8 Nisan 2010 Perşembe

PFAPA ve Periyodik Ateş Okuma Listesi - 3

4 Nisan 2010 Pazar

Pandora Türkiye'den bildiriyor... (III)

Reklamlarda ne kadar çok "ayrıcalık" ve "konfor" lafının geçtiğine bir tek ben mi takılıyorum acaba? "Bugünün saraylıları" için evler yapılıp satılıyor. "Evinin sultanlarına" halılar diziliyor çifter çifter. "Ayrıcalıklı olmanın keyfini yaşayın" diyor birileri de. Bu mu, buna mı talep? Hiç tepki almıyorlar mı izleyenlerden? Şaşkınlıkla seyrediyorum.

3 Nisan 2010 Cumartesi

Pandora Türkiye'den bildiriyor... (II)

Her yerde büyük ötesi, devasa Türk bayraklarına rastlıyorum. Çocukluğumda sadece Anıtkabir'de gördüğüm türden bayraklar. Galiba buralarda vatanseverliğin büyüklüğü artık bayrağın boyutuyla ölçülüyor.

24 Mart 2010 Çarşamba

Çift dil edinimi üzerine bir kitap daha

Bilingual First Language Acquisition
Annick De Houwer

* Bu kitapta BFLA ( Bilingual First Language Acquisition ) ve ESLA (Early Second Language Acquisition) arasında kesin bir ayırım yapılıyor. Yazara göre BFLA doğumdan itibaren iki dili bir arada öğrenme durumu. ESLA ise doğumdan itibaren önce bir dilin duyulup öğrenildiği, ikinci dilin ise ağırlıklı olarak erken dönemde (2-6 yaş) maruz kalınarak öğrenildiği durumları tanımlıyor. Anne ve babanın iki ayrı dili konuştuğu çift dilli ailelerde yetişen çocuklar BFLA örneği. ESLA genellikle çevre dilinden farklı bir dili konuşan ailelerin çocuklarının dil öğrenme süreci ile örnekleniyor. Bu durumda ikinci dil (çevre dili) çoğunlukla anaokulunda öğreniliyor. Bu durumda bizim durumumuz aslında BFLA değil, ESLA oluyormuş. İlginç. Başka kitaplarda rastlamadığım bir detay. Kitap aslen BFLA süreçleri hakkında olduğundan bize tam uymadı ama yine de okumaya devam ettim. Başka ilginç şeyler de öğrendim.

* Çocuğun ilk dil edinimi sırasında tek başına veya ardarda kullandığı ve yetişkinlerin genelde cümle düzeyinde anlam verdiği ifadelere "holophrase" deniyormuş. Bu sözcükten cümleye geçiş aşaması. Örneğin elini uzatıp "ekmek" diyen çocuğa içgüdüsel olarak "Acıktın mı? Al ekmek" veya "Aaa, evet, o bir ekmek" veya "Doğru, yere düşmüş ekmek, kaldıralım"   yanıtını veren yetişkin cümleye geçiş sürecini bir şekilde destekliyor.

* Daha sonra sözcükleri bir araya getirme dönemi başlıyor. BFLA çocukları yaklaşık 2,5 yaşında sıralaması doğru yapılmış, 3-4 sözcükten oluşan cümleler kurmaya başlıyor.

* Bir çok kitap ve internet kaynağında hararetle önerilen "bir dil, bir insan" yöntemini yazar  çift dil ediniminde o kadar da kritik öneme sahip görmüyor. (Bu arada kendisi de bir BFLA çocuğu imiş, çocuğunu da çift dilli yetiştiriyormuş). Söylediğine göre bu yöntemi kullandığını söyleyen ailelerin çoğunluğunda dahi, tutarlı olarak   bir yetişkin sadece ve sadece bir dil kullanıyor/kullanabiliyor değilmiş. Ayrıca dil edinimindeki gelişme seyri karşılaştırıldığında, diğer yöntemlerle arasında büyük bir fark bulunmuyormuş.

Pandora Türkiye'den bildiriyor... (I)

Bugün akşam haberlerinde Paris'ten bildiren muhabir, birinden bahsederken üç kez "binadan çıkış yaptı", bir kez "binaya giriş yaptı" dedi. Ben buralardan ayrılalı artık kimse binalara girip çıkmıyor anlaşılan. 

