30 Ocak 2016 Cumartesi

Beklemek

Penceremin önünde bir disbudakla bir at kestanesi var.
Tomurcuklari yerli yerinde, bahari bekliyorlar.
Ben de onlarla beraber bahari bekliyorum.

Bu baharı göremeyecekler için de...
Gecen bahari görememiş olanlar icin de...
Göremeyecegimiz baharlar için de...
Bekliyorum.

Beklemek güzel...

24 Ocak 2016 Pazar

Trene yetişmek için koşmamak


Siyah Kuğu'dan içimdeki yavaş yaşam meraklısı "pendler"e tavsiye...

Pendler: Almanya'da bir şehirde oturup bir diger sehirde calışan ve günlük olarak bu iki şehir arasinda gidip gelene verilen ad. Ingilizce Commuter karsiligi. 

Siyah Kuğu



Der Schwarze Schwan. Die Macht höchst unwahrscheinlicher Ereignisse
Nassim Nicholas Taleb
Ingilizce ilk basim: The Black Swan. The Impact of Higly Improbable (2007)
Türkce basim: Siyah Kugu. Olasiliksiz Görünenin Etkisi (2008)

Dün itibariyle bu kitabi bitirdim. Daha önce ayni yazarin aforizmalarindan olusan bi kitabini okumustum. Bu ondan farkli, daha yogun, kismen teknik ve uzun bir kitap. Taleb son derece ukala, ayriksi, saldirgan, sert ve dalgaci bir yazar. Genel gecer kabul görmüs bir cok seye ve kisiye saldiriyor. Normal dagilim ve çan eğrisine, ortalamaya, regresyona, Harvard akademisyenlerine, takim elbiseli danismanlara (özellikle finans ve risk danismanlarina), politikacilara, Nobel ödülünü dagitanlara ve alanlara acimasizca saldiriyor. Fransizlarla inceden dalgasini geciyor. Acayip ama düsününce hak verilesi seyler söylüyor:
smile ifade simgesi Fransizlarla inceden dalgasini geciyor. Acayip ama düsününce cok hak verilesi seyler söylüyor: "Can egrisini cöpe atin","Beni radikal Islam teröründen cok, diyabet ve kanser endiselendiriyor", "Ortalama derinligi 1.20 m. olan ırmakta yüzmeyin", "Bin gündür sevgi ve itinayla bakilip beslenmis bir hindiyseniz rahatlamayin, tam tersine endise duyun. Belki yarin Sükran günüdür", "Platoniklik tehlikelidir","Dogrudur, kendisinde cok olana verilecek, kendisinde olmayandan alinacak"  gibi ...
Siyah Kugu'nun Türkce cevirisi de var. Fakat benim okudugum Almanca'sinda olasi bir ceviri hatasina denk geldim ve kimbilir daha neler vardi dedim. Mümkünse ya Ingilizce orijinalinden okuyun ya da iyi bir cevirmenden.

Dipnot: Hayir, olayin o balerin filmiyle ilgisi yok. Evet, olayin Cygnus atratus ile ilgisi var.

9 Ocak 2016 Cumartesi

Dejavu

Bazen cok kuvvetli bir dejavu yaşıyorum. 'Dejavu hissi yaşıyorum' demiyorum bak. Sabah köprünün üzerindeki durakta ayni anne anaokulu yaslarindaki ayni iki kizla tramvaya bindiginde... Kizlar bastan asagi pembe, bastan asagi cocukluk, bastan asagi nese formunda yan koltukta bittiklerinde... Tam bu sirada basimi cevirip camdan bakinca  durakta tramvaydan yeni inmis görme özürlü adami farkettigimde... Elinde sopasi, son derece güvenli adimlarla nasil yürüyüp gittigini izledigimde... Zaten on dakika önce tramvaya ilk bindigim durakta yine o okul cocuguyla benden baska kimse olmadigini farkettigimde... Soföre günaydin dedigimde...Tramvaydan ayni kapidan inerek ayni islak taslarin üzerinde ayni hizla yürüdügümde... Buna dejavu hissi denmez. Bu dejavunun bizzat kendisidir.

Trenlere gelince...Sanirim trenlerde her yolculuk baska bir macera...Asla bilemezsin.

