20 Ocak 2012 Cuma

Küçük Hanımın Şarkısı




Feyza Erenmemis'ten bir de caz versiyonu vardir, hangisi daha güzel karar veremem bazen:

19 Ocak 2012 Perşembe

18 Ocak 2012 Çarşamba

Kıyısız Deniz

Evet, budur Pelin'cim :)
Ezginin Günlügü Haftasi kutlu olsun :))
Baslayalim bakalim sevdigimiz sarkilarini saymaya...



Sözler Mevlana'nin.
Yürege akmasi o yüzden...

Sen (Lem'a)

Pelin'cigim be,
bu sarkiyi en son dinleyeli kac yil oldu bilemedim bile.
Sagol.



Sözleri kimi rivayete göre Nazim Hikmet'in, kimine göre Cengiz Onural'in. Iki rivayetin de ayni sitede bulunmasi ayrica ilginc. Ikinci rivayeti kronolojik acidan pek olasi görmüyorum. Bilemiyorum artik...

16 Ocak 2012 Pazartesi

Yeni Türkü - Dalgaci Mahmut

Uma icin ve dünyanin bütün görünüste bosta gezerleri onuruna :)



Sözler Orhan Veli'den :)

Ve bu  arada "Yeni Türkü haftasi" da cok naif düsünceymis :)
Bir hafta Yeni Türkü'ye yetmezmis.

11 Ocak 2012 Çarşamba

Yeni Türkü - Cember



Bunun sözleri de Murathan Mungan'inmis. Neden besteleyeni degil söz yazarini belirtip duruyorum? Cünkü yeni Türkü sarkilarinda besteci ya Derya Köroglu ya Selim Atakan. Ve de bu sarkilari dinleyince "hem söz yazar, hem bestelerim" kompleksinin yersizligini bir kez daha anliyorum. En iyi yapabildigini layikiyla yapabilmek degil mi önemli olan?

Yeri gelmisken >>>

10 Ocak 2012 Salı

Baska Türlü Bir Sey

En sevdigim Yeni Türkü sarkisi:



Siir Can Yücel'inmis ve "Değişik" ve "Yapraktı" adlı iki şiirin birleşmesinden olusuyormus Youtube video'sunda da belirtilen rivayete göre...
Isil'cigim, :)



Sözler Murathan Mungan'inmis.

9 Ocak 2012 Pazartesi

Yeni Türkü - Gece Yarilari

Bu haftanin Yeni Türkü haftasi olmasina karar verdim.
Az bilinen bir sarkilariyla basliyorum, sözler Atilla Ilhan'a ait bir siirden (34 FN 346):



Senin en sevdigin Yeni Türkü sarkisi/sarkilari nedir?

3 Ocak 2012 Salı

Kardan adam

Oglum Eylül ayindan beri  kardan adam yapabilecek kadar cok kar yagmasini bekleyedursun, dogdugundan beri kulaginda yer etsin diye söyledigim Türkce sarkilardan biri:




Kardan adam yapalım, burnuna havuç takalım 
Üşüyor bu havada, boynuna atkı saralım (2) 


Atkı nerde, atkı burda, 
Süpürge nerde, süpürge burda 
Sar atkıyı boynuna,  süpürgeyi tak koluna


Türkce cocuk sarkilarina dair kaliteli kayit, video bulmanin güc oldugu, Google aramalarinin cocuk sarkilarinin sevimsiz/seviyesiz versiyonlarina ulastirdigi ve kendi blogunda cocuk sarkilari yayinlamanin cesaret isi oldugu bir ortamda, üsenmeyip bu türden videolar kaydedip yayinlayanlara icten tesekkürlerimi sunmadan gecemiyorum.

22 Aralık 2011 Perşembe

Heilpflanzen


Adi: Heilpflanzen (Ingilizce'si büyük olasilikla Herbal Remedies)
Yazar:Andrew Chevallier
Yayinevi.:Dorling Kindersley

Sifali bitkiler üzerine derli toplu. güzel fotografli, iyi bir kitap.