11 Şubat 2010 Perşembe

Cocuklarda dil gelisimi ve cift dillilik üzerine kitap önerileri

Bir önceki yazida bahsettigim kitabin sonunda anne-babalar icin önerilen kitaplar vardi. Akademik yayinlar arasinda özel olarak anne-babalarin faydalanabilecegi; acik ve net bir dille yazilmis kitaplari bulup cikarmak zor. Bu yüzden bu listenin isime yarayacagini düsünüyorum. Henüz hicbirini okuyamadim. Bir kacini okuyabilsem bile kardir diye düsünüyorum.

Cocuklarda dil edinimi üzerine kitaplar:
Bausteine der kindlichen Entwicklung
Ayres, Anna Jean ; Robbins, Jeff
2002

Sprachentwicklung
Grimm, Hannelore (Psychologin),
2000

Das Wunder des Spracherwerbs
Szagun, Gisela,
2007

Wie Kinder Sprachen lernen
Tracy, Rosemarie,
2008

Cift dil edinimi üzerine:
Zweisprachigkeit zu Hause und in der Schule
Baker, Colin,
2007

Encyclopedia of bilingualism and bilingual education
Baker, Colin ; Jones, Sylvia Prys,
1998

Materialien zur interkulturellen Erziehung im Kindergarten. Zweisprachigkeit
Heuchert, Lucija,
1989

Zweisprachige Kindererziehung
Kielhöfer, Bernd ; Jonekeit, Sylvie
2002

Mit zwei Sprachen groß werden
Burkhardt Montanari, Elke
2005

Mehrsprachige Erziehung
Triarchi-Herrmann, Vassilia
2006

9 Şubat 2010 Salı

Cift dillilik (bilingualism) üzerine bir kitap


Elternratgeber Zweisprachigkeit

Informationen & Tipps zur zweisprachigen Entwicklung und Erziehung von Kindern

Anja Leist-Villis

Bu kitap bilingualism hakkinda okudugum en iyi kitaplardan biri. Iyiligi özel olarak anne-babalari hedeflemesinde, acik ve dogrudan bir dili olmasinda, bölüm sonlarinda özet ve uygulama önerileri bulunmasinda. Yazari hem Almanya'da hem de Yunanistan'da yasamis cift dilli (Almanca-Yunanca) cocuklar üzerinde arastirma yapmis. Kitapta bu arastirmadan zengin örnekler var.


Ilk kez bu kitapta cocuklarda cift dilli gelisimin bu kadar cok parametrenin ortak sonucu oldugunu okudum. Sadece anne ve babanin cocukla hangi dilleri konustugu ve ülke dilinin ne oldugu önemli degilmis. Ayni zamanda (varsa) kardeslerin kendi aralarinda ve cocukla hangi dili konustugu, anne-babanin kendi arasinda hangi dili konustuklari, anne veya babadan hangisinin cevre(ülke) dilini konustugu, ailenin ciftdillilige bakisi, ortamin ciftdillilige bakisi, cevrenin gözünde ögrenilen dillerin prestiji vb. gibi bir sürü etken cocugun cift dilli olusunu etkiliyormus.


Cocuklarin cok kücük yaslardan itibaren sadece iki dili degil, o dillere özgü vurgulari, gestik ve mimikleri de ayirt edebildiklerini okudum. Ilgincti.


Cocugun her iki dili de mükemmel konusmasinin anne-babalarinin hayali olsa da, nadiren gercek oldugunu okudum. Üzücüydü. Ben o hayalle yasiyordum cünkü. Genellikle dillerden biri (ve genellikle ülke dili) digerine göre baskin olurmus. Digerinin cok zayif kalmamasi icin neler yapilabilecegine dair öneriler vardi.


Cocugun cift dil ediniminin herhangi bir döneminde dillerden birini acikca reddetme veya o dili konusmaktan kacinma gibi seyler yasayabilecegi de yaziyordu ve bu durumu az sarsintiyla atlatmak icin neler yapilacagini anlatiyordu. Eger benim dilimi reddediyorsa örnegin, ona acik ve kesin olarak, hangi dilde konusursa konussun benim kendi dilimde yanit verecegimi, cünkü kendimi en cok bu dilde rahat hissettigimi söylemeliymisim. Eger cevre dilini degil de, digerini reddediyorsa o ülkeye yapilacak bir ziyaret bazen etkili olurmus. ( Örnegin: "Bir ülke dolusu insan Türkce konusuyor, Türkce konusmak anlamsiz degil, Türkce benim icin bu insanlarla iletisime gecmek icin iyi bir arac")

Ayni sekilde deger verdigi bazi kisilerle (dede, büyükanne vb.) sadece bu dili konusarak iletisime gecebilecegini farketmesi de ise yararmis.