Yürüyen merdivenler

Her ne kadar mümkün oldugunca durmanin ve seyretmenin erdemine inansam da, yürüyen merdivenlerde durum baska. Yürüyen merdivenler dogal duruma dahil degil. N.Ş.A. o merdivenleri yürüyerek inmemiz/çıkmamız beklenirdi. Tabii iyi ki var yürüyen merdivenler. Özellikle sol dizim cok agridiginda. Neyse, demek istiyorum ki, yürüyen merdivenlerde yürümeye devam etmek isteyen o gıcık kişi benim. Evet, alisveris merkezinde de. Evet, metronun gelmesine daha 3 dakika varken de. Lütfen sol tarafi benim icin bos tutun smile ifade simgesi

1 Ocak 2016 Cuma

Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk


Der Junge, der wie ein Hund gehalten wurde, Türkce'de bilinen adiyla Köpek Gibi Büyütülmüs Cocuk veya Ingilizce orijinal adiyla The Boy Who Raised as a Dog, cocuk psikiyatristi Bruce D. Perry tarafindan 2006 yilinda yazilmis. Perry'nin uzmanlik konusu her türden cocukluk dönemi travmalari ve bunun cocuk psikolojisine ve beynine etkileri. Son 20-30 yilin nörobilim bulgularina dayanarak beynin plastisitesinin  travma gecirmis cocuklarda nasil bir dezavantaj haline dönüsebildigini cok carpici örneklerle anlatiyor.

Kitap cok hassas bünyelere göre degil. Iki yerde agladim. Bir cok hikayede insanlarin (yetiskinlerin) nasil bu kadar... yani bu kadar.... hani gercekten bu kadar...... olabildigine sastim. Yaklasik 15-20 yildir bilincli bir secimle korku gerilim romani okumam , o türden filmler seyretmem. Bu kitapta kendimi bir Stephen King kitabinda hissettim yer yer.  Hayir o tuhaf Texas kasabalari degil, hayir acayip mezhepler ve onlarin takipcileri degil,  hayir zavali cocugu köpek gibi büyütmeye karar veren yasli adam degil, hayir Amerikan devletinin cocuk korumadan sorumlu birimleri degil, hayir Leon ve ailesi degil sadece; bütün dünya, bütün sistem cildirmis gibi geldi bana. Hikayelerin hemen hepsinde travma gecirmis cocuktan daha önce travmalanmis en az bir kac yetiskin veya ergen vardi. Sanki her "suclu", daha önceki bir baska olayin "kurban"iydi. Vakalarin bir kacinda ekonomik sistemin ve ona bagli olarak olarak sosyal örüntünün cöküsünün nasil da olaya sebep oldugu acik net görülebiliyordu. Ama hemen her vakada bu sosyal ve ekonomik cildirmanin bütün bu travma hikayelerinin geri plan resmi oldugu tahmin edilebiliyordu. Bütün sistem cildirmis derken öylesine demiyorum. Bütün bu travma hikayelerinin aslinda travmalanmis bütün bir toplumun/sistemin hikayesi oldugunu düsünüyorum.

Köpek gibi büyütülmüs cocuk kitabin en dokunakli hikayesi degildi bence. O cocuk belki de köpeklerle beraber büyümenin sansini yasadi ama köpek gibi büyütülmüs cocuklarin hikayesi iyi satar ;) En dokunakli hikaye bence annesinin dört yasindaki abisiyle her gün parklara ve müzelere gittigi cocugun hikayesiydi. En endise verici hikaye de oydu bence. Her gün ne hikayelerin yanindan geciyor olabilecegimizi düsündüren hikaye oydu cünkü. Bir sosyopat olmaya kac adim mesafede durdugumuzu sorgulayan hikaye de oydu.

