hastalik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hastalik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2017 Pazar

Böyle bir gün...

Bugün bogazim agriyor, kendime grip cayi yaptim, ictim.

Bugün oglan bir dogum gününe davetli ve gitmek icin sabirsizlaniyorken, onu oyalamak icin oyun uydurdum. Bir ülkenin baskentini soruyoruz birbirimize; sonra da o ismin nereden geldigine dair tamamen uydurmaca bi seyler anlatiyoruz. Örnegin 'Uruguay'in baskenti Montevideo; orada eskiden video filmleri oynatilan bir dag vardi, adi oradan geliyor' dedim. Sonra Wikipedia'dan baktim; en cok ismin "Orada bir dag görüyorum" diyen adi bilinmeyen bir gemiciden kaynaklandigina dair olan hikayeyi sevdim.

Bugün annemi aradim. Ondan Ikea'da düsürdügünü sandigi ve manevi degeri oldugu icin cok üzüldügü saatini evde buldugunu ögrendim, onunla beraber sevindim. Allah'in sevdigi kuluyla ilgili o lafi bilirsin.

Bugün giysi dolabina daldim, aklimca biraz ceki düzen verdim. Uzun zaman önce armagan olarak gelmis, kapüsonundaki yapay kürk gibi süsler ve abartili deri dügmeleri yüzünden giyemedigim bir yün yelegin o süslerini sökebilecegimi farkettim, söktüm, simdi üstümde. Dügmeleri de sökecegim, tam olacak.

Bugün oglanin itfaiye ve sövalye giysilerinin kücüldügünü farkettim, onlari da verilmek üzere bir torbaya tıktım.

Bugün mısır cipsi yedim. İcinde sadece mısır, yağ ve tuz var, bi yanlislik olmaz derken galiba cok abarttim.

Bugün oglumdan okulda yaptigi ve gazete kagidina sarilmis bir anneler günü armagani aldim. Ögretmene oglumu elisinden soguttugu icin kizgin olmakla beraber, bize el yapimi bir armaganin yeterince mükemmel oldugu ve özel bir takim kagitlara sarilip sarmalanmasi gerekmedigi mesajini verdigi icin takdir ettim. Sagol ögretmen.

Bugün (simdilik) Pinhani'den Haftanin Sonu'nu, Banu'nun Unutursun'unu, Cesaria Evora'nin Sodade'ini ve  Leonard Cohen'in Steer Your Way'ini dinledim. Oradaki keman hosuma gidiyor, "past the ruins of altar and mall" deyince bi hüzünleniyorum çağım adına. Cohen'in sarki sözlerinden kendime özel siir kitabi basacagim, bahsetmis miydim? Bugün o konuda bir sey yapmadim.

Bugün oglanin o dogumgünü kutlamasina "spor konseptli oldugu icin" yesil bir esofman alti ve bir Messi tisörtüyle gitmesine göz yumdum. Güc bela bir ögle yemegi yedirebildim. Sacini tararken pofladi. Artik cok az konuda söz dinliyor. Uzun zaman önce bir arkadasimda "Bir Kaktüse Sarilmak" adinda bir kitap görmüstüm; ne hakkinda oldugunu sorunca "ergenlik dönemindeki cocuklar hakkinda" demisti. Sanirim o kitabi bulup okuma zamanim yaklasiyor. 

Baska...?

Bugün benim özel olarak Türk Kahvesi icme günüm. Biraz sonra bogazima ragmen bi Türk kahvesi icerim tahminen. Az sekerli, duble. Grip cayinin devamini sonra da icebilirim.

Okumam gereken onca kitap beni beklerken caktirmadan oglanin "Üc Soru Isareti" kitaplarina el atar, oradan kisaca okuyabilecegim bir sey cikar mi diye bakarim. Kafami toplayamamamin sucunu gripe atarim. Biraz mandala boyarim belki, son zamanlarda hep ayni mandalayi tekrar tekrar boyuyorum. Ama onun hikayesi bir baska zaman, bir baska bloga. O cantanin sapini bitirmek icin bi havaya girerim belki, birazcik örerim. Birazcik daha müzik dinlerim. 

Kisisel tarihime iste böyle bir günü de not düserim. 

13 Mayıs 2016 Cuma

yerelin şifası

Şuna öteden beri inanırım da, bi kitapta rastlayinca hemen şuracığa iliştirivereyim dedim:




2 Nisan 2016 Cumartesi

Atlıkarıncada Bir Tur Daha


Noch eine Runde auf dem Karussell
Tiziano Terzani

Kitabın alt başlığı 'Yaşamak ve Ölmek Hakkında' .
Ama sadece bu degil. Bu kitap:
Hasta olmak ve sifa bulmak hakkinda.
Beden ve ruh hakkinda.
Modern tip ve alternatif tip hakkinda.
Akil ve yürek hakkinda.
Dogu ve Bati hakkinda.
Inanmak ve süphe duymak hakkinda.
New York hakkinda, Floransa hakkinda, Delhi hakkinda, Himalaya hakkinda.

