocuklugum hala kayitliydi.
Cocuklugumdan animsamadigim yeni izlenimlerim de vardi tabii.
Yetiskin gözüyle Profesör Kirrin tam sopalik bir adamdi bana kalirsa. Durmadan evi terörize eden profesör arkadasiyla kendisiydi. Sessizlik istiyorsa kalkip kendine sessiz bir ortam bulsundu. Gören de bu ikisini atom fiziginin derin mekanizmalarini aciklamakla mesgul sanirdi. Büyük olasilikla ugrastiklari konu incir cekirdegini doldurmazdi. Bayan Kirrin bence cok taviz veriyordu.
Johanna kitabin asil kahramaniydi. Görünüste bütün gün mutfakta birseyler pisirip tasirmakla mesgulse de; ne calisma odasinda büyük icatlarin, ne rüzgarli kayaliklarda büyük maceralarin pesinde olsa da, evet, asil kahraman oydu. Bütün ögünleri, krapfenli ve kurabiyeli ara ögünleri hazirladigi bir yana, afacan beslerin "Proviant"larini hazirlayip sepet sepet kutu kutu ellerine tutusturan da oydu. Bütün hikayelerde -evden ve Johanna'dan uzak da gecseler- onun karakterine karsilik gelen birisi mutlaka vardi. Bi ciftlik sahibinin karisi veya yatili bir binicilik kursunun sahibi olan kadin... Onlarin hepsine genel olarak Johanna diyoruz.
Georg bütün erkek gibi görünme ve davranma cabasina karsilik mizmizin tekiydi, Anne'den daha fazla kiz kaprisi yapiyordu.
Ayrica hikayelerin ikisinde daha erkek gibi olma - görünme cabasinda kizlar vardi. Ortalik asil adi Henrietta olan Henry'lerden, Harriet olan Harry'lerden gecilmiyordu. Acaba bunu o dönemin Ingiltere'sinde cinsiyetci sosyal rollere karsi bir direnisin baslangici gibi mi görmek gerekirdi?
Anne aslında bayağı sıkı bir kizdi. Haydutlarin elindeyken, magarada oturdugu yerde uyuyabilmesini ve deniz fenerinde mahpusken delirmeyip hala cay demlemeyi falan düsünebilmesini baska nasil aciklayabiliriz?
Cay demisken... Evet, her firsatta deli gibi cay iciyorlardi. Deniz fenerinde islerin en karistigi anlarin birinde Julius "kendime gelmem icin bi cay icmem gerek" diyordu. Sonra olay cözülüp dertler bittikten sonra olay mahaline gelen polise de hemen cay demleyip ikram ediyorlardi. Ingiliz olmak herhalde böyle bir seydi :)
Sicak yaz günlerinde hem dondurma, hem limonatayla serinlemeye kalkmalari belki biraz züppeceydi ve üstelik Cola da iciyorlardi. Neyse ki o kismi ben okudugum icin hemen filtrelemeyi basarmistim. Ne de sansürcü bir anneydim böyle :)
Ve haklisin Handancim, Afacan Besler odanin ortasina kendi piknik düzenini kurmadan cekilmiyordu. Bizim oglan her yemekten sonra karin agrisi cektiginden odasinda azar azar ama sürekli zarar vermeyecek seyler yiyip icme moduna girmistik. Su, elma suyu, muz, elma, cubuk kraker, etimek ve pirinc patlagindan olusan menüyle bir piknik ortami Afacan Besler'e eslik etmekteydi.
Kitabin sonuna dogru oglan kitabi elimden kapmis, bir kösede kendi kendine okuyarak demlenmekteydi :)
Bi de bunlarin gizli yedi olani mi vardi? ;)
17 Eylül 2015 Perşembe
Hayyamlı müzik, tarçınlı çay, çiçekli kart, akdikenli kaldırım
Ben sözde oraya buraya -bana iyi gelen seyler- birakacaktim degil mi?
Islere daldim, pek birakamadim.
Simdi gelsin...
Biraz sarki, biraz siir, biraz renk, biraz fikir.
Sözler de cok güzel ve bir Hayyam siirinden devsirme; o da hemen suracikta dursun:
"seher yeli eser yirtar etegini gülün
güle baktikca cirpinir yüreği bülbülün
sen şarap içmene bak, çünkü nice gül yüzler
kopup dallarindan toprak olmadalar her gün"
"bu yildizli gökler ne zaman basladi dönmeye
ne zaman yikilip gidecek bu güzelim kubbe
aklin yollariyla ölçüp biçemezsin bunu sen
mantiklarin, kiyaslarin sökmez senin bu işte"
"bulut gecti, gözyaşlari kaldi cimende
gül rengi şarap içilmez mi boyle günde?
bugün bu çimen bizim, yarin kim bilir kim
gezecek, bizim topragin yeşilligince"
Islere daldim, pek birakamadim.
Simdi gelsin...
Biraz sarki, biraz siir, biraz renk, biraz fikir.
- Tarcinli cay demlikte demini alirken...
- Biz simdi sunu dinleyiverelim :
"seher yeli eser yirtar etegini gülün
güle baktikca cirpinir yüreği bülbülün
sen şarap içmene bak, çünkü nice gül yüzler
kopup dallarindan toprak olmadalar her gün"
"bu yildizli gökler ne zaman basladi dönmeye
ne zaman yikilip gidecek bu güzelim kubbe
aklin yollariyla ölçüp biçemezsin bunu sen
mantiklarin, kiyaslarin sökmez senin bu işte"
"bulut gecti, gözyaşlari kaldi cimende
gül rengi şarap içilmez mi boyle günde?
bugün bu çimen bizim, yarin kim bilir kim
gezecek, bizim topragin yeşilligince"
- Bizim burada henüz bulut gecmedi, cimen gözyaslarini beklemede. Agac dallari sonsuz askin dansinda, gömleklerini yirtmakla mesgul yel. Yağmur az sonra, tahminen ben cayimi yudumlarken...