Perry her vakada bize insan beyninin nasil sekil aldigini, özellikle negatif deneyimlere karsi nasil tepki verdigini ve bu tepkilerin uzun vadedeki sonuclarini oldukca anlasilir bir dille anlatiyor. Kitap beynimizin nasil calistigini daha iyi anlayabilmemiz icin en uc örneklerin verildigi bir vakalar listesi gibi. Bir iki yil önce Einstein'in bakis acisindan icinde yasadigimiz evreni anlatan bir kitap okumustum. Hemen her bölümde sözkonusu fiziksel fenomeni daha iyi anlayabilmek icin bir karadeligin kiyisindaki bir uzay gemisinde oldugumuzu hayal ediyorduk. Cünkü günlük yasamda göze görünür olmayan etkiler kara deligin kiyisinda birden gözlenir ve anlasilir oluyordu. Perry'nin travma öyküleri cocuk psikolojisi ve insan beyninin bu türden kara delikleri iste...

Cocukluk dönemi psikolojik "rahatsizliklari"na ve davranis "bozukluklari"na nörobilim yaklasimiyla aciklama getiren bu okudugum ücüncü kitap. Digerleri "Disconnected Kids" ve "The Whole Brain Child" idi. Sanirim kendimizi ve cocuklari anlamak icin daha coook nörobilimsel kitap okuyacagiz. Sanirim bir gün bütün analar nörobilim okuyacak :) Saka bir yana, sadece ebeveynler degil, ögretmenler, doktorlar, amcalar, dayilar, teyzeler, halalar ... , bazi insanlari anlamakta güclük cektigini düsünenler ,  kendisi de bir vakitler (travmalisindan ya da travmasizindan) cocuk olmus olanlar, yani herkes okusa iyi olacak bir kitap. Cünkü bütün bu yalnizlasip giden toplumlarin icinde dahi,  bir iliskiler aginin icinde yasiyoruz ve komsunun cocugu yarin bir yetiskin olarak otobanda sollandiginda sapitmazsa, bu belki  de bugün sokakta rastladigimizda basini sevgiyle oksadigimiz icindir. Baska hicbir sebeple olmasa da kelebek etkisine ve büyük aileye övgü olarak da okunabilir. Önerenler sagolsun.    

Dipnot: Yine de nöroplastisitenin gücüne ve avantajina inanmak istiyorum. Bir de Mama P. gözümden kacmadi. Nörobilimin dedigi herseyi bütün bunlari okumadan icgüdüsel olarak bilen kadin. Belki de her sey iyi olacak. Biz gercekten istersek. Ve seversek.

Denedim



Denedim, ayni anda hem kitap okuyup, hem örgü örüp, hem oyun oynayip, hem de kahve icebiliyorum. Yapabiliyorum. Yapmasam daha iyi tabii... Ne demis degerli büyüklerimiz: "Multitasking is a moral weakness"

29 Aralık 2015 Salı

Cehenneme Övgü - Gündelik Hayatta Totalitarizm


Cehenneme Övgü - Gündelik Hayatta Totalitarizm
Gündüz Vassaf
Iletisim Yayinlari, 1999

(Orijinal: Prisoners of Ourselves: Totalitarianism in Every Day Life, 1992)

Cehenneme Övgü bir arkadas tavsiyesi. Ilk kez Gündüz Vassaf okudum. Genel olarak sevdim. Arka kapak yazisinda da belirtildigi gibi gündüze karsi geceden, cennete karsi cehennemden, konusmaya karsi sessizlikten, akla karsi delilikten, anlasmaya, uyuma karsu uyumsuzluktan, kahramana karsi hainden yana. Aykiri bir kitap mi? Bana pek öyle de gelmedi. Ilk kaleme alinisi 1987 civari. Belki o vakitler aykiri olan fikirler artik bize aykiri gelmiyor. Veya o kadar apacikca dogru ki fikirler  ("selbsverständlich" yani) okuyunca "ha, tabii, öyle" diyoruz.

Örnegin,
"Iyi yurttas kollektif deliligin parcasi olan yurttastir. Kollektif delilik yikicidir."

"Barisi koruyan hep bizim silahlarimiz, tehdit eden ise baskalarininkidir."

"Yikici gücler yikilamaz; cünkü, bu daha da cok yikici güc kullanmayi gerektirir."

"Insan ait olmalidir"

"Insan daima simdiki zamana ihanet etmistir. Hainin kim olacagini, o andaki yapi ve o andaki gücler dengesi belirler."

"Yasamin ölüme karsi savasi diye bir sey yoktur. Yasam dogum ve ölümdür."

