atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ekim 2025 Pazar

Tek Adam - 1. Cilt



 Çocukken misafir odasındaki dolabın bir rafında duran kitapların adlarını sırasıyla okumak hoşuma giderdi: "Tek Adam, Tek Adam, Tek Adam, Suyu Arayan Adam, Nutuk I, Nutuk II"

Henüz okumayı yeni sökmüştüm ve bu kalın ciltlerin içine dalmayı düşünemiyordum bile. Arada bir, örneğin misafir odasının serin sessizliğine sığındığım sıkıcı yaz öğleden sonralarında, elime alıp dış kapaklarını incelerdim. Zamanla kapağını çevirip iç sayfalarına bakmaya, birer ikişer satır okumaya başladım. Hiç baştan sona okumamış olsam da Suyu Arayan Adam'ın ilk satırlarını bugün bile ezberden söyleyebilirim: "Bir adam vardı. Suyu arıyordu. Toprağı üç kulaç, beş kulaç kazdı, suyu bulamadı..."

Tek Adam'ın Atatürk'ün yaşam hikayesi olduğunu da biliyordum. İlkokul boyunca üç kez, sonrasında da bir kaç kez taşındık. Yukarıda saydığım kitaplar her yeni evin salonunda, aynı dolabın aynı raflarına yeniden yerleşti. Ben büyüdükçe Tek Adam'ı orasından burasından açıp okumaya başladım. Örneğin onun açılış cümlelerini de defalarca okumuşumdur:

 "Küçük anne, güzel bir anneydi. Çocuğunun doğumu yaklaşınca bütün genç anneler gibi: - Çocuğumun kız olmasını istiyorum, diyordu. Ama, içinden hep bir erkek çocuk bekliyordu. Sarı saçlı, mavi gözlü, pembe yüzlü bir oğlan..."

Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım'ın ıssız bir sınır boyundaki yaşamlarını, tüm hikayeye bir arkaplan olarak 19. yy'da Balkanlar'ın ruh ve atmosferi, tam bir yüzyıl sonra seksenlerin resmi ilkokul-ortaokul müfredatında okutulmuyordu elbette. Tüm bunları ben orasından burasından açıp okuduğum Tek Adam'dan öğrendim. Ortaokuldayken ilk cildi açıp en başından okumaya azmettim. Atatürk'ün Harbiye'ye gidişine dek okudum. Galiba sonrası  o zamanki entellektüel kapasitemi aşmıştı :))  Fakat Şevket Süreyya Aydemir'in akıcı, hoşuma giden, yer yer şiirsel, neredeyse epik anlatımını, bazen akıl yürütmelerini açıkça okuyucuyla paylaşmasını ("Şöyle şöyle olduğu nakledildiğine göre böyle olması gerektir") hep sevdim.  

Doksanların atmosferinde Şevket Süreyya Aydemir belki taraflı olduğu, fazla şevkli bir Atatürk taraftarı olduğu için biraz dudak bükülür olmuştu gibi anımsıyorum. Her şeye rağmen Tek Adam'ın tekrar tekrar basılmaya devam etmesi ne güzel. Toplumsal olarak ana babasını beğenmeyip her şeyini eleştiren ergenler gibi olduğumuz bir yaşımızdan geçtik. Sonra Hanya'yı ve Konya'yı biraz anladık. Şimdi sanırım toplum olarak hepimiz bir döneme taraflı da anlatılmış olsa, biraz mesafe alarak, biraz tarafsızlık gözlüğünü takarak bakabildiğimiz ve bir insana da bir yetişkinin bir yetişkine baktığı gibi bakabildiğimiz bir yaşa eriştik.  Tek Adam'ın son zamanlarda yeniden çok satması belki bundandır.

İlk kez birinci cildini baştan sona okudum. Çocukluğumun kimi cümlelerine tekrar rastlamak gözümü yaşarttı. Tek Adam'ın okumanın benim için Ankara'daki mütevazi memur evi atmosferinde yoğun güven duygulu çocukluğuma geri dönüş gibi kişisel bir yönü de var.  İlerleyen zamanda diğer ciltleriyle devam etmeyi düşünüyorum. 

7 Mayıs 2015 Perşembe

Anitkabir


Bu bahar uzun yillardan sonra ilk kez Anitkabir'e gittim. O günden fotograflar...


Aslanli yoldan basini ilk heyecanla uzatip bakinca bulutlu yüksek bozkir semasi altinda Anitkabir böyle.


Icimdeki asker cocugu bu seremoniyi sever, onun icin fotografladim. Askerler rapidi rapidi yaparken ve memleketlerini avaz avaz söylerken yüregim böyle :)



Asagidan bakinca yukarisi böyle 



Icerden bakinca disarisi böyle :)



Buradan bakinca eski böyle...


Ve bi de böyle...



Disaridan bakinca Anitkabir böyle. Ve hatta Türkiye de... Bütün Türkiye bir insaat sahasi. 



Bu ücü sen, ben ve o.



Bu hanim, bu binyillarin "bahti kara maderi" cok düsündürüyor beni. Hic mi gülmeyecek bu kadinin yüzü? 

20 Aralık 2010 Pazartesi

gurur duyar, elleri ceplerinde

"Kölelik ve savas karsiti binlerce insan vardir, ama henüz bunlara bir son vermek icin hicbir sey yapmamislardir; Washington ve Franklin'in cocuklari olarak kendileriyle gurur duyar, elleri ceplerinde otururlar; ne yapmak gerektigini bilmediklerini söyleyip hicbir sey yapmazlar; özgürlük meselesini bile serbest ticaret meselesine öncelik vermek icin ertelerler;..."

Ilginc degil mi? Thoreau bin sekizyüz bilmem kacta Sivil Itaatsizlik'te (tam metni burada) söylüyor bunlari.
Simdi özellikle kalin yazilmis iki cümleyi tekrar ve "Washington ve Franklin'in" yerine "Atatürk'ün" koyarak okuyun. Bakin, bakin günlük gida geliyor iste...

Bu Homo Sapiens ilginc bir tür. Cag ve cografyadan bagimsiz küresel düzeyde ayni karakteristik özellikleri gösteriyor ama öyle olmadigini iddia etmeyi seviyor.