St. Martin, St. Martin

St.Martin günü coktan gelip gecti, sincabin St.Martin sarkilari söyleme aski hala bitmedi.

Su sarkiyi zor sözcükleri ve uzun cümlelerine ragmen nasil basariyla söyleyebiliyor, sasiyorum:



Videoda sarkinin Niederrhein versiyonu söyleniyormus.
Tam sözleri söyle:

l. Sankt Martin, Sankt Martin,
Sankt Martin ritt durch Schnee und Wind,
Sein Roß, das trug ihn fort geschwind.
Sankt Martin ritt mit leichtem Mut,
Sein Mantel deckt' ihn warm und gut.

2. Im Schnee saß , im Schnee saß,
Im Schnee, da saß ein alter Mann,
Hatt Kleider nicht, hatt Lumpen an.
"O helft mir doch in meiner Not,
Sonst ist der bittre Frost mein Tod!"

3. Sankt Martin, Sankt Martin,
Sankt Martin zog die Zügel an,
Sein Roß stand still beim armen Mann.
Sankt Martin mit dem Schwerte teilt'
Den warmen Mantel unverweilt.

4. Sankt Martin, Sankt Martin,
Sankt Martin gab den halben still:
Der Bettler rasch ihm danken will
Sankt Martin aber ritt in Eil'
Hinweg mit seinem Mantelteil.

Ilgi duyanlar olabilir, Ingilizce versiyonu da var Youtube'da:

7 Aralık 2011 Çarşamba

Lasst uns froh und munter sein

Tam da dün, bu sarkidan bahsetmeyi nasil unuttum!




Lasst uns froh und munter sein,
und uns recht von Herzen freun!
Lustig, lustig, traleralera!
Bald ist Nikolaus Abend da,
bald ist Nikolaus Abend da!

Dann stell ich den Teller auf,
Nik'laus legt gewiß was drauf.
Lustig, lustig, traleralera!
Bald ist Nikolaus Abend da,
bald ist Nikolaus Abend da!

Wenn ich schlaf, dann träume ich,
jetzt bringt Nik'laus was für mich.
Lustig, lustig, traleralera!
Bald ist Nikolaus Abend da,
bald ist Nikolaus Abend da!

Wenn ich aufgestanden bin,
lauf ich schnell zu dem Teller hin.
Lustig, lustig, traleralera!
Bald ist Nikolaus Abend da,
bald ist Nikolaus Abend da!

Nik'laus ist ein guter Mann,
dem man nicht genug danken kann!
Lustig, lustig, traleralera!
Bald ist Nikolaus Abend da,
bald ist Nikolaus Abend da!

6 Aralık 2011 Salı

Rakamlari ögreniyoruz / Say bak!

Sincabin rakamlara merak salmasi sebebiyle, sabah aksam söylemekte oldugumuz sarki:

Sag elimde bes parmak,
Sol elimde bes parmak,
Say bak, say bak, say bak
(Iki elin parmaklarini sayarak)
Bir, iki, üc, dört, bes
Bir, iki, üc, dört, bes

Hepsi eder on parmak
Inanmazsan say da bak
Say bak, say bak, say bak
(Iki elin parmaklarini sayarak)
Bir, iki, üc, dört, bes
Alti, yedi , sekiz, dokuz, on

Ich geh' mit meiner Laterne

Bir baska St.Martin sarkisi: Ich geh' mit meiner Laterne


Ich geh' mit meiner Laterne

Ich geh' mit meiner Laterne
und meine Laterne mit mir.
Dort oben leuchten die Sterne,
und unten, da leuchten wir.
Mein Licht ist aus,
ich geh' nach Haus,
rabimmel, rabammel, rabum.

Mein Licht ist aus,
ich geh' nach Haus,
rabimmel, rabammel, rabum.


Ich geh' mit meiner Laterne
und meine Laterne mit mir.
Da oben leuchten die Sterne,
hier unten leuchten wir.
Ein Lichtermeer
zu Martins Ehr.
Rabimmel, rabammel, rabumm.