Kitap genelindeki tüm fikirlerin orijinal ve yeni olduklarini herhalde söyleyemeyiz. Ama bir araya getirilis sekilleri, "günlük hayatta totalitarizm" ilginc. Insan bazen ne türden bir tektiplesmenin icinde yasadigini unutuyor. Iyi bir animsatma kitabi. Sık sık açıp aradan okunasi kitap. Tavsiye edildigi gibi...




26 Aralık 2015 Cumartesi

Hic sana da olur mu?

Hic sana da olur mu?

Bazen yillarca gitmedigin bir sehre gider, yillarca ugramadigin sokaklarinda yürürsün. Kendini en son daha dün o sokaklardan gecmis gibi hissedersin.

Yillarca görmedigin birine rastlarsin. Sohbet sanki dün yarim kalmis gibi kaldigi yerden devam eder.

Aylardir gitmedigin bir eve ugrarsin. Mutfak sanki biraktigin gibidir. Süzgec sanki dün biraktigin yerdedir.

En az bir kac yildir gitmedigin yollarda gidersin, binmedigin trenlere, otobüslere binersin. Sanki daha dün binmissindir. Yaninda oturan bile sanki ayni kisidir.

Yeni tasindigin yerdeki komsularin bile bazen sanki en son dün görüsmüssün gibidir. "Yok artik!" diyeceksin ama gercekten öyle. Sanki dünya belli kliselerden olusuyor ve o komsu eski bir komsunun aynisi, klisenin iste tam o kösesini temsil ediyor, iste tam da oradan devam ediyoruz komsuluk etmeye...

Bana cok oluyor, gittikce daha cok oluyor.
Sanki ben sonsuz bir durusla  yerimde duruyorum da; evler, sokaklar, insanlar, trenler, sanki dünya önümden gecip gidiyor.
Sanki her sey degisiyor, ama sanki hic bir sey degismiyor. Sanki Parmenides hakli.

Neyse...
Isimize bakalim.
Durmamiza bakalim.
Seyrimize bakalim.

24 Aralık 2015 Perşembe

Prokrustes'in Yatağı - Bilinmeyenle Basa Çıkmak için Küçük El Kitabı


Kleines Handbuch für den Umgang mit Unwissen 
Nassim Nicholas Taleb
Orijinal: 2010, Almanca ceviri: 2013 

Bu kitabi baska bir kitaba bakarken kitapcida gördüm. Sonra da kütüphanede buldum. Yazar Lübnanli, New York'ta yasayan finans matematikcisi. Kisa kisa cümlelerden olusan , aforizma tarzi seyler yaziyor. Orijinal dil Ingilizce. Önceki kitaplari Black Swan ve Antifragility de ünlüymüs. 

Bu kitabin orijinal adi The Bed of Procrustes: Philosophical and Practical Aphorisms. Ben sadece göz gezdirmekle bile sevdim. Procrustes'in yatagiyla tanistirdigi icin bile minnettarim. Hemserisi Halil Cibran'a ve onun aforizmalarina ve Sokrates'e attigi minik taslara ragmen (veya belki de bu yüzden de) sevdim. Bi kez okuyup gecmek icin degil, arada bir dönüp orasindan burasindan acarak tekrar okunasi kitaplardan. Iyi bir yol/yolculuk kitabi bir de...  


Özellikle cok uyumlu, genel gecer seyler duymaktan sıkıldıgında insan, biraz çıkıntı fikirlerin iyi gidecegini hissettigi durumlar icin tavsiye olunur. Bu kitabi degil ama Black Swan "Siyah Kugu - Olasiliksiz Görünenin Etkisi " adiyla Türkce'ye cevrilmis. 
Bi kac alinti: 

 "Kisinin karsi cikmaya en cok korktugu insan kendisidir."

 "Egitim bilgeleri birazcik daha bilge yapar, aptallari ise cok daha tehlikeli."

 "Modernligin cifte cezasi bizi erken yaslandirmasi ve daha uzun yasatmasidir."

 "Kendi kendime ögrettigim ne varsa, hepsini hala biliyorum."

"Bilinc altimizda benzerlikleri/ortakliklari arkadaslarimizla, benzemeyisleri yabancilarla ve zitliklari 

düsmanlarla bagdastiririz"
smile ifade simgesi-..