- Evvelsi günün "akıl koruyan"ı ; kagitla ipi kumasi eninde sonunda bulusturacagimi biliyordum:
- Bugünün "kaldırımda karşıma çıkan"ı
- 'proce'de son durumlar: Komsularla ortak kullandigimiz cati katina en cok bizim yayildigimizi farkettigimden oraya bir el atmam gerekiyordu. Bugün bir kac büyük kavanozu atarak basladim. Insanlik icin kücük, benim icin büyük bir adim. Bu artık mevsimlik degil, yillik proce :) Biraz da dosya, klasör isleriyle ugrastim. Daha da önemlisi kafamin bazi klasörlerini de düzene koydum bu arada :)
22 Ağustos 2015 Cumartesi
Çayını iç de öyle gel :)
Batili bir bilgin bir Zen ustasindan bütün sorularina yanit almak istegiyle ziyaretine gitmisti. Zen ustasi yabanci adami selamladi ve kücük bir masaya davet etti. Adam yasamin anlamina dair kafasinda bir dolu soruyla sabirsizca ustayi bekliyordu. Usta konugundan özür dileyerek, sorularina yanit vermeden önce cay demlemek istedigini söylemisti. Batili ziyaretci gittikce sabirsizlandi. "Bütün bu yolu, buraya gelip de cay icmek icin asmadim" diye düsünüyordu kizginlikla. "Büyük olasilikla bir usta bile degil" diyordu icinden ve kendini sorularina yanit bulamamis olarak hayal kirikligiyla dönüs yolunda düslüyordu. Henüz bu düsüncelerini bitirmemisti ki, Zen ustasi karsisina dikildi ve elle islenmis bir fincana taze demlenmis cayi dökmeye basladi. Fincan doldugunda demligi kaldirmadi, fincana cay doldurmaya devam etti. Cay tasti, yere dogru dökülmeye basladi. " Durun !!" diye seslendi batili konuk, "fincanin dolu oldugunu görmüyor musunuz?". "Evet, öyle" dedi Zen ustasi, "bu fincan da beklentiler, hayaller ve fikirlerle dolu aklin kadar dolu! Sana nasil bir sey ögretebilirim ki? Simdi git ve fincanin bosaldiginda yine gel!"
Dipnot: Sırf bu çay meselleri yüzünden gidip bir Zen ustasina çırak yazilacagim!
Dipnot: Sırf bu çay meselleri yüzünden gidip bir Zen ustasina çırak yazilacagim!
20 Mayıs 2015 Çarşamba
Bi bardak çay al!
Bi keresinde Joshu yeni bir keşişe sormus:
"Daha önce hic buraya gelmis miydin?"
"Evet efendim" diye yanitlamis kesis, "gelmistim"
Bunun üzerine Joshu "bi kase cay al" demis (e, kaseyle iciyorlar tabii, fincanla, ince belliyle falan degil :)
Daha sonra bir kesis daha gelmis , Joshu ona da ayni soruyu sormus:
"Daha önce hic buraya gelmis miydin?"
Bu kez yanit öncekinin tam tersiymis: "Daha önce hic gelmemistim efendim."
Yasli usta yine de önceki gibi karsilamis bu yaniti:
"Bi kase cay al."
Iki keşiş gidince manastirin yetkili kesisi Inju sormus: " Nasil oluyor da her biri baska türlü yanit veren iki kesise de cay ikram ediyorsun?"
Joshu "O Inju!" demis yüksek sesle. Inju hemen yanit vermis: "Evet, usta!!"
Bunun üzerine Joshu demis ki:
"Bi kase cay al."
Kissadan hisse:
Bi yere gitsem, ne söylersem söyleyeyim, 'Otur, bi bardak çay iç' deseler. Ev gibi valla...
4 Ocak 2015 Pazar
Insanligi etkileyen bes bitki
- Neden Seylan kahvesi degil de, Seylan cayi iciyoruz?
- Neden Amerika'nin kesfinden itibaren kölelik sorunu Amerikan yerlileri üzerinden degil Afrikalilar üzerinden gelisti?
- Neden Karibikler de "siyah" nüfus var ama "kirmizi" nüfus yok?
- Binlerce yillik Çin kültürü hangi bitki ugruna neredeyse yikilacakti? Hangi bitki bu amacla kullanildi?
- Hangi bitki Amerika'yi (ABD) daha Katolik yapti?
Bu arada ilginc kitaplar ilginc sekillerde bulur beni. Bu kitabi da mahallenin kütüphanesinin eski ve fazla talep görmeyen kitaplarini sattigi bit pazarindan 1 Euro'ya aldim :) Arkasindaki ödünc alinma kartina bakilirsa 1988'den bugüne dek 7 kez ödünc alinmis. 8. okuyani da ben oluyorum sanirim :) Peh peh peh...Yüzüne bakilmayan sıkı kitaplar ve bestseller olan ivir zivirlar... Sonra da dünya niye böyle oldu diyoruz.
13 Ocak 2011 Perşembe
Ictigim caylar bana bir sey söyler gibi...
Bugünkü birinci cayimin bana söyledigi: "Sadece hedefi bilen kisi yolu bulabilir." ("Nur wer das Ziel kennt, findet den Weg.")
Bugünkü ikinci cayimin söyledigi:: "Hafif yasa." ("Lebe leicht")
Bir cay daha icsem dogru yolu bulacagim galiba...
Bugünkü ikinci cayimin söyledigi:: "Hafif yasa." ("Lebe leicht")
Bir cay daha icsem dogru yolu bulacagim galiba...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