Ich geh' mit meiner Laterne
und meine Laterne mit mir.
Da oben leuchten die Sterne,
hier unten leuchten wir.
Der Martinsman,
der zieht voran.
Rabimmel, rabammel, rabumm.

Ich geh' mit meiner Laterne
und meine Laterne mit mir.
Da oben leuchten die Sterne,
hier unten leuchten wir.
Wie schön das klingt,
wenn jeder singt.
Rabimmel, rabammel, rabumm.

Ich geh' mit meiner Laterne
und meine Laterne mit mir.
Da oben leuchten die Sterne,
hier unten leuchten wir.
Ein Kuchenduft
liegt in der Luft.
Rabimmel, rabammel, rabumm.

Ich geh' mit meiner Laterne
und meine Laterne mit mir.
Da oben leuchten die Sterne,
hier unten leuchten wir.
Beschenkt und heut,
ihr lieben Leut.
Rabimmel, rabammel, rabumm.

Ich geh' mit meiner Laterne
und meine Laterne mit mir.
Da oben leuchten die Sterne,
hier unten leuchten wir.
Mein Licht ist aus,
ich geh nach Haus.
Rabimmel, rabammel, rabumm.

Laterne, Laterne

Almanca - Türkce cift dilli cocuk yetistirmeye calisiyorum. Son 4 yilda edindigim tecrübeye göre Almanya'da üc tür Türk anne var:
Benim gibi Türkiye'de büyümüs ve cocuguyla Almanca cocuk sarkilari da söyleyebilmek isteyen,
Almanya'da büyüyüp cocuguyla Türkce cocuk sarkilari da söyleyebilmek isteyen,
Ister orada ister burada dogmus olsun bu türden kaygilari olmayan...

Ilk iki tür anne icin (ve dolayisiyla kendim icin) bildigim sincapla söyledigimiz Türkce sarkilari ve sincaptan ögrendigim Almanca sarkilari daha yogun not etmeye karar verdim.

Sincabin bu sonbahar cok söyledigi, 11. Kasim civari St. Martin kutlamalarinda söylenen bir fener sarkisi: Laterne, Laterne

5 Aralık 2011 Pazartesi

Suddenly in the Depths of the Forest



Haftasonu Amos Oz'un "Plötzlich tief im Wald" adli kitabini okudum. Asli Ibranice olan kitap Ingilizce'ye de "Suddenly in the Depths of the Forest" adiyla cevrilmis.

Bir masal tadindaki kitap, uzaklarda, daglar ve karanlik ormanlarla cevrili , adeta terkedilmis bir köyden bahsediyor. "Adeta" demeye gerek yok, köy gercekten de terkedilmis. Sadece atlar, inekler, kediler, köpekler degil, kuslar ve baliklar, hatta ahsap mobilyalarin icinde tikirdayan tahta kurtlari bile terketmisler köyü bir gece. Köyün cocuklari hayvanlari sadece ögretmenleri Emanulela'nin anlattiklarindan ve cizdigi resimlerden, bir de artik ciftcilik yapan balikci Almon'un yaptigi tahta oyuncaklardan taniyorlar. Iki kücük cocuk, Mati ve Maya,  bir gün olup bitenleri ögrenmek, büyüklerin yanitlamadigi sorularina bir yanit bulmak icin, gündüzleri dahi gitmeleri kesinlikle yasak olan ormana dalmaya karar veriyorlar.

Kitabin akici ve sade dilini, basit ama derin hikayesini cok sevdim. Doga tasvirlerini cok sevdim. Bence ilkokul cagindaki cocuklar bile okuyabilir. Nitekim kitabi ilk elime aldigimda bir cocuk kitabi oldugunu sanan sincap "anne hadi okusana" dedi. Ben de tepkisini ölcmek icin yüksek sesle okumaya basladim. Bir süre sessizce ve ilgiyle dinledi. Bazi seyler hakkinda sorular sordu: "Neden hüzünlüymüs köy?"  Bir gün birlikte daha da uzun okuyabilmeyi, daha da ötesi okumayi ögrendiginde kendi basina okumasini diliyorum.