20 Aralık 2015 Pazar

Upanişadlar

Kitap kendi kendini anlatsin :)

Adi bu...


Konusu bu :)


"Upanishad" köken olarak "dizinin dibine oturmak" gibi bir anlama geliyormus. Ustanin dizinin dibine oturup onu dinlemek, anlamak anlaminda... Kavram olarak "gizli ögreti" demek. Upanisadlar pek cokmus. Bu kitapta en temel 13 tanesi var. Ayni anda kimi kisimlari "Manda yuva yapmis sögüt dalina, yavrusunu sinek kapmis gördün mü?" tadi veren, kimi bölümleri en güzelinden tek Tanri tasvirlerini havai fisek tadinda, böyle "bam....bam...bam" diye ardarda patlatan, kimi bölümleri  inanilmaz derinlikli ve güzel, kimi kisimlarini anlayacak derinlikte kisiler olmadigimizi böyle acik net anladigimiz, diger dinlerin kimi kitaplariyla sasirtici (veya artik hic de sasirtmayan) cakismalar iceren güzel kitap.

Hinduizme, Hint kültürüne, Uzak Dogu'ya, genel olarak dinsel metinlere ilgisi meraki olanlara tavsiye olunur. Üstelik ceviri gayet iyi görünüyor, aciklamalar yerli yerinde, ne az ne cok.

14 Aralık 2015 Pazartesi

Biraz tutarsız göründüysem...

Tikkat...Tikkat...
Bir sosyal medya analizi daha geliyor. Sakının, yazmam gerek :)

Az önce iki seyi birden farkettim. Ayni anda hem kafama bi tas düstü, hem de kafamda bi ampül yandi.
Neden sosyal medyada bu kadar gerilimli oldugumu buldum. Ve neden sosyal medyada bazen bu kadar tutarsiz göründügümü... (en azindan kendime)

Ne zaman birisi toplum olarak ahlaki, erdemi ne kadar önemsedigimizi söylese, altina yorum olarak gazetelerin ücüncü sayfalarindan linkler birakmak istiyorum :)

Ne zaman birisi bozulan toplumsal ahlakimizin sebebi olarak Bati'yi gösterse, Bati'nin bizi ahlak acisindan fersah fersah asmasinin teorik ve pratik örneklerini alt alta listelemek istiyorum :)

Ne zaman birisi Bati özenticiligini elestirse, "canim ne var, bir sürü güzel sey var örnek alinacak" diyesim geliyor. Ne zaman birisini Bati'ya övgüler düzerken görsem, icimdeki Bati özenticiligini elestiren taraf kasiniyor, "kazin ayagi öyle degil ama" demem geliyor. Böyle hapsuruk gibi, tutamiyorum.

Ne zaman birisi Bati'nin ikiyüzlülügünden dem vursa, bazen ne kadar da ikiyüzlü olabildigimizin örnekleri geliyor aklima. Sri Lanka'lıların da bazen gayet ikiyüzlü olabildigini animsatmak istiyorum.

Ne zaman biri cocuk istismarinin Bati'daki gizlenen , üstü örtülen örneklerine dikkatimizi cekse; memleketimde üstü örtülen, yok sayilan vakalara dikkat cekmek istiyorum.

Ne zaman birisi Türkiye'deki kadina siddet vakalarindan yola cikip kültürü yerin dibine batiracak olsa, Avrupa'daki ve dünyanin baska yerlerindeki vakalar geliyor aklima. Yerel gazetelerden okuduklarim, konu komsu tanidiktan dinlediklerim, bulvar gazetelerini okuyor olsam her gün rastlayacaklarim...

Bi tek Bati-Biz cekismesi de degil.

Ne zaman birisi normal doguma övgüler düzse (düsüncesizce olan türünden), normal dogurmayanlari savunasim geliyor. Sonra birisi "bu normal doguranlar da cok oluyor ama, iyi ki de sezaryenle dogurduk" deyince...Aaa, bi de bakiyorum yeniden normal dogumu savunasim gelmis!  

