rüya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rüya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2026 Salı

İnsan ve Sembolleri

 


Sanırım ilk kez Jung okudum. Fakat uzmanlığı psikoloji olmaksızın Jung psikolojisine veya sembollerin dünyasına dalmak isteyenler için belki de iyi bir başlangıç olabilir. Çünkü zaten en başından sıradan okuyucuya yönelik yazılmış. Jung'un ölümünden (1961) önce kaleme aldığı son metin olduğu kabul ediliyor, 1964'de Jung'un ölümünden sonra yayımlanmış. Gerçi Jung kitabın tamamını değil,  sadece ilk bölümünü yazmış; fakat diğer meslektaşları tarafından yazılmış kısımları da gözden geçirip incelediği önsözde belirtiliyor. Bu yüzden olacak, hem Türkçe'de, hem diğer dillerdeki baskılarında kapakta sadece Jung'un adı geçiyor. Kitap şu bölümlerden oluşuyor:

  1. C. G. Jung - Bilinçdışı’na giriş
  2. Joseph L. Henderson - Modern İnsan ve Mitler
  3. M. L. von Franz - Bireyleşme Süreci
  4. Aniela Jaffé - Görsel Sanatlarda Sembol
  5. Jolande Jacobi - Olgunlaşma Yolundaki Simgeler
  6. M. L. von Franz - Bilinçdışı ve Bilimler (Sonsöz)

Kitabın ana konusu rüyalarda, mitlerde, sanatta sembollerin anlamı ve herşeyden önemlisi nasıl anlamlandırılması, yorumlanması gerektiği.  Yazarlarımız pek çok coğrafya ve kültürden, pek çok kaynaktan zengin görsel örneklerle bilinçdışından bilince, bireyselleşme sürecinden kültüre, rüyalardan, mittlere ve çağdaş sanata dek sembollerin izini sürüyor.  Açıkça kahve falına bakarcasına "balık: kısmettir" deyip çıkan bir sembol indeksleme kitabı değil, öyle de okunmamalı. Şahsen hakkını vererek okuyabildiğimden de emin değilim.  Bir çok not aldım. Bir süre daha onları çalışacağımı tahmin ediyorum. Uzun vadede de sık sık okuduğum başka kitaplardan referans olarak bu kitaba geri döneceğimi sanıyorum. 

6 Ocak 2026 Salı

Kim var imiş biz burada yoğ iken

 


Profesör Cemal Kafadar "Kim var imiş biz burada yoğ iken"de dört Osmanlı'nın; bir yeniçeri, bir derviş, bir tüccar ve bir kadının hikayelerini anlatıyor. Kitap iki sebepten ilginç: Alıştığımızın dışında, Osmanlı'da sıradan insanın hikayesini anlattığı için ve bilinen klişelerin aksi veya dışında örnekler verdiği için. Yeniçerilerin kendilerine ait malları olmasının yasak olduğu bilinirken Mustafa adlı yeniçeri babasından kalan miras hakkında Divan-ı Hümayun'a başvuruyor. Günlük ve kişisel edebiyat örneğinin neredeyse hiç görülmediği bir dönemde İstanbul'da bir derviş (Seyyid Hasan) günlük tutuyor, Üsküp'te bir kadın (Asiye Hatun) rüya notları tutuyor ve bunları şeyhine anlattığı mektuplar yazıyor. Türklerin, hele de Anadolu'da ticarete uzak durduğu resmi tarih anlatımının aksine Ayaşlı tüccar Hüseyin Çelebi ticaret için gittiği Venedik'te ölüyor. Cemal Kafadar tarihi belgelere dayanarak anlattığı bu hikayelerde uzmanlık alanı tarih olmayan biz sıradan okuyucu için de anlaşılır ve akıcı bir dil tutturmuş; ben şahsen ilgi ve keyifle okudum.

Asiye Hatun'un oldukça sıradışı hikayesi ve mektupları zaten son derece ilginç. Fakat örgü ören bir insan olarak örgünün ve yün üretiminin dünyadaki ve özellikle Anadolu'daki tarihine ilgi duyuyorum. Bu yüzden sof tüccarı Hüseyin Çelebi'nin Venedik'teki hikayesini merakla okudum. Bugün Ankara sokaklarında "sof nedir?" diye sorsak kaç kişi bilir? Böylesine muhafazakarlık iddiasındaki bir toplumda coğrafi ve kültürel zenginliklerimize bu ilgisizliğin bir örneği olarak ibretlik bir hikayeydi kanımca. Hüseyin Çelebi'nin Venedik'te İslami usullerle fakat gondollarla kalkan cenazesi tam romanlık veya filmlik bir hikaye.  "Venedik'te Bir Ölüm" başlığını atarken herhalde yazar da benimle aynı fikirde. Moher sözcüğü "muhayyer"den  (seçkin, seçilmiş) geliyormuş, bu vesileyle bunu da öğrendim:


Tarih okumaktan sıkılanlara, özellikle Osmanlı tarihini sıkıcı bulanlara bile tavsiye edilebilecek, bizim hikayemizi anlatan bir kitap.

24 Ekim 2014 Cuma

Aradim aradim buldum yeniden:

Bir kuş uçar, gökyüzünde süzülür 
Bir çocuk bütün oyunlara yazılır 
Bir gül kokar, tüm çiçekler ezilir 
“Bir tel kopar, âhenk ebediyyen kesilir”