Kitaba baslarken, -konusunu daha önce bir yerlerden bildigimden- aglatabilecegini düsünmüstüm. Sadece tek bir yerde agladim ve sandigim yer degildi: New York'ta Noel günü kendisini her yerde takip eden  "Jingle Bells"in yapayligindan dolayi sonunda bir kitapcidan kactiginda, sokakta Rus göcmeni oldugunu tipinden anladigi bir saticiya yol soruyor. Ve sonra Orta Asya'da calistigi yillarda ögrendigi sekilde Rusca tesekkür ediyor: "Spasibo" . Satici adam bir an saskinlikla kahramanimiza bakiyor. Sonra cekingen bir tavirla, duraklayarak  "Paschalujsta" diyor. Paschalujsta ne demek bilmiyordum. Ama anladim. Iste orasiydi. Tam orada.

Terzani 2004'te malum sebepten ölmüs. Bunun son kitabi oldugunu sanmistim. Son kitabi "The End is My Beginning" imis. Kitap boyunca cok gülümsetmisti, bunu okuyunca bi kez daha gülümsetti :) Sanirim bi kac kitabini daha okuyacagim.

"Atlikarincada Bir Tur Daha" Türkce'ye de cevrilmis.

4 Kasım 2015 Çarşamba

Afacan Beşler



Cocukken en severek okudugum kitaplardandi: Afacan Besler - Enid Blyton
Rüzgarli tepeler, acik hava, kayaliklar,  okyanus kiyilari, yagmur botlari ve yagmurluklar, yürüyüsler, zencefilli kurabiye. Aklimda bunlar kalmis.

Uzun zaman önce kütüphanede gördüm, uzun zaman önce gözüme kestirip oglanin yasinin gelmesini bekledim.

Bir süre önce zamanidir deyip  bir kütüphaneciye serinin neresinden baslayabilecegimizi sordum. Bir numara hala var miydi? "Maalesef en en eskiler artik yok. Ama surada derleme ciltleri var bir kac tane, eldeki en eskileri bunlardir sanirim" dedi. Onlarin da altincisi vardi bir tek o anda, onu aldim. Yanimda oglanin anaokulundan tanidigim bir anne vardi tesadüfen; "Aaa, Afacan Besler! Ben bunlarla büyüdüm" dedi heyecanla. Ortak bir heyecanla gülümsedik birbirimize. Anlasilan epey bir ülkede epey bir cocuk "bunlarla" büyümüstü :)

Bizim oglan da bunlarla büyümeye hevesli miydi? Sanirim derleme cildinin kalinligi biraz cekinmesine yol acti. Epey bir süre kitaba yaklasmadi. Gectigimiz günlerde hastalaninca oturup birlikte okuduk. Atesi varsa, keyifsizse, kendini nasil oyalayacagini bilemiyorsa, özellikle gecenin bir yarisiysa birlikte kitap okumak hem ona hem bana iyi gelir. Onun bagisiklik sistemine, benim de sinirlerime kendi kendilerini iyilestirmek icin biraz firsat tanir.

Okudugumuz ilk hikaye, tesadüf eseri cocuklugumda da okudugum hikayelerden biriydi. Ikimiz de okuyup bitirdigimizde, kizkardesim deniz fenerinden kayaliklardaki labirentli magaralara bir baglanti oldugunu kitabin o kismina gelmeden önce anladigini söylemisti de, kiskanclikla karisik bir hayranlik duymustum kendisine hatta. Bunca yil sonra bunu animsamak ne ilgincti. Yukaridaki gri hücrelerde galiba bütün cocuklugum hala kayitliydi.

Cocuklugumdan animsamadigim yeni izlenimlerim de vardi tabii.

Yetiskin gözüyle Profesör Kirrin tam sopalik bir adamdi bana kalirsa. Durmadan evi terörize eden profesör arkadasiyla kendisiydi. Sessizlik istiyorsa kalkip kendine sessiz bir ortam bulsundu. Gören de bu ikisini atom fiziginin derin mekanizmalarini aciklamakla mesgul sanirdi. Büyük olasilikla ugrastiklari konu incir cekirdegini doldurmazdi. Bayan Kirrin bence cok taviz veriyordu.