Ne zaman birisi et yiyenlerin barbarligi üzerinden veganligi savunsa et yiyenleri, ne zaman birisi "bitki de yeme öyleyse, o da canli" komikligine bürünerek et yiyiciligi savunsa dibine dek veganlari savunmak istiyorum.

Ne zaman birisi Sauerkraut icin "Aman canim, ne var, bizim de lahana tursumuz var, ne bu yabancilar ne yapsa göge cikarma şeysi" dese Sauerkrautcu tarafim ayaklaniyor :) Ne zaman birisi Sauerkraut avukatliginin dibine vursa, "Amaaan, ne yani, bizim de lahana tursumuz var" diyecek gibiyim :)

Gün olur akcaaagac surubunu, gün olur steviayi, gün olur rafine sekeri savunurum. Gün olur alir basimi gider, gün olur deli gibi...

Birisi "DAHI anlamindaki  DE'ler ayri! Olmuyooorrrr!" dese böyle inadina inadına bitisik yazasim geliyor o DEleri. "Amaaaan bosver ya, ne sacma sey" diyen olunca da, bu kez "Olur mu öyle sey, okunanin anlasilmasi icin böye bi takim önlemler, bidi bidi bidi..." diye basliyor bi tarafim.

'Mekteb'e karşı 'okul'u, 'gerek'e karşı 'lazım'ı öne sürerim. Karşı tarafın çok sahiplendiğini farkedersem.
Öyle durumlarda 'Cava'yı 'Ceyva' diye okuyanlara karşı da sürebilirim ordularımı. Normalde mesele olmasa da...

Kendimi okullulara karsi alaylilari, alaylilara karsi okullulari savunurken buldugum coktur.

Ne zaman birisi baskalarinin kötülügünden ve genel olarak insanin kötülügünden bahsetse, o baskasinin avukati olmak ve H.sapiens'i savunmak zorunda hissediyorum kendimi. Oysa kimi günler türümden yana umutsuzluga düstügüm olur benim de.

Budistlere karsi Müslümanlari, Müslümanlara karsi Hristiyanlari, Hristiyanlara karsi Taoistleri, Taoistlere karsi Musevileri, Musevilere karsi Şamanları, Şamanlara karşı Tanrıtanımazları, Tanrıtanımazlara karşı Budistleri...Ayh, ne diyorum ben ya?

Türkler'e karsi Zenleri, Zenlere karsi Alevileri, Alevilere karsi Atlantislileri, Atlantislilere karsi Kürtleri Kürtlere karsi Patagonyalilari, Patagonyalilara karsi Cumhuriyetcileri, Cumhuriyetcilere karsi Kizilderilileri, Kizilderililere karsi Sünnileri, Sünnilere karsi Hristiyan Demokratlari...Ayh, bu ne ya?!

Yeri gelince antikapitalistlere karsi Adam Smith'i, yaratiliscilara karsi Charles Darwin'i,  bütünselcilere karsi Descartes'i... Ayh!

Siyaha karsi beyazi, beyaza karsi siyahi!
Ne biri icin, ne digeri icin...
Sadece ve sadece grinin onuru icin.

Siz bütün bu seyleri dibine kadar savunmak zorunda misiniz? Gercekten?
Kesin ve son karariniz mi?
Peki ben bütün bu seylere karsi ötekini savunmak zorunda miyim?
Gri kendi basinin caresine bakamaz mi?

SAVUNMAK zorunda miyiz?
Savundugumuz nedir?

Cok geriliyorum, gercekten cok geriliyorum.
Niye gerildigimi bilmiyorum. Niye gerildigimi biliyorum.
Neden savunuyoruz bilmiyorum. Neden savunuyoruz biliyorum.
Aslinda savundugumuz, asildigimiz, tutundugumuz ne biliyorum.
Aslinda savunan kim biliyorum.
Aslinda tutunmayi biraktiginda ne olacak biliyorum.
Galiba.
Yani.
Bildigim tek sey...
Hımmm...

Biraz tutarsiz göründüysem,
biraz da gergin gözünüze,
sanirim bundandir.