Kitapla ilgili sevdigim bir baska sey de giris-gelisme-sonuc keskinliginde akan bir kurgusunun olmamasi. Bazi dügümlerin kitabin sonunda cözülmemesi... Kimilerine göre kitaptan Yahudi soykirimina dair bir alegori cikarmak mümkünmüs. Evet, mümkün. Ama kitabi okurken farkedilebilecek direk, net bir iliski yok. Daha cok diger insanlarla ve dogayla iliskilerimizin gayet gündelik detaylarindan bahsediyor kitap...Ve bunlarin ne kadar derin ve acitici sonuclari olabileceginden...  Bir alinti yapayim:


Kücük bir balikti, yarim parmak uzunlugunda bir balikcik; gümüsi pullari ve yüzgecleri vardi...Yuvarlak ve iyice acilmis bir balik gözü bir an icin Maya ve Mati'ye bakti, "bu dünya üzerinde yasayan biz bütün canlilar" demek ister gibiydi, ", insanlar ve sigirlar, kuslar ve sürüngenler ve baliklar, biz hepimiz, bütün farkliligimiza ragmen birbirimize akrabayiz"
...
"Böylece" dedi Maya bir süre düsündükten sonra, "böylece diyebiliriz ki hepimiz, istisnasiz hepimiz, ayni gemideyiz: sadece cocuklar degil, sadece köydeki insanlar degil, sadece bütün dünyadaki insanlar degil, bütün canlilar. Hepimiz. Acaba bitkiler de yakinimiz olamaz mi diye düsünüyorum, uzak bir akrabamiz?" 


"Ve diger yolcularla alay eden ve onlara aci cektiren" dedi Mati "aslinda bütün gemiye zarar veren bir aptaldir. Cünkü baska bir gemi yok."

Bana kalirsa, ne mutlu, ne de mutsuz bir sonu var "Suddenly in the Depths of the Forest"in. Sadece gercek yasamda oldugu gibi, insanin iradeyi ele almasini gerektiren bir sonu var.

Guardian ve Independent de bahsetmis kitaptan.
Amos Oz'la tanistigima memnunum.

9 Eylül 2011 Cuma

...Özbek bakicilardan, ithal catlak...

Ogluma hamileligimde eski usulde (yani bir deftere bir kalemle yazarak) tuttugum günlügümü dört yil sonra bir arkadasimin sorusunu yanitlamak icin actim. Sorunun yanitini ararken o günlerde yazdigim ve coktan unuttugum bir sürü seyi tekrar okudum.

Su kisima gelince kendimi yüksek sesle gülmekten alamadim:
"Bu arada Almanca bir forum buldum. Hamilelik haftasina göre bölümlere ayrilmis. Her bölümde kendi hamilelik haftanda olan diger aday annelerin yazdiklarini ve sorunlarini okuyabiliyorsun. Böylesi daha iyi. Bu haftalarda herkesin ultrasonsuz muayene yüzünden hayal kirikligina ugradigini (Almanya'da gebelik boyunca sigortanin ödedigi ve doktorlarin önerdigi toplam ultrason sayisi 3), iki saatligine sehre gitti diye ayni benim gibi yorgunluktan yikildigini, hatta bazilarinda bulantilarin hala devam ettigini (benimki gecti artik) ögreniyorsun böylece. Bende bir anormallik mi var psikolojisinden kurtuluyorsun. 

Bir de Türkce forum var takip ettigim. Orada daha cok hirsizlik yapip evden kacan Özbek bakicilardan, ithal catlak kremlerinden, Avrupa yakasindaki su herkesin önerdigi doktor bilmem kim beyin telefon numarasindan bahsediyorlar"

Kimse kirilip darilmasin.
Bizim oglan dört yasinda. Degisen bir sey yok.