Johanna kitabin asil kahramaniydi. Görünüste bütün gün mutfakta birseyler pisirip tasirmakla mesgulse de; ne calisma odasinda büyük icatlarin, ne rüzgarli kayaliklarda büyük maceralarin pesinde olsa da, evet, asil kahraman oydu. Bütün ögünleri, krapfenli ve kurabiyeli ara ögünleri hazirladigi bir yana, afacan beslerin "Proviant"larini hazirlayip sepet sepet kutu kutu ellerine tutusturan da oydu. Bütün hikayelerde -evden ve Johanna'dan uzak da gecseler- onun karakterine karsilik gelen birisi mutlaka vardi. Bi ciftlik sahibinin karisi veya yatili bir binicilik kursunun sahibi olan kadin... Onlarin hepsine genel olarak Johanna diyoruz.

Georg bütün erkek gibi görünme ve davranma cabasina karsilik mizmizin tekiydi, Anne'den daha fazla kiz kaprisi yapiyordu.

Ayrica hikayelerin ikisinde daha erkek gibi olma - görünme cabasinda kizlar vardi. Ortalik asil adi Henrietta olan Henry'lerden, Harriet olan Harry'lerden gecilmiyordu. Acaba bunu o dönemin Ingiltere'sinde cinsiyetci sosyal rollere karsi bir direnisin baslangici gibi mi görmek gerekirdi?

Anne aslında bayağı sıkı bir kizdi. Haydutlarin elindeyken, magarada oturdugu yerde uyuyabilmesini ve deniz fenerinde mahpusken delirmeyip hala cay demlemeyi falan düsünebilmesini baska nasil aciklayabiliriz?

Cay demisken... Evet, her firsatta deli gibi cay iciyorlardi. Deniz fenerinde islerin en karistigi anlarin birinde Julius "kendime gelmem icin bi cay icmem gerek" diyordu. Sonra olay cözülüp dertler bittikten sonra olay mahaline gelen polise de hemen cay demleyip ikram ediyorlardi. Ingiliz olmak herhalde böyle bir seydi :)

Sicak yaz günlerinde hem dondurma, hem limonatayla serinlemeye kalkmalari belki biraz züppeceydi ve üstelik Cola da iciyorlardi. Neyse ki o kismi ben okudugum icin hemen filtrelemeyi basarmistim. Ne de sansürcü bir anneydim böyle :)

Ve haklisin Handancim, Afacan Besler odanin ortasina kendi piknik düzenini kurmadan cekilmiyordu. Bizim oglan her yemekten sonra karin agrisi cektiginden odasinda azar azar ama sürekli zarar vermeyecek seyler yiyip icme moduna girmistik. Su, elma suyu, muz, elma, cubuk kraker, etimek ve pirinc patlagindan olusan menüyle bir piknik ortami Afacan Besler'e eslik etmekteydi.

Kitabin sonuna dogru oglan kitabi elimden kapmis, bir kösede kendi kendine okuyarak demlenmekteydi :)

Bi de bunlarin gizli yedi olani mi vardi? ;)


  

2 Kasım 2015 Pazartesi

Diyalektik

Bu arada belirtmeden gecemeyecegim. Bütün ömrüm boyunca "Hegel...diyalektik..." bidi bidisi yapanlara sinir olmusumdur. Hayat böyle iste. Seni sinir oldugun seyle bizzat denemeden birakmaz. Üstelik oglan hasta... Üstelik ailecek varolusun daha dip, daha temel bir sorunsalina dalmis durumdayiz. "Yeterince sivi aliyor mu acaba?" , "Ekmek olsun yiyebilir mi ki?"

Diyalektik ne ya?

6 Ekim 2015 Salı

Tesekkür


Bu seferki grip vakasini olabildigince hafif atlatmamda emegi gecen asagidaki ekibe tesekkürü bir borc bilirim:

- Ihlamur cayi, arada adacayiyla
- Kebabiye. Agizda cignemek, hemen yutmayip biraz bekletmek özellikle ses kisikligina iyi geliyor, bogazi rahatlatiyor.
- Tuz-karbonat solüsyonuyla agiz, bogaz gargarasi, burun yikama (Bomba!)
- Dis macunu ve dogal dudak nemlendirici krem sirayla (ayni anda üc yerden birden patlayan ucuklari geminde tutabildikleri kadar tuttuklari icin
- Cay demleyip getiren koca
- Ben uyurken sessizce ödevini yapan ve  bir haftadir sabirla öpücük yasaginin kalkmasini bekleyen cocuk
- Sezer! (kebabiyeyi ondan ögrenmistim, tuz-karbonat solüsyonunu da o önerdi, Hizir gibi mübarek :)