Akış

Bugün hic bir yere gitmedigim halde içimden "hoscakal" demek istegi yükselen bir  gün.
Sana da olur mu hic?
Belki de ben kaliyorum da bir sey gidiyor.
Çocukken hep karistirirdim da annem düzeltirdi. "Güle güle degil, hoscakal denir"  diye....
Genel olarak öyle bir zihni durumum var.
Kalana da gidene de güle güle  demek eğilimindeyim.
Bugün bir degisiklik yapip, kalana da gidene de hoşça kalmasını dilemek istegindeyim.
Zaten ne farkeder?

12 yıl,
bak yine 'tamamlanan döngü'.
Sen de hoşça kal biten 12.
Seni sevmistim, arada yine görüselim.

Bir sonraki 12 akışına bırakmakla başladı.
Akışın 12'si olsun.
Akışına bırakalım.



12 Aralık 2015 Cumartesi

Kandil

Aksam aksam döne döne dinledigimden olacak, bunca yil sonra ve an itibariyle candela-candle-kandil baglantisini kesfettiren eser. 71 yasinda ölmez de sag olursam ben de öyle siren sesi cikarabilmek isterim .smile ifade simgesi Bi de "yok birbirimizden farkimiz" dedirten yüz milyon elli sekiz örnek daha biriktirmis olmayi...


11 Aralık 2015 Cuma

Meraklısına küçük, günlük haberler

Bi sebepten eski gazetenin birini bi yere serince gelip gittikce göz atip okuyanlardan misiniz? Ben onlardanim. Iki gündür bu türden okudugum gazetede iki haber, iki detay dikkatimi cekti.
1) Burda carsi pazar Pazar günü aksam saat 10'da bile acik olmadigindan arada bir cesitli bahanelerle kücük yerlerde ticareti hareketlendirmek icin alisveris geceleri düzenleniyor. O gece aksam 7 8'den sonra da tüm sehir merkezinde dükkanlar, magazalar acik oluyor. Yakin zamanda Noel sebebiyle kücük bir sehirde de "Özellikle Kadinlar icin Alisveris Gecesi" düzenlenmis. Ilana göre yaninda kadin olmayan gidemiyormus. Damsiz girilmez yani. 
Asil bahsetmek istedigim detay bu degil. Gecede cesitli sosyal etkinlikler de olmus. Meydanda toplanan kalabalik "We are the World"u söylemisler. Mülteci basvurusu olanlarla birlikte. Ayni böyle diyor haberde. "Mülteci basvurusu olanlarla birlikte", nokta. Onlar zaten resmi statü acisindan henüz mülteci (bile) degil. Bi kere basvurdular ama bazilarinin mültecilikleri kabul edilecek mi bakalim.
Fakat bahsetmek istedigim detay o da degil. Anlasilan mültecilik (veya mültecilik basvurusu yapmislik) buralarda önümüzdeki aylarda ve yillarda her türden sosyal etkinligin insaniyetli ve erdemli yüzü olarak, bir tür PR malzemesi olarak sahneye sunulacak. Eskinin "Afrikali aclar"i misali. We are the world yani.(Temiz niyetle, arka planda sessiz sedasiz calisan insanlari bu görüsten haric tutuyorum.)
2) Genc bi Alman adam master tezini üniversiteye teslim ettikten iki gün sonra Skateboard'u ile yola cikmis. Amaci, baska bir ulasim araci kullanmadan sadece Skateboard ile Alpler'i asip Balkanlar üzerinden Istanbul'a ulasmakmis. Ulasmis da. Gazetede Bogaz'da skateboard'i ile cektigi hos bi selfie'si var. Asil yoldaki gözlemi cok ilginc. Cok para harcamamak icin yollarda mecbur kalmadikca otele gitmemis, kamp alanlarinda gecelemis. "Tuvalet vb acisindan en ilkel sartlarin hüküm sürdügü kamp alanlarinda bile eksik olmayan tek sey yüksek hizli internet baglantisiydi" diyor. Eskilerin "Ayrani yok icmeye.." dedigi durum. Temel ihtiyaclari es gecip, sürekli iletisimde, sürekli connected olmaya sevdalanmis (Maslow'un ücüncü basamagina denk geliyor yanilmiyorsam) tuhaf bi medeniyet kurmus oldugumuzu kabul etmemiz gerekiyor. Çişimi nereye yapacagimi henüz bulamadim, ama buldugumda dünyanin öbür ucuna oradan bir selfie gönderebilirim.