Aklimda kalanlar bu kadar.


Özellikle Almanya'da cift dilli cocuk yetistirmenin dinamikleri ve incelikleri üzerine bilgilenmek isteyenlere öneririm bu kitabi.

Kendi kendime konusuyordum önce. Sonra bazilarini baskalari da bilse iyi olacak dedim. O bazilari zamanla gelecek...

24 Mart 2009 Salı

Bir zaman önce yazacaktım.Fırsat olmadı. Aklıma takılıyor:
Muza sarı, elmaya kırmızı (veya Amasya) , portakala Vaşington derken eğip bükmüyoruz. Ama insanlardan bahsederken kelimelerle oynamaya başlıyoruz. Amerika'da mesela siyah demek büyük günah oluyor, Afro-Amerikan diyoruz. Mesela Roman "vatandaşlarımız" diyoruz, mesela Alevi "kardeşlerimiz" diyoruz. Neden birinin vatandaşımız, diğerinin kardeşimiz olduğunu özellikle belirtmek zorunda hissediyoruz kendimizi? Neden Romanlar, Aleviler demiyoruz? Kelimelerin sırtına  önce önyargılarımızı yükleyip, sonra onları taşısın diye yanlarına başka kelimeler daha ekliyoruz. Veya Afro-Amerikan örneğindeki gibi temizlenmez lekeleri yüzünden onları tu-kaka edip çöpe atıyor, yerlerine başka kelimeler koyuyoruz. İşin tuhafı temizlenmiyorlar, yüklediğimiz yükleri taşıyamayıp orta yere döküyorlar. İkiyüzlü ikiyüzlü orta yerde duruyorlar. Öyle alışmışız ki farketmiyoruz.İnsanın dilini temizlemesi ne zor. Dilimi temizlesem beynimi de temizleyeceğim oysa. Veya tersi.
*
Şurdan geldi aklıma bütün bunlar bugün tekrar.
LTI : Lingua Tertii Imperii. Die Sprache des Dritten Reiches. 2002 basımı İngilizce çevirisi var : The Language of the Third Reich: A Philologist's Notebook.

Bulursam okurum belki.

12 Mart 2009 Perşembe

Günah keçisi

Bazen İngilizce-Almanca ve Türkçe'de bire  bir aynı olan deyimlere, atasözlerine rastlayınca kültürel geçişmenin derecesine şaşıp kalıyorum. Mesela Sündenbock. Bire bir "günah keçisi" demek...

13 Şubat 2009 Cuma

Ayrıca dün akşam aklıma geldi. Sabah gazetesinin on küsur yıllık arşivinde debelenip Gülay Göktürk'ün eskiiii ve daha o zamanlar okuduğumda çok anlamlı bulduğum bir yazısını aradım. Ve de buldum! Bu yazıyı okuduğumda daha bilmiyordum ama kaderde insanın kendisini 28 yaşından sonra 5 yaş zekasında falan hissedeceği ve kendinin yarı zekasında bir takım tiplere derdini anlatmak için eveleyip geveleyeceği günler de varmış...

28 Ocak 2009 Çarşamba

Zülfü Livaneli'nin hangi bir yazısına link vermesem, bilmem ki... Buyur

5 Kasım 2008 Çarşamba

Obama kazandı. Yeni başkanımız Obama. Biz seçmedik ama öyle. Antik Yunan demokrasisi gibi. Oy kullanabilen özgür ve seçkin vatandaşlar(Amerikalılar) kendilerini ve köleleri (bizi) yönetecek yeni dünya başkanını seçtiler. Dur bakalim n'olacak?
*
Anarcho-primivistler McCain'i desteklemiş. Onun, bekledikleri nükleer savaş ve yokoluşu daha çabuk getireceğine; böylece hayatta kalanların ve dünyanın bir an önce başının çaresine bakabileceğine inançları tammış. Anarcho-primivistler ne yer, ne içer? Süt içer mi? İçerse nerden alır? Çalışır mı? Sabah işe neyle gider? Kafasını toplamak için kahve içer mi? Merak ediyorum bunları. İnsan yaşayamayacağı şeyin savunucusu olmamalı...