19 Kasım 2015 Perşembe

Dönüş

"Varlıkların hengamesini izleyin,
ama dönüşlerini tefekkür edin."


The ten thousand things rise and fall while the Self watches their return.


Und kämen auf einen Wunschlosen auch alle Wesen zu,— er bliebe still, ihr Kommen und Gehen schauend.

18 Kasım 2015 Çarşamba

Oyun



Bu oyunu oglan kütüphanede bulmus. Klasik oyunlardan farkli olarak oyuncular birbirine karsi degil, birlikte bir amaca ulasmak icin oynuyorlar. Ya birlikte kazaniyor, ya birlikte kaybediyorlar. Oyuncularin sürekli birbirine karsi mücadele ettigi ve bir tek kazananin oldugu oyunlar modern pedagojik yaklasimda bazen elestiriliyor ya, hani takim ruhu da önemli ya, sinerji parlayan sözcüklerden ya, piyasada bu türden oyunlar cogaliyor o yüzden.

Aldik, oynadik. Evet, biz birlikte oynuyoruz ama yine de oyunda bir öteki, bir kötü, bir karşı taraf var. Biz korsanlara karsi oynuyoruz. Biz korsanlardan kacip güvenli limana geri dönmeye calisiyoruz. Icimizden biri bile yakalansa kaybediyoruz. Anca beraber, kanca beraber-iz. Ve fakat sonunda ya korsanlar kazaniyor, ya biz kazaniyoruz.

I ıh, icime sinmiyor benim. Neden insan zihni, eglenmek icin ille de bir karsi taraf ihtiyaci icinde? Biz o adaya gezmeye gitmistik ama oyun korsanlar karsimiza ciktiginda basliyor. Korsan yoksa, oyun yok, heyecan yok, eglence yok.

Insan oyunlarda degil sadece, yasarken de bunu hep yapiyor. Kendine -aslinda yoksa bile- bir öteki yaratiyor. Yaratmazsa ici rahat etmiyor. Sıkılıyor. Öteki yok, eglence yok.

Belki bir gün biraz daha büyüdügümüzde, amaci bütün "ötekiler"le birlikte; ama "bizbize" degil,mutlaka onlarla birlikte bir adaya gezmeye gitmek ve o adayi temiz ve derli toplu ve güzel ve huzurlu tutmak olan oyunlar tasarlanir. Cocuklar da öyle oyunlari pek eglenceli bulur. Belki bir gün biz biraz daha büyüdügümüzde...

Hatta daha sonra belki...

Köknar ve ladin


İğne yapraklilar konusunda hep zayiftim. Bu yil oglanla beraber ben de öğreniyorum. 

Ders: Hayat Bilgisi , 

Konu: Cevremizdeki 4 iğne yaprakli agaç. 


Bazi köknarlar meger ladinmis :)



Ve bazı köknarlar da gerçekten köknarmış :)


harfler



Bu fotografi yanlislikla cektim. Gerisini daha sonra bilgisayarda bakarken farkettim. Sözcükler ne güzel, harfler ne güzel, basılı kağıt (ve basısız kağıt) ne güzel. i'nin üstündeki nokta gercekten nokta ama ü'nün üstündekiler aslinda minik karolar. Ve g'nin kenarindaki kirpik sanki icli, incelikli, derin bir hikaye anlatir gibi. 

Geçer



Gecen yil bu vakitler ayni yerde durup, buna cok benzeyen bir fotograf cekmistim. Altina da "içim gibi" yazmistim. Bu fotograf da "içim gibi". Oysa o zamanki ve simdiki içim birbirinden ne kadar farkli. O gecti, bu da gecer. Her sey geciyor, bu da gecer. Yüzünü günese dön, objektifte parlayan ve gözüne dolan günesi engelleme. Ama unutma, bu da gecer.


"Gönlünü geçici olana bağlama, çünkü halifelik son bulsa da Dicle, Bağdat'ın içinden akmaya devam edecektir."*

Kaldı ki belki Bağdat, ve hatta belki bir gün Dicle bile gecer. 


*Şirazlı Şeyh Sadi